Kategorileştiremediklerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kategorileştiremediklerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2016

Dikkat misofonik var!

Vakti zamanında yazdığım Hakkımda bilmediğiniz 11 şey ve vücudumla ilgili 33 gerçek yazılarıma ilaveten; hakkımda bilmediğiniz, benim de ne olduğunu tam olarak bu sabah tesadüfen öğrendiğim bir şey daha: "Misofonya"


Fotoğraftan da anlayacağınız üzere bahsedeceğim bu şey seslerle ilgili. Bazı seslerden nefret etme boyutunda aşırı derecede rahatsız olma durumuna "Misofonya" deniyormuş. Bu bir hastalıkmış ve ben de bir misofonikmişim. Valla ne yalan söyliyeyim bu durumun bir hastalık olduğuna sevindim, tabii yalnız olmadığıma da.

Özellikle toplu taşımada bozuk paraları ya da anahtarları şıkırdatan birini gördüğümde -ki gözlemlerim sonucu bunu yapanlar genellikle erkekler- boğazlamak isteği gelir çünkü o ses yüzünden çenelerim uyuşur, beynim zonklar. Birinin salladığı tesbihin sesi içimi gıcıklar saç diplerim çekilir çığlık atmak isterim. Belki inanmayacaksınız ama tesbih salladığı için hoşlandığım insanı hayatımdan çıkarmışlığım var benim, neden ayrıldınız sorusunuysa kimselere açıklayamamışlığım. 

Birinin sakızı caklatarak çiğnemesi, ağzını açmasa dahi o sakızın içindeki küçük baloncukları damağında çıtlatması, yemek yerken ağzını şapırdatması ya da çatalı kaşığı dişlerine değdirmesi bir de bir şey içerken höpürdetmesi diye bir şey var tüylerimizi diken diken eden. Ha bi de şey var elma, salatalık, havuç gibi yerken kütür kütür ses çıkarangillerin ve cips, çekirdek gibi çıtlanan/çatırdayangillerin ben yemiyorken yanımda yenmesi. Ya da şekerin kırılarak yenmesi ya da dişlere değdirilerek takır tukur ses çıkarılması. Ağızla çıkarılan sesler demişken ağzının bir kenarına kürdan koyup konuşan bey abilerimizi amcalarımızı hatırlatmama gerek var mı?

Başımdan geçen bir olayı anlatayım. Geçen hafta İzmir'den dönüyorum. Aksi gibi kulaklığım valizde kalmış ve otobüsteki umumi kulaklıklarıysa tahmin edeceğiniz üzere kesseler kullanamam. Hostun ikram ettiği poğaçadan kalan kırıntıları diliyle temizlemeye çalışan adamın çıkardığı o tarif dahi edemediğim iğrenç sese ancak Manisa'ya kadar direnebildim ve bir arka sırada çaprazımda oturan adama durumumu -kendisini de rencide etmemek adına- küçük bir not kağıdına yazarak açıkladım ve ricada bulundum. Ne mi yaptı? Daha yüksek ses çıkarmaya başladı. E ben tabii bir sustum iki sustum ama halimi bir görseniz kafam avuçlarımın arasında ben çıldırma noktasındayım. Dönüp: "Şu şşşşleme sesini çıkarmaz mısınız? içim fena oluyor, çok rahatsız oluyorum" dememle herifle tutuştuk mu kavgaya? Diğer yolcular da destek olup kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yok, arkadaşım yapma şu sesi falan dedilerse de nafile. Halden anlamayan insan görünümlü öküz o sesi çıkarmaya devam etti. Sonuç yolculuğuma hostes koltuğunda devam ettim,sen sağ ben selamet.

Tüm yukarıda saydıklarım arasında listenin başını kesinlikle horlama çekiyor. Horlayan biriyle mümkün değil aynı odada uyuyamıyorum. Yani ancak ben ondan önce uyuyup derin uykuya dalarsam ve gece boyunca hiç uyanmassam belki. Aksi takdirde imkansız. Uyku kategorisinde bir de saat tıkırtısı sorunsalı var. Ben öyle başucundaki komodine nostaljik görünümlü çalar saat koyabilen biri olamadım hiç. Yatılı misafirliğe gittiğimde yattığım odanın duvarındaki saatin pilini çıkarıp kenara koyuşlarım hep bu yüzden. Bazı insanların, özellikle kilolu ve yaşlı insanların homurdanmaya benzeyen nefes alışverişinden rahatsız oluşlarım da.

Bu illetle yıllardır uğraşıyorum. Bazen artık dayanamayacak duruma geldiğimde çevremdeki insanları uyardığımda aşırı tepki aldığım zamanlar oldu. Bunu sırf benim gıcıklık olsun diye yaptığımı düşünenler de. Yaşadığım şey cinnet sebebi, insanların buna anlayış göstermemesi ve benim şımarıklık yaptığımı düşünmeleriyse cinayet sebebi.

Bu öyle bir şeyki bu sesleri çıkaran kişi yukarıda verdiğim otobüsteki adam örneğindeki gibi hiç tanımadığım biri de olabiliyor, aynı evi paylaştığım annem de, çok sevdiğim bir arkadaşım da, yeğenim ya da kardeşim de. Yani bu seslerden rahatsız olmamın kişilere gıcık olmamla, sevmememle hiç ilgisi yok. Çünkü beni rahatsız eden şey kişiler değil "sesler". 

Neyse ki tüm bunlardan rahatsız oluşum bir takıntı hali değil, hastalıkmış. Yani gıcıklıktan değil, merkezi sinir sisteminden kaynaklanıyormuş. Üstelik bilinen bir tedavisi de yokmuş!

Bu yazıyı yazdım çünkü; sizin de belki farkında olmadan çıkardığınız bu ses/sesler benim gibilerin kabusu olabilir. Yalnızken naparsanız yapın, saatlerce geyirin, sakız çaklatın, kırkbeş paket cipsi bitirin, sonra böyle parmaklarınızı çıkarıp teker teker şapırdatarak yalayın, elmayı hıyarı kütürtede kütürdete yiyin. Ama yalnız değilseniz sizi önce empatiye ardında da anlayışa davet ediyorum. Aksi takdirde bir gün bu sebeplerden dolayı biri sizi olmadık bir anda gırtlaklayabilir, benden söylemesi :)

01 Mayıs 2014

Bu yazı makyaj konusundaki beceriksizliğimin itirafıdır sayın folovır

Pink Spring Party tüm eğlencesiyle gerçekleşirken o gün fotoğraf paylaştıkça birçok yerden elbisemle, saçlarımla ilgili (özellikle rengi) beğeniler aldım. Beni takip eden, beğenen, beğenilerini yorumlarıyla, mesajlarıyla paylaşan herkese teşekkür ederim. Bana sen çok zevklisin, giydiğini yakıştırıyorsun, e fotojeniksin de, neden moda üzerine yoğunlaşmıyorsun, bu kategoride yazsan çok sivrilirsin diye mesaj gönderenler oldu. Güzel yorumlarınız için on yüz bin teşekkürler sevgili folovırlarım ama ben tam anlamıyla ne moda bloguyum, ne kozmetik, ne de hobi. Moda blogu olmak istesem gardırobum ancak 2 haftalık post yapmaya yeter, bilemedin üç, şayet pijamalarımı dahil edersem de beş. Ötesi olmaz. Bu iş gerçekten zor, güncel olmayı, devamlı takip etmeyi gerektiren, maddi güç gerektiren, biraz daha profesyonel olup ithal markalarla kombin yaparsanız, özel fotoğrafçı falan tutmak isterseniz daha da çok parayı gerektiren bir iş. Lütfen gerçekçi olalım, burada LC Waikiki'den ya da Koton'dan aldığı elbiseyle camiada almış başını gitmiş kimseyi tanımıyorum ben. Benim bir kıyafet alırken indirimini beklediğim Zara bile burun kıvırılan markalar arasında bir çok trend blogu için. Hâl böyle olunca benim bu kategoride sivrilmem, başarılı olmam imkansız gibi bir şey.

İşin makyaj ve kozmetik kısmına gelecek olursam; ben o renkli göz makyajları yapan arkadaşlara o kadar imreniyorum, keşke ben de yapabilsem diye o kadar özeniyorum ki ama o Allah vergisi yetenek bende yok. Makyaj yapmıyor muyum? yapıyorum. Kozmetik ürün kullanmıyor muyum? Elbetteki kullanıyorum. Ama öyle fotoğrafını çekip folovırlarımla paylaşacak kadar değil. Cildim iyi durumda olduğundan pek fondöten ve pudra bile sürmem. Nemlendiricimi sürerim, üzerine de yüzümü renklendirecek bir allık, eyeliner, mascara, ruj yallah. Zaman zaman gaza gelip bana yakışacak tonlarda far paletleri alıyorum. Bu sefer başaracaksın kızım Selo deyip geçiyorum aynanın karşısına ama sonuç -yalnızca birkaç kez nasıl başardığımı benim de çözemediğim şekilde gerçekten güzeldi, onun dışındakilerde- hep hüsran. Hani makyaj yapmasa daha güzel tabir ettiğimiz durum var ya, bu kısmen benim için söylenmiş olabilir. Yok arkadaş, videolar mı açıp izlemedim, makyaj yapan makyözleri mi izlemedim, dergiler mi okumadım, tüyolar mı almadım, ama yok. O fırçayı elime alınca annesinin makyaj malzemelerini karıştıran, bulduğunu üst üste sürüp sürüştüren küçük kokoş kızlardan farklı değilim. İtiraf ediyorum bu konuya çok hevesliyim ama beceriksizim. 

El işlerine, resme, el sanatlarına olan ilgim ilkokul yıllarıma dayanır. El işlerine, diy projelerine, el sanatlarına çok meraklıyım ama buna da zaman yok. Tam bir şeye kalkışıp onu bir düzene sokup yapayım paylaşayım, beğenen olursa ufaktan satar paramı da kazanırım diyorum araya muhakkak bir terslik giriyor ve o malzemeler evin bi köşesinde öylece kalıyor. Anlayacağınız Selo 08:00-18:00 çalışma temposu ve 29'unda öğrenciyken başlı başına bir hobi blogu da olamaz. 

Yani lafı nereye getirecem; "Ben ne moda bloguyum, ne de kozmetik. Ben, hayata dair ne varsa onun bloguyum". Yeri geliyor alışveriş, yeri geliyor bakım, yeri geliyor blogla ilgili zamazingolar, günlük hayattan bir şeyler, yeri geliyo melankoli, aşk, hobi, diy ya da depresyon üzerine yazıyorum. Burası Selo'nun hayatını satırlara yansıttığı yer. Bu yüzdendir ki kendi zevkime göre kendime yakıştırdığımı giyiyorum, becerebildiğimce sürüp sürüştürüyorum. Çok beğenilenleri ya da bunu paylaşmalıyım dediklerimi -diyet günlüğü kategorisini takip edenlere bir yandan zayıfladığımı da göstermek amaçlı- burada paylaşıyorum zaman zaman. Saç ve cilt bakımına ciddi özen gösteriyorum. Elim erdiğince makyajımı yapıyorum ve bildiğim, öğrendiğim en ufak detayı bile burada sizinle paylaşıyorum. Herkes bu satırları okuyor da kimse de demiyor ki Selo sen ne anlatıyon kısa kes lafı çok uzattın. Benim fren patlak abilerim, ablalarım. Ne diyecektim ben? Heh hatırladım. Pink Spring Party adı üstünde pembe konseptli bir parti olduğu için ben de göz makyajımı açık pembe tonlarda ve ojelerimi de pembe sürdüm. Her ne kadar fotoğraflarda pek belli olmasalar da detaylar böyleydi. O gün şu kıytırık makyajı yapmak için ayna karşısında yarım saatimi piç ettim. Samimiyetlerinden zerre şüphem yok elbette ama, kızlar makyajım için gayet başarılı deseler de ben bunu biraz motivasyon, biraz teselli olarak algıladım bunu çünkü benim makyaj onlarınkinin yanında kitap boyaması gibiydi. Ne giydim postundan nerelere gittim, böyle de bi insanım işte vesselam.

Peki Selonuz Pink Spring Party'de ne giydi?
Elbise: Polo Garage
Bilekte Bot: Erol Saçmacı
Kolye: 678

Sayın moda & trend & stil blogırı arkadaşlarım; O günkü kıyafetimle ilgili yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyore,
Sayın makyaj&kozmetik blogırı arkadaşlarım; Ne diyorsunuz biraz daha uğraşsam yapabilir miyim? Işık var mı? :P
Bu yazı, makyaj konusundaki beceriksizliğimin itirafıdır ve bu durumun değişmesi adına temennimin en samimi şekilde evrene iletilmesidir sayın folovır. Sabırla okuduysan büyüksün, yine gel :P

Follow Me on

05 Mart 2014

Evrim dedikleri bu olsa gerek!

Charles Darwin in evrim teorisine katılmıyorum. İlk insan Hazreti Adem diyor kutsal kitap, bizim Darwin tutturmuş bi maymundan türedik iddiası. Hz. Adem'in soyunun maymun muydu yani? Tövbeler tövbesi ya. Neyse belki adamcağızın kendince haklı sebepleri vardır saygı duyuyorum ama inanmıyorum. Belki de soyumuzun maymundan türemesi ihtimalini kendime yediremediğimden. Düşünsenize büyük büyük dedemin goril olduğunu. Düşünmeyin bence benim psikolojim bozuldu şahsen. Neyse folovır şaka bi yana maymundan insana dönme evrimi bana göre yoksa da aşağıda gördükleriniz evrimin canlı örnekleri değil de ne? Yanlışsam düzeltin :P

Görseller alıntıdır.

Follow Me on

20 Şubat 2014

Sansür :)


Olacağına bak :)

Follow Me on

Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'

Vücudumla ilgili 33 gerçek


  1. Burnum estetik değil, göğüslerim de silikon değil, hepsi hakiki orjinal Allah'ıma bin şükür. Çok param olsaydı ve kendimde illaki bir şey değiştirmek isteseydim beynimin yarısını ihtiyaç sahibi birine naklederdim, insanlık öldü mü?
  2. Burun çevremde açık renk minik çiller var ama Tansu Çiller değil ahahha :D Ay iğrençti kabul :D
  3. Yanaklarımda ve çenemde 29 yıl sonra kilo vererek varlığını farkedebildiğim gamzelerim var, geç oldu ama kavuştuk.
  4. Boyum Türk Standartlarına göre uzun, 1.77'yim, topuksuz.
  5. Son 1 yılda yaklaşık 20 kg zayıfladım ve kıskananlar çatlasın ne sarkma var ne çatlama.
  6. İriyim ama selülitim yok, ama yok ben illa test edicem deyip tüm gücünle götümü göbeğimi çimdiklersen kusura bakma ama o da senin kıskançlığın bebeyim :D Ben hazırım.
  7. 3 yıl önce akne tedavisi olduğumdan beri hiç sivilcem çıkmıyor. Tüü tüü tüü!
  8. Hayatım boyunca hep uzun tırnaklara özenmişimdir, ama tırnak uzatamamışımdır. Tırnaklarım ince ve kırılgan.
  9. Ellerim büyüktür, özellikle avuç içlerim, hani osmanlı tokadı atabilecek cinsten. Eski bir voleybolcuyum ve smaçördüm, bu tepsi gibi avuçiçi durumunu biraz ona bağlıyorum.
  10. Omuzlarım geniş, belim ince, basenlerim geniş: Yani kum saati vücut tipi. Oooo yeaahhh!
  11. Vücut ağırlığımın neredeyse yarısı kemik ve iç organlarımdan oluşuyor.  Bu durumda manken olmak isteseydim midem, karaciğerim, göğüslerim ve beynimden feragat etmem gerekecekti. Doğru olanı yaptım manken olmadım :D
  12. Balık etinin insan vücudunda şekil almış haliyim.
  13. İki kolumda aynı noktalarda benim var, simetri gibi.
  14. Bebek hassasiyetinde bir cilde sahibim.
  15. Parmaklarım biraz daha uzun ya da ince olabilirdi. Buradan kısa ve küt olduğu düşünülmesin yeterince uzun ve olması gereken gibiler ama insanoğlu olarak nankörüz işte buldukça daha fazlasını istiyoruz.
  16. Kalın bağırsağım bir dönem yaşadığım aşırı stres sebebiyle sağlıklı insanlara göre %40 oranında daha dar.
  17. Köprücük kemiği ve leğen kemiği diye bir şey gerçekten varmış, anatomistler yalan söylemiyormuş, zayıfladım test ettim, hepsi yerli yerinde.
  18. Ortaokulda 1 yılda sağ ayak bileği 6 kez çıkan biri olarak kendi çapında dünya rekorumu kırdım. Hani benim Guinnes Rekorum? 
  19. Kuyruk sokumumun popomun üstü düşerek darbe alması ve kakılması sonucu onu düzeltecek birini bulana kadar geçen 2 küsür yıllık süreçte normal bir insan gibi oturamadım, daha doğrusu "oturamadım".
  20. Kampanya sitelerinden aldığım "yıllık ağda paketi" ağdacı arkadaşın batıkları temizlemek gibi bir alışkanlığı olmadığı için sağ kasığımda 15 cm civarı bir kıl dönmesi oluştu ve 7 dikişli bir ameliyat geçirdim. Gülmeyin, başınıza gelebilir. Ben eski erkek arkadaşımın poposunda çıkınca çok gülmüştüm, neyse ki oramda çıkmadı.
  21. Bel kemiğimde 18 yaşıma gelene kadar gece problemi yaşamama sebep olan bir boşluk vardı, 18 yaşımda kendiliğinden birleşti ve şu an tam belimde sonradan oluşan doğum lekesi gibi bir şey var.
  22. Çok kılı tüyü olan biri değilim, şanslıyım bu konuda. Kollarını, göbeğini, sırtını, yüzünü ve bacaklarının tamamını aldıran insanlar tanıyorum. Ben kadarıyla bile uğraşamazken insanlar bütün vücuduyla nasıl uğraşıyorlar, çok zor olsa gerek. Ama regl düzensizliği nedeniyle bi ara kullandığım hormon ilaçları çenemde ve yanaklarımda birkaç tane kara ve sert kıl çıkmasına sebep olmuştu, hâlâ da nadiren çıkıyorlar gidip hemen iğneli epilasyonla aldırıyorum. Yani "sakalım yok ki sözüm dinlensin" sözü artık benim için geçerli değil.
  23. Saçlarım ince telli ve çabuk yağlanıyor. Hiçbir zaman Blendax reklamlarında oynayamayacağım.
  24. Vücudumdaki tek küçük şey burnum. Yani aslan burcuyum ama büyük burunlu değilim eheheh :D
  25. Beni saçlarım sarı ve küt iken İpek Erdem'e, zayıflamadan önce Ezgi Mola'ya ve bunların dışında genel olarak kriter gözetmeksizin Demet Akalın'a benzetenler var. Nasıl bir insansam aynı anda birbiriyle alakasız 3 kişiye benzetilebiliyorum. Harikayım!
  26. Kronik migrenim var. Eski bir ülser hastasıyım. 6 kez orta kulak iltihabı geçirdim, en sonunda sol kulak zarım comolokko oldu. Neyse ki kökü bendeydi, yeniden çıkardı, çıktı da.
  27. İlkokul 4. sınıfta yaz tatilinde öyle bir bitlendim ki annem belime kadar olan cağnım saçlarımı gözümün yaşına bakmadan alagarson model kestirdi. Tabii o kesimle Anne Hathaway'e değil 90'lı yılların sonunda Star Tv'de yayınlanan küçük beslemeye benzedim. O gün bugündür saçlarım öyle gür değil, olamadı. E küstü tabi kafa, kim olsa küser!
  28. Sağ el bileğim sola göre daha ince. Sebebi; seneler önce kendimi Supergirl sanıp 20 küsür merdivenden aşağı uçup itinayla kırdığım sağ bileğimi düzeltmeden alçıya alan doktorun aynı bileğimi 30 gün alçıda kaldıktan sonra tekrar kırmak suretiyle tekrar alçıya alması. O herif Hipokrat yemini ederken kafası güzeldi sanırım.
  29. Koca kafalıyım, ama zekiyim de. İlişki yürütemediğim için lan bende bir sorun mu var ki? deyip kendimle yüzleşmek adına gittiğim Psikoterapistin tespiti: Fazla zekisin ve safa yatamıyorsun. E Yüce Rabbim başkalarına vermesi gereken tüm donanımı fazlasıyla bana vermiş ama bunları bolca verdiği için çirkin şansını koyvermiş. Hayırlısı be gülüm!
  30. Hayatım boyunca diş problemi yaşamadım, Allah yaşatmasın, kabir azabı diyorlar! Sadece 2 kez diş çektirdim. O da birincisi ben 9 yaşımdayken üstten gelen köpek dişlerim rahat yerleşsin diye alttaki dişleri çektirişimdi, ikincisi de ne maksatla çıktığı belli olmayan 20'lik dişimi çektirişimdi yaş 28'ken.
  31. Ayaklarım 40 numara ve taraklı. Çocuk mezarı diyenleri duyar gibiyim :).
  32. Popom güzelmiş, öyle diyolar. Aynaya bakınca bu iddiaya katılmıyor değilim!
  33. Gözlerim 0.75'e 0.50 Hipermetrop Astigmat. Gözlerime çok güveniyordum ama onlar da tıpkı çok güvendiğim eski sevgili gibi yarı yolda bıraktı beni. 
Bu postu neden yazdığımla ilgili bir fikrim yok. Beğenmediysen okumasaydın alla alla :D

12 Kasım 2013

#Tanrıyamesaj

Allah'ım sana Tayyip ve diğerlerini versek bize Mustafa Kemal Atatürk'ü geri verir misin? 
Lütfennnn...


12 Ağustos 2013

Bazen siktir etmek gerek...

Aslında belkide hepimizin çok iyi bildiği bir şeyi ben yaşayarak öğrenmiş bulunuyorum ki; olayların ne kadar üstüne düşüp pipiriklenirsen o kadar yolunda gitmiyor, aksine daha çok terslik çıkıyor ve bir insana hak ettiğinden ne kadar fazla değer verirsen o kadar ağzına sıçıyor, net.

İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur derler ya ben bu söze de katılmıyorum. Önceleri fazla titiz, sorunların çok üzerine giden, kendini çok sorgulayan biriydim. Bu yüzdendir ki aslında sorun bile olmayan şeyleri sorun yapar, kafama takardım. En vahim olanı da insanlara kendimden fazla değer verir kendimi hep ikinci plana atardım. Bana göre hayatımdaki insanları mutlu etmek benim asli görevimdi ve ben buna kodlanmıştım. Sonra günün birinde yüksek tansiyonla hastaneye kaldırılıp, ölüme çelme takıp kendime geldiğimde dedim ki: "Napıyorsun kızım sen?". Bu soruya cevap bulmamla bambaşka biri olmaya başlamam bir oldu. Daha pozitif biri olmaya, sorun yaratmamaya, olur olmayacak şeyleri sorun etmemeye, aksine onları çözmeye yönelen biri olmaya başladım. Hayatımdaki insanları -ailem de dahil- hak ettikleri yere koyup, adamına göre muamele yapmaya başladım. Öyle ki gitmezsen, yapmaz etmezsen "ayıp olur" denilen şeyleri canım istemiyorsa, içimden gelmiyorsa yapmamaya başladım. Bu, toplumun bilincime yıllarca yüklediği ağırlıklardan bir anda kurtulup hafiflememi sağladı. He bu herkesten kopuk, asosyal bir hayat yaşıyorum, kimseyle görüşmüyorum falan demek değildi. Yok öyle bi şey. Lakin benim için kılını dahi kıpırdatmamış, benim hayatımda dayı, teyze, abla gibi bir ünvana sahip olmak dışında bana hiçbir katkı sağlamamış insanları önemsiz kategorisine taşıdım ve bu insanlar için kendimi yormamaya, hayatımı zorlaştırmamaya karar verdim. İyi ki de verdim amk. Kimse akrabalarını, kayın validesini, görümcesini, eltisini, şusunu, busunu sevmek zorunda değil meselâ. He sevmek zorunda olmadığımız insanları bazen saymak zorunda olduğumuz da bir gerçek. Ama bu, biz iyi niyetle yaklaşıp insanlık gösterirken karşımızdaki insanın bizi aptal yerine koyup ağzımıza sıçması hakkını onlara verdiğimiz anlamına gelmiyor. Bugün kimle dertleşsem hemen herkes hayatındaki insanlardan yakınıyor, özellikle de hayatında olmak zorunda olan fakat kendini mutsuz eden insanlardan. Ben gerekenlerle mesafe koyarak, gerekenlerle görüşmeyi keserek, hak edenler içinse elimden geleni yaparak kurdum dengeyi. Böylece o benim büyüğümdür deyip sevmediğim, samimi bulmadığım bir insanı saymak, ona zoraki gülümsemek, onunla aynı ortamda bulunmak, onun içinde bir şeyler yapmak zorunluluklarından kurtuldum.

Ben hayatın kıymetini daha iyi anlama fırsatı bulmuş, amaçlarını, hedeflerini, önceliklerini belirlemiş, gerektiğinde bencil olmayı öğrenmiş biri olarak hayatımı kendi doğrularıma göre yaşıyorum. Çünkü ne aile, ne eş-dost, ne arkadaş çevresi ne de şu "toplum" dediğimiz şey memnun edilebilir bir kavram değil. Birine doğru gelen şey bir başkasına göre yanlış, günah, ayıp bilmem ne. Herkes kendisinin farkına varıp, kendi kendine "ben her şeyden değerliyim" diyebildiği, insanları ve onların yaptıklarını, yapmadıklarını çok da kafaya takmadan yaşayabildiği sürece mutlu olabilir bence. Benimki bir hipotez sadece, deneyip sonucu görmek size kalmış!

Unutmamak gerek hepimizin sadece bir yaşam hakkı var ve yaşam denilen şey başkaları için yaşanmayacak kadar kısa.

Yanlışsam, düzeltin ;)

04 Temmuz 2012

Berat Gecesi ve Dualarım Üzerine

Bu gece mübarek üç ayların ikincisi olan Şaban ayının 14'ünü 15'ine bağlayan gece Berat Kandili. Şu birbirine bağlayan gece tanımlamaları hep kafamı karıştırmıştır. Dinimizde bu tanımlamalardan çok var. Mesela Kadir Gecesi'nin de tam tarihi belli değil. Cuma vakti edilen dualar kabul olunur deniliyor ama Sela ile Ezan arası diye de ucu açık belirtiliyor. Kesin tarih ve kesin saat verilmemesi bizlerin daha çok dua ve ibadete yönlendirilmesi için sanırım.

Sabah cep telefonuma gelen kandil mesajlarıyla uyandım. Şirkete geldiğimden beri de smsleri takip eden mailler, telefonlar. Çok sevenim var. Allah razı olsun hepsinden. Hatırlanmak, dualara dahil edilmek çok güzel bir şey. Küçük ablam hafız benim. Dün akşam bu geceyle ilgili bir kaç bilgi verdi bana. Bu gece Allah Teala'nın ezelden dileyip belirlediği şeylerin bir sonraki Berat Gecesine kadar gerçekleşecek olanlarını meleklere yazdırmak üzere verdiği geceymiş. Bu yazma işlemi Kadir gecesi tamamlanıp sorumlu meleklere teslim ediliyormuş. Rızklar, evlenmeler, çocuk sahibi olmalar, doğumlar, ölümler gibi. Rızıklarla alâkalı defter Mikail (as)'e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili defter Cebrail (as)'e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün görevlisi ve yine büyük melek olan İsrafil (as)'e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)'e teslim oluyormuş. Bir hadis-i şerife göre de Allah Teala bu akşam rahmetiyle yer yüzüne inip çok sayıda günahı bağışlıyormuş. Berat etmek kelime anlamıyla kurtulmak demek. Günahlarımıza af dilememiz için en güzel fırsatlardan biri bu gece.

Her kandilde dağıtılan kandil simitlerimiz dağıtıldı şirkette biraz önce. Bugün öğle yemeği de iyi değildi. Açtım paketi hepsini bi güzel yedim. Allah kabul etsin ancak bu kadar iyi gelebilirdi insana bu simitler.

Annemle konuştuk az önce. Bizimkiler evi müteahhite verdiler ama yan komşu evi yıkılmak üzere olmasına rağmen 60 metrekarelik arsasına 2 daire istiyor diye müteahhitle bir türlü anlaşamıyor, onun evi de iki evin arasında kaldığı için kayar, çöker tehlikesi nedeniyle bir türlü inşaatı başlatamıyorlar. Annem "n'olur dua et de Şafiye evi vermeyi kabul etsin" dedi. "Ederim ama benim daha önemli dualarım var anne, bu konuyla trafiği karıştırmasam olmaz mı" dedim. "Ne dileyeceksin dedi?" Güldüm. Beklediği şeyi duydu: "Hayırlı kısmet" dedim. Hoşuna gitti kadıncağızın. Eminim o her namazından sonra diliyor bunu bekar kalan tek çocuğu olaraktan benim için.

Umarım O Listede Yokumdur

Sanırım bu mübarek gece yapılacak en önemli dua önümüzdeki Berat Gecesi'ni görmeye nail olmaktır. Ölürsem başka şeyler dilememin ne anlamı var ki zaten. Yine ne olur ne olmaz eğer öleceksem de hayırlı ölümler diliyorum. Umarım o listede yokumdur. Yaşamak çok güzel çünkü. Allah herkese hayırlı ömürler, hayırlı ölümler versin.


Sağlık

Bu yıl bana hastalıklarla geldi. Allah dermansız dert vermesin, daha kötü hastalıklar vermesin ama gerçekten bıktım hastanelerde sürünmekten, doktorlarla uğraşmaktan, iğne vurulmaktan, bi de o üzerime sinen nefretlik hastane kokusundan. Diğer dualarımın kabul olması için en önemli gereksinimim sağlıklı bir yıl. Sağlığım olmadıktan sonra hiçbir şeyin önemi yok.

Hayırlı kısmet

Uzun zamandır sizlere midede uçuşan kelebeklerle ilgili gündem yazmıyordum. Size bir sürü adamdan bahsediyorum, biliyorum ama napayım yani iyi el geldi de ben mi teke düşmedim?  okey geldi de ben mi bitmedim? Deniyoruz olmuyor. Ne yapalım yani. Ben pasif, benim her dediğime he diyecek, benim ağzımın içine bakacak adam istemiyorum. Yani dağınık değilim ama biraz şöyle çekip çevirecek, toparlayacak, sözünü dinletecek, höyt dedi mi korkutacak adam lazım bana. Yalnız yaşamak, özgür takılmak, gönlümce gezmek falan iyi de özlediğim, sevdiğim, yanında kendimi iyi hissettiğim birinin olmasını istiyorum artık. Ait hissetmek istiyorum kendimi. Allah'ım gönlümün Muradını ver bana ki Muradıma ereyim, Amin.

Hayırlı kazanç

Sonra, zamlı çalışmaya başladığımız şu günlerde maaşıma iyi bir zam istiyorum. Zammı belirleyen insanların kafasına şöyle kocaman aa Selo iyi bir zammı haketti düşüncesini yerleştir Allah'ım. Çünkü Yalnız yaşamaya başladığımdan beri para daha da çok ihtiyaç duyduğum bir şey oldu. Her şey para, her şey masraf. Hem ben yardım etmeyi, hediye almayı, insanları sevindirmeyi çok seven biriyim. Bunların hepsi için daha çok paraya ihtiyacım var. Çok param olsun ki şu eski kocadan kalan borçlarım için çektiğim krediyi bir an önce bitireyim. Para biriktirip içinde külüstür eşyalar olmayan, kendi eşyalarımı düzebileceğim, eşyasız boş bir daire tutup taşınabileyim. Bu ne bir gün buzdolabı cortluyor, bir gün çamaşır makinası. Bir de yıl sonuna doğru ya da önümüzdeki yıl başında İtalya'ya evlenen canım arkadaşım Nigar'ı hem ziyaret etmek hem de gezmek için İtalya'ya gitmek istiyorum. Daha hiç uçağa binmemiş, hiç yurtdışına gitmemiş biri olarak bu bu geceki dualarımın arasında.

Tüm sevdiklerim için

Berat kelime anlamı olarak Beraat etmek demekmiş. Hepimiz dileklerimizi Mevlaya sunalım, geçmiş günahlarımız için af dileyelim.  Duanın en makbulu en çabuk kabul olanı bir müminin diğer mümine dua etmesidir.  Dualarımızda cimri olmayalım. Bir tek kendimiz için dilemeyelim, sevdiğimiz, bizi seven herkes için dileyelim. Beni de dualarınıza katın. İstediklerim belli. Öyle çok şey istemiyorum. Ben de bu gece bol bol dua edicem. Dua etmek beni manevi olarak rahatlatıyor.

Başka bir rivayete göre de Hz. Peygamber: "Şaban'ın ortasındaki geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, 'Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!' der." buyurmuştur. Bir diğer hadiste ise, Berat Kandili’nde yapılacak duaların geri çevrilmeyeceği müjdesi verilmiştir. Kandil geceleri ve bu mübarek üç ayların affedilmek, isteklerimizi Yaradandan dilemek için büyük vesile.

Allah dualarımızı kabul etsin, günahlarımızı bağışlasın.
Hepimize Hayırlı Kandiller.


Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top