10 Kasım 2021

Türkiye'de satılan adet kapları

Image: Pexels Stock Photos

Herkese selam,

Öncelikle ben âdet tabirini hiç sevmiyorum ve kullanmıyorum. Ancak ülkemizde regl yerine adet kelimesi daha yaygın olduğu için doğru arama kelimesini kullanmış olmak için başlığa adet kabı yazmayı tercih ettim.

Menstrual kap diğer deyişle regl kabı veya adet kabı ile ilgili geçtiğimiz günlerde instagram hesabımda yorumlarımı paylaşmıştım. Birçok kişi adet kapları hakkında marka önerisi ve link istedi. Benim kullandığım marka Almanya DM mağazalarında satılan t.o.c. marka ve ne yazık ki Türkiye'de yok. Herkesin yurtdışından ürün temin etme imkanı olmadığı için ben yalnızca Türkiye'de satılan ürünler için link bırakıyorum.

Menstrual kap Türkiye'de henüz çok yaygın bir ürün olmadığı için bu konuda çevremle bilgi alışverişi yapma şansım maalesef olmadı. Kendi araştırmalarıma göre Türkiye'de en çok bilinen ve satılan iki marka Organicup ve Beije. Diğer markalarla ilgili bilgi sahibi değilim. Alternatif olması adına paylaşıyorum, siz satın alacak olursanız yorumlarını kendiniz incelersiniz.

ORGANI CUP

BEIJE

LUNETTE

MOTHERSMART

Bu markalar dışında kendi web sitesi olmayan ama Trendyol, N11 gibi sitelerde satılan ürünler de var. Menstrual kap, adet kabı ya da regl kabı yazarak arama sağlayabilirsiniz.

Menstrual kap ile ilgili soru-cevap ve videolu anlatım paylaşımlarımı sadece kadın takipçilerimle paylaştığım için profilime sabitlemedim. Fikir sahibi olmak adına bu storylere ulaşmak isteyenler olursa bana Instagram hesabım üzerinden DM gönderirse arşivden kendileriyle paylaşabilirim.

Okuyucularım arasında regl kabı kullananlar bu postun altına ürün deneyimleriyle ilgili yorum bırakabilirse henüz kullanmamış kişiler için fikir vermiş olurlar. 

Bu arada ben buralarda yokken umarım iyi şeyler olmuştur, her şey yolundadır ve hepiniz iyisinizdir. Ben gayet iyiyim ve yazmayı ne kadar çok özlediğimi fark ettim.

Sevgiler,

Selma







31 Ağustos 2018

Bi selam verip kaçıcam

Helloo!

Blogumla ilgili bir yorum ayarı e-postası alınca ayy benim bir bloğum vardı sahi değil mi? deyip açtım bloggerı. Neyse ki şifrem Gmail'imle aynı da unutmamışım. En son Aralık'da dilek listemi yazmışım. Instagram geldi Blogger'ın pabucu dama atıldı. Aslında hep istiyorum eskisi gibi burada bir şeyler zırvalamayı. Birileri okumasa bile kendi online günlüğümü tutmuş olurum. Ama evimizde hâlâ internet yok ve bilirsiniz işte blog yazmak için internet kafeler pek de uygun ortamlar değil. Yatağa yayılıp çayımı kahvemi alıp yazmam lazım. İlham gelmiyor başka türlü. Uzun zamandır yokum. Sayfamdaki örümcek ağlarını temizleyip çiçekleri suladım. Yokluğumda sayfamı ziyaret eden birileri varmış, onlar kimse hepsine kokulu öpücükler gönderiyorum. Bakalım bu post kimlerin ekranına ya da e-postasına düşecek. Benden yaşam belirtisi alanlar bir yorumla geri dönebilir mi? Küçük bir sürprizim var da :)

Sevgiler,
Selma

25 Aralık 2017

My New Year Wishlist '18

Yüzümü görenin neredeyse cennetlik olduğu uzun bir aradan sonra herkese selam! Bursa için bu soğuk ama güneşli Pazar gününde yapmam gereken işler, ödevler biraz bekleyebilir dedim ve oturdum wishlist yazıyorum. Yazmam yazmam ilham gelince de işi gücü bırakır yazarım. Ben de böyle bir modelim işte! Aslında ben Sevgili Pucca gibi minnoş bir #hayalpanosu yapacaktım ama içlerinden bir şeyler kesip panoma yapıştıracağım eski gazete/dergi bulamadığım için yazı olarak yazmaya karar verdim. Aralık bitiyor, biraz geç kalmadın mı Selo? diyenleri duyar gibiyim.. Evet geç kaldım.. Bugüne kadar neye yetiştim ki zaten? :)

Wishlist'in ne olduğunu hepimiz biliyoruzdur sanırım. Ama ben yine de geçen gün şu Instagram paylaşımımda wish list hazırlıyorum dediğimde o da ne ki? diyen darılmaca gücenmece olmasın ama Google'a tepki olarak doğan cahillikten öte üşengeç arkadaşlar için açıklayayım. Aslında wishlist dediğimiz şey yurtdışındaki bazı alışveriş sitelerinde stokta olmayan ürünün stoğa girer girmez sipariş etmeniz için kullanılan bir yerken özellikle son yıllarda doğum günü, yılbaşı gibi özel günlerde almak/yapmak istediğiniz şeylerin yazıldığı ve evrene gönderiyoruz ayağıyla eşin, dostun, arkadaşlarınızın görmesini sağlayarak "bakın bunlar benim bayıldıklarım, iç geçirdiklerim, almak istediklerim" ve siz bunlardan birini bana alırsanız aşırı mutlu olurum mesajı verilen liste halini aldı. Aydınlatabildim umarım.

İki yıldır çalışmadığım için çok acil ihtiyaçlarım dışında neredeyse alışveriş yapmaz oldum. Çalışırken maaş günleri iş çıkışı soluğu avm'lerde alıp eli kolu torbalarla doldururken cüzdanı birkaç saatte boşaltan o eski halimden eser yok şimdi! Ama yeni yılda işe başlıyorsam demek alışveriş tövbemi bozabilirim. Evet evet yapabilirim bunu! 2018 hayallerime kaldığım yerden devam edeceğim, hedeflerime koşacağım bir yıl olacak buna inanıyorum ama maddi olarak bir süre dötü toplamak durumunda olduğum için olayı abartmayıp mümkün olduğunca makul şeyler istedim. Lafı fazla uzatmadan benim 2018'de almak, yapmak, etmek, gitmek için iç geçirdiklerim nelermiş hep birlikte bi göz atalım;

Hobilerin psikolojiye olumlu etkisini 2017 yılında bizzat tecrübe ettim. Özellikle örgü örmek başlı başına bir terapi gerçekten. İki ters bir düz diyerek başladığım örgü maceramda içimden adeta bir Derya Baykal çıkmasıyla bu yıl ördüğüm örgülerin devamını yeni yılda da fırsat buldukça yapabilmek adına, çeşit çeşit, renk renk ip diliyorum. Hobi önemli, hobi bu listedeki birçok şeyden daha önemli bu yüzden birinci sırada.

55 gündür devam eden ve her şey yolunda giderse 35 gün sonra bitecek Candida Albicans tedavimin finalinde maaşın dörtte birini bağlamayı göze alarak kendime bu kutulardan hediye edeceğim. Şekersiz ve karbonhidratsız geçen üç ayın sonunda böyle bir finali fazlasıyla hakettim ben! Şimdiden söyleyeyim paylaşımcı kişiliğim bu kutu için geçersizdir :P



  • Yeni yılda kendime biri bitmeden diğerini stoklayacağım bol parfümlü günler diliyorum. Tenime çok yakışan favori parfümlerim ise şunlar; Leau - Kenzo, Light Blue - Dolce & Gabbana
  • Tam bir keyif insanı olarak akşamları eve geldiğimde ve hafta sonları üzerimden çıkarmayacağım, böyle yumuş yumuş, sıcacık tutacak, modeline henüz karar veremesem de kapşonlu bir polar sabahlık.
  • Napaak yani uzun boyluysak topuklu ayakkabı da mı giymeyek Allalla! dedirtecek cinsten, hem siyah, hem alçak topuklu hem de rugan bir stiletto diyorum. Edza Shoes'un Instagram hesabındaki yılbaşı çekilişinde gördüğüm bu ayakkabılara bittim! Umarım çekiliş bana çıkar. Ayakkabı aşkına bana bir şeyler oluyor!
  • Venedik'e kadar gidip Burano'ya gidememiş olmak büyük şanssızlık benim için. Neyse Venedik'e yeniden gitmek için bahanem oldu bu da. Yaz aylarında rengarenk evleri ve nehre kıyı sokaklarında binlerce fotoğraf çekip kaybolmak istediğim kısa bir Burano seyahati. 
  • Seyahat demişken, her mevsim güzel olsa da Sonbaharda apayrı bir güzelliğe bürünen ve en çok bu dönemde ziyaret edilen, arkadaş ortamında "bu sene kesin gidelim" dediğimiz ama benim henüz gidemediğim güzel şehir Amsterdam'a 2-3 günlük bir kaçamak. 
  • Yeni yıla yeni bir işle başlayacak olmanın heyecanıyla her fırsatta ibekingPembecida, Minnoş Dükkan ve Papermore gibi ıvır zıvır kırtasiye ürünleri satan sayfalarda gözüm. Yöneticimin gördüğünde muhtemelen delinin teki olduğumu düşüneceği flamingolu, kaktüslü, unicornlu, rengarenk hepsi birbirinden minnoş ajanda, haftalık planlayıcı, not defterleri, renkli kalemler, bloknotlar, washi tape'lar, fincanlar, bardaklar ve daha neler nelerden oluşan bir alışveriş
  • Kendim için bir şeyler istemeyi birkaç dakikalığına bir kenara bırakarak yeni evimizin yaşam odası için Enza Home'da beğendiğim hem şık hem rahat bir köşe koltuğu
  • Vee en sevdiğim şarkıcı listesinin kendimi bildim bileli bir numarası olan Sezen Aksu sahnelere veda etmeden önce konserine gidip canlı dinlemek istiyorum. 
  • Yeni yılda yapmak istediklerim arasında kendimi bildim bileli asla uzatamadığım tırnaklarım için bir jel tırnak denemesi, kaşlarımın şeklini şemalini elletmeden seyrek kısımlar için microblading uygulaması ve yaptırıp gelene kadar annemin haberinin olmayacağı bir de dövme fikrim var. Yaptırdıktan sonra sıkılmak ve pişman olmak istemediğimden o konuda yaptıracağım dövme ve yaptıracağım kişiyle ilgili araştırmalarım gizliden gizliye devam etmekte.
  • Yeni yıldan kendimi kaybetmeyecek kadar giyim, çorap, iç giyim ve aksesuar dileğim de yok değil tabii. Mesela düğün ve davetlerde hayat kurtaran midi boy siyah bir elbise, birkaç jean ve özellikle hafta sonları aşırı rahat ettiğim tayt ve salaş trikolar alınacaklar arasında. Ama bunlar spontane bir şekilde mağazalarda görüp o an almaya karar vereceğim şeyler olacağı için buraya görsel olarak ekleyemiyorum. Aynı şekilde evimiz için birkaç Ikea alışverişi de düzeni tam sağlayabilmek adına mutlaka yapılacaklar arasında.

Listemi oluştururken gördüm ki insanoğlunun istekleri hiç bir zaman bitmez. Ama bence ben gayet makul şeyler istedim :) Gördüğünüz gibi wishlist'im tamamen param olunca gerçek olabilecek şeylerden oluşuyor. Öyle aşktı, tek taştı, teklifti, evlenmekti, doğurmaktı, falandı filandı gibi evreni sonsuz bir katatoniye sokacak ve gerçek olma ihtimali bana göre Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi kadar zayıf isteklerde bulunmuyorum. Ayrıca listeye yazmadığım sağlık, huzur, başarı ve mesleki tatmin buradaki her şeyden önde tabii ki. Bunlar olmayınca yemişim wishlist'i! Peki sizin listenizde neler var bakalım? Bir de bana yeni yılda mutlaka almalısın, yapmalısın, denemelisin dediğiniz önerileriniz var mı? Merakla bekliyorum hepsini. 

Wishlist'lerimizdeki tüm maddelerin gerçekleştiği, mutluluktan delireceğimiz bir yıl olsun!


06 Aralık 2017

Evinizi Yılbaşına Hazırlamaya Ne Dersiniz?


İşte Evinizi Yeni Yıla Hazırlayacak Birbirinden Güzel Fikirler :)
Evinizin mis kokusu
Herkes için koku şüphesiz unutulmaz bir ayrıntı. Yılbaşı konseptini en güçlü şekilde hissettirmek için kokuları tercih edebilir, evinizi birbirinen güzel kokulu mumlarla donatabilirsiniz. Portakal, tarçın, karanfil, zencefil gibi malzemeleri kaynatarak doğal aromalarla da evinizin havasını değiştirebilirsiniz.
Kapı süsleri
Yılbaşını evinizin girişinden itibaren hissettireceğiniz bir kapı süsü hazırlamaya ne dersiniz? Bunun için sadece bükülebilir bir tel, zevkinize uygun yılbaşı süsleri ve yapıştırıcı yeterli. Gerisi yaratıcılığınıza kalmış:) 
Hediye paketleri
Yılbaşının olmazsa olmazları hediyeler. Yılbaşı ağacınızın altını boy boy hazır hediye paketleriyle süsleyebilir ya da aldığınız malzeme ve süslerle kendi hediye paketinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Buradaki püf noktası, yılbaşı ağacınızla uyum içerisinde hazırladığınız hediye paketlerini ağacınızın altında en şık şekilde gösteriyor olmakta gizli.
Mum ışığı sıcaklığı
Mum ışığının içinizi ısıtan sıcaklığını keşfetmeye ne dersiniz? Mumların dekorasyonda yarattığı farka bayılacaksınız! Birbirinden güzel yılbaşı mumlarına biraz göz atın:)
    
Yılbaşına Renk Katın
Şüphesiz kırmızılar, doreler ışıltılarıyla her zaman güzel ve şık. Yılbaşının heyecanını her daim yansıtıyorlar. Ancak eğer klasik renklerin dışına çıkmak, kendi tarzınızda süslemelere gitmek istiyorsanız, mint yeşili ve lacivert gibi canlı tonlar tercih edebilirsiniz. Hatta biraz daha özgün bir dekorasyon olsun isterseniz, kendi favori renginizi veya sevdiğiniz takımın renklerini de kullanabilirsiniz.
Yılbaşının Olmazsa Olmazı Çam Ağacı
Evinizde yılbaşı atmosferini hissetmeniz için en önemli dekorasyon malzemesi yılbaşı ağaçları. İster minicik, ister dev gibi bir çam ağacı… Çeşit çeşit çam ağaçları arasından evinize ve zevkinize en uygununu  seçebilirsiniz.
Evinizi Yaratıcılığınızla Süsleyin
El becerisine güvenenler için yılbaşı dekoru şüphesiz çok eğlenceli. Hünerlerinizi göstermenin çok yolu var. Mesela klasik bir ağaç yerine büyükten küçüğe ahşap dalları halatla birbirine bağlayarak kendi özgün yılbaşı ağacınızı duvara asabilirsiniz. Led ışıklarla da bambaşka bir hava katabilirsiniz.
 
Anılarınız yılbaşı ağacınız olsun
Ailenizle en güzel anılarınızı çerçeveletip, ağaç şeklinde duvara asmaya ne dersiniz? Aralarından geçireceğiniz aydınlatmalarla son dokunuşları yapın. İşte en güzel yılbaşı ağacı şimdi sizin:)

   
 
Paletlerden neden çam ağacı olmasın?
Kalıplardan uzaklaşıp, doğal bir malzemeyle kendini yansıtmak isteyenler için de bir yolumuz var! Mesela paletin üzerinde kendi kompozisyonunuzu yaratıp ışıklandırarak duvara asabilirsiniz.
 
Yılbaşı Sofrası
Yılın en şık ziyafetine özenle hazırlanın. Enfes yemeklerinizin ve tatlılarınızın sunumunu güzelleştirmek için en önemli nokta sofranızın dekorasyonunu tasarlamak. Fazla kalabalığa kaçmadan, doğru renk tonlarında mumlar ve küçük süsler kullanmak, masanızı gösterişli hale getirmeye yetecektir. Ayrıca servis peçetesinde  yapacağınız ufak dokunuşlarla şıklık yaratabilirsiniz.
             
                                                        
Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Ekim 2017

Vaktiniz varsa biraz dertleşelim mi?

Azıcık doldum da.

Eminim ki hepimizin hayatında öğrencilik yıllarında ya da iş ortamlarında o dönem için çok önemli, çok popüler, yediği içtiği ayrı gitmeyen can ciğer arkadaşlar olmuştur. Hani öğlen yemeğe birlikte gidersiniz, çay molalarında dip dibesinizdir, şirket hattından her fırsatta kikirdeşir, skype’den mesajlaşırsınız. Koca gün birlikte çalıştığınız yetmiyormuş gibi iş çıkışları da planlar yaparsınız. Hediyeler, sürprizler, jestler, yemek ısmarlamalar, sinemaya, tiyatroya gitmeler falan filan.

İşte tam da “ya bu hayatta güzel insanlar hâlâ var” derken ve ortada sizin bildiğiniz hiçbir sebep yokken bu arkadaşınız tereyağından kıl çeker gibi gider hayatınızdan. Olacak şey değildir. Bir sürü anınız vardır, sırlarınız, dertleşmeleriniz. Ararsınız açmaz, mesaj yazarsınız cevap vermez. Konuşmak istersiniz, bu anlamsız tavrın, araya koyulan mesafenin sebebini öğrenmek istersiniz ama o size cevap vermeye bile tenezzül etmez. Size cevap vermezken sosyal medyada diğer arkadaşlarıyla boy boy aşırı gülücüklü fotoğraflar paylaşmayı ihmal etmez ama. İncinirsiniz. Dışlanmak, yargısız infaz edilmek koyar. Ortak arkadaşlardan bi haber almak ümidiyle arada bir konu açarsınız ya bilmezler, ya bilmezden gelirler. Velhasıl-ı kelam hiçbir şekilde bu adı konulamayan soğukluk bitmez.

Amma velakin her şey gibi sizin iyi niyetinizin, onu kazanma girişimlerinizin ve sabrınızın da bir sonu vardır. Madem derdi neyse söylemedi, sorunu çözmeye çalışmadı, madem benim arkadaşlığımı istemiyor ben neden üzülüyorum ki bu insan için? deyip artık sırtınızda yük olan bu konuyu üzerinizden atıp rahatlarsınız. En azından elinizden geleni yaptığınız için.
İşte benim de böyle bir arkadaşım vardı, hatta bana bu fincanı o almıştı. Birkaç yıldır bu fincanı ne zaman kullanmak istesem elim bir türlü gitmiyordu ve her seferinde kutusuyla klavyemin üzerine koyulduğu günü anımsayıp üzülüyordum. Bu akşam indirdim raftan ve güzel bir kahve yapıp afiyetle içtim. Sonra da dedim ki; “hayat sana değer vermeyen insanlara değer vermek ve onlara üzülmek için çok kısa. Boş versene! En değerli şey sensin, kendine gel Selo” Valla hafifledim..
 

10 Nisan 2016

Dikkat misofonik var!

Vakti zamanında yazdığım Hakkımda bilmediğiniz 11 şey ve vücudumla ilgili 33 gerçek yazılarıma ilaveten; hakkımda bilmediğiniz, benim de ne olduğunu tam olarak bu sabah tesadüfen öğrendiğim bir şey daha: "Misofonya"


Fotoğraftan da anlayacağınız üzere bahsedeceğim bu şey seslerle ilgili. Bazı seslerden nefret etme boyutunda aşırı derecede rahatsız olma durumuna "Misofonya" deniyormuş. Bu bir hastalıkmış ve ben de bir misofonikmişim. Valla ne yalan söyliyeyim bu durumun bir hastalık olduğuna sevindim, tabii yalnız olmadığıma da.

Özellikle toplu taşımada bozuk paraları ya da anahtarları şıkırdatan birini gördüğümde -ki gözlemlerim sonucu bunu yapanlar genellikle erkekler- boğazlamak isteği gelir çünkü o ses yüzünden çenelerim uyuşur, beynim zonklar. Birinin salladığı tesbihin sesi içimi gıcıklar saç diplerim çekilir çığlık atmak isterim. Belki inanmayacaksınız ama tesbih salladığı için hoşlandığım insanı hayatımdan çıkarmışlığım var benim, neden ayrıldınız sorusunuysa kimselere açıklayamamışlığım. 

Birinin sakızı caklatarak çiğnemesi, ağzını açmasa dahi o sakızın içindeki küçük baloncukları damağında çıtlatması, yemek yerken ağzını şapırdatması ya da çatalı kaşığı dişlerine değdirmesi bir de bir şey içerken höpürdetmesi diye bir şey var tüylerimizi diken diken eden. Ha bi de şey var elma, salatalık, havuç gibi yerken kütür kütür ses çıkarangillerin ve cips, çekirdek gibi çıtlanan/çatırdayangillerin ben yemiyorken yanımda yenmesi. Ya da şekerin kırılarak yenmesi ya da dişlere değdirilerek takır tukur ses çıkarılması. Ağızla çıkarılan sesler demişken ağzının bir kenarına kürdan koyup konuşan bey abilerimizi amcalarımızı hatırlatmama gerek var mı?

Başımdan geçen bir olayı anlatayım. Geçen hafta İzmir'den dönüyorum. Aksi gibi kulaklığım valizde kalmış ve otobüsteki umumi kulaklıklarıysa tahmin edeceğiniz üzere kesseler kullanamam. Hostun ikram ettiği poğaçadan kalan kırıntıları diliyle temizlemeye çalışan adamın çıkardığı o tarif dahi edemediğim iğrenç sese ancak Manisa'ya kadar direnebildim ve bir arka sırada çaprazımda oturan adama durumumu -kendisini de rencide etmemek adına- küçük bir not kağıdına yazarak açıkladım ve ricada bulundum. Ne mi yaptı? Daha yüksek ses çıkarmaya başladı. E ben tabii bir sustum iki sustum ama halimi bir görseniz kafam avuçlarımın arasında ben çıldırma noktasındayım. Dönüp: "Şu şşşşleme sesini çıkarmaz mısınız? içim fena oluyor, çok rahatsız oluyorum" dememle herifle tutuştuk mu kavgaya? Diğer yolcular da destek olup kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yok, arkadaşım yapma şu sesi falan dedilerse de nafile. Halden anlamayan insan görünümlü öküz o sesi çıkarmaya devam etti. Sonuç yolculuğuma hostes koltuğunda devam ettim,sen sağ ben selamet.

Tüm yukarıda saydıklarım arasında listenin başını kesinlikle horlama çekiyor. Horlayan biriyle mümkün değil aynı odada uyuyamıyorum. Yani ancak ben ondan önce uyuyup derin uykuya dalarsam ve gece boyunca hiç uyanmassam belki. Aksi takdirde imkansız. Uyku kategorisinde bir de saat tıkırtısı sorunsalı var. Ben öyle başucundaki komodine nostaljik görünümlü çalar saat koyabilen biri olamadım hiç. Yatılı misafirliğe gittiğimde yattığım odanın duvarındaki saatin pilini çıkarıp kenara koyuşlarım hep bu yüzden. Bazı insanların, özellikle kilolu ve yaşlı insanların homurdanmaya benzeyen nefes alışverişinden rahatsız oluşlarım da.

Bu illetle yıllardır uğraşıyorum. Bazen artık dayanamayacak duruma geldiğimde çevremdeki insanları uyardığımda aşırı tepki aldığım zamanlar oldu. Bunu sırf benim gıcıklık olsun diye yaptığımı düşünenler de. Yaşadığım şey cinnet sebebi, insanların buna anlayış göstermemesi ve benim şımarıklık yaptığımı düşünmeleriyse cinayet sebebi.

Bu öyle bir şeyki bu sesleri çıkaran kişi yukarıda verdiğim otobüsteki adam örneğindeki gibi hiç tanımadığım biri de olabiliyor, aynı evi paylaştığım annem de, çok sevdiğim bir arkadaşım da, yeğenim ya da kardeşim de. Yani bu seslerden rahatsız olmamın kişilere gıcık olmamla, sevmememle hiç ilgisi yok. Çünkü beni rahatsız eden şey kişiler değil "sesler". 

Neyse ki tüm bunlardan rahatsız oluşum bir takıntı hali değil, hastalıkmış. Yani gıcıklıktan değil, merkezi sinir sisteminden kaynaklanıyormuş. Üstelik bilinen bir tedavisi de yokmuş!

Bu yazıyı yazdım çünkü; sizin de belki farkında olmadan çıkardığınız bu ses/sesler benim gibilerin kabusu olabilir. Yalnızken naparsanız yapın, saatlerce geyirin, sakız çaklatın, kırkbeş paket cipsi bitirin, sonra böyle parmaklarınızı çıkarıp teker teker şapırdatarak yalayın, elmayı hıyarı kütürtede kütürdete yiyin. Ama yalnız değilseniz sizi önce empatiye ardında da anlayışa davet ediyorum. Aksi takdirde bir gün bu sebeplerden dolayı biri sizi olmadık bir anda gırtlaklayabilir, benden söylemesi :)

27 Temmuz 2015

Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey

Mim yazılarını çok seviyorum. Okuması da yazması da çok eğlenceli. Bu mimi sevgili Nesneslis'in blogunu bırgalarken gördüm ve yazmak isteyen herkes yazabilir açıklamasından gaz alarak başladım yazmaya.

1- Blog yazmak için ne gibi özelliklere sahip olmak gerekir?
Bir kere yazmayı seviyor olmak lazım. Çünkü insan sevdiği bir şeyde başarılı olabilir, istikrar sağlayabilir. Bence yazı dili akıcı, yazdıkları keyifle okunan biri olmak gerek. Sonra blogger olmak demek sadece yazmakla da sınırlı değil. Yazıları görsellerle, gerektiğinde videolarla desteklemek demek. Bunun için de iyi bir fotoğraf gözü olmalı, fotoğraf çekmeyi sevmeli. Son ve bana göre en önemli maddeyse sosyal medyayı sevmeli. Çünkü ancak onu aktif ve doğru kullandığımızda daha çok insana ulaşabiliyor, sesimizi duyurabiliyoruz.

2- Herkes blog yazabilir mi?
Herkes her işi yapamıyorsa herkes de blog yazamaz. Gerçekten yazabilenler yazsın.

3- Severek takip ettiğin, yazı dilini sevdiğin bloggerlar kimler?

4- 3 kelimeyle kendini ifade etmen gerekse bunlar ne olurdu?
Pozitif, düzenli, eğlenceli.

5- Almadan yapamam dediğin, bittikçe aldığın kozmetik ürünü?
Eyeliner pen, CC cream, Tender care balm.

6- En sevdiğin yabancı/yerli dizi?
How i met your mother / Kardeş Payı' ydı. Şimdilerde belgeselden başka bir şey izlemiyorum.

7- Totemlerin var mı?
Nasılsa bundan kusur kalmışım.

8-Biraz özel hayat konuşalım mı? :)) Hayatında biri var mı? İlişkiler hakkında düşüncelerin?
Bingooo! Soruya gel! Tabii konuşalım da olmayan şeyin nesini konuşacağız bebeğim? Hayatımda biri yok. Evet evet sanırım Tanrı benim ruh eşimi yaratmayı unutmuş. Son adamakıllı ilişkim biteli 4 yılı geçiyor. O zamandan beri de tanışmaları ve ilişki olmaya yönelik girişimlerimi saymazsak özel hayatım yok diyebilirim. Yukarıdaki açıklamaların bana verdiği yetkiye dayanarak son soruyu pas geçiyorum.

9- Sosyal medyanın hayatında ki yeri? En çok kullandığın sosyal medya?
Sosyal medyayı blog yazmaya başladıktan sonra daha aktif kullanmaya başladım. En aktif olarak kullandığım Instagram, en severek kullandığım da diyebilirim.

10- Canın çok sıkıldı, işin içinden çıkamıyorsun kendini iyi hissetmek için ne yaparsın?

Eer başımı alıp gidebilecek durumdaysam yani iş yerinde falan değilsem kulağıma takarım kulaklıklarımı, giyerim spor ayakkabılarımı dalarım bilmediğim sokaklara. Yürüyüp yeni yollar, yeni yerler keşfedip kafa dağıtırım.

11- Şu sıralar dinlemeyi en sevdiğin şarkı ?
Hilary Duff - My Kind

Ben de özel olarak kimseyi davet etmiyorum. Yazmak isteyen herkes yazabilir ama yazısında benden bahsetmek şartıyla :)

26 Temmuz 2015

Babama mektup

Gidişinden sonra günlerce yağmur yağdı, çok serinledi havalar. Üşümemişsindir umarım. Her gece yatarken babam şimdi orada, karanlıkta ne yapıyordur tek başına? deyip sarılıp ağlıyoruz annemle. Hayattayken çok didişirdiniz, hiç geçinemezdiniz ya, sen gideli annemin gözünün yaşı hiç dinmedi. Meğer ne çok seviyormuş seni.

Sensiz ilk kandilimiz pek bir buruk geçti. Bu kez elini değil, toprağını öptük. Teyzem dedi ki, ölüler kabirlerini ziyaret edenleri ayak ucunda dururlarsa görürmüş. Beni görebilesin diye ayak ucunda durdum hep, görmüşsündür umarım.

Ölüm ne garip şeymiş be baba. Bir türlü yakıştıramıyormuş insan, inanamıyormuş, inanmak istemiyormuş. Doktorlar 10 gün ömrü var dediklerinde inanmak istemedik. Son ana kadar hep bir umudumuz vardı, kurtulursun, iyileşirsin diye. Öyle ani oldu ki her şey, öyle büyük bir şok yaşadım ki hâlâ içimde sızısı. Hastalığının teşhisi, koşturmacası, yoğun bakıma yatırılışın derken tam da doktorların dediği gibi 10. gün bırakıp gittin bizi. Her şeyi unuturum da seni hastaneye yatırdığımız gün sedyeye koyulurken ki o ürkek halini asla unutmam. Merdivenlerden indirilirken seni düşürecekler diye ne korktun. Bir de bir bakışın vardı eve, öyle bir baktın ki bir daha dönemeyeceğini hissetmiş gibi.

Hep başkaları için okunan Selan verilirken irkildim. Sonra ismini söyledi hoca. O an inandım öldüğüne. Aklımdan hiç çıkmıyorsun da, bazı anlar öyle bir bastırıyor ki hüzün dayanamayıp ağlıyorum. Sen benim ağlamamı hiç istemezdin oysa. Bana kızma baba, ağlamadan nasıl hafifletirim ki içimdeki bu acıyı? En çokta Eymen seni andıkça ağlayasım geliyor. Hasip Dedem Cennet'e gitti diyor Cennet'in ne olduğunu biliyormuş gibi. Ah babam, inşallah iyi yerlerdesindir, iyisindir.

Yokluğun bugün tam 47 gün oldu. Ben, sana yazacak gücü ancak bulabildim kendimde. Seni çok özledim. En zoru da özlemim her geçen gün artacak ama seni bir daha hiç göremeyeceğim. Bir kerecik rüyamda görebilsem, sarılabilsem sımsıkı, ufaklık deyişini duyabilsem başka bir şey istemiyorum.

Merak ediyorum sen de bizi özledin mi? İnsan ölünce çocuklarını, karısını unutmaz değil mi? Unutmamalı. Ben senin fıstığınım, ben senin ufaklığınım, beni nasıl unutursun? Beni unutma baba, lütfen, bizi unutma. Bizi sakın unutma....

Fıstığın, ufaklığın, Selma'n.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top