27 Temmuz 2015

Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey

Mim yazılarını çok seviyorum. Okuması da yazması da çok eğlenceli. Bu mimi sevgili Nesneslis'in blogunu bırgalarken gördüm ve yazmak isteyen herkes yazabilir açıklamasından gaz alarak başladım yazmaya.

1- Blog yazmak için ne gibi özelliklere sahip olmak gerekir?
Bir kere yazmayı seviyor olmak lazım. Çünkü insan sevdiği bir şeyde başarılı olabilir, istikrar sağlayabilir. Bence yazı dili akıcı, yazdıkları keyifle okunan biri olmak gerek. Sonra blogger olmak demek sadece yazmakla da sınırlı değil. Yazıları görsellerle, gerektiğinde videolarla desteklemek demek. Bunun için de iyi bir fotoğraf gözü olmalı, fotoğraf çekmeyi sevmeli. Son ve bana göre en önemli maddeyse sosyal medyayı sevmeli. Çünkü ancak onu aktif ve doğru kullandığımızda daha çok insana ulaşabiliyor, sesimizi duyurabiliyoruz.

2- Herkes blog yazabilir mi?
Herkes her işi yapamıyorsa herkes de blog yazamaz. Gerçekten yazabilenler yazsın.

3- Severek takip ettiğin, yazı dilini sevdiğin bloggerlar kimler?

4- 3 kelimeyle kendini ifade etmen gerekse bunlar ne olurdu?
Pozitif, düzenli, eğlenceli.

5- Almadan yapamam dediğin, bittikçe aldığın kozmetik ürünü?
Eyeliner pen, CC cream, Tender care balm.

6- En sevdiğin yabancı/yerli dizi?
How i met your mother / Kardeş Payı' ydı. Şimdilerde belgeselden başka bir şey izlemiyorum.

7- Totemlerin var mı?
Nasılsa bundan kusur kalmışım.

8-Biraz özel hayat konuşalım mı? :)) Hayatında biri var mı? İlişkiler hakkında düşüncelerin?
Bingooo! Soruya gel! Tabii konuşalım da olmayan şeyin nesini konuşacağız bebeğim? Hayatımda biri yok. Evet evet sanırım Tanrı benim ruh eşimi yaratmayı unutmuş. Son adamakıllı ilişkim biteli 4 yılı geçiyor. O zamandan beri de tanışmaları ve ilişki olmaya yönelik girişimlerimi saymazsak özel hayatım yok diyebilirim. Yukarıdaki açıklamaların bana verdiği yetkiye dayanarak son soruyu pas geçiyorum.

9- Sosyal medyanın hayatında ki yeri? En çok kullandığın sosyal medya?
Sosyal medyayı blog yazmaya başladıktan sonra daha aktif kullanmaya başladım. En aktif olarak kullandığım Instagram, en severek kullandığım da diyebilirim.

10- Canın çok sıkıldı, işin içinden çıkamıyorsun kendini iyi hissetmek için ne yaparsın?

Eer başımı alıp gidebilecek durumdaysam yani iş yerinde falan değilsem kulağıma takarım kulaklıklarımı, giyerim spor ayakkabılarımı dalarım bilmediğim sokaklara. Yürüyüp yeni yollar, yeni yerler keşfedip kafa dağıtırım.

11- Şu sıralar dinlemeyi en sevdiğin şarkı ?
Hilary Duff - My Kind

Ben de özel olarak kimseyi davet etmiyorum. Yazmak isteyen herkes yazabilir ama yazısında benden bahsetmek şartıyla :)

26 Temmuz 2015

Babama mektup

Gidişinden sonra günlerce yağmur yağdı, çok serinledi havalar. Üşümemişsindir umarım. Her gece yatarken babam şimdi orada, karanlıkta ne yapıyordur tek başına? deyip sarılıp ağlıyoruz annemle. Hayattayken çok didişirdiniz, hiç geçinemezdiniz ya, sen gideli annemin gözünün yaşı hiç dinmedi. Meğer ne çok seviyormuş seni.

Sensiz ilk kandilimiz pek bir buruk geçti. Bu kez elini değil, toprağını öptük. Teyzem dedi ki, ölüler kabirlerini ziyaret edenleri ayak ucunda dururlarsa görürmüş. Beni görebilesin diye ayak ucunda durdum hep, görmüşsündür umarım.

Ölüm ne garip şeymiş be baba. Bir türlü yakıştıramıyormuş insan, inanamıyormuş, inanmak istemiyormuş. Doktorlar 10 gün ömrü var dediklerinde inanmak istemedik. Son ana kadar hep bir umudumuz vardı, kurtulursun, iyileşirsin diye. Öyle ani oldu ki her şey, öyle büyük bir şok yaşadım ki hâlâ içimde sızısı. Hastalığının teşhisi, koşturmacası, yoğun bakıma yatırılışın derken tam da doktorların dediği gibi 10. gün bırakıp gittin bizi. Her şeyi unuturum da seni hastaneye yatırdığımız gün sedyeye koyulurken ki o ürkek halini asla unutmam. Merdivenlerden indirilirken seni düşürecekler diye ne korktun. Bir de bir bakışın vardı eve, öyle bir baktın ki bir daha dönemeyeceğini hissetmiş gibi.

Hep başkaları için okunan Selan verilirken irkildim. Sonra ismini söyledi hoca. O an inandım öldüğüne. Aklımdan hiç çıkmıyorsun da, bazı anlar öyle bir bastırıyor ki hüzün dayanamayıp ağlıyorum. Sen benim ağlamamı hiç istemezdin oysa. Bana kızma baba, ağlamadan nasıl hafifletirim ki içimdeki bu acıyı? En çokta Eymen seni andıkça ağlayasım geliyor. Hasip Dedem Cennet'e gitti diyor Cennet'in ne olduğunu biliyormuş gibi. Ah babam, inşallah iyi yerlerdesindir, iyisindir.

Yokluğun bugün tam 47 gün oldu. Ben, sana yazacak gücü ancak bulabildim kendimde. Seni çok özledim. En zoru da özlemim her geçen gün artacak ama seni bir daha hiç göremeyeceğim. Bir kerecik rüyamda görebilsem, sarılabilsem sımsıkı, ufaklık deyişini duyabilsem başka bir şey istemiyorum.

Merak ediyorum sen de bizi özledin mi? İnsan ölünce çocuklarını, karısını unutmaz değil mi? Unutmamalı. Ben senin fıstığınım, ben senin ufaklığınım, beni nasıl unutursun? Beni unutma baba, lütfen, bizi unutma. Bizi sakın unutma....

Fıstığın, ufaklığın, Selma'n.

08 Nisan 2015

I wish

Yanımda huzur bulduğunu söyleyen adamlar oldu. 
Ben de onları sevmiştim galiba.
Sevmek ama; uzaktan, beklentisiz, karşılıksız sevmek...
Bir şey olmayacağını, bir yere varmayacağını, biteceğini bile bile.

Biliyor musun, ben kolay adam sevmedim hiç.
Nerede sorunlu, bunalımlı, aldatılmış, güvensiz, umutsuz, obsesif,
sürekli kendi içinde yolculuk eden, gizemli tipler var, hep bulup onları sevdim. 
Millete gelince aka konan gönül bana gelince hep boka kondu.
Esas kızım ya, zoru seveceğim ya illa, halt ettim işte.
Sonra ne mi oldu?
Huzur kapısı, ağlama duvarı, kanka, Güzin abla ve hatta psikolog oldum da bir baktım ki bir kez bile "sevgili" olamamışım.
Bir gün, artık canıma yetti. Yalnızlığımı bitirecek çarenin bu olmadığını, birini sevmenin bu olmadığını fark ettim, "sen bu değilsin kızım cellma" dedim ve terk ettim hepsini hafızamda birer birer... 

Verilen onca akla rağmen ben illa bildiğimi yaptım.
Ve herkes gibi yaşayarak büyüdüm ben de.
Hayatıma giren herkes bana bir şeyler kattı elbette. 
Kimi güvenmemeyi öğretti,
kimi umursamaz olmayı,
kimi kırıldığım halde yeniden kalkıp devam edebilmeyi yoluma. 
Bazen incindim, bazen yoruldum, bazen her şeye lanet ettim ama hiç "pes" etmedim.

Sonrasında girişimlerim oldu, sen, ben olmaktan çıkan "biz" olmaya yönelik girişimler. 
Evet ama bu kez de ben kendimi bırakamıyordum.
Korkularım mutlu olma isteğimin önüne geçiyordu hep, bir gölge gibi. 
Aldatılmaktan, terk edilmekten, istenmeyen insan olmaktan korkuyordum oysa, sevmek ve sevilmekten değil. 

Günler birbirinin aynısı olmaya ve bildiğince geçmeye devam ederken,
Bakarsın bir gün, beklenmedik bir anda biri girer hayatıma. 
Ve ben olmazlarımı oldurmak, tüm sınırlarımı zorlamak ve duvarlarımı yok etmeye soyunurum adına belki de "aşk" denen bu güzel şey için.
Tek bildiğim; artık olmasını istiyorum, artık gerçekten, tüm kalbimle olmasını istiyorum. 
Umarım olur, umarım bu kez mutluluğu bokunu çıkarana dek yaşarım. 
Yeri gelmişken sevgili evren lütfen bu sefer piçlik yapma, bak sana hep olumlu mesajlar gönderiyorum.

Ben Selma, "Supercellma", 30 yaşındayım.
Artık gelinlik giymek, 
çocuk doğurmak, 
sabahları sevdiğim adamın yanında uyanmak, 
hasta olduğumda biri gelip ilgilenir mi? diye kapıyı gözetlemek yerine şefkate doyarak iyileşmek,
özlemek, özlenmek, kıskanılmak, önemsenmek, sahiplenmek, ait olmak ve beni seven adamla sevişmek istiyorum. 
Ben yolun başındayken de bendim, şimdi de öyleyim ve hep aynı ben olacağım. 
Ama artık sevdiğim adama ait, onu seven ve kaderde kısmette varsa hep onu sevecek. 
Yalnızlık, yaşanmışlıklar, hayal kırıklıkları çok yoruyor insanı,
Ben, artık hayat denilen yolda yürürken elimden tutan biri olsun istiyorum.
Ben artık "mutlu olmak" istiyorum.
Ya ben çok şey mi istiyorum?

03 Nisan 2015

Depresyona girdim, dönücem

Burada olmayı, havadan sudan uzun uzun yazmayı öyle çok özledim ki... Geçen yılın son dönemlerinde aşk hayatımda yaşadığım hüsranın üzerine yıl sonu iş yoğunlukları yüzünden bir de sağlığım boka sardı iyi mi? Yorgunluk ve aşırı stresten boyun fıtığı çıktı, hem de 3 tane nurtopu gibi! Beni Instagram'dan takip edenler çok detaylı olmasa da bilir. İş değiştirdim geçen ay, daha doğrusu bitmek bilmeyen mobing yüzünden onca emek ve yıllarımı verdiğim işimi değiştirmek zorunda kaldım. Olay öyle bir duruma gelmişti ki ya işimi değiştirecektim ya da ruh ve sinir hastalıklarına sevkimi isteyecektim, abartmıyorum. Ben ilkini tercih ettim tabii. Ama şu var; işten ayrılmak her ne kadar kendi isteğim olsa da uzun yıllar bir yerde çalıştıktan sonra başka bir yerde başlamak gerçekten zormuş. Hele ki yaşın otuzsa. Diyeceğim o ki adaptasyon sürecim baya sancılı geçiyor. İş ortamına alış, süreci öğren falan bunların dışında bir de işe gidip gelme sorunsalı var, insanı yaşlandıran cinsten. İşten 18:30'da çıkıyorum, servis süresi ve sonrasındaki aktarmayla birlikte eve gitmem akşam 21:00'i buluyor. Üstelik yaşadığım şehir Bursa ha, İstanbul falan değil yani. Eve gidiyorum hemen alelacele bir şeyler atıştırıp 2 hafta sonraki sınavlarım için derslerimin başına oturuyorum. Gözlerim "artık uyumalısın Selo" uyarısını verene kadar  ve kafam aldığınca çalışıp yatağa fırlatıyorum kendimi. Ben bu koşuşturmacada duş alacak zamanı bile zor bulurken -korkarım ki yakında kokacağım- bloga gelip yazı yazmak falan hak getire yani. Oysaki biliyorum, yazsam iyi gelecek, yazsam rahatlayacağım ama bu durumda ne mümkün! Bu aralar fazlasıyla yorgunum. Az uyuyorum, dinlenemiyorum, kendime zaman ayıramıyorum. Bıraksanız günlerce yataktan çıkmazcasına uyuyasım var, ve sürekli tatlı, şeker, çikolata yiyesim. Saçlarım fix depresyon topuzu, yüzümde sırf insanlar beni hasta zannetmesin -tabiri caizse korkmasın- diye azıcık bi makyaj. Psikolojimin üzerine fil sürüsü oturmuş gibi hissediyorum. Oysaki bahar ayındayız, umut mevsimi falan ya hani. Bana daha bi tanecik cemre bile düşmedi... Anlıyacağın sayın okuyucu; Ben, çok mutsuzum. Depresyona girdim, dönücem. (Umarım.) E sizden naber? Özlediniz mi lan beni? :)

01 Aralık 2014

İncir Reçeli 2


İlk filmi vizyondayken beklenen ilgiyi göremeyip daha sonra popüler olan ve tekrar vizyona girip bu kez gişe rekorları kıran İncir Reçeli'nin 2. filmine gittim geçtiğimiz haftalarda. Ben de birçoğunuz gibi ilk filmi sinemada değil DVD'de izleyenlerdenim. İncir Reçeli 1'de hönkürerek ağlayan ben 2. filmde de aynı performansı gösterdiğimi içtenlikle söyleyebilirim. Devam filmlerinde genellikle ilk filmin tadını alamayan biri olarak İncir Reçeli 2'nin fragmanını gördüğümde nasıl yani? E bu film bitmemiş miydi? Esas kız Duygu öldü, herif de vicdan azabıyla baş başa kaldı, bu filmin 2'si ne alaka? falan dedim kendi kendime. Ama bir arkadaşımın ne olur gidelim demesiyle kendimi sinema salonunda buldum ve izledikten sonra söylediklerimi yuttum bildiğiniz.

30 Kasım 2014

Kendi söküğünü dikmeye niyetlenen terzi

Tarihte bugün, annem evde kaldığımı düşündüğünü alenen itiraf etti. Annemin benim artık evlenip yuva kurmam konusunda umutsuz vaka olduğumu düşünmesi miydi bana koyan, yoksa aslında bunu birkaç zamandır benim de kendime bile çaktırmadan düşünüyor olmam mı? bilemedim. İkisi de sanırsam.

Biliyorsunuz otuz oldum geçtiğimiz Ağustos. İnsan hissettiği yaştadır derdim ya hep, otuz olunca nasılsa hissettiğim eksi beş, altı yaş olduğundan bir değişiklik olmaz sanmıştım psikolojimde. Ama bildiğiniz 30 yaş sendromuna girdim lan ben. Yeni yaşımın ilk günlerinde, biten kremlerimin yerine yenilerini almaya gittiğimde age kremleri araştırmaya başladığımı mı anlatayım? Sizin age grubuna geçmek için daha dört, beş yılınız var, yirmi beşlerde kullanılmıyor o kremler diyen samimi satış danışmanına içimden "siktir ordan pis yalaka!" diye sövmüşlüğümü mü? Arkadaşlık sitelerindeki aradığım kişinin yaş aralığını minimum otuz üçlere, otuz dörtlere çektiğimi mi anlatayım? Çevremde hamile olan arkadaşlarımdan edindiğim bilgilerle her geçen yılda hamilelik ve çocuk sahibi olmak konusunda riskimin arttığını öğrenince bir "eyvah! ya olur da birini bulup evlenirsem de çocuk sahibi olamazsam" korkumu mu? Yüzümde gözümde gözle görülür bir kırışma, bir çilleşme, lekelenme falan olmadı Allah'ıma bin şükür. Küçükken hep sanırdım ki yirmi dokuzumun son gecesi genç ve güzel olarak yatacağım, ertesi gün bir uyanacağım her yerim buruş, kırış, lekeler basmış bebek yüzümü, memelerim sarkmış, vücudum kımıl kımıl sallanıyor. Öyle olmuyormuş tabii ama yüzüne gözüne basmayan o kırışıklıklar otuz olunca psikolojine basabiliyormuş sayın okuyucu.

30 Ekim 2014

İtalya'ya doğru adım adım

Hayat telaşesinden çok uzun zamandır kendim için bir şey yapmadığımı fark ettiğimde karar verdim bu yıllık iznimde İtalya hayalimi gerçekleştirmeye. Yıllık izinlerini "hadi sen de bir sonraki hafta çık" denildiğinde kullanan biri olarak hiçbir zaman önceden planlayamıyordum. Hâl böyle olunca da ne bir arkadaşımla yıllık izinlerimizi denk getirip tatil planı yapabiliyordum, ne gönlüme göre bir otel bulabiliyordum, ne erken rezervasyondan yararlanabiliyordum. Hep para etmeyecek otellerde, gereksiz pahalı fiyatlara, tabiri caizse kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın tatiller yaptım.

26 Eylül 2014

Herkes boyuna göre sevgili bulsun lütfen!

Neden evlenemiyorsun? Sorusuna verdiğim birkaç yüz cevaptan en popüler olanlar arasında: "Boy sorunsalı"

Önemli olan boyu değil işlevi deyip kıkırdayanları duyar gibi oldum ama kastettiğim şeyin tam olarak işlev olduğunu zaten yazının devamında bulacaksınız.

Geçtiğimiz yıllarda bir Cumartesi gecesi Yeni Türkü konserine gittik. Mekan o kadar kalabalıktı ki konseri, sahneyi görmenin mümkün olmadığı, sesin bile zorlukla duyulabildiği merdivenlerin karşısında, kapı ağzında izledik. Bulunduğumuz konum itibariyle konser boyunca bir yandan şarkılara eşlik ederken bir yandan da terasa sigara içmeye çıkan çiftleri görsel uyum olarak değerlendirme şansı buldum. O gece üzülerek tecrübe ettim ki götten bacaklı, koca götlü ya da bit kadar kızlar hep selvi boylu, yakışıklı, daş gibi delikanlıları kapmış. Peki bu durumda boyu ben gibi standardın üzerinde olan ve hayırlı kısmetlerini bekleyen genç kızlar ne yapacaktı? Kendinden kısa, ya da aynı boyda olduğu erkeklere evet diyip hayatlarının geri kalan kısmında stilettolara, platformlara, bilimum topuklu ayakkabılara veda mı edecekti? Ya da halihazırda dolabında bulunan topukluları ben artık bunları giyemeyeceğim deyip eşe dosta mı dağatacaktı? Boyu boyuna, huyu huyuna deyiminde daha ilk kriteri yerine getirememişken huyunu suyunu nasıl deneyecekti falan. Yoo hayır, bu kabul edilebilir şey değildi.

O konser gecesinden sonra bu konu tik oldu bende. Yolda yürürken, gittiğim ortamlarda çiftleri gözlemlemeye devam ettim. Fark ettim ki yüzüne bakılacak tipte, boylu poslu delikanlılar marketlerin manav reyonundaki kan kırmızı domatesler gibi seçilmiş, bize kalmış mı orası burası göçüp, ezilenler ya da dışı kırmızı olup içi sapsarı çıkanlar! Dedim bu iş böyle olmayacak kızım Selo! Madem benim boyuma göre adam kontenjanı yok, madem 7 küsür milyarlık dünyada nikahı basıp üreyecek bir adam bulamıyorum, ben de kapılmış olanları boşa çıkararak kendime ve benim gibi bu konudan çeken arkadaşlarıma kısmet yaratırım, nihahaha yaşasın kötülük! Başladım bu fikrin propagandasını yapmaya. Sağda solda sevgilisiyle sorun yaşayan ya da ayrılan kız arkadaşlarımı; "ya bebeğim zaten hiç yakışmıyordunuz, sen çıtı pıtı kızsın, o herif neydi öyle ayı gibi! dana gibi!! deve gibi!!! Boş versene ya bu güzellikle sen elini sallasan ellisi!" şeklinde sözüm ona teselli etmekten geri kalmadım. Aşk acısı çeken hemcinslerim gazı daha ilk dakikada alarak "ayy di mi ya, bana erkek mi yok!" şeklindeki tepkileri başta bu plan işe yarar mı ki? endişelerimi yeni bulunan sevgilinin ayrıldığı sevgiliden biraz daha kısa boylu olmasıyla boşa çıkarmış oldu ve anladık ki bu haince ve bencilce plan işe yaradı. Ancak biliyorduk ki yuva yıkanın yuvası olmazdı ve kötülük eninde sonunda cezasını bulurdu, e bu dünyanın bir de tersi vardı falan.Vicdanımızın sesini dinledik ve uzun boylu erkeklerle kısa boylu kızları dolaylı yoldan ayırma propagandamızdan istifa ettik.

Tekrar düştük boyu kendimizden minimum 5 cm uzun sevgili aday adaylarını aramak derdine. İletişimde sınır tanımayan insanoğlu her internet sitesini, telefonundaki her uygulamayı birileriyle tanışmak için kullanır olunca ben de bundan kusur kalmayayım dedim. Tango'da konumunu paylaş seçeneğini açınca her gün birileri selam veriyor, ekliyor, göz kırpıyor falan başlıyoruz sohbete. Asıl dikkatimi çeken konuysa tanışma aşamasında sorulan sorular. Dün artık ard arda aynı soruları cevaplamaktan o kadar bunaldım ki bu uygulamada birileriyle tanışırken "Sorulması Gereken Sorular" diye bir liste var da ben mi bilmiyorum lan? falan dedim kendi kendime. Sorular hep aynı; Nerdensin? Yaş kaç? Boy kaç? Hönk! Boy mu? Boy ne alaka lan? Başlarda refleks olarak direk cevap verdiysem de bu olay devam ettikçe bu soruyu soranlara bunun sebebini sorar oldum. Vah ki ne vah! Selvi boylu adamlar bıkmış mı pigme gibi hatunlardan! Dünkü olaysa tam bir komedi. Delikanlı diyor ki "sen kesin benden uzunsundur". Bu cümleye tepki olarak "Allah Allah o da nerden çıktı" diyorsam da içimden "Muhtemelen" diyorum, çünkü ben de bıkmışım Çocuklar Duymasın dizisindeki Hüseyin gibi adamları bir Cenk Akyol gibi gösteren fotoğraflardan ve iş tanışmaya gelince hayal kırıklığının dibine vurmaktan. Niye böyle dedin ki sen, hayırdır? dediğimde, "Uzunum, uzunum" demedin ya kesin uzunsundur diyor ve ekliyor; "Çünkü ne zaman ben uzunum diyen bir kızla tanışsam yani evet kız aslında uzun ama ayağına giydiği minimum 12 cm'lik platformlarla" diyor ve beni alıyor sesli gülmeler.

Düşünsenize herif 1.90 kız 1,60, kızı öpmek için çömelmesi gerek ( Ayaktan dize kadar olan kısım ortalama 30cm olarak alınmıştır) ahahaha :). Ya da düşünsenize sevişiyor olsalar, aynı anda vücutlarının iki noktasını denk getirmeleri Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi kadar imkansız. Laf lafı açıyor, yaşadığım bir tanışma hikayem geldi aklıma. Bir gün bir arkadaşım aracılığıyla bir herifle buluştuk, benden önce gitmiş oturmuş Cafe'ye. Girdim merhaba dedim böyle ne oturuyor, ne kalkıyor gibi eğreti bir halde elini uzatıp tokalaştı benle. İçimden "ayy ne kadar kaba herif, bir de okumuş avukat olmuş, daha bir bayanla tokalaşmak için ayağa kalkamıyor" demiştim ki meğer herif tamamen ayaktaymış hatta o kadar ayaktaymış ki masanın metal ayaklarının üzerine çıkmış benle bir boyda olabilmek için! Evlensek düğün fotoğraflarında da taburenin üzerine çıkacak herhalde. Şaka gibiyim yeminle! Ben herifin gerçek boyunu 1 saat bile sürdüremediğim görüşmemizin finalinde yanımda yürümek suretiyle "seni BMV'mle eve bırakabilirim" küstahlık cümlesini kurarken görmüştüm ve senin bu boyla hem direksiyona, hem pedallara boyun yetiyor mu? Yolu görmeden arabayı sürebilmek büyük yetenek doğrusu! şeklinde lafımı yapıştırmaktan da geri kalmamıştım. Ben, Selo kişisi bu ve buna benzer yüzlerce örneği bizzat kendim tecrübe etmişken senin hâlâ kendinden 40 cm uzun sevgiliyle ne işin var sayın hemcinsim? Yarından tezi yok ayrılıyorsun o uzun boylu çocuktan, gelir yolarım, bacaklarını cart diye ayırırım, salon kadını çizgisinden çıkartmayın lan insanı!

Şakalar komiklikler bir yana da vakti zamanında herkes boyuna göre sevgili yapsın dediğimde günlerce sevgilisinin boyu kendi boyunun iki katından 15 cm az olan kız arkadaşlarımın çemkirmelerine maruz kalmıştım. Oysaki önerdiğim şey birbirine görsel olarak daha çok yakışan çiftler ve boy sorunu yüzünden eşleşemeyip açıkta kalan ben gibi mağdurlarımız için çare niteliğinde bir öneriydi, hepsi bu. Varmış değil mi Selo kişisinin bir bildiği. Rabbena hep bana olmuyor sevgili din kardeşlerim, bencilliği bırakıp azıcık hayallerinin erkeğini bulamayan uzun boylu genç kızları da düşünmek lazım :)

15 Eylül 2014

İyi haftalar


Hemen biten hafta sonu ve hiç bitmeyen Pazartesi yapmışlar.
Hiçte iyi yapmamışlar.
Akşam olsa da eve gitsek lan.
Neyse ben gidip 38. kahvemi alayım, belki ayılırım.

03 Eylül 2014

Bi arkadaşa bakıp çıkıcam

Middle of week'ten herkese merhaba sizi gidi Şemsi Paşa Pasajı'nda şişesi büzüşecesiler!
  • Günlerdir bloga ne zaman girsem izleyicilerim bir 941, bir 942. Neler oluyor lan burda? Yani kim geliyor, kim gidiyor bir çıksın ortaya da derdini deyiversin. Kimin tavuğuna kışt demişiz bilelim di mi! 
  • Blog temamdan feci derecede sıkıldım. Sebebi de "Ziyaretçi Defteri" özelliğini "Talep ve Şikayetler" şeklinde algılayıp hemen hemen her gün ben de blog açmak istiyorum ve senin temandan istiyorum diyen yeni blogger aday/lar/ı. Temam ücretsiz bir tema ve Google da "Girl's Life Blogger Template" diye aratıp bulabilirsiniz. Zahmet olmazsa azıcık araştırın, kurcalayın, deneyin, yapın. Benim temamı kimse değiştirmedi yani, kaldırdım koca kıçımı kendim değiştirdim. Anlatabiliyor muyum?
  • Babamın durumu kalbindeki ve beyinciğindeki rahatsızlık halen riskini korumakla birlikte iyiye gidiyor. Felç gelen bacakları fizik tedaviye cevap verdi ve ufak ufak yürümeye bile başladı. 
  • Bu aralar başım hormonlarımla dertte. Rahmim hamile kalmak istiyormuş. Kendi kendine kararlar vermeye başladı, çocuğa da kendisi bakacak herhalde!
  • İletişim hizmetleriyle bir türlü yıldızı barışmayan ben şimdi de akıllı telefonların CIA, Kim Arıyor gibi sikimsonik rehber paylaşım uygulamalarıyla ve operatörümle uğraşıyorum. 118'li rehberlerde onayım olmadığı halde paylaşılan numaram için operatörüme tazminat davası açmayı düşünüyorum, zira son bir aydır ciddi derecede rahatsız ediliyorum.
  • Dün akşam hayatımda ilk kez kapıda kalıp çilingir çağırdım. 30 saniyede 30 TL nasıl kazanılıyormuş yutkunarak tecrübe etmiş oldum.
  • İtalya için vize işlemlerine an itibariyle başlamış bulunuyorum, an önce internet şubesinden 500 Eur yaptım. Hayatımda ilk defa Eurom oldu len. Bekle beni Floransa, Venedik, Roma, Milano!
  • Bu günlerde Sezen Aksu'nun Hediye şarkısı dilime dolandı, neden acaba :)
  • Facebook kişisel hesabımı yazdığımı, çizdiğimi yemeden içmeden anneme şikayet ederek yetiştiren bir ya da birkaç orospu çocuğu eş-dost!!! sebebiyle 2 hafta önce dondurdum. Kafam o kadar rahat ki ya ben bunu niye daha önce akıl etmemişim? Benle uğraşamadığınız için şu an ne yapıyorsunuz acaba? Sinirden tırnaklarınızı yiyip geberin pislikler!
  • Youtube kanalım için çektiğim 7 videom telefonumun Youtube hesabımla senkronizasyonunda yaşanan sorunlar nedeniyle yüklenmeyi bekliyor. Bu aralar irili ufaklı bir çok alışveriş yaptım. Çok güzel şeyler aldım. Hepsinin vlogu Youtube'daki sorun ortadan kalkınca yayında olacak. İlk fırsatta koca kafam ve cırtlak sesimle karşınızda olacağım.
  • Ha bir de bugün itibariye 1 aydır 30 yaşındayım. Ben boşu boşuna sendroma girmişim, meğer 30 yaş, sen ne güzel şeymişsin be!
Sizin oralarda havalar nasıl? Artık hiç yorum da yapmıyorsunuz, gözümden kaçmıyor, yolarım :)

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top