Manyağın Tekiyim Biliyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manyağın Tekiyim Biliyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
03 Eylül 2017
09 Ocak 2016
26 Eylül 2014
Herkes boyuna göre sevgili bulsun lütfen!
Neden evlenemiyorsun? Sorusuna verdiğim birkaç yüz cevaptan en popüler olanlar arasında: "Boy sorunsalı"
Önemli olan boyu değil işlevi deyip kıkırdayanları duyar gibi oldum ama kastettiğim şeyin tam olarak işlev olduğunu zaten yazının devamında bulacaksınız.
Geçtiğimiz yıllarda bir Cumartesi gecesi Yeni Türkü konserine gittik. Mekan o kadar kalabalıktı ki konseri, sahneyi görmenin mümkün olmadığı, sesin bile zorlukla duyulabildiği merdivenlerin karşısında, kapı ağzında izledik. Bulunduğumuz konum itibariyle konser boyunca bir yandan şarkılara eşlik ederken bir yandan da terasa sigara içmeye çıkan çiftleri görsel uyum olarak değerlendirme şansı buldum. O gece üzülerek tecrübe ettim ki götten bacaklı, koca götlü ya da bit kadar kızlar hep selvi boylu, yakışıklı, daş gibi delikanlıları kapmış. Peki bu durumda boyu ben gibi standardın üzerinde olan ve hayırlı kısmetlerini bekleyen genç kızlar ne yapacaktı? Kendinden kısa, ya da aynı boyda olduğu erkeklere evet diyip hayatlarının geri kalan kısmında stilettolara, platformlara, bilimum topuklu ayakkabılara veda mı edecekti? Ya da halihazırda dolabında bulunan topukluları ben artık bunları giyemeyeceğim deyip eşe dosta mı dağatacaktı? Boyu boyuna, huyu huyuna deyiminde daha ilk kriteri yerine getirememişken huyunu suyunu nasıl deneyecekti falan. Yoo hayır, bu kabul edilebilir şey değildi.
O konser gecesinden sonra bu konu tik oldu bende. Yolda yürürken, gittiğim ortamlarda çiftleri gözlemlemeye devam ettim. Fark ettim ki yüzüne bakılacak tipte, boylu poslu delikanlılar marketlerin manav reyonundaki kan kırmızı domatesler gibi seçilmiş, bize kalmış mı orası burası göçüp, ezilenler ya da dışı kırmızı olup içi sapsarı çıkanlar! Dedim bu iş böyle olmayacak kızım Selo! Madem benim boyuma göre adam kontenjanı yok, madem 7 küsür milyarlık dünyada nikahı basıp üreyecek bir adam bulamıyorum, ben de kapılmış olanları boşa çıkararak kendime ve benim gibi bu konudan çeken arkadaşlarıma kısmet yaratırım, nihahaha yaşasın kötülük! Başladım bu fikrin propagandasını yapmaya. Sağda solda sevgilisiyle sorun yaşayan ya da ayrılan kız arkadaşlarımı; "ya bebeğim zaten hiç yakışmıyordunuz, sen çıtı pıtı kızsın, o herif neydi öyle ayı gibi! dana gibi!! deve gibi!!! Boş versene ya bu güzellikle sen elini sallasan ellisi!" şeklinde sözüm ona teselli etmekten geri kalmadım. Aşk acısı çeken hemcinslerim gazı daha ilk dakikada alarak "ayy di mi ya, bana erkek mi yok!" şeklindeki tepkileri başta bu plan işe yarar mı ki? endişelerimi yeni bulunan sevgilinin ayrıldığı sevgiliden biraz daha kısa boylu olmasıyla boşa çıkarmış oldu ve anladık ki bu haince ve bencilce plan işe yaradı. Ancak biliyorduk ki yuva yıkanın yuvası olmazdı ve kötülük eninde sonunda cezasını bulurdu, e bu dünyanın bir de tersi vardı falan.Vicdanımızın sesini dinledik ve uzun boylu erkeklerle kısa boylu kızları dolaylı yoldan ayırma propagandamızdan istifa ettik.
Tekrar düştük boyu kendimizden minimum 5 cm uzun sevgili aday adaylarını aramak derdine. İletişimde sınır tanımayan insanoğlu her internet sitesini, telefonundaki her uygulamayı birileriyle tanışmak için kullanır olunca ben de bundan kusur kalmayayım dedim. Tango'da konumunu paylaş seçeneğini açınca her gün birileri selam veriyor, ekliyor, göz kırpıyor falan başlıyoruz sohbete. Asıl dikkatimi çeken konuysa tanışma aşamasında sorulan sorular. Dün artık ard arda aynı soruları cevaplamaktan o kadar bunaldım ki bu uygulamada birileriyle tanışırken "Sorulması Gereken Sorular" diye bir liste var da ben mi bilmiyorum lan? falan dedim kendi kendime. Sorular hep aynı; Nerdensin? Yaş kaç? Boy kaç? Hönk! Boy mu? Boy ne alaka lan? Başlarda refleks olarak direk cevap verdiysem de bu olay devam ettikçe bu soruyu soranlara bunun sebebini sorar oldum. Vah ki ne vah! Selvi boylu adamlar bıkmış mı pigme gibi hatunlardan! Dünkü olaysa tam bir komedi. Delikanlı diyor ki "sen kesin benden uzunsundur". Bu cümleye tepki olarak "Allah Allah o da nerden çıktı" diyorsam da içimden "Muhtemelen" diyorum, çünkü ben de bıkmışım Çocuklar Duymasın dizisindeki Hüseyin gibi adamları bir Cenk Akyol gibi gösteren fotoğraflardan ve iş tanışmaya gelince hayal kırıklığının dibine vurmaktan. Niye böyle dedin ki sen, hayırdır? dediğimde, "Uzunum, uzunum" demedin ya kesin uzunsundur diyor ve ekliyor; "Çünkü ne zaman ben uzunum diyen bir kızla tanışsam yani evet kız aslında uzun ama ayağına giydiği minimum 12 cm'lik platformlarla" diyor ve beni alıyor sesli gülmeler.
Düşünsenize herif 1.90 kız 1,60, kızı öpmek için çömelmesi gerek ( Ayaktan dize kadar olan kısım ortalama 30cm olarak alınmıştır) ahahaha :). Ya da düşünsenize sevişiyor olsalar, aynı anda vücutlarının iki noktasını denk getirmeleri Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi kadar imkansız. Laf lafı açıyor, yaşadığım bir tanışma hikayem geldi aklıma. Bir gün bir arkadaşım aracılığıyla bir herifle buluştuk, benden önce gitmiş oturmuş Cafe'ye. Girdim merhaba dedim böyle ne oturuyor, ne kalkıyor gibi eğreti bir halde elini uzatıp tokalaştı benle. İçimden "ayy ne kadar kaba herif, bir de okumuş avukat olmuş, daha bir bayanla tokalaşmak için ayağa kalkamıyor" demiştim ki meğer herif tamamen ayaktaymış hatta o kadar ayaktaymış ki masanın metal ayaklarının üzerine çıkmış benle bir boyda olabilmek için! Evlensek düğün fotoğraflarında da taburenin üzerine çıkacak herhalde. Şaka gibiyim yeminle! Ben herifin gerçek boyunu 1 saat bile sürdüremediğim görüşmemizin finalinde yanımda yürümek suretiyle "seni BMV'mle eve bırakabilirim" küstahlık cümlesini kurarken görmüştüm ve senin bu boyla hem direksiyona, hem pedallara boyun yetiyor mu? Yolu görmeden arabayı sürebilmek büyük yetenek doğrusu! şeklinde lafımı yapıştırmaktan da geri kalmamıştım. Ben, Selo kişisi bu ve buna benzer yüzlerce örneği bizzat kendim tecrübe etmişken senin hâlâ kendinden 40 cm uzun sevgiliyle ne işin var sayın hemcinsim? Yarından tezi yok ayrılıyorsun o uzun boylu çocuktan, gelir yolarım, bacaklarını cart diye ayırırım, salon kadını çizgisinden çıkartmayın lan insanı!
Şakalar komiklikler bir yana da vakti zamanında herkes boyuna göre sevgili yapsın dediğimde günlerce sevgilisinin boyu kendi boyunun iki katından 15 cm az olan kız arkadaşlarımın çemkirmelerine maruz kalmıştım. Oysaki önerdiğim şey birbirine görsel olarak daha çok yakışan çiftler ve boy sorunu yüzünden eşleşemeyip açıkta kalan ben gibi mağdurlarımız için çare niteliğinde bir öneriydi, hepsi bu. Varmış değil mi Selo kişisinin bir bildiği. Rabbena hep bana olmuyor sevgili din kardeşlerim, bencilliği bırakıp azıcık hayallerinin erkeğini bulamayan uzun boylu genç kızları da düşünmek lazım :)
Önemli olan boyu değil işlevi deyip kıkırdayanları duyar gibi oldum ama kastettiğim şeyin tam olarak işlev olduğunu zaten yazının devamında bulacaksınız.
Geçtiğimiz yıllarda bir Cumartesi gecesi Yeni Türkü konserine gittik. Mekan o kadar kalabalıktı ki konseri, sahneyi görmenin mümkün olmadığı, sesin bile zorlukla duyulabildiği merdivenlerin karşısında, kapı ağzında izledik. Bulunduğumuz konum itibariyle konser boyunca bir yandan şarkılara eşlik ederken bir yandan da terasa sigara içmeye çıkan çiftleri görsel uyum olarak değerlendirme şansı buldum. O gece üzülerek tecrübe ettim ki götten bacaklı, koca götlü ya da bit kadar kızlar hep selvi boylu, yakışıklı, daş gibi delikanlıları kapmış. Peki bu durumda boyu ben gibi standardın üzerinde olan ve hayırlı kısmetlerini bekleyen genç kızlar ne yapacaktı? Kendinden kısa, ya da aynı boyda olduğu erkeklere evet diyip hayatlarının geri kalan kısmında stilettolara, platformlara, bilimum topuklu ayakkabılara veda mı edecekti? Ya da halihazırda dolabında bulunan topukluları ben artık bunları giyemeyeceğim deyip eşe dosta mı dağatacaktı? Boyu boyuna, huyu huyuna deyiminde daha ilk kriteri yerine getirememişken huyunu suyunu nasıl deneyecekti falan. Yoo hayır, bu kabul edilebilir şey değildi.
O konser gecesinden sonra bu konu tik oldu bende. Yolda yürürken, gittiğim ortamlarda çiftleri gözlemlemeye devam ettim. Fark ettim ki yüzüne bakılacak tipte, boylu poslu delikanlılar marketlerin manav reyonundaki kan kırmızı domatesler gibi seçilmiş, bize kalmış mı orası burası göçüp, ezilenler ya da dışı kırmızı olup içi sapsarı çıkanlar! Dedim bu iş böyle olmayacak kızım Selo! Madem benim boyuma göre adam kontenjanı yok, madem 7 küsür milyarlık dünyada nikahı basıp üreyecek bir adam bulamıyorum, ben de kapılmış olanları boşa çıkararak kendime ve benim gibi bu konudan çeken arkadaşlarıma kısmet yaratırım, nihahaha yaşasın kötülük! Başladım bu fikrin propagandasını yapmaya. Sağda solda sevgilisiyle sorun yaşayan ya da ayrılan kız arkadaşlarımı; "ya bebeğim zaten hiç yakışmıyordunuz, sen çıtı pıtı kızsın, o herif neydi öyle ayı gibi! dana gibi!! deve gibi!!! Boş versene ya bu güzellikle sen elini sallasan ellisi!" şeklinde sözüm ona teselli etmekten geri kalmadım. Aşk acısı çeken hemcinslerim gazı daha ilk dakikada alarak "ayy di mi ya, bana erkek mi yok!" şeklindeki tepkileri başta bu plan işe yarar mı ki? endişelerimi yeni bulunan sevgilinin ayrıldığı sevgiliden biraz daha kısa boylu olmasıyla boşa çıkarmış oldu ve anladık ki bu haince ve bencilce plan işe yaradı. Ancak biliyorduk ki yuva yıkanın yuvası olmazdı ve kötülük eninde sonunda cezasını bulurdu, e bu dünyanın bir de tersi vardı falan.Vicdanımızın sesini dinledik ve uzun boylu erkeklerle kısa boylu kızları dolaylı yoldan ayırma propagandamızdan istifa ettik.
Tekrar düştük boyu kendimizden minimum 5 cm uzun sevgili aday adaylarını aramak derdine. İletişimde sınır tanımayan insanoğlu her internet sitesini, telefonundaki her uygulamayı birileriyle tanışmak için kullanır olunca ben de bundan kusur kalmayayım dedim. Tango'da konumunu paylaş seçeneğini açınca her gün birileri selam veriyor, ekliyor, göz kırpıyor falan başlıyoruz sohbete. Asıl dikkatimi çeken konuysa tanışma aşamasında sorulan sorular. Dün artık ard arda aynı soruları cevaplamaktan o kadar bunaldım ki bu uygulamada birileriyle tanışırken "Sorulması Gereken Sorular" diye bir liste var da ben mi bilmiyorum lan? falan dedim kendi kendime. Sorular hep aynı; Nerdensin? Yaş kaç? Boy kaç? Hönk! Boy mu? Boy ne alaka lan? Başlarda refleks olarak direk cevap verdiysem de bu olay devam ettikçe bu soruyu soranlara bunun sebebini sorar oldum. Vah ki ne vah! Selvi boylu adamlar bıkmış mı pigme gibi hatunlardan! Dünkü olaysa tam bir komedi. Delikanlı diyor ki "sen kesin benden uzunsundur". Bu cümleye tepki olarak "Allah Allah o da nerden çıktı" diyorsam da içimden "Muhtemelen" diyorum, çünkü ben de bıkmışım Çocuklar Duymasın dizisindeki Hüseyin gibi adamları bir Cenk Akyol gibi gösteren fotoğraflardan ve iş tanışmaya gelince hayal kırıklığının dibine vurmaktan. Niye böyle dedin ki sen, hayırdır? dediğimde, "Uzunum, uzunum" demedin ya kesin uzunsundur diyor ve ekliyor; "Çünkü ne zaman ben uzunum diyen bir kızla tanışsam yani evet kız aslında uzun ama ayağına giydiği minimum 12 cm'lik platformlarla" diyor ve beni alıyor sesli gülmeler.
Düşünsenize herif 1.90 kız 1,60, kızı öpmek için çömelmesi gerek ( Ayaktan dize kadar olan kısım ortalama 30cm olarak alınmıştır) ahahaha :). Ya da düşünsenize sevişiyor olsalar, aynı anda vücutlarının iki noktasını denk getirmeleri Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi kadar imkansız. Laf lafı açıyor, yaşadığım bir tanışma hikayem geldi aklıma. Bir gün bir arkadaşım aracılığıyla bir herifle buluştuk, benden önce gitmiş oturmuş Cafe'ye. Girdim merhaba dedim böyle ne oturuyor, ne kalkıyor gibi eğreti bir halde elini uzatıp tokalaştı benle. İçimden "ayy ne kadar kaba herif, bir de okumuş avukat olmuş, daha bir bayanla tokalaşmak için ayağa kalkamıyor" demiştim ki meğer herif tamamen ayaktaymış hatta o kadar ayaktaymış ki masanın metal ayaklarının üzerine çıkmış benle bir boyda olabilmek için! Evlensek düğün fotoğraflarında da taburenin üzerine çıkacak herhalde. Şaka gibiyim yeminle! Ben herifin gerçek boyunu 1 saat bile sürdüremediğim görüşmemizin finalinde yanımda yürümek suretiyle "seni BMV'mle eve bırakabilirim" küstahlık cümlesini kurarken görmüştüm ve senin bu boyla hem direksiyona, hem pedallara boyun yetiyor mu? Yolu görmeden arabayı sürebilmek büyük yetenek doğrusu! şeklinde lafımı yapıştırmaktan da geri kalmamıştım. Ben, Selo kişisi bu ve buna benzer yüzlerce örneği bizzat kendim tecrübe etmişken senin hâlâ kendinden 40 cm uzun sevgiliyle ne işin var sayın hemcinsim? Yarından tezi yok ayrılıyorsun o uzun boylu çocuktan, gelir yolarım, bacaklarını cart diye ayırırım, salon kadını çizgisinden çıkartmayın lan insanı!
Şakalar komiklikler bir yana da vakti zamanında herkes boyuna göre sevgili yapsın dediğimde günlerce sevgilisinin boyu kendi boyunun iki katından 15 cm az olan kız arkadaşlarımın çemkirmelerine maruz kalmıştım. Oysaki önerdiğim şey birbirine görsel olarak daha çok yakışan çiftler ve boy sorunu yüzünden eşleşemeyip açıkta kalan ben gibi mağdurlarımız için çare niteliğinde bir öneriydi, hepsi bu. Varmış değil mi Selo kişisinin bir bildiği. Rabbena hep bana olmuyor sevgili din kardeşlerim, bencilliği bırakıp azıcık hayallerinin erkeğini bulamayan uzun boylu genç kızları da düşünmek lazım :)
15 Eylül 2014
09 Haziran 2014
02 Mayıs 2014
Böylesi Görülmedi! "Orgazmı 2 saati bulunca hastaneye kaldırdılar"
Sen orgazmın ne demek olduğunu bilmezsin, elin karısı orgazmını durduramaz hastanelik olur! Adaletin bu mu dünya!
Haberi gördüğümde yok artık dedim, şakadır bu, gerçek olamaz, olmamalı!
Videoyu açınca baktım, hastane yatağında, üzerinde hastane elbisesiyle bi kadın, ara ara sıtma krizine girer gibi titriyor ve kendini zaptedebilmek için yatağın kenarlarına tutunuyor.
Tövbeler tövbesi.
Videoya bakılırsa 2 saatle bitmemiş bu iş anlaşılan, hatun büyük orgazmı yaşamış ama hâlâ arada artçı orgazmlar yaşıyor gibi :D
O değil de ben adamı merak ettim lan :D Tanışabileydim iyiydi.
Düşünsenize bi sevişiyosun 2 saat orgazm. Sonra 6 ay kafan rahat ahahhaha :D
Hayır yurtdışında bekaret sorunu yok, evlenmeden önce ilişki yadırganmıyor. Anlamadığım bunların ilk sevişmesi miymiş? Sevişmek için gerdeği mi beklemişler? Bunu öğrenemedim henüz :D
Yeni başlayan evlilik muhtemelen bu haberden sonra biter.
Çünkü bu haberi duyan, özellikle orgazm sorunu yaşayan İngiltere'li kadınların bu adamla sevişmek için sıraya girmeleri, kadıncağız tedavi olurken herifle tanışmak için hastaneyi basmaları ihtimaller arasında.
Benim memleketimin kadını orgazmın ne olduğunu bilmeden menopoza girsin, sen şu karının yaptığına bak 2 saat orgazm. Babababa orospuuuu! :D
Kadın zenci olduğuna göre bunun kocası da zencidir, tevekkeli değil kadın 2 saat orgazm oluyor haahha :D
Bir başka konu da elin İngiliz'i 2 saat yapıyorsa bizim ondan neyimiz eksik bizim 3 saat yapmamız gerek diyen yurdum erkeklerini ve eee şey bi bakıp çıkacaktık diyen yurdum hatunlarını görür gibiyim.
Herkese keyifli haftasonları, müsadenizle ben gülmeye devam ediyorum ahahhaha :D
Haberi okumak için TIK TIK
01 Mayıs 2014
Bu yazı makyaj konusundaki beceriksizliğimin itirafıdır sayın folovır
Pink Spring Party tüm eğlencesiyle gerçekleşirken o gün fotoğraf paylaştıkça birçok yerden elbisemle, saçlarımla ilgili (özellikle rengi) beğeniler aldım. Beni takip eden, beğenen, beğenilerini yorumlarıyla, mesajlarıyla paylaşan herkese teşekkür ederim. Bana sen çok zevklisin, giydiğini yakıştırıyorsun, e fotojeniksin de, neden moda üzerine yoğunlaşmıyorsun, bu kategoride yazsan çok sivrilirsin diye mesaj gönderenler oldu. Güzel yorumlarınız için on yüz bin teşekkürler sevgili folovırlarım ama ben tam anlamıyla ne moda bloguyum, ne kozmetik, ne de hobi. Moda blogu olmak istesem gardırobum ancak 2 haftalık post yapmaya yeter, bilemedin üç, şayet pijamalarımı dahil edersem de beş. Ötesi olmaz. Bu iş gerçekten zor, güncel olmayı, devamlı takip etmeyi gerektiren, maddi güç gerektiren, biraz daha profesyonel olup ithal markalarla kombin yaparsanız, özel fotoğrafçı falan tutmak isterseniz daha da çok parayı gerektiren bir iş. Lütfen gerçekçi olalım, burada LC Waikiki'den ya da Koton'dan aldığı elbiseyle camiada almış başını gitmiş kimseyi tanımıyorum ben. Benim bir kıyafet alırken indirimini beklediğim Zara bile burun kıvırılan markalar arasında bir çok trend blogu için. Hâl böyle olunca benim bu kategoride sivrilmem, başarılı olmam imkansız gibi bir şey.
İşin makyaj ve kozmetik kısmına gelecek olursam; ben o renkli göz makyajları yapan arkadaşlara o kadar imreniyorum, keşke ben de yapabilsem diye o kadar özeniyorum ki ama o Allah vergisi yetenek bende yok. Makyaj yapmıyor muyum? yapıyorum. Kozmetik ürün kullanmıyor muyum? Elbetteki kullanıyorum. Ama öyle fotoğrafını çekip folovırlarımla paylaşacak kadar değil. Cildim iyi durumda olduğundan pek fondöten ve pudra bile sürmem. Nemlendiricimi sürerim, üzerine de yüzümü renklendirecek bir allık, eyeliner, mascara, ruj yallah. Zaman zaman gaza gelip bana yakışacak tonlarda far paletleri alıyorum. Bu sefer başaracaksın kızım Selo deyip geçiyorum aynanın karşısına ama sonuç -yalnızca birkaç kez nasıl başardığımı benim de çözemediğim şekilde gerçekten güzeldi, onun dışındakilerde- hep hüsran. Hani makyaj yapmasa daha güzel tabir ettiğimiz durum var ya, bu kısmen benim için söylenmiş olabilir. Yok arkadaş, videolar mı açıp izlemedim, makyaj yapan makyözleri mi izlemedim, dergiler mi okumadım, tüyolar mı almadım, ama yok. O fırçayı elime alınca annesinin makyaj malzemelerini karıştıran, bulduğunu üst üste sürüp sürüştüren küçük kokoş kızlardan farklı değilim. İtiraf ediyorum bu konuya çok hevesliyim ama beceriksizim.
El işlerine, resme, el sanatlarına olan ilgim ilkokul yıllarıma dayanır. El işlerine, diy projelerine, el sanatlarına çok meraklıyım ama buna da zaman yok. Tam bir şeye kalkışıp onu bir düzene sokup yapayım paylaşayım, beğenen olursa ufaktan satar paramı da kazanırım diyorum araya muhakkak bir terslik giriyor ve o malzemeler evin bi köşesinde öylece kalıyor. Anlayacağınız Selo 08:00-18:00 çalışma temposu ve 29'unda öğrenciyken başlı başına bir hobi blogu da olamaz.
Yani lafı nereye getirecem; "Ben ne moda bloguyum, ne de kozmetik. Ben, hayata dair ne varsa onun bloguyum". Yeri geliyor alışveriş, yeri geliyor bakım, yeri geliyor blogla ilgili zamazingolar, günlük hayattan bir şeyler, yeri geliyo melankoli, aşk, hobi, diy ya da depresyon üzerine yazıyorum. Burası Selo'nun hayatını satırlara yansıttığı yer. Bu yüzdendir ki kendi zevkime göre kendime yakıştırdığımı giyiyorum, becerebildiğimce sürüp sürüştürüyorum. Çok beğenilenleri ya da bunu paylaşmalıyım dediklerimi -diyet günlüğü kategorisini takip edenlere bir yandan zayıfladığımı da göstermek amaçlı- burada paylaşıyorum zaman zaman. Saç ve cilt bakımına ciddi özen gösteriyorum. Elim erdiğince makyajımı yapıyorum ve bildiğim, öğrendiğim en ufak detayı bile burada sizinle paylaşıyorum. Herkes bu satırları okuyor da kimse de demiyor ki Selo sen ne anlatıyon kısa kes lafı çok uzattın. Benim fren patlak abilerim, ablalarım. Ne diyecektim ben? Heh hatırladım. Pink Spring Party adı üstünde pembe konseptli bir parti olduğu için ben de göz makyajımı açık pembe tonlarda ve ojelerimi de pembe sürdüm. Her ne kadar fotoğraflarda pek belli olmasalar da detaylar böyleydi. O gün şu kıytırık makyajı yapmak için ayna karşısında yarım saatimi piç ettim. Samimiyetlerinden zerre şüphem yok elbette ama, kızlar makyajım için gayet başarılı deseler de ben bunu biraz motivasyon, biraz teselli olarak algıladım bunu çünkü benim makyaj onlarınkinin yanında kitap boyaması gibiydi. Ne giydim postundan nerelere gittim, böyle de bi insanım işte vesselam.
İşin makyaj ve kozmetik kısmına gelecek olursam; ben o renkli göz makyajları yapan arkadaşlara o kadar imreniyorum, keşke ben de yapabilsem diye o kadar özeniyorum ki ama o Allah vergisi yetenek bende yok. Makyaj yapmıyor muyum? yapıyorum. Kozmetik ürün kullanmıyor muyum? Elbetteki kullanıyorum. Ama öyle fotoğrafını çekip folovırlarımla paylaşacak kadar değil. Cildim iyi durumda olduğundan pek fondöten ve pudra bile sürmem. Nemlendiricimi sürerim, üzerine de yüzümü renklendirecek bir allık, eyeliner, mascara, ruj yallah. Zaman zaman gaza gelip bana yakışacak tonlarda far paletleri alıyorum. Bu sefer başaracaksın kızım Selo deyip geçiyorum aynanın karşısına ama sonuç -yalnızca birkaç kez nasıl başardığımı benim de çözemediğim şekilde gerçekten güzeldi, onun dışındakilerde- hep hüsran. Hani makyaj yapmasa daha güzel tabir ettiğimiz durum var ya, bu kısmen benim için söylenmiş olabilir. Yok arkadaş, videolar mı açıp izlemedim, makyaj yapan makyözleri mi izlemedim, dergiler mi okumadım, tüyolar mı almadım, ama yok. O fırçayı elime alınca annesinin makyaj malzemelerini karıştıran, bulduğunu üst üste sürüp sürüştüren küçük kokoş kızlardan farklı değilim. İtiraf ediyorum bu konuya çok hevesliyim ama beceriksizim.
El işlerine, resme, el sanatlarına olan ilgim ilkokul yıllarıma dayanır. El işlerine, diy projelerine, el sanatlarına çok meraklıyım ama buna da zaman yok. Tam bir şeye kalkışıp onu bir düzene sokup yapayım paylaşayım, beğenen olursa ufaktan satar paramı da kazanırım diyorum araya muhakkak bir terslik giriyor ve o malzemeler evin bi köşesinde öylece kalıyor. Anlayacağınız Selo 08:00-18:00 çalışma temposu ve 29'unda öğrenciyken başlı başına bir hobi blogu da olamaz.
Yani lafı nereye getirecem; "Ben ne moda bloguyum, ne de kozmetik. Ben, hayata dair ne varsa onun bloguyum". Yeri geliyor alışveriş, yeri geliyor bakım, yeri geliyor blogla ilgili zamazingolar, günlük hayattan bir şeyler, yeri geliyo melankoli, aşk, hobi, diy ya da depresyon üzerine yazıyorum. Burası Selo'nun hayatını satırlara yansıttığı yer. Bu yüzdendir ki kendi zevkime göre kendime yakıştırdığımı giyiyorum, becerebildiğimce sürüp sürüştürüyorum. Çok beğenilenleri ya da bunu paylaşmalıyım dediklerimi -diyet günlüğü kategorisini takip edenlere bir yandan zayıfladığımı da göstermek amaçlı- burada paylaşıyorum zaman zaman. Saç ve cilt bakımına ciddi özen gösteriyorum. Elim erdiğince makyajımı yapıyorum ve bildiğim, öğrendiğim en ufak detayı bile burada sizinle paylaşıyorum. Herkes bu satırları okuyor da kimse de demiyor ki Selo sen ne anlatıyon kısa kes lafı çok uzattın. Benim fren patlak abilerim, ablalarım. Ne diyecektim ben? Heh hatırladım. Pink Spring Party adı üstünde pembe konseptli bir parti olduğu için ben de göz makyajımı açık pembe tonlarda ve ojelerimi de pembe sürdüm. Her ne kadar fotoğraflarda pek belli olmasalar da detaylar böyleydi. O gün şu kıytırık makyajı yapmak için ayna karşısında yarım saatimi piç ettim. Samimiyetlerinden zerre şüphem yok elbette ama, kızlar makyajım için gayet başarılı deseler de ben bunu biraz motivasyon, biraz teselli olarak algıladım bunu çünkü benim makyaj onlarınkinin yanında kitap boyaması gibiydi. Ne giydim postundan nerelere gittim, böyle de bi insanım işte vesselam.
Bilekte Bot: Erol Saçmacı
Kolye: 678
Sayın moda & trend & stil blogırı arkadaşlarım; O günkü kıyafetimle ilgili yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyore,
Sayın makyaj&kozmetik blogırı arkadaşlarım; Ne diyorsunuz biraz daha uğraşsam yapabilir miyim? Işık var mı? :P
Sayın makyaj&kozmetik blogırı arkadaşlarım; Ne diyorsunuz biraz daha uğraşsam yapabilir miyim? Işık var mı? :P
Bu yazı, makyaj konusundaki beceriksizliğimin itirafıdır ve bu durumun değişmesi adına temennimin en samimi şekilde evrene iletilmesidir sayın folovır. Sabırla okuduysan büyüksün, yine gel :P
Follow Me on
16 Nisan 2014
Lanet olsun dostum, kuralların canı cehenneme!
Bir ortamda muhabbet içinde "kural" kelimesi geçmeyegörelim "Lanet olsun dostum, kuralların canın cehenneme!" deriz hemen. Yok aslında biz böyle demeyiz, bu çok Amerikanvari oldu. "Kurallar çiğnenmek içindir bilader", evet evet bu bize daha uygun. Hepimiz bazen kurallara uymak konusunda maksimum özeni ve çabayı gösterirken bazen de "yemişim kuralını, uymuyorum lan" deyip aykırı davranmak konusunda kendimizle yarışıyor, kendimizi aşıyor olabiliriz. Evet sürekli kurallara uyulan hayat sıkıcı olabilir, arada sırada çılgınlık da yapmak gerekir ama bi şartla; bokunu çıkarmadan :)
Bugünün eğlencesi ihlal edilen kurallar :)
Selo kişisi sırf siz gülün diye yine yemedi içmedi görsel buldu eşek sıpalarım :)
*Görseller alıntıdır.
Follow Me on
15 Nisan 2014
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir :)
Yalnızlığın dibine vurmuş bir delikanlının içler acısı durumu :)
Delikanlı eline fondöten sürmeyi akıl etmiş, oje sürmeyi becermiş, gel gör ki sevgili yapmak konusunda aynı beceriye belli ki sahip değil. Ne diyelim Allah kimseyi kendi kendine böyle fotoğraflar çekinmek zorunda kalacak kadar yalnız bırakmasın. İleri de ben de bunun bayan versiyonu olurum diye korkmuyor değilim hani hahaha :)
*Görseller alıntıdır.
Follow Me on
Bu markaları bulan adamlar intihar etti :)
İngilizceyi ilk öğrendiğim yıllarda arkadaşlarımın İngilizce altı "six", to be yardımcı fiilinin şimdiki zaman için kullanıldığı hali "am" kelimesiyle ilgili yaptığı iğrenç espirilere mağruz kaldım, bir çoğumuz da kalmışızdır eminim. Yabancı dil böyle bir şey işte. Sen ne umutlarla belki dünya pazarına patlama yapacak bir ürün, bir buluşla girmişsindir de seçtiğin marka ismi ülkenin birinde bitmek bilmeyen geyiklere, iç bayacak espirilere sebep olabilecek bir şeydir, satamazsın. Talihsizliğin böylesi.
Bu markaları bulan adamlar intihar etti dedirtecek cinsten örnekler :)
*Görseller alıntıdır.
Keyifli bir gün olsun :)
Follow Me on
04 Nisan 2014
Bana mendil getir Sebastian, ağlayacağım!
Bak bak orospuya bak, öpüşecek herifi bulmuş da bir de utanmadan direğin tepesine çıkattırmış.
Follow Me on
02 Nisan 2014
Evet, hayat bazen acımasız olabilir :)
Midıl of wiyk'ten herkese selamlar pek bi sevgili folovır!
Kötü bir gün geçirdiğinizi düşünüyorsan al sana haline şükretmek için onlarca neden ;)
Unutma; "beterin beteri var".
Benim favorim güneşlenirken bacaklarında tabak ve kaşığın iziyle çıkan kızımız,
89400 USD kaybeden ama "önemli olan katılmaktı" diyebilen Edward
Arabasıyla kaldırımı yerinden söken ama umarsızca arabanın önünde hatıra fotoğrafı çektirebilen aile :)
Mutlu, keyifli, çabucak biten bir gün olsun!
Siz siz olun, aracınızı parkedince tavanı kontrol edin, unutursanız yazın kıçınız yanar, kışınsa karlar arabanıza donar :)
Kontrolsüz Güç :)
Bu fotoğraftaki ağbimiz bir Hulk, bir X-Men falan olmalı. İnsan gibi açmazsan, olağanca gücünle yüklenirsen işte böyle elinde kalır sayın ağbim :)
Açılmayan meyve suyu kapağı
Nazardan mı? Aşırı kilodan mı? Bilemedik :)
Hemen arka planda terliksiz gezme oralarda ayağına cam kırığı batar diyen bir anne hayal ettik bir çoğumuz :)
Gel de bu çocuğa Hayvanat Bahçesinin bir süre kapalı olacağını izah et. İstersen deveye hendek atlatma seçeneğini de kullanabilirsin, bence bu daha kolay :)
Donutun en sevdiğin yeri olan kreması kutunun kapağına yapışmışsa, yanında kimsenin olmadığı zamanı kollayıp parmağınla sıyır o kremayı, hatta direk yalayabilirsin de :)
Bir keresinde benim de başıma gelen mağmalara gelesi durum. Ama Selo kişisi kafaya koydu mu o şişeyi açar? Nasıl mı açtık? Oklavayla mantarı içine ittik, sonra parçalanarak şişenin içine düşen mantarı süzgeçle süzerek içtik şarabı :) Maksat şarap ziyan olmasın canım :P
Nutellalı ekmek mi? Nutellalı laptop mu? :)
Çocuk salıncağında sallanmadan önce "bu salıncak beni taşır mı" diye bi kontrol etmek lazım :)
Eğer buna sebep olduğunuz babanızın arabasıysa bence evden kaçın :)
Trafikte buzlu kola keyfinin hazin sonu. Burada bir de o buzlu kola senin apış aranı dondurmadı mı layn? sorusu geldi aklıma, ama konumuz bu değil :)
Polisler de sarhoş olur :) Önemli olan sizi sosyal medyada afişe edecek arkadaşa yakalanmamak :)
Amele yanığı dersek iyimserlik olur, buna duble mal yanığı diyelim geçelim :) Ay resmen haşlanmışsın canın acıyor mu bebişim?
İlaç kutularının üzerine acilen "Köpeklerin erişemeyeceği yerde ve ambalajında saklayınız." ibaresi ekletilmeli :)
Hemen üstte 89400 USD kaybediyor olmasına rağmen "önemli olan katılmaktı" diyebilen Edward
Ama kadın ne yapsın, arkasında durup ona gel, gel, topla gel, sağlı gel diyen birisi olsaydı böyle mi olurdu?
Selfie fotoğraf çekineyim derken kafasına Beyzbol topu yiyen ablanın sağlık durumu iyi :)
Hemen üstte, "cana geleceğine mala gelsin" diyerek birlik beraberlik mesajı veren bir ailemiz :)
Kendi boyanızı kendiniz yapacaksanız iyi bir boya ve rulo kadar dikkate de ihtiyacınız olduğunuzu hatırlatmak isteriz :)
Görseller alıntıdır.
Follow Me on
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Hoopp birader baksana bi'!
Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!
























































