20 Şubat 2014
Vücudumla ilgili 33 gerçek
- Burnum estetik değil, göğüslerim de silikon değil, hepsi hakiki orjinal Allah'ıma bin şükür. Çok param olsaydı ve kendimde illaki bir şey değiştirmek isteseydim beynimin yarısını ihtiyaç sahibi birine naklederdim, insanlık öldü mü?
- Burun çevremde açık renk minik çiller var ama Tansu Çiller değil ahahha :D Ay iğrençti kabul :D
- Yanaklarımda ve çenemde 29 yıl sonra kilo vererek varlığını farkedebildiğim gamzelerim var, geç oldu ama kavuştuk.
- Boyum Türk Standartlarına göre uzun, 1.77'yim, topuksuz.
- Son 1 yılda yaklaşık 20 kg zayıfladım ve kıskananlar çatlasın ne sarkma var ne çatlama.
- İriyim ama selülitim yok, ama yok ben illa test edicem deyip tüm gücünle götümü göbeğimi çimdiklersen kusura bakma ama o da senin kıskançlığın bebeyim :D Ben hazırım.
- 3 yıl önce akne tedavisi olduğumdan beri hiç sivilcem çıkmıyor. Tüü tüü tüü!
- Hayatım boyunca hep uzun tırnaklara özenmişimdir, ama tırnak uzatamamışımdır. Tırnaklarım ince ve kırılgan.
- Ellerim büyüktür, özellikle avuç içlerim, hani osmanlı tokadı atabilecek cinsten. Eski bir voleybolcuyum ve smaçördüm, bu tepsi gibi avuçiçi durumunu biraz ona bağlıyorum.
- Omuzlarım geniş, belim ince, basenlerim geniş: Yani kum saati vücut tipi. Oooo yeaahhh!
- Vücut ağırlığımın neredeyse yarısı kemik ve iç organlarımdan oluşuyor. Bu durumda manken olmak isteseydim midem, karaciğerim, göğüslerim ve beynimden feragat etmem gerekecekti. Doğru olanı yaptım manken olmadım :D
- Balık etinin insan vücudunda şekil almış haliyim.
- İki kolumda aynı noktalarda benim var, simetri gibi.
- Bebek hassasiyetinde bir cilde sahibim.
- Parmaklarım biraz daha uzun ya da ince olabilirdi. Buradan kısa ve küt olduğu düşünülmesin yeterince uzun ve olması gereken gibiler ama insanoğlu olarak nankörüz işte buldukça daha fazlasını istiyoruz.
- Kalın bağırsağım bir dönem yaşadığım aşırı stres sebebiyle sağlıklı insanlara göre %40 oranında daha dar.
- Köprücük kemiği ve leğen kemiği diye bir şey gerçekten varmış, anatomistler yalan söylemiyormuş, zayıfladım test ettim, hepsi yerli yerinde.
- Ortaokulda 1 yılda sağ ayak bileği 6 kez çıkan biri olarak kendi çapında dünya rekorumu kırdım. Hani benim Guinnes Rekorum?
- Kuyruk sokumumun popomun üstü düşerek darbe alması ve kakılması sonucu onu düzeltecek birini bulana kadar geçen 2 küsür yıllık süreçte normal bir insan gibi oturamadım, daha doğrusu "oturamadım".
- Kampanya sitelerinden aldığım "yıllık ağda paketi" ağdacı arkadaşın batıkları temizlemek gibi bir alışkanlığı olmadığı için sağ kasığımda 15 cm civarı bir kıl dönmesi oluştu ve 7 dikişli bir ameliyat geçirdim. Gülmeyin, başınıza gelebilir. Ben eski erkek arkadaşımın poposunda çıkınca çok gülmüştüm, neyse ki oramda çıkmadı.
- Bel kemiğimde 18 yaşıma gelene kadar gece problemi yaşamama sebep olan bir boşluk vardı, 18 yaşımda kendiliğinden birleşti ve şu an tam belimde sonradan oluşan doğum lekesi gibi bir şey var.
- Çok kılı tüyü olan biri değilim, şanslıyım bu konuda. Kollarını, göbeğini, sırtını, yüzünü ve bacaklarının tamamını aldıran insanlar tanıyorum. Ben kadarıyla bile uğraşamazken insanlar bütün vücuduyla nasıl uğraşıyorlar, çok zor olsa gerek. Ama regl düzensizliği nedeniyle bi ara kullandığım hormon ilaçları çenemde ve yanaklarımda birkaç tane kara ve sert kıl çıkmasına sebep olmuştu, hâlâ da nadiren çıkıyorlar gidip hemen iğneli epilasyonla aldırıyorum. Yani "sakalım yok ki sözüm dinlensin" sözü artık benim için geçerli değil.
- Saçlarım ince telli ve çabuk yağlanıyor. Hiçbir zaman Blendax reklamlarında oynayamayacağım.
- Vücudumdaki tek küçük şey burnum. Yani aslan burcuyum ama büyük burunlu değilim eheheh :D
- Beni saçlarım sarı ve küt iken İpek Erdem'e, zayıflamadan önce Ezgi Mola'ya ve bunların dışında genel olarak kriter gözetmeksizin Demet Akalın'a benzetenler var. Nasıl bir insansam aynı anda birbiriyle alakasız 3 kişiye benzetilebiliyorum. Harikayım!
- Kronik migrenim var. Eski bir ülser hastasıyım. 6 kez orta kulak iltihabı geçirdim, en sonunda sol kulak zarım comolokko oldu. Neyse ki kökü bendeydi, yeniden çıkardı, çıktı da.
- İlkokul 4. sınıfta yaz tatilinde öyle bir bitlendim ki annem belime kadar olan cağnım saçlarımı gözümün yaşına bakmadan alagarson model kestirdi. Tabii o kesimle Anne Hathaway'e değil 90'lı yılların sonunda Star Tv'de yayınlanan küçük beslemeye benzedim. O gün bugündür saçlarım öyle gür değil, olamadı. E küstü tabi kafa, kim olsa küser!
- Sağ el bileğim sola göre daha ince. Sebebi; seneler önce kendimi Supergirl sanıp 20 küsür merdivenden aşağı uçup itinayla kırdığım sağ bileğimi düzeltmeden alçıya alan doktorun aynı bileğimi 30 gün alçıda kaldıktan sonra tekrar kırmak suretiyle tekrar alçıya alması. O herif Hipokrat yemini ederken kafası güzeldi sanırım.
- Koca kafalıyım, ama zekiyim de. İlişki yürütemediğim için lan bende bir sorun mu var ki? deyip kendimle yüzleşmek adına gittiğim Psikoterapistin tespiti: Fazla zekisin ve safa yatamıyorsun. E Yüce Rabbim başkalarına vermesi gereken tüm donanımı fazlasıyla bana vermiş ama bunları bolca verdiği için çirkin şansını koyvermiş. Hayırlısı be gülüm!
- Hayatım boyunca diş problemi yaşamadım, Allah yaşatmasın, kabir azabı diyorlar! Sadece 2 kez diş çektirdim. O da birincisi ben 9 yaşımdayken üstten gelen köpek dişlerim rahat yerleşsin diye alttaki dişleri çektirişimdi, ikincisi de ne maksatla çıktığı belli olmayan 20'lik dişimi çektirişimdi yaş 28'ken.
- Ayaklarım 40 numara ve taraklı. Çocuk mezarı diyenleri duyar gibiyim :).
- Popom güzelmiş, öyle diyolar. Aynaya bakınca bu iddiaya katılmıyor değilim!
- Gözlerim 0.75'e 0.50 Hipermetrop Astigmat. Gözlerime çok güveniyordum ama onlar da tıpkı çok güvendiğim eski sevgili gibi yarı yolda bıraktı beni.
19 Şubat 2014
17 Şubat 2014
Keçe Kral Tacı Doğum Günü Magneti
Taslaklarda bekleyen postlardan biriyle daha karşınızda olan Selo kişisinden herkese iyi haftalar!
Kasım'ın 28'inde 1.yaşına giren halasının boklu bıdığı Eymen'in doğum günü için kendi çapımızda bir takım hazırlıklar yaptık. Bunlardan ilki doğum gününe katılan davetlilere dağıtılacak doğum günü magnetleriydi. İnternetten yaptığımız araştırmada çok fazla seçenek gördük, kafamız çok karıştı ama sonuç olarak üzerinde bir takım değişiklikler yapma fikriyle kral tacı magnette karar kıldık.
Erkek çocuğuna mavi, kız çocuğuna pembe genellemesini yoksayarak zemini bayrak kırmızı seçtik ve orjinalinden farklı olarak tac kısmını biraz büyük çalışıp ismi tacın üstüne değil altına ekledik. Böylece internette bulduğumuz modelden daha büyük ve daha bize özel bir magnet oldu.
Doğum günü hazırlıklarında en büyük yardımcım İzmir'den gelen manevi kız kardeşim Bahardı. Canım benim benden çok koşturdu, keçe yetmedi gitti aldı, yapıştırıcı bitti gitti aldı, ben nazar boncuğu beğenemedim benim istediğim gibi bir şey bulmak için çarşının altını üstüne getirdi falan. E biz bu işin profesyoneli değildik, denemeden bilemezdik, yaşayarak görecektik :)
Keçeleri ve yapıştırıcıyı Cumhuriyet Caddesi'nde her türlü incik-boncuk malzemeyi kolayca bulabileceğiniz Has İnci'den aldık. Taç kısmına kalıp çıkarıp kesmek kolaydı ama isim kısmı göründüğü gibi kolay değildi hele ki 25 tane yapılacağı düşünülürse hiç kolay değildi. İsim kısmını Cumhuriyet Caddesi'nde bir matbaacıya kestirdik. Eve geldik sıvadık kolları. Önce tacımızın kalıbını çıkardık, hepsini çizdik, kestik. Aynı şekilde 1'lerimizi çizip kestik, hepsini silikonla yapıştırdık. Son olarak rulo şeklinde aldığımız magnetten taca uygun büyüklükte parçalar kesip arka taraflarına yapıştırdık. En eğlenceli kısmı onları iyice yapışsınlar diye halının altına koyup üzerinde akrobatik hareketler yapma kısmıydı. O halimizi birileri görseydi halının altına koyulanlardan habersiz olduğu için manyak mı bunlar derdi eminim :)
Bu arada size bir tavsiye keçeden bir şey yapacaksanız yere mutlaka eski bir bez, çarşaf gibi bir şey serin derim, biz serdiğimiz halde bu keçe ne menem bir şeyse her yerimize yapıştı :)
Bir gece halının altında bekletilen magnetlerimizi kar beyaz tülle paketledik. Bu ilk keçe deneyimimizdi. Bu işi profesyonel olarak yapan arkadaşlarınkiler gibi olmaz muhakkak ama acemilik de olsa fena sayılmaz gibi. Ne dersiniz? Eymenin doğum günü magnetlerini beğendiniz mi?Keçe'den doğum günü hatıra defteri süslemesi için takipte kalın ;)
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'14 Şubat 2014
Duygularımı kaybetmeden önceki 14 Şubatlarda ben: Aşk Bence;
supercellma: Aşk Bence;: Yanında rahatça osurabilmek, iki dakika önce çıktığı tuvalete öf pöf demeden girebilmektir. Evin her tarafı darmadağınık ve tozlar havada ...
12 Şubat 2014
14 Şubat planım
Ben her fırsatta sevgilim yok diye yırtınıyorum, millet bana kalkmış 14 Şubat planımı soruyor.
Alın size 14 Şubat planı:
Başka sorusu olan?
Konu kapanmıştır.
Şu aşk böcüğü modunda postlar yazıp beni birkaç gün blogger dashboard'a girmemek zorunda bırakmayın, akıllı olun!
İyi ki bi sevgiliniz var,
hepinizi deli gibi kıskanıyorum.
Hıhhhh!!!!
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'04 Şubat 2014
Hayat Lokmanı Paylaşınca Güzel
‘Askıda kahve’ hikayesini bilmeyen yoktur. Ama bilmeyenler için yine paylaşmak istiyorum.
Askıda kahve uygulamasının bir değişiği Kadıköy’de bir fırında var. İhtiyaç sahibi insanlar için ‘askıda ekmek’ bu dünyada hâlâ iyi insanların olduğunun en güzel kanıtı bence. Kadıköy'de adını bilmediğim bu fırının hayata geçirdiği "sağ elin verdiğini sol elin görmediği iyilik hareketi"ni Bursa'da gittiğim fırınlarda da görmeyi ve hiç görmediğim birilerine askıda ekmek ısmarlamayı çok isterdim. Kime yardım ettiğini bilmeden bir iyiliğe katılmak ne kadar güzel olurdu. Hatta bu uygulama daha bir çok yerde uygulanabilir. Askıda kitap mesela! Kitap okumayı seven, ama alım gücü yetmeyen insanlar için kitaplar. Tabi 1 kitap ile 1 ekmek arasında maddi olarak fark var. Parasını verip alamıyorsak da mesela okuduğumuz ve evimizdeki kitaplıklarda tozlanmaya mahkum ettiğimiz kitapları götürüp ihtiyaç sahiplerine vermesi için kitapçılara bağışlayabiliriz. Kitapların rafınızdan daha fazla güzel duracağı bir yer varsa oda okumak isteyen ihtiyaç sahibi bir insanın elleridir ve aklıdır.
İtalya’da Venedikte kenar mahallelerinden birinde, bir cafe-barda, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene “due caffee, uno sospeso” (iki kahve, biri askıda) dedi. İki kahve parası verdi. Bir kahve içip gitti. Barmende duvarda asılı duran çiviye bir küçük kâğıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlarda “trio caffee, onu sospeso” (üç kahve, biri askıda) dediler. Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içip gittiler. Barmen “askı” ya yine bir küçük kâğıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu. Bir süre sonra kahveye üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene ”onu caffee sospeso” (askıdan bir kahve) dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı gitti. Barmen ise duvara astığı kâğıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöpe attı. Bu gözlemimizin sonunda gözlerimizi yaşartan, fakat kesinlikle örnek almamız gereken bir “İtalya toplum terbiyesi” öğrendik. Yardım etmek için insanların gereksinimlerini belirlerken, yalnızca yaşamsal gereksinimlerle sınırlı kalmak zorunda değiliz. Bir Venedik’li için yaşamsal olmasa da kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır. Kahve içebilecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, kendileri bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişilerde daha mutlu oluyorlar. Kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul eden kişiler ise huzurlu oluyor. Yardım eden ile alan arasında, bu cafe-bardaki garson gibi, köprü görevi yapan kişilerin ise güler yüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin “bana askıda kahve var mı” diye sormasına gerek bırakmamak için “askıda kahve” olduğunu belirten kâğıt parçalarını kolaylıkla görünen gir yere asmak ise bu olgunun çok zarif bir bölümünü oluşturmaktadır.
Askıda kahve uygulamasının bir değişiği Kadıköy’de bir fırında var. İhtiyaç sahibi insanlar için ‘askıda ekmek’ bu dünyada hâlâ iyi insanların olduğunun en güzel kanıtı bence. Kadıköy'de adını bilmediğim bu fırının hayata geçirdiği "sağ elin verdiğini sol elin görmediği iyilik hareketi"ni Bursa'da gittiğim fırınlarda da görmeyi ve hiç görmediğim birilerine askıda ekmek ısmarlamayı çok isterdim. Kime yardım ettiğini bilmeden bir iyiliğe katılmak ne kadar güzel olurdu. Hatta bu uygulama daha bir çok yerde uygulanabilir. Askıda kitap mesela! Kitap okumayı seven, ama alım gücü yetmeyen insanlar için kitaplar. Tabi 1 kitap ile 1 ekmek arasında maddi olarak fark var. Parasını verip alamıyorsak da mesela okuduğumuz ve evimizdeki kitaplıklarda tozlanmaya mahkum ettiğimiz kitapları götürüp ihtiyaç sahiplerine vermesi için kitapçılara bağışlayabiliriz. Kitapların rafınızdan daha fazla güzel duracağı bir yer varsa oda okumak isteyen ihtiyaç sahibi bir insanın elleridir ve aklıdır.
31 Ocak 2014
cik cik cik
Kuş cıvıltıları ve güneş parıltılarıyla dolu bir Cuma sabahı yaşayan Selo kişisinden herkese günaydınlar
"Cik cik cik". Ofis şu an biri yeşil biri mavi iki muhabbet kuşunun şakıyışlarıyla yankılanıyor. Seri kuş üretmek gibi ekzantirik hobileri olan iş arkadaşlarım var benim. Bunları da çiftleştireceklermiş. Yavruların turkuaz olması bekleniyor. Adlara bakın, Kerem ile Aslı. Kuşlar bile çift anasını satıyim.
Kafesi görünce aklıma Pinto geldi, içim burkuldu lan. Beni uzun zamandır takip edenler Pinto'mu ve onunla yaşadığım maceralarımı bilir. Bi ara yorumlarda benden çok onu soruyordular, kıskanmıyor değildim hani! Pinto'ya ne mi oldu? Yollarımız ayrıldı. Şöyle ki ben sabahın köründe çıkıyorum evden, akşam karanlığında geliyorum. Kafesini açık bıraksan topu topu 40 metrekare evimde her yere sıçıyordu yaramaz, kafeste bıraksan da sinirleniyor, kafesin içindeki yem kabuklarını, tüyleri ve itinayla kafesin her köşesine sıçtığı boklarını etrafa dağıtıyordu çırpınma yöntemiyle. Eve gidince açıyordum kafesin kapağını, sonra gece yarıları oluyordu ben Pinto'yu kovalıyordum kafesine sokayım diye. Kuştan anlayan eş-dostun tespitine göre derdi çiftleşmekmiş. He cağnım benim, ben çiftleştim de Pinto kusur kaldı. Terbiyesiz kuş!
Pinto'nun boğa burcu olduğunu düşünüyorum, azgın bir erkek olmasından ve anlaşamamızdan ötürü. Ben inat, o inat. Bizim ilişkide herkes bildiğini okudu. Rest üstüne rest. O yaramazlık yaptı ben salmadım günlerce, cezası bittiği an yine yaramazlık yaptı. Günler böyle geçti sayın folovır. Bir gün bi geldim salonun ortasında petşop petşop dolaşıp kafesine uygun rengini aradığım kafes ayağı, kafes her şey yerde. Suluğundaki su, yemler, kafesin içinde kıl, tüy ne varsa hepsi canlı yayında bayılmak gibi bir şey geçiren Bülent Ersoy edasıyla bir yerlere savrulmuş. Benim salak Pinto'da yediği haltın farkında olacak ki korkmuş perdenin arkasına girmiş. Pinto diyorum ses yok, Pinto diyorum ses yok. Piç kurusu nerdesin dedim "cikk" dedi perdenin arkasından. Hayır çatı katındaki evime kedi girme ihtimali KPSS'ye girenlerin atanma ihtimali kadar düşük olsa da, kedi falan kaptı sandım. Neyse ki yaşıyordu. O gece her tarafı kırılan kafesi onu içine yerleştirecek kadar adam ettim. Saat 23'ü geçiyordu ama etraf bok pislik içindeyken de gidip uyuyacak değildim. Karadeniz apartımanı tarihimde ilk kez o gece geç vakitte pislikleri süpürmek için iki dakikalığına elektrikli süpürgeyi açtım. Kendilerini gürültü ailesi olarak tanımladığım alt katımdaki gerizekalı karı kapıma geldi, nalett bilenmiş bi gör! Zate sinirim tepeme gelmiş üzerine bonus oldu bi de onla dalaştım. Neymiş çocuk uyuyormuş. Evet olması gereken bu, çocuk dediğin o saatte uyur da ben 2 senedir komşunum, senin çocuk da benim süpürgeyi açtığım akşamı mı seçti uyumak için? Neyse ki bu evden taşınmadan senin çocuğun uyuduğunu gördüm. Yalansa evde kalayım! Yok uyumuyordu arkadaş, android midir nedir. Gece 3,4 kazara sağından soluna dönerken falan uyanırsan bir daha mümkün değil uyuman o çocuğun sesinden. Kınamak istemiyorum ama evime yatıya gelenler şu durumu zerre abartmadığıma şahitler inanın. Elimi uzattım, bu bir ilk tebrikler dedim. Kaldı öyle mal mal. Sonra da insaniyetten nasibin alamadığını, açıklama yapsam da anlamayacağını bildiğim için o çocuk süpürgenin sesinden değil ama ben şimdi avaz avaz bağırmaya başlarsam korkarım ki uyanır dedim suratına kapattım kapıyı. Burada konudan konuya yatay geçiş yapmış olacağım ama onların karı-koca kavgası yüzünden evlilikten, içine dinozor kaçtığını düşündüğüm çocuklarının anırmaları yüzünden de çocuk yapma isteğimden soğuduğum doğrudur. Kalkmış 2 yıllık komşuluk hayatımda ilk kez, o da mecburiyetten açtığım süpürgeye laf ediyor sıfatına sıçtığımın karısı.
O gece Pinto o kafesi devirerek jübilesini yaptı. İlerleyen günlerde aynı apartımanın giriş katına taşınınca komşuların sesten rahatsız olacağını da düşünerek, Pinto'yu bana "yalnızlığıma arkadaş" olsun düşüncesiyle hediye eden arkadaşıma geri verdim. Susamlı krakerleri, eko paket muhabbet kuşu yemini, vitaminini, kafesini, tülünü, aynalı salıncağını vesair. Ben buna bakamıyorum, kendi cinsel yaşantımda tık yokken, Pinto'nunkini düşünecek durumda da değilim. Sen al bunu, ona daha iyi bakacak birine ver, yazık oluyor hayvana dedim. Aldı, götürdü. Böyle dediğime bakmayın, Erol Taş değilim ben. Günlerce ağladım. Birkaç zaman sonra temizlik yaparken rafın üzerinde kakasını gördüm, camı silerken mermerin üzerine düşen tüyünü, oturdum ağladım. Pinto'yu çok seviyordum, ama ona gereken ilgiyi gösteremiyordum, yollarımızı ayırdık. Şimdi haberlerini alıyorum, hayatını yoluna sokmuş. 3 tane yavrusu ve mutlu bir ilişkisi varmış. Bkz. Selo hâlâ yalnız.
Herkese en az benimki kadar keyifli bir Cuma dilerim. Çüüüüzzzzzzzz!! ;)
"Cik cik cik". Ofis şu an biri yeşil biri mavi iki muhabbet kuşunun şakıyışlarıyla yankılanıyor. Seri kuş üretmek gibi ekzantirik hobileri olan iş arkadaşlarım var benim. Bunları da çiftleştireceklermiş. Yavruların turkuaz olması bekleniyor. Adlara bakın, Kerem ile Aslı. Kuşlar bile çift anasını satıyim.
Kafesi görünce aklıma Pinto geldi, içim burkuldu lan. Beni uzun zamandır takip edenler Pinto'mu ve onunla yaşadığım maceralarımı bilir. Bi ara yorumlarda benden çok onu soruyordular, kıskanmıyor değildim hani! Pinto'ya ne mi oldu? Yollarımız ayrıldı. Şöyle ki ben sabahın köründe çıkıyorum evden, akşam karanlığında geliyorum. Kafesini açık bıraksan topu topu 40 metrekare evimde her yere sıçıyordu yaramaz, kafeste bıraksan da sinirleniyor, kafesin içindeki yem kabuklarını, tüyleri ve itinayla kafesin her köşesine sıçtığı boklarını etrafa dağıtıyordu çırpınma yöntemiyle. Eve gidince açıyordum kafesin kapağını, sonra gece yarıları oluyordu ben Pinto'yu kovalıyordum kafesine sokayım diye. Kuştan anlayan eş-dostun tespitine göre derdi çiftleşmekmiş. He cağnım benim, ben çiftleştim de Pinto kusur kaldı. Terbiyesiz kuş!
Pinto'nun boğa burcu olduğunu düşünüyorum, azgın bir erkek olmasından ve anlaşamamızdan ötürü. Ben inat, o inat. Bizim ilişkide herkes bildiğini okudu. Rest üstüne rest. O yaramazlık yaptı ben salmadım günlerce, cezası bittiği an yine yaramazlık yaptı. Günler böyle geçti sayın folovır. Bir gün bi geldim salonun ortasında petşop petşop dolaşıp kafesine uygun rengini aradığım kafes ayağı, kafes her şey yerde. Suluğundaki su, yemler, kafesin içinde kıl, tüy ne varsa hepsi canlı yayında bayılmak gibi bir şey geçiren Bülent Ersoy edasıyla bir yerlere savrulmuş. Benim salak Pinto'da yediği haltın farkında olacak ki korkmuş perdenin arkasına girmiş. Pinto diyorum ses yok, Pinto diyorum ses yok. Piç kurusu nerdesin dedim "cikk" dedi perdenin arkasından. Hayır çatı katındaki evime kedi girme ihtimali KPSS'ye girenlerin atanma ihtimali kadar düşük olsa da, kedi falan kaptı sandım. Neyse ki yaşıyordu. O gece her tarafı kırılan kafesi onu içine yerleştirecek kadar adam ettim. Saat 23'ü geçiyordu ama etraf bok pislik içindeyken de gidip uyuyacak değildim. Karadeniz apartımanı tarihimde ilk kez o gece geç vakitte pislikleri süpürmek için iki dakikalığına elektrikli süpürgeyi açtım. Kendilerini gürültü ailesi olarak tanımladığım alt katımdaki gerizekalı karı kapıma geldi, nalett bilenmiş bi gör! Zate sinirim tepeme gelmiş üzerine bonus oldu bi de onla dalaştım. Neymiş çocuk uyuyormuş. Evet olması gereken bu, çocuk dediğin o saatte uyur da ben 2 senedir komşunum, senin çocuk da benim süpürgeyi açtığım akşamı mı seçti uyumak için? Neyse ki bu evden taşınmadan senin çocuğun uyuduğunu gördüm. Yalansa evde kalayım! Yok uyumuyordu arkadaş, android midir nedir. Gece 3,4 kazara sağından soluna dönerken falan uyanırsan bir daha mümkün değil uyuman o çocuğun sesinden. Kınamak istemiyorum ama evime yatıya gelenler şu durumu zerre abartmadığıma şahitler inanın. Elimi uzattım, bu bir ilk tebrikler dedim. Kaldı öyle mal mal. Sonra da insaniyetten nasibin alamadığını, açıklama yapsam da anlamayacağını bildiğim için o çocuk süpürgenin sesinden değil ama ben şimdi avaz avaz bağırmaya başlarsam korkarım ki uyanır dedim suratına kapattım kapıyı. Burada konudan konuya yatay geçiş yapmış olacağım ama onların karı-koca kavgası yüzünden evlilikten, içine dinozor kaçtığını düşündüğüm çocuklarının anırmaları yüzünden de çocuk yapma isteğimden soğuduğum doğrudur. Kalkmış 2 yıllık komşuluk hayatımda ilk kez, o da mecburiyetten açtığım süpürgeye laf ediyor sıfatına sıçtığımın karısı.
O gece Pinto o kafesi devirerek jübilesini yaptı. İlerleyen günlerde aynı apartımanın giriş katına taşınınca komşuların sesten rahatsız olacağını da düşünerek, Pinto'yu bana "yalnızlığıma arkadaş" olsun düşüncesiyle hediye eden arkadaşıma geri verdim. Susamlı krakerleri, eko paket muhabbet kuşu yemini, vitaminini, kafesini, tülünü, aynalı salıncağını vesair. Ben buna bakamıyorum, kendi cinsel yaşantımda tık yokken, Pinto'nunkini düşünecek durumda da değilim. Sen al bunu, ona daha iyi bakacak birine ver, yazık oluyor hayvana dedim. Aldı, götürdü. Böyle dediğime bakmayın, Erol Taş değilim ben. Günlerce ağladım. Birkaç zaman sonra temizlik yaparken rafın üzerinde kakasını gördüm, camı silerken mermerin üzerine düşen tüyünü, oturdum ağladım. Pinto'yu çok seviyordum, ama ona gereken ilgiyi gösteremiyordum, yollarımızı ayırdık. Şimdi haberlerini alıyorum, hayatını yoluna sokmuş. 3 tane yavrusu ve mutlu bir ilişkisi varmış. Bkz. Selo hâlâ yalnız.
Herkese en az benimki kadar keyifli bir Cuma dilerim. Çüüüüzzzzzzzz!! ;)
| Özleniyorsun evlat. |
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'
Kategori
Günlük
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Hoopp birader baksana bi'!
Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!






