Herkese keyifli bir Perşembe akşamı diliyorum :)
20 Mart 2014
17 Mart 2014
Mandalla Yaratıcı Fikirler
Kendin yap projelerine bayılan Supercellma kişisinden herkese iyi haftalar blogcum.
Bende bu aralar sürekli bir "ne ararken ne buldum" durumları mevcut. Yeğenimin performans ödevi için nette araştırma yaparken "ay bunları paylaşmazsam olmaz" türünden bir çok yaratıcı fikir buldum ve besmele çekerek başladım ilk postu yazmaya.
Herkesin kolayca temin edeceği tahta mandalları boyayarak, kağıt bantlarla ya da yapıştırıcı yardımıyla sim, pul, ahşap aksesuar vs gibi şeylerle süsleyerek birçok pratik ve dekoratif eşya elde edebiliriz.
Haftalık organizer
Özel davetlerde bahçemizi süsleyebileceğimiz dekoratif mandallar
Peçetelik
Tutacaklı buzdolabı süsleri
Hatıra çerçeveleri
Bir fotoğraf duvarı
Dekoratif bir ayna çerçevesi
Fotoğraf çerçevesi
Taze sıkılmış meyve sularımız için isim etiketi
Misafir kadehleri için isim tutacakları
Cıvıl cıvıl bir kalemlik
Kapı çelenkleri
Avize
Ve hatta davetiye yapabiliriz :)
Görseller alıntıdır.
Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden kolay.
Tek ihtiyacımız olan şey hayata geçirebilmek için malzemeleri temin edip gaza gelmek.
Sizce de çok güzel değiller mi?
05 Mart 2014
Evrim dedikleri bu olsa gerek!
Charles Darwin in evrim teorisine katılmıyorum. İlk insan Hazreti Adem diyor kutsal kitap, bizim Darwin tutturmuş bi maymundan türedik iddiası. Hz. Adem'in soyunun maymun muydu yani? Tövbeler tövbesi ya. Neyse belki adamcağızın kendince haklı sebepleri vardır saygı duyuyorum ama inanmıyorum. Belki de soyumuzun maymundan türemesi ihtimalini kendime yediremediğimden. Düşünsenize büyük büyük dedemin goril olduğunu. Düşünmeyin bence benim psikolojim bozuldu şahsen. Neyse folovır şaka bi yana maymundan insana dönme evrimi bana göre yoksa da aşağıda gördükleriniz evrimin canlı örnekleri değil de ne? Yanlışsam düzeltin :P
03 Mart 2014
Fark etmeden...
Şarkısı
Adını koyamadığım bir duygu yumağı içindeyim. Başı neresi, sonu neresi bilemediğim. Tabiri caizse yuvarlanıp gidiyorum ama memnunum da halimden. Tek bildiğim imkansız olmadığı hiçbir şeyin. Daha önce kendince Muro'yla beni yakıştırıp, hadi hadi vardır bir şeyler mutlaka sizin aranızda, bu çocuk sana yazıyor olmasın? diyenlere, yok cağnım imkanı yok biz gerçekten ve sadece arkadaşız deyişlerim bok yedi bildiğiniz. Ve ben eğer Muro'yla bir ilişkiye başlarsam yer yüzünde bir erkek ve bir kızın "sadece arkadaşız" sözüne asla inanmayacağım ve hep güleceğim. O an için bu doğru olabilir ama bir dakika sonrası için hiç kimse bu arkadaşlığın bir aşka, bir ilişkiye dönüşmeyeceğinin garantisini veremez. Verilecek olsaydı ben verirdim. Çünkü gerçekten öyle bir his, öyle bir düşünce içinde değildim, yakınından bile geçmemiştim. Dahası Muro benim sevgilim olursa ve ben bu zaman zarfında başka bir erkek arkadaşımla görüşecek, buluşacak olsam ve diyelim ki o bunu sorun etse "bebeyim düşündüğün gibi değil sadece arkadaşız, inan bana diyemeyeceğim. Bunu bir iç rahatlatma cümlesi olarak kullanamayacağım. Neden? E Adam kalkıp demez mi biz de öyle değil miydik diye? Ne diyebilirim? Hiçbir şey. Yani onunla arkadaşlığım ilişkiye dönüşebilir ama bu tüm arkadaşlıklarımın boyut değiştireceği anlamına gelmez. Neyse ki Muro bu konularda tanıdığım, bildiğim kadarıyla yeryüzündeki en anlayışlı, en rahat adamlardan biri.
Şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki, biz o gün o filme gidene kadar Muro benim için, birlikte vakit geçirilip her türlü sohbet edilebilecek, eğlenceli, komik, müzik kulağı iyi, kültürlü, hayatla kafasını çok yormayan yaramaz, haylaz, tuhaf bir çocuktu. Ne vakit sarıldı bana sinema çıkışı, "sen beni bırakmayacaksın di mi Selo?" dedi, ben, o an hayatımda ilk kez hissettiğim tuhaf bir şey hissettim. Sarhoşluk dersen sarhoşluk değil, ayıklık desen ayıklık değil. Ayaklarım sımsıkı yere basıyorken o an yerin ayaklarımın altında bir sandalın dalgalı denizlerde sallanışı gibi sallandığını hissettim. Hava soğuktu, esiyordu ama sanki frezya kokulu ılık bir rüzgar esiyordu ondan bana doğru. Şevkatti, minnetti, özlemdi, teslimiyetti, inançtı, sevgiydi, güvendi, belki de hepsinden bir tutamdı. Ama hissettiklerimin en belirgin olanı huzurdu. O an, kollarım yer çekimine yenilmiş aşağı doğru salınıkken, o bana tüm içtenliğiyle sarıldığında, hissettiğim buydu, "huzur". Benim hayatla ilgili anahtar kelimem budur. Bana göre her şey tolere edilebilir, tüm hislerin yeri doldurulabilir ama huzur olmayan hiçbir yerde hiçbir güzel şeyden söz edilemez.
Muro bana bu olayın ertesi günü itiraf etti her şeyi, whatsappta konuşurken. Ben ne düşündüğünü, ne hissettiğini öyle merak ediyordum ki. Ağzından çıkacak her kelime benim için ona karşı hissettiklerimi şekillendirebilmek için çok önemliydi. Muroyla biz bundan 1,5 ay önce falan buluşmuştuk. Bana, Selo sana bi hediye yaptım, akşama müsaitsen buluşalım vereyim dedi. Buluştuk. Yine o meşhur mekanımız Siesta'ya gittik. Hava güzeldi. Muro rahat sigara içsin diye dışarıda oturduk. O kahve içti, ben bitter limonlu Schweeps. Hatta şişesini bana cam boyası getirsene, ben şişe biriktiriyorum bunları boyayacağım renk renk diyerek aldım, çantaya attım. Biraz sohbet ettik. Sonra benim meraktan çatlamama ramak kala hediye poşetini verdi bana. Bi açtım paketi tüylü mürekkepli kalem ve bir şişe ithal mürekkep. "Bir gün kitap yazacaksın ya, imza gününde bu kalemle imzalarsın kitaplarını dedi". Bu, beni bir hayali gerçekleştirmeye, bir hedefe ulaşmaya tetikleyen, en anlamlı en özel hediyeydi bugüne kadar aldığım. Sarıldım ona, öptüm bi de yanağından. O akşam olmuş olan. Keşke Selma benim sevgilim olsa diye geçirmiş içinden, ama olmaz ki demiş sonra kendi kendine, arkadaşlığımız biter diye korkmuş. Bir de emin değilmiş duygularından, bu yoğun bir hoşlantı olabilir, ben sevgi sanıyor olabilirim demiş. Duygularından emin olmak istemiş küçük adam, e aferin ona. İşte o kalem gecesinden, sinema gecesine kadarki süreçte ölçmüş, tartmış. Ve demesine göre o gece bana sarılınca da emin olmuş bana karşı hissettiği şeyin düpedüz sevgi olduğundan.
Muro'yla konuşmalarımızı capsleyip paylaşsam aşk hikayesi olur. O kadar tatlı,o kadar içten ki. Bana Mehmet Günsür'den olamaz mı? olabilir şarkısının Youtube linkini atarak "günaydın" diyor, Demet Evgar'dan Farketmeden şarkısının linkiyle de" iyi geceler". Her gün birkaç tane şarkı gönderiyor. Hepsi duygu yüklü, hepsi dinleyince oha lan ben de bu şarkıyı seviyorum, ya da ben bunu bugüne kadar nasıl dinlememişim dedirten cinsten. Bazen şiirler, kitaplardan alıntılar gönderiyor, hep bizi anlatan.
Seviyorum ben seni kızım dedi, düşün dedi, zamanın var. Tanıyalım birbirimizi daha çok, ben de sana kalkıp yarın evlenelim demiyorum dedi. O gece uyku uyuyamadığım, sabahı ettiğim doğrudur. Kafamda belli belirsiz düşünceler, hayaller, Muro'yla yaşanmışlıklar, gelecek beklentileri hepsi bi anda netleşti, sınıfta kaynaşan ama öğretmen gelince yerlerine oturan ilkokul öğrencileri gibi. Dedim ki Selo kızım sen gerçekten kimin ne dediğini umursamayan, "aaa bak bak, kaç yıllık arkadaşlar şimdi sevgili oldular, demek ki hep varmış içten içe bir şeyler, al işte erkekten arkadaş olmaz, ateşle barut yanyana durmaz" söylemlerine kulak asmayan, asmayacak birisin. Ve devam ettim kendimle konuşmaya; sen bu adama güveniyor musun? Evet. Mutlu musun onunla? Evet. Peki Selo hâlâ ne bokuma kasıyosun kızım?! Beynimi bir süreliğine servis dışı bırakıp kalbimle hareket etmeye karar verdim. Ben özünde duygu insanı biriyim, ilişkilerinde yani. Ama ilişkilerimde hep bir şey oluyordu ve ben kendimi duygularımla mantığım arasında köşe kapmaca oynarken buluyordum. Bilmem geçmişte yaşadığım acı tecrübelerden mi, yaşın getirdiği olgunluktan mı yoksa bir aslan kişisi olarak her şeyi kontrol etme özelliğimin kaderimi, hayatımı da kontrol edebileceğim gazını bana vermesinden mi? Sonucunda ben hep 44'le başarısız oluyordum, yine bir başıma kalıyordum. Bu sefer sikerim mantığı lan, istiyorum, deneyeceğim, Muro'ya şans vereceğim dedim. Bugüne kadar bana seni hayatımda istiyorum deyip, bu sözün altını dolduramayan onlarca adam olamamışına şans vermedim mi? Deneyeceğim çünkü Muro buna değer.
Ona hiç beklemediği bi anda; "Muro ben karar verdim. Varım, deneyelim" dedim. O an heyecandan telefonu elinden düşürmüş. Bana bi 5-10 dakika sonra dönebildi. Ne olacağımız, bu işin nereye varacağı, nasıl olacağı konusunda inanın hiçbir şey düşünmedim. Hayatımda belki de ilk kez doğmamış çocuğa don biçmek, -güzel şeyleri tadını çıkarırcasına yaşamak varken hep piç etmek- yerine bu kez iç sesimi dinledim.
Dün akşam önce kendime sonra ona yaptığım bir itiraf var: "özledim bayım". "Son 24 saat madam" dedi. Ben onu tanıdığım 15 yıl boyunca, iç daralmaları, kendimi yalnız hissedişlerim ya da bir erkek kişisinden darbe yiyişlerim dışında onu hiç özlememiştim. Yani evet arada hadi görüşelim lan, özledim, diyordum. Lakin o özlemek bir antidepresana, bir terapiye ihtiyaç duymak gibiydi. Bir kadının bir erkeği özleyişi gibi değil. Bu akşam, siz bu yazıyı okurken buluşmuş olacağız. Muro'nun hayatıma boy friend adayı olarak girişi gibi süpriz bir diğer gelişme de onun İstanbul'dan aldığı iş teklifi ve bunu değerlendirmek istemesi. Bakalım biz Çarşamba'dan bu yana neler olmuş, neler olacak? Ben çok heyecanlıyım. Umarım, bu kez hakkıyla benim olur mutluluk. Gözü olanların, nazar edecek olanların hemen siktirip gitmesini emrediyorum buralardan. Makyajımı tazeledim, çıktım!
Kategori
Günlük
27 Şubat 2014
bi küçük Selma meselesi...
Şarkısı
Dün Nalbantoğlu'ndan aldığım çiçekli kalem eteği bugün hemen giydim. Yeni ya, heves işte. Orada denerken de ilk etek fermuarından sorun çıkarmıştı. Gizli fermuarları hiç sevmem. Ne kadar kıyafetim varsa gizli fermuarı olan, istisnasız hepsini alır götürürüm terziye; derim ki "normal fermuar istiyorum, gözükeninden olsun." "Ama abla" der terzi Orhan abi, uzadığı için kirpiklerine sürtünen kaşlarının altından bakarken; "sağlam ki bunlar." "Olsun" derim, "yine de değiştir, yarı yolda bırakıyor şerefsizler, olmadık yerde cırt diye bir ses çıkarıyor, sonra bi serinlik giriyor ordan içeri. Ene bi bakıyorum fermuar bozulmuş." Ben gizli fermuar sevmem. Ben, gizli olan hiçbir şeyi sevmem ki zaten. Bir tek yaradanla baş başa kalışlarımı ve yaptığım iyiliklerimi gizli severim. Arada bi insan oluşumun verdiği gösteriş meraklısı yönümün ağır bastığı ve kendime verdiğim sözleri yediğim de olur tabii.
Öğlenleyin yemeğe giderken Seda dedi ki, "aa Selma fermuarın bozulmuş." "Popoma mı bakıyon kız sen?" dedim, "neyse ki bunu sorun etmiyorum, düşman ayağa bakıyordu demi? "Yemeği tişörtümü, hırkamı fermuarı örtecek şekilde çekiştirerek yedim. İnsanın başına böyle bir şey gelince herkes onu biliyor ve ona bakıyor sanır ya, hepimiz paranoyağın tekiyiz. Kimse bilmiyor halbuki Seda ve Betül dışında. Varsa popoma bakan bay iş arkadaşlarım belki farkeder. Onların da eminim dikkat edeceği yer fermuar değil, popomun kendisi olur. Yemekten çıktık, kırmızı koltuklarda gündelik kritiklerimizi yapıp bir kaç orta şekerli kahve tadında kahkaha attık. Yeni bir müşterimizle birlikte ziyarete gelmiş olan ve artık dönüyor olan Fransa temsilcimiz Fransua'ya el sallayıp "Have a nice trip" dileklerimizi iletmeyi ihmal etmedik. Baktık paydosu piç etmişiz, yerlerimize dağıldık. Masama geldim, internet kapanmadan biraz bakındım Facebook'ta falan ne var ne yok, E-Çift'e girdim, hayatımı değiştireceğine inandığım adamı bulma ümidiyle açtığım profil orada öylece duruyordu, ne bir yeni mesaj, ne bir bildirim. Hahh! dedim kendi kendime, ee gelen yüzlerce mesajı bu olmaz, bu da olmaz, bu hiç olmaz, ııhh beğenmedim deyip silersem hiç düşünmeden, olacağı bu. Gülizar ablaya gittim. Anne gibidir o. Boğazların ağrır, sümüklerin akar ıhlamur kaynatır, akşamdan kalmasındır nane-limon. Sabaha karşı regl olursun, öğleni edemezsin sancıdan hiçbir şey bulamazsa boş deterjan kutusuna sıcak su yapar, mikrofiber beze sarar getirir. Dertlenirsin, boşver be gülüm, dertsiz bir Allah der. Yalnız olmadığını hissettirir sana bir şekilde. Aynı anda hem elmacık kemiklerini vurgularcasına gülebiliyorken hem de alnına, kaşlarının arasına derin bir çukur yerleştirebilen biridir o; Gülizar abla.
Pazartesi günü Muro'yla yazışmıştık. Bu akşam için sinema ısmarlayım sana dedi, sağolsun hep bir şeyler ısmarlar bana. Unutmaz, arayı soğutmaz. Hep hisseder sanki yalnızlıktan depresyona girmek üzere olduğum anları. Gel der bi kahve içek. Bowling oynayak. O an derim ki hep Selo, yalnız değilsin kızım. Muro'yla liseden beri bir şekilde kopmadık. Evlendiğim dönemler hariç. O dönemde ben dünyadan kopmuştum ya zaten. Arada bi görüşür, anlamsız sohbetler eder, yüklemsiz, öznesiz cümleler kurarız. Paramız varsa tekila shot içeriz, yoksa bi arjantin birayı 3 saatlik muhabbete pay ederiz. Ben ona hep yeni tanıştığım kişilerden bahsederim. Başta hevesle anlatırım, sonra bu da gol değil be Muro derim. Onun gözünden tüm dünya erkeklerini anlamaya çalışırım. Ve kendimi onlara ifade etmeye. Erkeklere söverim, ama sevmeyenlerine, Selo'yu ve Selo gibi diğer tüm sevilmeye aç kadınları götten, amdan, memeden ibaret gören erkeklere söverim. Dinler Muro, kafasını salla der gibi yana çevirir, bazen o da söver. Evde kaldım der geçici süreli depresyonlara girerim, onun yanında alırım soluğu. 75'e düş ben alıcam lan seni sonunda der. Ve arada bi yoklar kaç kilosun lan şimdi diye? Bu cümleyi hep tek taşsız olmaz olm, ilkinde tek taşsız gittim, bu sefer seremonik bi teklif isterim derim gülüp geçiştiririm. Evlensek ya biz der hep, senle güzel vakit geçiriyoruz. Hazır değilim derim, çeyizim yok daha. Bowlinge çağırır beni. Tiyatroya çağırır. Botanik'e popomuzu bisikletin koltuğu acıtana kadar bisiklet sürmeye çağırır. Yıllık izninde GAP turuna gider, çağırır. Caramelli mocha içmeye çağırır, ya da pizza yemeye. Ya da çekirdek çitlemeye çağırır. Hep çağırır beni Muro. Benimse migrenim tutar, gidemem. İşim çıkar, gidemem. Gidesim gelmez, gidemem. Giyecek bir şey bulamam, gidemem. Ama o hiç kızmaz, küsmez. Bıkmaz. sen de ne hayırsız bi arkadaşsın demez, bıkmadan usanmadan çağırır. Bugün, Bi küçük Eylül Meselesi'ne gittik biz. Öncesinde de aç karınlarımızı doyurduk. Bugün, İstanbul'a çağırdı beni. İş yeri bi şube açacakmış İstanbul'a. Gel dedi benle. Ben bu çocuğu hiç ciddiye almadım, onu hiç anlamaya çalışmadım, bana söylediklerinin altında hiç anlamlar aramadım, bana gülüşlerine, bakışlarına, söylediklerine, buluşma yerinde beni -ben hep geç gittiğim için- beklerken kollarını açıp yıllardır görüşmemişiz gibi sarılmalarına hiç anlamlar yüklemedim. Muro benim en iyi erkek arkadaşım. Her türlü muhabbeti yapabildiğim, hayatımın her döneminde olmasını istediğim, mutlaka olmasını istediğim. Ama sanırım, biz arkadaş değiliz, yani benim için öyle de, onun için değil. Yanılıyor olabilirim ama sanırım Muro'nun bana karşı hisleri var. Böyle bir konuya hiç girmedik biz, böyle bir şeyi hiç konuşmadık. Birbirimize hep takıldık, ben hep evde kaldım, o hep beni aldı. Hep sade bi nikahla evlendik falan. Ama ben bunların gerçek olabilme ihtimalini hiç düşünmedim.
Şu an bana "aklımda sen, kulağımda bu şarkı ile ben eve geldim" dediği, Badem'in Sen ağlama'sını dinliyorum. Ben hep, eve gidince haber ver oğlum, çıtırsın, kaparlar seni derim. Bu gece böyle haber verdi. O benim arkadaşım, en iyilerden. Dahası biz hep arkadaş olarak biz olduk. Böyle bir şeye hiç ihtimal vermedim, onunla bunu hiç konuşmadım. Konuşmaya cesaretimiz olmadı belki de. Belki de bu konulara girip birbirimizi incitmekten, yanlış anlaşılmaktan korktuk. Ama sinemada ben ağlarken gözyaşlarımı silişleri, meydanın ortasında ben ağlarken bana sarılışı cesurdu, o olamasa da. Ben karmakarışığım, ne düşüneceğimi bilmiyorum, sadece sonuç ne olursa olsun o benim en iyi arkadaşım ve mahvolmasını istemiyorum bunun, N'olur, lütfen.
Bu akşam birbirinden farklı onlarca ana gittim aynı anda, o yaşanmışlıklarda sıkıştım. Ne tümüyle tümünü hatırlayabildim, ne de kurtulabildim hepsinden. Neydi bu bilmiyorum. Tek bildiğim; Benim kafamı boşaltmak için yazmam gerek, yazmak; belki bir deftere, belki bir kitabı. Yalnızca, yalnızım. Çok. İyi geceler orospu dünya. Benim yalnızlığım, benim içimdeki boşluk kimin umurunda ki!
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'20 Şubat 2014
Vücudumla ilgili 33 gerçek
- Burnum estetik değil, göğüslerim de silikon değil, hepsi hakiki orjinal Allah'ıma bin şükür. Çok param olsaydı ve kendimde illaki bir şey değiştirmek isteseydim beynimin yarısını ihtiyaç sahibi birine naklederdim, insanlık öldü mü?
- Burun çevremde açık renk minik çiller var ama Tansu Çiller değil ahahha :D Ay iğrençti kabul :D
- Yanaklarımda ve çenemde 29 yıl sonra kilo vererek varlığını farkedebildiğim gamzelerim var, geç oldu ama kavuştuk.
- Boyum Türk Standartlarına göre uzun, 1.77'yim, topuksuz.
- Son 1 yılda yaklaşık 20 kg zayıfladım ve kıskananlar çatlasın ne sarkma var ne çatlama.
- İriyim ama selülitim yok, ama yok ben illa test edicem deyip tüm gücünle götümü göbeğimi çimdiklersen kusura bakma ama o da senin kıskançlığın bebeyim :D Ben hazırım.
- 3 yıl önce akne tedavisi olduğumdan beri hiç sivilcem çıkmıyor. Tüü tüü tüü!
- Hayatım boyunca hep uzun tırnaklara özenmişimdir, ama tırnak uzatamamışımdır. Tırnaklarım ince ve kırılgan.
- Ellerim büyüktür, özellikle avuç içlerim, hani osmanlı tokadı atabilecek cinsten. Eski bir voleybolcuyum ve smaçördüm, bu tepsi gibi avuçiçi durumunu biraz ona bağlıyorum.
- Omuzlarım geniş, belim ince, basenlerim geniş: Yani kum saati vücut tipi. Oooo yeaahhh!
- Vücut ağırlığımın neredeyse yarısı kemik ve iç organlarımdan oluşuyor. Bu durumda manken olmak isteseydim midem, karaciğerim, göğüslerim ve beynimden feragat etmem gerekecekti. Doğru olanı yaptım manken olmadım :D
- Balık etinin insan vücudunda şekil almış haliyim.
- İki kolumda aynı noktalarda benim var, simetri gibi.
- Bebek hassasiyetinde bir cilde sahibim.
- Parmaklarım biraz daha uzun ya da ince olabilirdi. Buradan kısa ve küt olduğu düşünülmesin yeterince uzun ve olması gereken gibiler ama insanoğlu olarak nankörüz işte buldukça daha fazlasını istiyoruz.
- Kalın bağırsağım bir dönem yaşadığım aşırı stres sebebiyle sağlıklı insanlara göre %40 oranında daha dar.
- Köprücük kemiği ve leğen kemiği diye bir şey gerçekten varmış, anatomistler yalan söylemiyormuş, zayıfladım test ettim, hepsi yerli yerinde.
- Ortaokulda 1 yılda sağ ayak bileği 6 kez çıkan biri olarak kendi çapında dünya rekorumu kırdım. Hani benim Guinnes Rekorum?
- Kuyruk sokumumun popomun üstü düşerek darbe alması ve kakılması sonucu onu düzeltecek birini bulana kadar geçen 2 küsür yıllık süreçte normal bir insan gibi oturamadım, daha doğrusu "oturamadım".
- Kampanya sitelerinden aldığım "yıllık ağda paketi" ağdacı arkadaşın batıkları temizlemek gibi bir alışkanlığı olmadığı için sağ kasığımda 15 cm civarı bir kıl dönmesi oluştu ve 7 dikişli bir ameliyat geçirdim. Gülmeyin, başınıza gelebilir. Ben eski erkek arkadaşımın poposunda çıkınca çok gülmüştüm, neyse ki oramda çıkmadı.
- Bel kemiğimde 18 yaşıma gelene kadar gece problemi yaşamama sebep olan bir boşluk vardı, 18 yaşımda kendiliğinden birleşti ve şu an tam belimde sonradan oluşan doğum lekesi gibi bir şey var.
- Çok kılı tüyü olan biri değilim, şanslıyım bu konuda. Kollarını, göbeğini, sırtını, yüzünü ve bacaklarının tamamını aldıran insanlar tanıyorum. Ben kadarıyla bile uğraşamazken insanlar bütün vücuduyla nasıl uğraşıyorlar, çok zor olsa gerek. Ama regl düzensizliği nedeniyle bi ara kullandığım hormon ilaçları çenemde ve yanaklarımda birkaç tane kara ve sert kıl çıkmasına sebep olmuştu, hâlâ da nadiren çıkıyorlar gidip hemen iğneli epilasyonla aldırıyorum. Yani "sakalım yok ki sözüm dinlensin" sözü artık benim için geçerli değil.
- Saçlarım ince telli ve çabuk yağlanıyor. Hiçbir zaman Blendax reklamlarında oynayamayacağım.
- Vücudumdaki tek küçük şey burnum. Yani aslan burcuyum ama büyük burunlu değilim eheheh :D
- Beni saçlarım sarı ve küt iken İpek Erdem'e, zayıflamadan önce Ezgi Mola'ya ve bunların dışında genel olarak kriter gözetmeksizin Demet Akalın'a benzetenler var. Nasıl bir insansam aynı anda birbiriyle alakasız 3 kişiye benzetilebiliyorum. Harikayım!
- Kronik migrenim var. Eski bir ülser hastasıyım. 6 kez orta kulak iltihabı geçirdim, en sonunda sol kulak zarım comolokko oldu. Neyse ki kökü bendeydi, yeniden çıkardı, çıktı da.
- İlkokul 4. sınıfta yaz tatilinde öyle bir bitlendim ki annem belime kadar olan cağnım saçlarımı gözümün yaşına bakmadan alagarson model kestirdi. Tabii o kesimle Anne Hathaway'e değil 90'lı yılların sonunda Star Tv'de yayınlanan küçük beslemeye benzedim. O gün bugündür saçlarım öyle gür değil, olamadı. E küstü tabi kafa, kim olsa küser!
- Sağ el bileğim sola göre daha ince. Sebebi; seneler önce kendimi Supergirl sanıp 20 küsür merdivenden aşağı uçup itinayla kırdığım sağ bileğimi düzeltmeden alçıya alan doktorun aynı bileğimi 30 gün alçıda kaldıktan sonra tekrar kırmak suretiyle tekrar alçıya alması. O herif Hipokrat yemini ederken kafası güzeldi sanırım.
- Koca kafalıyım, ama zekiyim de. İlişki yürütemediğim için lan bende bir sorun mu var ki? deyip kendimle yüzleşmek adına gittiğim Psikoterapistin tespiti: Fazla zekisin ve safa yatamıyorsun. E Yüce Rabbim başkalarına vermesi gereken tüm donanımı fazlasıyla bana vermiş ama bunları bolca verdiği için çirkin şansını koyvermiş. Hayırlısı be gülüm!
- Hayatım boyunca diş problemi yaşamadım, Allah yaşatmasın, kabir azabı diyorlar! Sadece 2 kez diş çektirdim. O da birincisi ben 9 yaşımdayken üstten gelen köpek dişlerim rahat yerleşsin diye alttaki dişleri çektirişimdi, ikincisi de ne maksatla çıktığı belli olmayan 20'lik dişimi çektirişimdi yaş 28'ken.
- Ayaklarım 40 numara ve taraklı. Çocuk mezarı diyenleri duyar gibiyim :).
- Popom güzelmiş, öyle diyolar. Aynaya bakınca bu iddiaya katılmıyor değilim!
- Gözlerim 0.75'e 0.50 Hipermetrop Astigmat. Gözlerime çok güveniyordum ama onlar da tıpkı çok güvendiğim eski sevgili gibi yarı yolda bıraktı beni.
19 Şubat 2014
17 Şubat 2014
Keçe Kral Tacı Doğum Günü Magneti
Taslaklarda bekleyen postlardan biriyle daha karşınızda olan Selo kişisinden herkese iyi haftalar!
Kasım'ın 28'inde 1.yaşına giren halasının boklu bıdığı Eymen'in doğum günü için kendi çapımızda bir takım hazırlıklar yaptık. Bunlardan ilki doğum gününe katılan davetlilere dağıtılacak doğum günü magnetleriydi. İnternetten yaptığımız araştırmada çok fazla seçenek gördük, kafamız çok karıştı ama sonuç olarak üzerinde bir takım değişiklikler yapma fikriyle kral tacı magnette karar kıldık.
Erkek çocuğuna mavi, kız çocuğuna pembe genellemesini yoksayarak zemini bayrak kırmızı seçtik ve orjinalinden farklı olarak tac kısmını biraz büyük çalışıp ismi tacın üstüne değil altına ekledik. Böylece internette bulduğumuz modelden daha büyük ve daha bize özel bir magnet oldu.
Doğum günü hazırlıklarında en büyük yardımcım İzmir'den gelen manevi kız kardeşim Bahardı. Canım benim benden çok koşturdu, keçe yetmedi gitti aldı, yapıştırıcı bitti gitti aldı, ben nazar boncuğu beğenemedim benim istediğim gibi bir şey bulmak için çarşının altını üstüne getirdi falan. E biz bu işin profesyoneli değildik, denemeden bilemezdik, yaşayarak görecektik :)
Keçeleri ve yapıştırıcıyı Cumhuriyet Caddesi'nde her türlü incik-boncuk malzemeyi kolayca bulabileceğiniz Has İnci'den aldık. Taç kısmına kalıp çıkarıp kesmek kolaydı ama isim kısmı göründüğü gibi kolay değildi hele ki 25 tane yapılacağı düşünülürse hiç kolay değildi. İsim kısmını Cumhuriyet Caddesi'nde bir matbaacıya kestirdik. Eve geldik sıvadık kolları. Önce tacımızın kalıbını çıkardık, hepsini çizdik, kestik. Aynı şekilde 1'lerimizi çizip kestik, hepsini silikonla yapıştırdık. Son olarak rulo şeklinde aldığımız magnetten taca uygun büyüklükte parçalar kesip arka taraflarına yapıştırdık. En eğlenceli kısmı onları iyice yapışsınlar diye halının altına koyup üzerinde akrobatik hareketler yapma kısmıydı. O halimizi birileri görseydi halının altına koyulanlardan habersiz olduğu için manyak mı bunlar derdi eminim :)
Bu arada size bir tavsiye keçeden bir şey yapacaksanız yere mutlaka eski bir bez, çarşaf gibi bir şey serin derim, biz serdiğimiz halde bu keçe ne menem bir şeyse her yerimize yapıştı :)
Bir gece halının altında bekletilen magnetlerimizi kar beyaz tülle paketledik. Bu ilk keçe deneyimimizdi. Bu işi profesyonel olarak yapan arkadaşlarınkiler gibi olmaz muhakkak ama acemilik de olsa fena sayılmaz gibi. Ne dersiniz? Eymenin doğum günü magnetlerini beğendiniz mi?Keçe'den doğum günü hatıra defteri süslemesi için takipte kalın ;)
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Hoopp birader baksana bi'!
Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!















