Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2015

Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey

Mim yazılarını çok seviyorum. Okuması da yazması da çok eğlenceli. Bu mimi sevgili Nesneslis'in blogunu bırgalarken gördüm ve yazmak isteyen herkes yazabilir açıklamasından gaz alarak başladım yazmaya.

1- Blog yazmak için ne gibi özelliklere sahip olmak gerekir?
Bir kere yazmayı seviyor olmak lazım. Çünkü insan sevdiği bir şeyde başarılı olabilir, istikrar sağlayabilir. Bence yazı dili akıcı, yazdıkları keyifle okunan biri olmak gerek. Sonra blogger olmak demek sadece yazmakla da sınırlı değil. Yazıları görsellerle, gerektiğinde videolarla desteklemek demek. Bunun için de iyi bir fotoğraf gözü olmalı, fotoğraf çekmeyi sevmeli. Son ve bana göre en önemli maddeyse sosyal medyayı sevmeli. Çünkü ancak onu aktif ve doğru kullandığımızda daha çok insana ulaşabiliyor, sesimizi duyurabiliyoruz.

2- Herkes blog yazabilir mi?
Herkes her işi yapamıyorsa herkes de blog yazamaz. Gerçekten yazabilenler yazsın.

3- Severek takip ettiğin, yazı dilini sevdiğin bloggerlar kimler?

4- 3 kelimeyle kendini ifade etmen gerekse bunlar ne olurdu?
Pozitif, düzenli, eğlenceli.

5- Almadan yapamam dediğin, bittikçe aldığın kozmetik ürünü?
Eyeliner pen, CC cream, Tender care balm.

6- En sevdiğin yabancı/yerli dizi?
How i met your mother / Kardeş Payı' ydı. Şimdilerde belgeselden başka bir şey izlemiyorum.

7- Totemlerin var mı?
Nasılsa bundan kusur kalmışım.

8-Biraz özel hayat konuşalım mı? :)) Hayatında biri var mı? İlişkiler hakkında düşüncelerin?
Bingooo! Soruya gel! Tabii konuşalım da olmayan şeyin nesini konuşacağız bebeğim? Hayatımda biri yok. Evet evet sanırım Tanrı benim ruh eşimi yaratmayı unutmuş. Son adamakıllı ilişkim biteli 4 yılı geçiyor. O zamandan beri de tanışmaları ve ilişki olmaya yönelik girişimlerimi saymazsak özel hayatım yok diyebilirim. Yukarıdaki açıklamaların bana verdiği yetkiye dayanarak son soruyu pas geçiyorum.

9- Sosyal medyanın hayatında ki yeri? En çok kullandığın sosyal medya?
Sosyal medyayı blog yazmaya başladıktan sonra daha aktif kullanmaya başladım. En aktif olarak kullandığım Instagram, en severek kullandığım da diyebilirim.

10- Canın çok sıkıldı, işin içinden çıkamıyorsun kendini iyi hissetmek için ne yaparsın?

Eer başımı alıp gidebilecek durumdaysam yani iş yerinde falan değilsem kulağıma takarım kulaklıklarımı, giyerim spor ayakkabılarımı dalarım bilmediğim sokaklara. Yürüyüp yeni yollar, yeni yerler keşfedip kafa dağıtırım.

11- Şu sıralar dinlemeyi en sevdiğin şarkı ?
Hilary Duff - My Kind

Ben de özel olarak kimseyi davet etmiyorum. Yazmak isteyen herkes yazabilir ama yazısında benden bahsetmek şartıyla :)

24 Eylül 2012

Mim - Favoriler

Şanselize Bulvarı'nın pek sevdiğim sahibi Şükücüm uzun uzun zaman önce mimlemişti beni ama ben ancak fırsat buldum mimi yazmaya. E ne diyelim geç olsun güç olmasın di mi?

Favori rengin?

Birden çok seçme hakkım var mı örtmenim?


Favori hayvan?

Aslan ve timsah. Biri burcumu biri de tuttuğum takımı temsil ettiği için.

Favori sayı?


Favori içecek?






Facebook mu Twitter mı?



Tutkunuz?

Hediye almak mı, vermek mi?

İkisini de severim ama dürüst olmak gerekirse almak :)

Favori gün?


Favori çiçek?







Benden kimlere gitsin? OoooOOO piti piti karamela sepeti :)

Sayın abonemiz bu mimin size ulaştığı tarihte bu mimi zaten yaptıysanız lütfen bu yazıyı dikkate almayınız. Ama yapmayıp da dikkate almıyorsanız da külahları değişiriz ona göreee ;)

İkiz Kızlarımın Süslü Dünyası (Duygu Erdoğan Karataş)
İki Kum Tanesi (FüsunT)
Nermin Özata
Pamuk Şeker
Elma Şekeri (Zeynep)
Süslü Keçeler
Aslı'nın Dünyası
Domates Suyu (Pınar)
Rüzgar'a Doğru (Melis)
Fıstıklı Tombi (Darla)
Elif'in Mesajı Var
Müjgan'ın Ev Hali

10 Eylül 2012

Mim - Ortaya Karışık

Mimler kraliçesi Biricit tarafından en çok mimlenen bloggerlardan biri olmaktan ötürü kıvanç duyan Supercellmadan Selamlar Blog

Mmm epeydir mim yazmıyorum lan ben diyordum ki sabah e-mailime düşen bir mail ile yeni bir mim haberi aldım. Temiz kalpli miyim neyim arkadaş, içimden başka bir şey geçireymişim olacakmış. Sevgili Biricit bana tatil sonrası blog mesaisi yaptırmak için kolları sıvamış belli ki. Ee ne diyelim bir Blog Star'a karşı koymak olmaz deyıl mi? :) Tamam efenim yazıyoruuz, yaaaazzzdııkk! Böyrünüs:

Günün nasıl geçti?
Bugüne henüz başlamış olmamdan dolayı dünümden bahsedeceğim. Cumartesi akşamı sabaha karşı eve gelip gün ağarırken uyumamdan, dolayısıyla dün öğleden sonra uyanmamdan ötürü günümün yarısı piç oldu ama geri kalan kısmı bol kahkahalı, bol hediyeli, bol sürprizli ve bol aile saadetliydi. Kısa günün kârı. Daha n'olsun dimi?

İsim vermeden bahset;
Hehhh! En beceremediğim şey. Kimden? Ahahah mala bağladım. Diğerlerinden kopya çektim herkes blog dünyasında birilerinden bahsetmiş. E ben de geleneği bozmayayım dedim. Blog dünyasında sıkça görüp en saçma bulduğum şey: Bloggerların kullandıkları eşyaları çekilişle birilerine vermesi. Nedir bu arkadaş? Eskit eskit çekiliş yap dağıt! Millet dolaplarında yer açmak için blog çekilişi yapar olmuş. Bana çok komik geliyor. Şahsi fikrimdir. Üstüne alınmak isteyenler buyursun alınabilir.

Neden hep cam kenarı;
Bilmem ki. Bilet alırken müşteri temsilcisi kaç kişi? diyor. Bir kişi bayan diyorum direk cam kenarı veriyor. Ama fena da yapmıyor hani. Çünkü ne zaman koridora otursam cam kenarına oturan yol arkadaşım tip her molada on kere kalkar, üstten çantasını, hırkasını bokunu püsürüğünü almak için tabiri caizse üzerime çıkar falan. Tecrübelerimle sabittir. Hem cam kenarına oturmazsam kafamı nereye dayayıp uyucam arkadaş? Cam kenarı candır :)

Bugün kendin için ne yaptın;
Valla ayıptır söylemesi ben her gün, her şeyi kendim için yapıyorum. Ama illa bir şey demek gerekiyorsa bugün gittim Mahfel'e kendime çift kaşarlı tost tabağı, patates kızartması ve bi dünya fincanda limonlu çay ısmarlayıp keyif yaptım. ihihihihi :)

Twitter ana sayfanı aç ilk gözüne takılan;
Feylesof ‏@FeylesofSokak Madem anneni bu kadar çok seviyorsun: Sana hediye ettiği hayatı adam gibi yaşamaya bak.(Al Beni - KARAPAKS) Herif haklı beyler!

Düşün ki o bunu okuyacak;
İbneliğin lüzumu yok. Daha fazla süründürme de bir cevap ver. Seviyorum lan seni!

Kahkaha atmana sebep olan karikatürler;




Klavyeye bakmadan bir şeyler yaz;
Bugün Pazzartesi ve ben seni çok özledim.

Bir cümle düşün sonra kelimelerin yerlerini değiştirerek yaz;
öncekilere pişman olursun seni için dediğin seviyorum.

Ctrl+V yap;
37.HAFTA İHRACAT PLANI :P:P

Bu kez kimseyi mimlemiyorum abi. Mimliyorum mimliyorum post yazan yok. Bende patlasın bu mim, kimseler yazamasın hıhh!! Şaka şaka aşağıdakiler sıkıyorsa yapmayın yolarım vallaa!

Asortik
Pamuk Prens
Nermin Özata
Disko Topu
Duygu Uygun
Kibritçi Kız
Spot Işığını Arayan Kız
Ruj Butik
Pamuk Şeker
Speedy Gonzales

ellerinizden öper anacım! Ciaoo!!!

23 Ağustos 2012

Mim - 15 Yıl Sonra Ben

Mimler kraliçesi sevgili Biricit beni 15 yıl sonra konulu enteresan bir mimde mimlemiş.

İtiraf ediyorum ekrana bön bön bakıp "Ne yazılır ki lan buna şimdi" dediğim ilk mim ve ilk post bu oldu.

15 yıl sonrası için kurabileceğim tek hayalim sağlığı yerinde, huzuru bulduğu yerde sevdiği adamın yanında -karısı olmak tercih sebebidir-, prim ödeme günlerinin son demlerinde, pembe panjurlu evinin kadını, boy boy çocuklarının anası bir Supercellma olmak. 15 yıl sonrası için durumum fifty fifty: Ben ya birini kafalayıp nikah masasına oturtmuş birkaç da çocuk yapmış, 40lı yaşlarda bi Supercellma olurum, ya da hâlâ evlenememiş annesi tarafından İzdivac programlarına gitmeye zorlanan, evde kalmış, kartlamış kız kurusu Supercellma olurum. İlki tercih sebebidir tabisi. İkinci şıkkı düşünmek bile istemiyorum.

Şayet benim kader yine yemedi içmedi ağlarını ördü ve evlenemedim diyelim şu an yaşadığımdan daha farklı bir hayatım olmazdı sanırım. Belki kıçımı sıkıp para biriktirip başımı sokabilecek kadar bir ev almış ve kira derdinden kurtulmuş olurdum. İş konusunda istikrara önem veren, 3 kuruş fazla kazanmak için daldan dala konmayan ve evlenerek bizim patronun ideal çalışan kriterlerini çiğnemeyen biri olarak hâlâ aynı şirkette ama belki başka bir pozisyonda çalışıyor olurdum. Annem hayattaysa "zamanında armudun sapı üzümün çöpü dedin beğenmedin bak şimdi böyle evde kaldın" deyip bitmek bilmeyen Selma'yı evlendirmeye teşvik enerjisiyle hâlâ bana sövüyor olurdu. Başka başkaa? Ayyy yok daha fazla yazamiyciğim 15 yıl sonra 40'lı yaşlarda  hâlâ yalnız olduğumu düşünmek bile sinirlerimi bozmaya yetti :)

Ben gidip valiz hazırlamaya devam ediyim :P

Cyrstalll'i ve Gerberaa'yı mimledim ve öptüm koccamann! :*

06 Ağustos 2012

Mim - Acayip Sorular

Pek Sevgili Balböcüklerim Memento Mori, Deep, Rapunzeliçe ve Siyah Kuyu beni mimlemiş. Eyvallah canlarım, buyrunuz cevaplarım :)

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?
Çaresiz bir hastalığım var zaten, 2 yıldır kimseyi sevemiyorum. Şaka bir yana ayıptır söylemesi ben zaten hakkaten günlük yaşayan biriyim o yüzden çok da şöyle yapardım böyle yapardım diyemiycem. İnsan ne zaman öleceğini bilse hayatın tadını çıkaramazdı ki, ne zaman öleceğimizi bilmemek daha güzel bence. Ama yine de 1 yıllık ömrüm kaldığını öğrensem bunu kimseye söylemezdim herhalde insanların acınası gözlerle bakması kadar iğrenç bir şey yok çünkü şu hayatta. Daha çok futbol maçına gider, daha çok küfrederdim, gönlünce yaşamanın bokunu çıkarır dünyanın anasını ağlatırdım kesin. Bi de doktorun verdiği "1 yıl içinde ölecek" raporunu alıp şu Acun'un cımbızla bulduğu enteresan tiplerden biri olarak Survivor'a katılırdım. Bu popoyla kesin ödül oyunlarını kaybeder aç kalırdım. E ne kadar zayıf ölürsem o kadar iyi, tabutumu taşıyanlar küfretmesin. ihihiihihi :) Şaka lan şaka daha çok ibadet eder, daha çok mağfiret dilerdim tabi ki Yaradan Rabbimden. Saçmalamayın düpedüz öbür tarafa gidiyoruz, bırakın fani hayatı.. :)

Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?
Takıntılar mı ohohoho olmaz mı istemediğiniz kadar. Onları daha önce burada uzun uzun yazmıştım. Fobiye de birkaç bişey yazalım ki boynu bükük kalmasın :) Uğurböceği hariç her türlü böcek fobim var. Ay şimdi bile kaşıntı tuttu beni yaaa :S

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ?
Dünyada hiç bir insan kalmadığı gün olsa olsa kıyamet günü olur herhalde. Abowww tek başıma mı göreceğim kıyameti diye tırsardım tabii ki başka napıcam. Ay Allah göstermesin ya...

Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ?
Gidip göremediğim o kadar güzel yeri var ki deyip kendi memleketimden başlardım tabisi de. Olimpos, Kelebekler Vadisi, Kapadokya, bir uçtan bir uca Karadeniz vesair vesair. Alırdım altıma bisikletimi, sırtıma sırt çantamı, boynuma da fotoğraf makinamı başlardım kutsal toprakları gezmeye. Az giderdim uz giderdim dere tepe düz giderdim. Bizim buraları bitirdikten sonraki ilk durağım da hayallerimin şehri Paris olurdu. Of ulen offf..!

İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?
Hee öpeyim de çilleneyim, elimde yüzümde tavuk götü denilen o illet şeyler çıksın dimi. Manyak mıyım lan ben prens sahibi olucam diye çirkin bir kıza dönüşeyim. Ömür boyu bekar kalacaksın deseler yine de öpmem. Hiç bana göre değil. 

En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?
Geçtiğimiz Cuma şirket iftarından dönerken arabaya binerken taşlanmış Little Big kotumun ağının cartlayıp beni şehrin göbeğende donumun gözükmesi tehlikesiyle karşı karşıya bırakması. Allahtan üzerimde uzun bir tişört vardı da çekiştire çekiştire sokak aralarından gittim. Tükkan önlerinde tavla &çay muhabbeti yapan esnafı da hesaba kataydım iyiydi. Gece vakti güneş gözlüklerimi mi takayım diye düşündüm bi ara, yok lan manyak mısın daha çok dikkat çeker dedim, vazgeçtim. Çapraz çantamı tam popomun üstüne denk getirdim, ben adım attıkça o çarptı, öyle çarpa çarpa, topallaya topallaya gittim. Bişey değil don da ten rengiydi. Umarım gören biri olmamıştır, görmüşse de içime don giymedim zannetmemiştir. Napayım yani kıçı yırtık kotla gezmeye gitmedim ya, kaza bu herkesin başına gelebilir. E ben de bi daha Little Big'den kot alırsam. Onu da alıp mağaza yetkilisinin kafasına patlattım al sen giy diye...

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?
İçine ne olmaz ne olmaz diye her bi şeyi tıkıştırdığım çantam, pudralı deodorantım, cüzdanım.

Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ?
Kitaplardan "Kusursuz Kadınlar" filmlerden de "Broken English" olayım ben mümkünse.

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ?
Yihihuhuhu ne zaman gidiyoruz? derdim ve hemen eve gidip çantamı hazırlardım. Çantayı da napacaksam uzayda :)

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?
Gözü yaşlı analar, sevdiceğinden ayrı düşmüş bacılarım, vatan sağolsun diyen ama içi acıyan amcalarım, babasına doyamadan toprağa vermiş minikler için, milletim için bir şey yapardım.
Doğuya gidip PKK'nın kökünü kazır, terörü durdururdum. Hökümetin bişey yapacağı yok bu konuyla ilgili.
Kendim içinse Pinto'nun kıçının dibinden ayrılmaz ona Şilice mektuplar yazar, evinde her yere minik notlar bırakır, kendime aşık etmeye çalışırdım. Kesin ben bi boku beceremeden elimdeki hap stoğu biterdi ya o da ayrı konu. Bahtsız Bedevi Görünmez Versiyon :)

Kendimizi kötü hissettiğimizde yaptığımız şeyler
Komik gelebilir belki ama ben kendimi en sık duş yapamadığım, terlediğim zamanlarda kötü hissederim. Bunun için de çok basit duş yaparım tabi ki. Bunu dışında bir de pms ve regl dönemlerimde kötü hissederim, bir de ıyy burdan uzak olsun migrenim tuttuğunda. Her ikisinde de yalnız kalmak isterim. Karnım ağrıdığında termoforu bacak aramdan düşürmem, migrendeyse kafamdan sıkıca sardığım tülbentimi. Bunlar dışında üzücü, sinir bozucu şeyler yaşadıysam da yine yalnız olmak koşuluyla ağlarım. Çünkü başkalarının yanında pek ağlayamam ben. Çocukluğumdan gelen bir alışkanlık.

Bu acayip mim kimlere gitsin? Mmmhhhh oo piti pitii karamela sepeti.... :P

Elmashekeri Zeynep, Denizin Yıldızı, Pamuk Prens, Ahududu Tadında Cümleler, 
bana yeni katılanlardan da
Delirme Sanatı, Ayşa's Home, Kahve İnsanları, Hale'nin Haresi'ne...

Haydin pamuk eller klavyeye... Yazmazsanız kırarım kafanızı heaaa! :P


18 Haziran 2012

Mim - Takıntılar

Efendıığğğmmm gün geçmiyor ki blogır arkadaşlarımdan biri tarafından mimlenmeyeyim. Allah razolsun eksik olmasınlar tabe, blog dünyasında sevginin bir göstergeçidir bu mim olayı. Çok datlu izleyicim Kutsal Umay mimlemiş bu kez de. Egzotik kokulu oda parfümü şeklindeki teşekkürlerimi fışkırtıyorum. Bence bu mim olayı blogun trafiğinin artması, izleyicilerin bizi tanıması açısından çok faideli ve baştan sağılmaması gereken bir olay. Buyrun ahanda Ramazan pidesi gibi dumanı tüten yeni mimimiz: "Buyur burdan tanı" (canınız çekti dimi? mehehehe benim de çekti valla.)


Takıntıların var mı? Yoksa kim takar takıntıları sallamışım dünyayı modunda mı yaşarsın hayatı..

Şarkısı

Ben güzele güzel demem takıntısı olmayınca! Pehhh iğrençti biliyorum. Takıntısı olmayan kim var aramızda parmak kaldırsın? Yok di mi? Heh ben de öyle düşünmüştüm. Çünkü takıntısı olmayan insan yoktur bebeyımm. Olabilemez yani. He kimi buna batıl inanç der, kimi alışkanlık der, kimi takıntı der, kimi de entellektüel davranıp obsesiflik der. Neyse ne, hepsi aynı bokun laciverti. Ne çok takıntılıyım ne çok umursamaz. Ama ben takıntıları olan biriyim. Ancak bunlar benimle özdeşleşen şahsıma münhasır alışkanlıklar boyutunda. Hastalık boyutuna geçmeyen cinsten. Allah geçirtmesin. Amin. (En sonuncu eski sevgilim Obsesif Kompulsifti çünkü. Ay çekilir çile değil ya)

Kokular konusunda takıntılıyım. Duş yapamadığım gün, bi de pudralı koltukaltı deodorantımı ve Kenzo Leaupar'ımı sıkmadığım gün kendimi kötü hissederim. Yanımdaki kişi/kişilere arkadaşım, iş arkadaşım, annem artık kim varsa o anlık kurbanım ben ter kokuyor muyum yaaee? diye sorarım sürekli. Tabi kolumu kaldırıp gel kokla şeklinde değil. Ohaa. Sadece hani benden sana doğru rahatsız edici koku geliyor mu şeklinde. Bu konuda birkaç kez gırtlaklanmaktan son anda kurtulduğumu söyleyebilirim. Yeter artık Selooo mis gibi parfüm kokuyorsun, ter falan kokmuyorsun baydın yaa!! şeklinde isyan tepkileri zaten hep duyduklarımdan. Mihri, Mükü, Aslıcan ve annem en çok isyan çıkaranlardan. Koku bence kişilerle özdeşleşen şeylerin başında gelir. Bu yüzden hassasım bu konuda.

Balık, lahana, karnıbahar gibi yemeklerin kokusu pişen ortama yayılmışsa o yemekleri yiyemem. O yüzden evde balığa karşıyım. Lahana ve karnıbahar ise piştikten bir kaç saat geçip ev havalandırılmışsa yiyebilirim ancak. 

Çok ekstra durumlar dışında makyajımı temizlemeden yatmam.
 Zaten en çok parayı cilt bakım ürünlerime, parfümlerime ve deterjanlara veriyorum. 
Tırnaklarımı havalandırdığım dönemler hariç ojesiz gezmem. Kolumda saatim ve tırnağımda ojem yoksa kendimi çıplak gibi hissederim. 

Renkli bir alt giydiysem, düz renk bir üst giyerim ya da renkli bir üst giydiysem düz renk bir alt. Kıyafetlerimin renk ve tarz uyumuna dikkat ederim. Öyle ne bulursa üstüne çekip dışarı çıkan biri değilim, ayna karşısında döne döne bakarım şööyyleee bi kendime. Ben beğenip giydiysem de kimsenin ne düşündüğü kıçımda değildir.

Çamaşırları makinaya katlayıp koyarım. Yıkama bittiğinde silkeleyip sepette ya da sandalyenin üstünde bi süre bekletirim. Donlarım, pantolonlarım, havlular, örtüler vs. dışında her şeyi kıyafet askısıyla asarım. Böylece kırışmazlar, ipten alır katlar yerine koyarım ve ütüden yırtarım. İllaki ütü isteyen kumaş pantolon, gömlek vs. mutlaka ütüler öyle giyerim. Balkonum yeni çamaşır asıldığında küçük bir butik gibi oluyor. mehehehe :) Nevresim, havlu ütülenmeden kullanılmaz benim evimde. Yumuşacık hissi almam lazım kumaşta. He ütüye de kaynamış su koyarım. Çeşme suyu kullanmam kattiyyen. 

Mutfakta ister temizlik yapayım, ister yemek mutlaka önümde önlüğüm, başımda tülbentim vardır. Yalnız yaşayan biri olmama ve wc mi misafirlerim dışında yalnız ben kullanıyor olmama rağmen her gün yıkarım. İlla Cif kokacak o tuvalet-lavabo. Mutlu oluyorum abi. Evim dışında bir yerde wc kullanacaksam silmeden oturamam, çoğu zaman silsem de oturamam. Tutarım eve gelince yaparım.

Yatağımı, yastığımı kimseye vermem. Başkasının kullandığı havluyu bardağı kullanamam. Ailem bile olsa. Bu konularda aşırı takıntılıyım. Her gün kesinlikle çamaşır değiştiririm. Bir kere giydiğim tişört, elbise, çorap direk kirli sepetini boylar. Pantolonlar, etekler konusunda biraz daha insanlıklıyım. Kıyafetlerim giyilmekten değil, yıkanmaktan eskiyor zaten. :S

Sigara kokusundan nefret ederim. Sigara içilen bir ortamdaysam o kıyafetler hemen kirli sepetine girer, ben de banyoya. O saçlara sinen sigara kokusu kadar iğrenç bi'şey var mıdır yahuu!! Evimde sigara içilen tek yer balkondur. Evin içinde içirtmem. Keserim 62 TL'yi!! :) Yazın terlemeyi, kışın donmayı göze alıyorsanız buyrun balkonda içebilirsiniz. 

Çayımı şekersiz ve limonlu içerim. Sadece Coca-Cola içerim. Pepsi asla içmem. Buzlu çaylardan da sadece Ice-Tea. Öyle Nestea'ymış, Fuse Tea'ymış fasa fiso. Ağzıma sürmem.

İş yerinde yaptığım her işi dönüp kontrol ederim. Ama bana göre bu iyi bir şey. Operasyon işiyle uğraşan biri olduğum için aynı anda birden çok, hatta epey çook işle uğraşıyorum gün içinde. Geri dönüp kontrol etme takıntım sayesinde atladığım, unuttuğum bir şey olmuyor. Aceleyle yaptığım bir işte hata yapma ihtimalini de yok ediyor.  Bir yerde otokontrol sağlıyor ya da anımsatıcı oluyor bu yönüm. Kendi kendime sağlama yapmış oluyorum. Bir kargo poşetinden evrak almışsam içinde başka bir şey kalmış olma ihtimaline karşı poşeti ters çevirir çöpe öyle atarım. Bir mail gönderiyorsam ekini kontrol ederim, yazıcıya bir şey yolluyorsam sayfa ayarına illa bi bakarım falan filan. Ha bi de resmi bir evrak yazdırmıyorsam mutlaka müsvette kağıda basarım. Tek tarafı kullanılmış kağıtların çöp diye buruşturulup atılmasına karşıyım. 

Hayatımın her alanında düzenliyimdir. Evimde de işyerimde de dolaplarım, çekmecelerim her daim toplu ve düzenlidir. Ama canım istedikçe. Şöyle ki bazen tırnağımı sildiğim asetonlu pamuğu, kulak çubuğumu, saçlarımı taradığım tarağı olduğu yerde bırakırım. Bazen bulaşıkları da bir sonraki güne bırakabilirim. Yani canım istemiyorsa, yapacak enerjim yoksa takıntı olmaktan çıkabilir düzenli olmak. Bunlar istisnadır ve istisnalar kaideyi bozmaz.


Evde yerleri paspaslamışsam ya da halıları silmişsem kuruyana kadar üzerine basmam, bastırtmam. Yalnız yaşayan biri olarak bu şimdilik kavga çıkarmayan bir takıntı.

Özel hayatımda plan program yapamama takıntım var. Planlı yaşayan biri değilim. Böyle olmayı yaptığım her plana çelme takan kader sayesinde öğrendim. Spontane yaşıyorum. En güzelidir. En uzak planım bir sonraki gün içindir. Çünkü gerçekleştiremezsem, söz verip tutamazsam bu supercellma'ya yakışmaz.  Zorunlu olarak tatil, yıllık izin, düğün vesair durumları planlamak bile geriyor beni.


Yerdeki karo, kalebodur her neyse çizgilerine basamama takıntım var. Bu yüzden iki büyük bi küçük adım atarak yürürken sarhoş biri gibi hareket ediyor olmam söz konusudur.

Evden çıkarken geri dönüp tüm prizleri tek tek kontrol ederim. Saç düzleştiricim prizde değil tik, vantilatör değil tik, laptop değil ona da bir tik, tamam çıkabilirsin. Aaa dur ocağı kontrol et, vanayı kapat, kombiyi kapat. Balkon kapısını kontrol et kilitli mi değil mi? Tamam şimdi oldu, çıkabilirsin. 
Evet bi de yazdığım mim yazısında birilerini mimlemek gibi bir takıntım var. Kimlermiş onlar? Hadi hep birlikte öğrenelim.





   ♥ Rüzgar'a doğru ♥                 
   

Haydin rassssgeeleeeeeee :P


12 Haziran 2012

Mim - İç Ses

İçimden bir ses Uyuşuk Hayalperest, SADE ve DERİN'le Mimler Kraliçesi Biricit beni mimlemiş dedi. Ohaaa harbiden mimlemişler lan. Valla billa.

Hepimiz iç seslerimizin gürültüsünü, çığlıklarını, hıçkırıklarını bastırmak, nefesimizi kesen heyecanlarımızı, içimizi kaplayan sevinçlerimizi, mutluluklarınızı, düşündüklerimizi, yaptıklarımızı paylaşmak için burada değil miyiz zaten? Benim blogu açış amacım bu. İçimdeki sese kulak vermek, paylaşmak, dertleşmek, rahatlamak. Yanlış ya da doğru düşündüklerimi söylemek, hissettiklerimi ifade etmek.

Geceleri yastığa başımı koyduğumda sessizliğe büründüğünde o günün muhasebesini yaparım içimdeki sesle. Aynanın karşısına geçtiğimde bazen ayı gibi oldun kızım Selo tut şu gırtlağını der, bazen de Wuhuu harikasın kızım Selo der içimdeki ses. Bazen gittiğim yoldan döndürür beni, bazen hiç bilmediğim yollara sokar. Öyle ki bazen vicdanım olur, bazen yaşam koçum, bazen frenim olur, bazen gazım. Bazen yanıltır, bazen doğrular beni. Pişman olsam da söz konusu seçimimden en azından baş etmek zorunda kalmam iç sesimle. Bazen benceyle başlayan cevap cümleleri kurdurur bana. Bazen keşkelerle sonuçlanır iç sesime kulak verişlerim, bazen iyikilerle. Aslında benim tek bir sesim var. Şu benim meşhur desibeli yüksek cırtlak sesim, yazdıklarım, düşündüklerim, hayal ettiklerim, takıntılarım, alışkanlıklarım, tedirginliklerim, korkularım hepsi, hepsi benim iç sesimin dışarı vuruş şeklidir. İçimdeki ne söylerse karşımdakinin anladığı, kulağının duyduğu, gözün gördüğü de odur.

Bazen öyle zamanlar gelir ki iç sesimin dışarıdan duyulduğunu hissederim. Öyle ya çok sinirlendiğim, çok kırıldığım, çok sevindiğim, çok şaşırdığım olaylar olup ağzımı açıp tek kelime etmediğimde, edemediğimde karşımdaki insanların beni anlıyor olmasının başka bir açıklaması olabilir mi?

İnsanların düşünceleri, beklentileri, hayalleri, hayata bakış açıları değişir, değişmelidir de. Kimi bu süreçte kulak verir içindeki sese, kimi bastırır, duymazdan gelir. Hayat hepimize yalnızca bir kez verilen bir hak ve zaman denilen şey çok hızlı geçiyor. Ben derim ki içinizdeki sese kulak verin, sonuç ne olursa olsun size mutlaka size bir şeyler katacaktır.
 

Ben de Kibritçi Kız ve Bu da mı gol değil? e gönderiyorum bu mimi. Bakalım onların iç sesi neler diyor?

Mim - Mutluluğun Resmi



Biriciğim Biricit sayesinde bu bol görselli mimden de nasibimi almış bulunmaktayım. Buyrun bakalım resmini çizemediğimiz ama postunu yapabildiğimiz mutluluk benim için neymiş, nelermiş...

Kendimi en iyi hissettiren şeylerin başı duş yapmak

Vazgeçemediğim parfümüm Kenzo Leaupar
renk renk ojelerim...

Bol malzemelisinden Pizza
Mantar soslu Tortellini
Bonibon
Caramelatte... ve karamelli her şey. Yatıya giderim yani o derece manyağıyım :P

Dostlarla Fasıl & Eğlence

Dans Etmek çıstık çıstıkkkk

Kokko reç Koko Koko
Midye Dolma


Hayallerimin şehri Pariiiis anneeeeemmmm :P
evde yayıla yayıla film keyfi... 
Kankalarla tabuu oynamak...
Hamak keyfiiii
Sonsuza Kadar Tek Aşk B♥U♥R♥S♥A♥S♥P♥O♥R
Bursaspor demişken hastasıyım Sebastian Pinto'nun ♥

PowerFm
özellikle de PMT


Cuma gecesi keyfi Yalan Dünya
 
Sarılmak... Sıkı Sıkı...
Bi türlü sobeleyemediğim Aşk...
Ve mutluluk adına fotoğraflayamadığım daha binlerce şey...

Hmm peki ben kimlerin mutluluk postunu merak ediyorum?
Patria, Denizin Yıldızı, Cep Venüsü, Ruj Butik ve Kantemori
Mimledim siziiiiiiiiiiiiiiii :)
Haydi pamuk eller mouse'lara fotoğraf seçmeyee, kolay gelsin anacım :)

29 Mayıs 2012

Mim - Blog


Saçı da uzun, aklı da uzun, hem peri kızı hem kraliçe Sevgili Rapunzeliçe beni mimlemiş. Kendisine bir 40'lık High Cube konteyner dolusu öpücük gönderiyorum burdan kokulu kokulu. Dış Ticaretçi havamı da yaptım. Mehehehe :)

Bu mime cevap yazmak için en uygun zamanı bekledim ve saatlerimiz şu an 01:08'i gösteriyor.

Bakalım neler sorulmuş. Mmmm...

1-Blog deyince aklına ne geliyor?
Blog benim ağlama duvarım. Hafifleme yerim. Antidepresanım, terapim. Yazıyorum, paylaşıyorum, rahatlıyorum. Daha önce napıyormuşum bilmem!

2-Sence bloglarda en fazla ne paylaşılıyor?
Blog dünyasına girdim gireli -ki bu 4 aya tekabül eder- en fazla moda bloguyla karşılaştım.

3-Paylaşımda bir sınır olmalı mı?
Düşüncede sınır yok ki paylaşımda sınır olsun. Hayal gücümüz izin verdiği sürece sınırsızız. Öyle de olmalıyız zaten.

4-Sence neyi paylaşırsa bir insan aşırıya kaçmış olur?
Burası bizim çöplüğümüz ve hepimiz istediğimiz gibi ötme hakkına sahibiz. Yahu bu bizim hobimiz. Hepimiz rahatlamak için, keyif almak için, paylaşmak için burdayız. Ben mesela içimden geldiği gibi yazıyorum. Bunun aşırısı mı olurmuş? Aşırıysa da kime göre? neye göre?  Beğenmeyen ALT+F4 e basarak kapatsın penceresini. Kimseyi silah zoruyla tutmuyoruz. 

5- Blog yazsaydın ismi ne olurdu ve hangi konularda yazardın?
Bu soruyu soran arkadaş ne içiyorsa bana da ondan verin :) Zaten blog yazdığım için bu mime cevap veriyorum. Blogumun adı "supercellma" ve bu ismin hikayesi çocukluğumda izle izle bıkmadığım Susam Sokağı'nın bir parçası olan "kavun karpuz elma, işte karşınızda süper selma" çizgi filmine dayanır. Bunu da neden anlattım bilemiyorum ama. 
Blogum hayatın her aşamasında başarılı, azimli, tuttuğunu koparan, kafasına koyduğunu yapan bir hatun olarak zatı alimin gönül işlerindeki şanssızlığını, beceriksizliğini, aptallığını, bazen söverek, bazen güldürerek, bazen de gözlerden yaş getirerek anlattığı, bazen de alakaya maydanoz postlar yaptığı günlük tadında bir blogtur. 

6-Benim blog yazarlığım hakkında ne düşünüyorsun?
Kendimi Hülya Avşar gibi hissettim. Ben EVET diyorum :D
Gayet iyisin. Yazılarında, ifadelerinde, düşüncelerinde, yaşadıklarında senin yaşındaki günlerimi anımsıyorum sıkça. Kendime benzetiyorum seni. Keyifle okuyorum. Geleceğin parlak beybi ;)

7-Blogumu takip ediyor musun?
Ayıpsın kaçar mıııı :P

8-Bloguma 10 üzerinden kaç puan verirsin ve gelecek için bana tavsiyelerin neler?
Yıldızlı bir 9 veriyorum. 1 puan kırıyorum ki hep daha öteye taşıman için sebebin olsun :) Şaka lan şaka 10 verdim :)
Sana hayatla ilgili öğrendiğim en önemli şeyi tavsiye olarak verebilirim. "Ölmek istiyorum desem" diye bir postun vardı ve ben sana orda demiştim ki;
"Tatlımmmm hiçbir zaman umutsuzluğa kapılma. Hayat en olmadık anda asla olmacak dediğin, hayalini bile kuramadığın güzel şeylerle karşına çıkabilir, ben şahidim :)"
Gerçekten de öyle. Her şeyini kaybedebilirsin, ama umudunu, kendine olan inancını asla kaybetmemelisin. Çünkü onlara her zaman ihtiyacın olacak. Ak sakallı ulu bilge dede gibi konuştum. Mehehehe :)

Ben de Kibritci Kız, Amaçsız Çocuk Tribi ve Kantemori'yi mimliyorum. Haydin top sizde anacım :D

Selo yatar.
zZzzZZzzzzz



17 Mayıs 2012

Mim - Evlilik

Kilometrelerce uzağınızda hiç görmediğiniz, sesini duymadığınız tanımadığınız birini mutlu etmek, yüzündeki tebessümün sebebi olmak ve yüreğine dokunmak diye bir şey var gerçekten. Sevgili Pembe Deniz bunu hep yapıyor. Hem de çok iyi yapıyor. İzleyiciler listeme girdiği günden beri ben buradayım, seni okuyorum, takip ediyorum hissini bana hep veren isimlerden biri. Geçtiğimiz günlerde ilk ödülümü de kendisinden almıştım. Ve yine onun önemsediği düşüncelerim için ilk mimle karşınızda şu an okuduğunuz satırları yazıyorum. Haydi Pembe Deniz'e kocaman bir alkışşşş!!!!! Canım iyi ki varsın henüz tanımasam da seni bunu içtenlikle söyleyebiliyorum. (kalp)


1- Evlilik gerekli midir?

Evlilik gerekli bir şey olmasaydı Evlendirme Dairesi, Nikah Salonları, Nikah memurları, Nikah Şekerleri, Nikahta ayağa basma ve nikahta çiçeği fırlatmak adetleri, nikahtan keramet beklemek inancı olabilemezdi. Sonra bizden açıkça sevişip ürememizi beklediklerini biz artık torun sevmek istiyoruz diyen anne-babalarımız, biz artık yeğen sevmek istiyoruz diyen ablalarımız, abilerimiz olabilemezdi. Bunlar işin şakayla karışık gerçek kısmı tabi.

Son 1 yıldır yalnız yaşayan, kendi ayaklarının üstünde durabilen, başından çok genç yaşta talihsiz bir evlilik geçmiş, sonrasında daha da talihsiz ilişkiler yaşamış, klasik Türk aile yapısında yetişmiş biri olarak evliliği gerekli bulmuyorum açıkçası. Başlarda bu düşüncem çok tepki gördü. Saçmalama diyenler de oldu, tövbeler tövbesi diyenler de. Sonra haklısın dediler. Kendimce haklı tespitlerim var. Şöyle bir bakıyorum da 10 evlilikten 9'u kötü. O 1 tanesi de yılda bir denk gelip mutlu olan çift olmalı. Çevremde aklın varsa evlenme diyen insan sayısı her geçen gün artarak çoğalmakta. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayken de evlilik sadece yapmış olmak için yapılmış bir şey gibi geliyor ne yalan söyliyeyim. Annem babamla 38 yıldır evli ve bir gün kendim için yaşamadım isyanı onunla bütünleşmiş bir şey artık bizim için. Hepimiz bu dünyaya kendi hayatlarımızı yaşamak için geliyoruz. Şayet evliliğin içinde kendimiz için yaşama fırsatını bulabiliyorsak ya da o sınırı koruyabiliyorsak ne ala. Yoksa evlilik; sevgilinle birlikte yaşasan dert, kazayla hamile kalsan aldırması dert, doğurması başka bir dert, konu komşu ne der kaygısı, mahalle baskısı, evlatlıktan reddedilme korkusu şu bu derken aman evleneyim de milletin dırdırından kaçış yolu olmaktan başka bir şey değil.

Evlilik konusunda hiçbir zaman bir daha mı? asla! şeklinde büyük laflar etmedim. Evlenmek için cinsel ihtiyaçlarımız, sevme ve sevilme ihtiyacımız, ait olma ihtiyacımız, üreme ihtiyacımız gibi daha binlercesi çoğaltılabilecek neden sayabiliriz. Ama bence en önemli koşul birlikte bir ömür geçirebileceğine inandığın eşi bulmak. Şayet o yılda bir denk gelen çift sizseniz evlilik gerekli değil şarttır annecim.

2-Evliliğe kadın bakışı, evlilik kadın için tek gelecek midir?
Geneli bilemem ama benim için tek gelecek evlilik değil. Kendi ekonomik özgürlüğünü eline almış, kendi hayatını yaşayan biri olarak evlilik benim için geleceğimi kurtarma amacıyla değil geleceğimi sevdiğim adamla paylaşma amacıyla yapacağım bir şey olabilir ancak. Mantık evliliği bana ters, beni bozar.

3-Erkeklerin evlilik hakkında görüşü nedir?
Yakın çevremde bekar olup evliliğe sıcak bakan, evlenmek isteyen adam yok. Evlilerse çoktan pişman olmuş. Net.

Ben de sevgili Dayatmalarda Kayboluş'u ve sevgili Esra'dan Dünyaya 'yı mimliyorum. Onların cevapları da benim için önemli.

Bi dünya zırvaladım yine kafanızı şişirdim akşam akşam. Sevgiler millet.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top