‘Askıda kahve’ hikayesini bilmeyen yoktur. Ama bilmeyenler için yine paylaşmak istiyorum.
Askıda kahve uygulamasının bir değişiği Kadıköy’de bir fırında var. İhtiyaç sahibi insanlar için ‘askıda ekmek’ bu dünyada hâlâ iyi insanların olduğunun en güzel kanıtı bence. Kadıköy'de adını bilmediğim bu fırının hayata geçirdiği "sağ elin verdiğini sol elin görmediği iyilik hareketi"ni Bursa'da gittiğim fırınlarda da görmeyi ve hiç görmediğim birilerine askıda ekmek ısmarlamayı çok isterdim. Kime yardım ettiğini bilmeden bir iyiliğe katılmak ne kadar güzel olurdu. Hatta bu uygulama daha bir çok yerde uygulanabilir. Askıda kitap mesela! Kitap okumayı seven, ama alım gücü yetmeyen insanlar için kitaplar. Tabi 1 kitap ile 1 ekmek arasında maddi olarak fark var. Parasını verip alamıyorsak da mesela okuduğumuz ve evimizdeki kitaplıklarda tozlanmaya mahkum ettiğimiz kitapları götürüp ihtiyaç sahiplerine vermesi için kitapçılara bağışlayabiliriz. Kitapların rafınızdan daha fazla güzel duracağı bir yer varsa oda okumak isteyen ihtiyaç sahibi bir insanın elleridir ve aklıdır.
İtalya’da Venedikte kenar mahallelerinden birinde, bir cafe-barda, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene “due caffee, uno sospeso” (iki kahve, biri askıda) dedi. İki kahve parası verdi. Bir kahve içip gitti. Barmende duvarda asılı duran çiviye bir küçük kâğıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlarda “trio caffee, onu sospeso” (üç kahve, biri askıda) dediler. Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içip gittiler. Barmen “askı” ya yine bir küçük kâğıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu. Bir süre sonra kahveye üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene ”onu caffee sospeso” (askıdan bir kahve) dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı gitti. Barmen ise duvara astığı kâğıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöpe attı. Bu gözlemimizin sonunda gözlerimizi yaşartan, fakat kesinlikle örnek almamız gereken bir “İtalya toplum terbiyesi” öğrendik. Yardım etmek için insanların gereksinimlerini belirlerken, yalnızca yaşamsal gereksinimlerle sınırlı kalmak zorunda değiliz. Bir Venedik’li için yaşamsal olmasa da kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır. Kahve içebilecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, kendileri bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişilerde daha mutlu oluyorlar. Kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul eden kişiler ise huzurlu oluyor. Yardım eden ile alan arasında, bu cafe-bardaki garson gibi, köprü görevi yapan kişilerin ise güler yüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin “bana askıda kahve var mı” diye sormasına gerek bırakmamak için “askıda kahve” olduğunu belirten kâğıt parçalarını kolaylıkla görünen gir yere asmak ise bu olgunun çok zarif bir bölümünü oluşturmaktadır.
Askıda kahve uygulamasının bir değişiği Kadıköy’de bir fırında var. İhtiyaç sahibi insanlar için ‘askıda ekmek’ bu dünyada hâlâ iyi insanların olduğunun en güzel kanıtı bence. Kadıköy'de adını bilmediğim bu fırının hayata geçirdiği "sağ elin verdiğini sol elin görmediği iyilik hareketi"ni Bursa'da gittiğim fırınlarda da görmeyi ve hiç görmediğim birilerine askıda ekmek ısmarlamayı çok isterdim. Kime yardım ettiğini bilmeden bir iyiliğe katılmak ne kadar güzel olurdu. Hatta bu uygulama daha bir çok yerde uygulanabilir. Askıda kitap mesela! Kitap okumayı seven, ama alım gücü yetmeyen insanlar için kitaplar. Tabi 1 kitap ile 1 ekmek arasında maddi olarak fark var. Parasını verip alamıyorsak da mesela okuduğumuz ve evimizdeki kitaplıklarda tozlanmaya mahkum ettiğimiz kitapları götürüp ihtiyaç sahiplerine vermesi için kitapçılara bağışlayabiliriz. Kitapların rafınızdan daha fazla güzel duracağı bir yer varsa oda okumak isteyen ihtiyaç sahibi bir insanın elleridir ve aklıdır.

