01 Aralık 2014

İncir Reçeli 2


İlk filmi vizyondayken beklenen ilgiyi göremeyip daha sonra popüler olan ve tekrar vizyona girip bu kez gişe rekorları kıran İncir Reçeli'nin 2. filmine gittim geçtiğimiz haftalarda. Ben de birçoğunuz gibi ilk filmi sinemada değil DVD'de izleyenlerdenim. İncir Reçeli 1'de hönkürerek ağlayan ben 2. filmde de aynı performansı gösterdiğimi içtenlikle söyleyebilirim. Devam filmlerinde genellikle ilk filmin tadını alamayan biri olarak İncir Reçeli 2'nin fragmanını gördüğümde nasıl yani? E bu film bitmemiş miydi? Esas kız Duygu öldü, herif de vicdan azabıyla baş başa kaldı, bu filmin 2'si ne alaka? falan dedim kendi kendime. Ama bir arkadaşımın ne olur gidelim demesiyle kendimi sinema salonunda buldum ve izledikten sonra söylediklerimi yuttum bildiğiniz.

30 Kasım 2014

Kendi söküğünü dikmeye niyetlenen terzi

Tarihte bugün, annem evde kaldığımı düşündüğünü alenen itiraf etti. Annemin benim artık evlenip yuva kurmam konusunda umutsuz vaka olduğumu düşünmesi miydi bana koyan, yoksa aslında bunu birkaç zamandır benim de kendime bile çaktırmadan düşünüyor olmam mı? bilemedim. İkisi de sanırsam.

Biliyorsunuz otuz oldum geçtiğimiz Ağustos. İnsan hissettiği yaştadır derdim ya hep, otuz olunca nasılsa hissettiğim eksi beş, altı yaş olduğundan bir değişiklik olmaz sanmıştım psikolojimde. Ama bildiğiniz 30 yaş sendromuna girdim lan ben. Yeni yaşımın ilk günlerinde, biten kremlerimin yerine yenilerini almaya gittiğimde age kremleri araştırmaya başladığımı mı anlatayım? Sizin age grubuna geçmek için daha dört, beş yılınız var, yirmi beşlerde kullanılmıyor o kremler diyen samimi satış danışmanına içimden "siktir ordan pis yalaka!" diye sövmüşlüğümü mü? Arkadaşlık sitelerindeki aradığım kişinin yaş aralığını minimum otuz üçlere, otuz dörtlere çektiğimi mi anlatayım? Çevremde hamile olan arkadaşlarımdan edindiğim bilgilerle her geçen yılda hamilelik ve çocuk sahibi olmak konusunda riskimin arttığını öğrenince bir "eyvah! ya olur da birini bulup evlenirsem de çocuk sahibi olamazsam" korkumu mu? Yüzümde gözümde gözle görülür bir kırışma, bir çilleşme, lekelenme falan olmadı Allah'ıma bin şükür. Küçükken hep sanırdım ki yirmi dokuzumun son gecesi genç ve güzel olarak yatacağım, ertesi gün bir uyanacağım her yerim buruş, kırış, lekeler basmış bebek yüzümü, memelerim sarkmış, vücudum kımıl kımıl sallanıyor. Öyle olmuyormuş tabii ama yüzüne gözüne basmayan o kırışıklıklar otuz olunca psikolojine basabiliyormuş sayın okuyucu.

30 Ekim 2014

İtalya'ya doğru adım adım

Hayat telaşesinden çok uzun zamandır kendim için bir şey yapmadığımı fark ettiğimde karar verdim bu yıllık iznimde İtalya hayalimi gerçekleştirmeye. Yıllık izinlerini "hadi sen de bir sonraki hafta çık" denildiğinde kullanan biri olarak hiçbir zaman önceden planlayamıyordum. Hâl böyle olunca da ne bir arkadaşımla yıllık izinlerimizi denk getirip tatil planı yapabiliyordum, ne gönlüme göre bir otel bulabiliyordum, ne erken rezervasyondan yararlanabiliyordum. Hep para etmeyecek otellerde, gereksiz pahalı fiyatlara, tabiri caizse kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın tatiller yaptım.

26 Eylül 2014

Herkes boyuna göre sevgili bulsun lütfen!

Neden evlenemiyorsun? Sorusuna verdiğim birkaç yüz cevaptan en popüler olanlar arasında: "Boy sorunsalı"

Önemli olan boyu değil işlevi deyip kıkırdayanları duyar gibi oldum ama kastettiğim şeyin tam olarak işlev olduğunu zaten yazının devamında bulacaksınız.

Geçtiğimiz yıllarda bir Cumartesi gecesi Yeni Türkü konserine gittik. Mekan o kadar kalabalıktı ki konseri, sahneyi görmenin mümkün olmadığı, sesin bile zorlukla duyulabildiği merdivenlerin karşısında, kapı ağzında izledik. Bulunduğumuz konum itibariyle konser boyunca bir yandan şarkılara eşlik ederken bir yandan da terasa sigara içmeye çıkan çiftleri görsel uyum olarak değerlendirme şansı buldum. O gece üzülerek tecrübe ettim ki götten bacaklı, koca götlü ya da bit kadar kızlar hep selvi boylu, yakışıklı, daş gibi delikanlıları kapmış. Peki bu durumda boyu ben gibi standardın üzerinde olan ve hayırlı kısmetlerini bekleyen genç kızlar ne yapacaktı? Kendinden kısa, ya da aynı boyda olduğu erkeklere evet diyip hayatlarının geri kalan kısmında stilettolara, platformlara, bilimum topuklu ayakkabılara veda mı edecekti? Ya da halihazırda dolabında bulunan topukluları ben artık bunları giyemeyeceğim deyip eşe dosta mı dağatacaktı? Boyu boyuna, huyu huyuna deyiminde daha ilk kriteri yerine getirememişken huyunu suyunu nasıl deneyecekti falan. Yoo hayır, bu kabul edilebilir şey değildi.

O konser gecesinden sonra bu konu tik oldu bende. Yolda yürürken, gittiğim ortamlarda çiftleri gözlemlemeye devam ettim. Fark ettim ki yüzüne bakılacak tipte, boylu poslu delikanlılar marketlerin manav reyonundaki kan kırmızı domatesler gibi seçilmiş, bize kalmış mı orası burası göçüp, ezilenler ya da dışı kırmızı olup içi sapsarı çıkanlar! Dedim bu iş böyle olmayacak kızım Selo! Madem benim boyuma göre adam kontenjanı yok, madem 7 küsür milyarlık dünyada nikahı basıp üreyecek bir adam bulamıyorum, ben de kapılmış olanları boşa çıkararak kendime ve benim gibi bu konudan çeken arkadaşlarıma kısmet yaratırım, nihahaha yaşasın kötülük! Başladım bu fikrin propagandasını yapmaya. Sağda solda sevgilisiyle sorun yaşayan ya da ayrılan kız arkadaşlarımı; "ya bebeğim zaten hiç yakışmıyordunuz, sen çıtı pıtı kızsın, o herif neydi öyle ayı gibi! dana gibi!! deve gibi!!! Boş versene ya bu güzellikle sen elini sallasan ellisi!" şeklinde sözüm ona teselli etmekten geri kalmadım. Aşk acısı çeken hemcinslerim gazı daha ilk dakikada alarak "ayy di mi ya, bana erkek mi yok!" şeklindeki tepkileri başta bu plan işe yarar mı ki? endişelerimi yeni bulunan sevgilinin ayrıldığı sevgiliden biraz daha kısa boylu olmasıyla boşa çıkarmış oldu ve anladık ki bu haince ve bencilce plan işe yaradı. Ancak biliyorduk ki yuva yıkanın yuvası olmazdı ve kötülük eninde sonunda cezasını bulurdu, e bu dünyanın bir de tersi vardı falan.Vicdanımızın sesini dinledik ve uzun boylu erkeklerle kısa boylu kızları dolaylı yoldan ayırma propagandamızdan istifa ettik.

Tekrar düştük boyu kendimizden minimum 5 cm uzun sevgili aday adaylarını aramak derdine. İletişimde sınır tanımayan insanoğlu her internet sitesini, telefonundaki her uygulamayı birileriyle tanışmak için kullanır olunca ben de bundan kusur kalmayayım dedim. Tango'da konumunu paylaş seçeneğini açınca her gün birileri selam veriyor, ekliyor, göz kırpıyor falan başlıyoruz sohbete. Asıl dikkatimi çeken konuysa tanışma aşamasında sorulan sorular. Dün artık ard arda aynı soruları cevaplamaktan o kadar bunaldım ki bu uygulamada birileriyle tanışırken "Sorulması Gereken Sorular" diye bir liste var da ben mi bilmiyorum lan? falan dedim kendi kendime. Sorular hep aynı; Nerdensin? Yaş kaç? Boy kaç? Hönk! Boy mu? Boy ne alaka lan? Başlarda refleks olarak direk cevap verdiysem de bu olay devam ettikçe bu soruyu soranlara bunun sebebini sorar oldum. Vah ki ne vah! Selvi boylu adamlar bıkmış mı pigme gibi hatunlardan! Dünkü olaysa tam bir komedi. Delikanlı diyor ki "sen kesin benden uzunsundur". Bu cümleye tepki olarak "Allah Allah o da nerden çıktı" diyorsam da içimden "Muhtemelen" diyorum, çünkü ben de bıkmışım Çocuklar Duymasın dizisindeki Hüseyin gibi adamları bir Cenk Akyol gibi gösteren fotoğraflardan ve iş tanışmaya gelince hayal kırıklığının dibine vurmaktan. Niye böyle dedin ki sen, hayırdır? dediğimde, "Uzunum, uzunum" demedin ya kesin uzunsundur diyor ve ekliyor; "Çünkü ne zaman ben uzunum diyen bir kızla tanışsam yani evet kız aslında uzun ama ayağına giydiği minimum 12 cm'lik platformlarla" diyor ve beni alıyor sesli gülmeler.

Düşünsenize herif 1.90 kız 1,60, kızı öpmek için çömelmesi gerek ( Ayaktan dize kadar olan kısım ortalama 30cm olarak alınmıştır) ahahaha :). Ya da düşünsenize sevişiyor olsalar, aynı anda vücutlarının iki noktasını denk getirmeleri Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi kadar imkansız. Laf lafı açıyor, yaşadığım bir tanışma hikayem geldi aklıma. Bir gün bir arkadaşım aracılığıyla bir herifle buluştuk, benden önce gitmiş oturmuş Cafe'ye. Girdim merhaba dedim böyle ne oturuyor, ne kalkıyor gibi eğreti bir halde elini uzatıp tokalaştı benle. İçimden "ayy ne kadar kaba herif, bir de okumuş avukat olmuş, daha bir bayanla tokalaşmak için ayağa kalkamıyor" demiştim ki meğer herif tamamen ayaktaymış hatta o kadar ayaktaymış ki masanın metal ayaklarının üzerine çıkmış benle bir boyda olabilmek için! Evlensek düğün fotoğraflarında da taburenin üzerine çıkacak herhalde. Şaka gibiyim yeminle! Ben herifin gerçek boyunu 1 saat bile sürdüremediğim görüşmemizin finalinde yanımda yürümek suretiyle "seni BMV'mle eve bırakabilirim" küstahlık cümlesini kurarken görmüştüm ve senin bu boyla hem direksiyona, hem pedallara boyun yetiyor mu? Yolu görmeden arabayı sürebilmek büyük yetenek doğrusu! şeklinde lafımı yapıştırmaktan da geri kalmamıştım. Ben, Selo kişisi bu ve buna benzer yüzlerce örneği bizzat kendim tecrübe etmişken senin hâlâ kendinden 40 cm uzun sevgiliyle ne işin var sayın hemcinsim? Yarından tezi yok ayrılıyorsun o uzun boylu çocuktan, gelir yolarım, bacaklarını cart diye ayırırım, salon kadını çizgisinden çıkartmayın lan insanı!

Şakalar komiklikler bir yana da vakti zamanında herkes boyuna göre sevgili yapsın dediğimde günlerce sevgilisinin boyu kendi boyunun iki katından 15 cm az olan kız arkadaşlarımın çemkirmelerine maruz kalmıştım. Oysaki önerdiğim şey birbirine görsel olarak daha çok yakışan çiftler ve boy sorunu yüzünden eşleşemeyip açıkta kalan ben gibi mağdurlarımız için çare niteliğinde bir öneriydi, hepsi bu. Varmış değil mi Selo kişisinin bir bildiği. Rabbena hep bana olmuyor sevgili din kardeşlerim, bencilliği bırakıp azıcık hayallerinin erkeğini bulamayan uzun boylu genç kızları da düşünmek lazım :)

15 Eylül 2014

İyi haftalar


Hemen biten hafta sonu ve hiç bitmeyen Pazartesi yapmışlar.
Hiçte iyi yapmamışlar.
Akşam olsa da eve gitsek lan.
Neyse ben gidip 38. kahvemi alayım, belki ayılırım.

03 Eylül 2014

Bi arkadaşa bakıp çıkıcam

Middle of week'ten herkese merhaba sizi gidi Şemsi Paşa Pasajı'nda şişesi büzüşecesiler!
  • Günlerdir bloga ne zaman girsem izleyicilerim bir 941, bir 942. Neler oluyor lan burda? Yani kim geliyor, kim gidiyor bir çıksın ortaya da derdini deyiversin. Kimin tavuğuna kışt demişiz bilelim di mi! 
  • Blog temamdan feci derecede sıkıldım. Sebebi de "Ziyaretçi Defteri" özelliğini "Talep ve Şikayetler" şeklinde algılayıp hemen hemen her gün ben de blog açmak istiyorum ve senin temandan istiyorum diyen yeni blogger aday/lar/ı. Temam ücretsiz bir tema ve Google da "Girl's Life Blogger Template" diye aratıp bulabilirsiniz. Zahmet olmazsa azıcık araştırın, kurcalayın, deneyin, yapın. Benim temamı kimse değiştirmedi yani, kaldırdım koca kıçımı kendim değiştirdim. Anlatabiliyor muyum?
  • Babamın durumu kalbindeki ve beyinciğindeki rahatsızlık halen riskini korumakla birlikte iyiye gidiyor. Felç gelen bacakları fizik tedaviye cevap verdi ve ufak ufak yürümeye bile başladı. 
  • Bu aralar başım hormonlarımla dertte. Rahmim hamile kalmak istiyormuş. Kendi kendine kararlar vermeye başladı, çocuğa da kendisi bakacak herhalde!
  • İletişim hizmetleriyle bir türlü yıldızı barışmayan ben şimdi de akıllı telefonların CIA, Kim Arıyor gibi sikimsonik rehber paylaşım uygulamalarıyla ve operatörümle uğraşıyorum. 118'li rehberlerde onayım olmadığı halde paylaşılan numaram için operatörüme tazminat davası açmayı düşünüyorum, zira son bir aydır ciddi derecede rahatsız ediliyorum.
  • Dün akşam hayatımda ilk kez kapıda kalıp çilingir çağırdım. 30 saniyede 30 TL nasıl kazanılıyormuş yutkunarak tecrübe etmiş oldum.
  • İtalya için vize işlemlerine an itibariyle başlamış bulunuyorum, an önce internet şubesinden 500 Eur yaptım. Hayatımda ilk defa Eurom oldu len. Bekle beni Floransa, Venedik, Roma, Milano!
  • Bu günlerde Sezen Aksu'nun Hediye şarkısı dilime dolandı, neden acaba :)
  • Facebook kişisel hesabımı yazdığımı, çizdiğimi yemeden içmeden anneme şikayet ederek yetiştiren bir ya da birkaç orospu çocuğu eş-dost!!! sebebiyle 2 hafta önce dondurdum. Kafam o kadar rahat ki ya ben bunu niye daha önce akıl etmemişim? Benle uğraşamadığınız için şu an ne yapıyorsunuz acaba? Sinirden tırnaklarınızı yiyip geberin pislikler!
  • Youtube kanalım için çektiğim 7 videom telefonumun Youtube hesabımla senkronizasyonunda yaşanan sorunlar nedeniyle yüklenmeyi bekliyor. Bu aralar irili ufaklı bir çok alışveriş yaptım. Çok güzel şeyler aldım. Hepsinin vlogu Youtube'daki sorun ortadan kalkınca yayında olacak. İlk fırsatta koca kafam ve cırtlak sesimle karşınızda olacağım.
  • Ha bir de bugün itibariye 1 aydır 30 yaşındayım. Ben boşu boşuna sendroma girmişim, meğer 30 yaş, sen ne güzel şeymişsin be!
Sizin oralarda havalar nasıl? Artık hiç yorum da yapmıyorsunuz, gözümden kaçmıyor, yolarım :)

25 Ağustos 2014

My 30th birthday wish list

Bu yıl otuzuncusu kutlanan doğum günü doğum günü olmaktan çıkıp bildiğin kutlu doğum haftasına onu da geçip masallardaki 40 gün 40 gece kutlamalarına falan dönüşen Selo kişisinden herkese pek bi selamlar sevgili folovırlarım!

Nabersiniz? Beni özleyenler varmış aranızda. Selo kişisi bloguna yeni yazılar yazsan da okusak diye mesajlar aldım. Hayatı bir Hollywood starınınki kadar yoğun geçen Selo sizi kırmadı ve uzun zamandır yazmak istediği bir konuyu bahane ederek başladı bu satırları yazmaya.




Hani hepimiz doğum günümüzde mumları üflerken illaki bir şeyler diliyoruz ya, işte benim o kadar çok dileğim birikti ki bunların hepsini mumları üflerken dilemek mümkün olmadığı için ben de n'aptım bloglarda yeni yıla girerken görmeye alışık olduğumuz wish listleri birthday wish liste çevirdim. Önceleri doğum günlerimde aşk, evlilik, yuva, çoluk-çocuk, pembe panjurlu ev falan diliyordum. Baktım gördüm ki bu dilekler kabul olmuyor rotamı değiştirip daha makul şeyler dilemeye karar verdim. En azından tek başıma gerçekleştirebileceğim dilekler. Neymiş Selo kişisinin 30 yaş dilekleri? Buyrun böcüklerim:
  1. Hazırlık aşamaları yüzüp yüzüp kuyruğuna gelinen İtalya Seyahatimi gerçekleştirmek en birinci dileğim. Biletim, pasaportum hazır, Eylül başı gibi vize için başvuracağız. Bence hepiniz vizemin sorunsuzca verilmesi için dua etseniz iyi olur, çünkü vizeyi alamazsam blogumun kategorisini "Selo'nun depresyon günlükleri" olarak değiştirmek zorunda kalabilirim, it iz yor çoyz beybis :)
  2. Eşyasız eve geçtiğimde fazla bir bütçe ayıramadan aldığım ve performansından pek de memnun kalmadığım çamaşır makinemi değiştirip yerine Arçelik'in bu görür görmez rengine vurulduğum çingiş pembe çamaşır makinesini istiyorum. Çok normal bir renk olmadığının farkındayım ama ben de çok normal biri sayılmam zaten :)
  3. Çingiş pembe çamaşır makinesi dileğini -özellikle kış mevsiminde kalorifer peteklerinin üzerinde çamaşır kurutmaktan, yerlerde biriken pamucakları kovalamaktan bıkmış biri olarak- kurutma makinesi takip ediyor. Çamaşır kurutmakla harcayacağım zamanı bol bol blog yazarak değerlendirsem fena mı olur yani?
  4. Bu ya da bunun çekmeceli modelinden Ikea makyaj masası. Bu makyaj masasını alacağım, artık kullanır mıyım, kullanmaz mıyım, memnun kalır mıyım, kalmaz mıyım, bu benim sorunum. Tek bildiğim istiyorum. 
  5. Ve yatak odasının en önemli parçası siz deyin 8 ben diyeyim 10 kapılı, bol raflı, bol çekmeceli, duvardan duvara bir gardırop. Dolap üstlerinde, yatak altlarında eşya saklamaktan öğğ geldi. Bir de hiç sevmem o görüntüyü, dağınık görünür hep gözüme. Ikea'dan fonksiyonel bir gardırop alıp hem gardırop gibi hem yüklük gibi kullanabilirim. Kapakları tabiisi beyaz olacak canımslar. Temiz, ferah, sade.
  6. Henüz %40'ını alabildiğim TV ünitemin sağ ve soluna yerleşecek raf kısımlarını alabilmek de 30 yaş dileklerimin arasında. 
  7. Salonum küçük olduğu için almadığım ancak her misafir geldiğinde ikram tabaklarını koyacak yer bulamadığımdan almaya karar verdiğim orta sehpası.
  8. Evin badana-boyası. (Not: ACİL! Duvarda ölü sinek izleri var sildikçe daha çok bulaşıyor)
  9. Her gelenin Selo salonun, TV üniten çok güzel de bu TV buraya hiç olmamış diye dalga geçtiği 37 ekran full HD TV yerine min. 107 ekran bir LCD.
  10. 30 yaş wish listimde sevgiliyle Kız Kulesi'nde romantik bir akşam yemeği de var. Bir arkadaşımın evlenme teklifi aldığı, başka bir arkadaşımın nikahını yaptığı Kız Kulesi'ne gitmek 29 yıllık ömrümde nasip olmadı, umarım 30 da olur. Yalnız bunun için önce bir sevgili lazım ki ilişkileri dikiş tutmayan Selo kişisi için bu dilek zor, çok zor. Bu dileği yazarken gaipten bir ses "daha kabul edilebilir bir şey dile" dedi ama pes etmek DNA'mda yok.
  11. 1 yıllık Chloe parfüm :)
  12. Geçen akşam Zafer Plaza'da görüp bayıldığım silikon kapaklı Bernardo Mug
  13. Essie Bikini So Tenny oje, bu rengi aylardır arıyorum ancak Türkiye'de satışı yokmuş. İtalya'ya gittiğimde orada bulursam avuç avuç alacağım.
  14. Sezen Aksu konserine gitmek. 1. kategori tercih sebebidir :)
  15. Evlenirken aldığım ve 10 yıldır bilfiil kullandığım ütüm emekliye ayrılmak üzere. Ütü değişmezse ben malulen emekli olabilirim Allah korusun. Sapı ısınıyor, elektrik kaçırıyor, su akıtıyor. Ama evet aynı yeri 3-4 kez geçmek kaydıyla güzel ütülüyor. Oraya bir de Philips buhar kazanlı ütü yaz Sebastian :)
  16. Vazgeçemediğim şeylerden biri saat takmak. Lacoste'un bu Rose Gol renk saatine vurulduğum doğrudur. Ne güzel yakışır kalın bileğime :)
  17. Orjinal bir Converse'e bile daha birkaç ay önce kavuşmuş biri olarak en cıvıl cıvılından orjinal bir TOMS hayali bir hayli uzak olsa da yine de dileyelim. Çünkü sevgili folovırlarım yalnız yaşayan ve ev geçindiren biri için bir ayakkabıya -sosyal sorumluluk projesine destek olmak için bile olsa, çok rahat bile olsa ortalama 150TL vermek azıcık kasıyor yani :) Çakma şeyleri de ben sevmiyorum. Love Never Fails tasarım TOMS'ları Türk sitelerinde bulamadım. İtalya'ya gittiğimde umarım orada bulurum. Yoksa yurtdışından site üzerinden almak benim gibi kaderi yemeden içmeden ağ ören biri için talihsizlikten başka bir şey olmaz. Bu vesileylen kendime Mustafa Ceceli'den "Bekle" şarkısını armağan ederek sıradaki dileğe geçiyorum.
Ve maddeler arasında olmayan ancak tüm bu dilekleri bir çırpıda gerçekleştirebilmek için sevgili pirezidenteceğimizden %100 zam diliyorum. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Dilekleri gerçekleşen biri %100 motivasyonla çalışır, şirketine daha çok para kazandırır diye, sırf pirezidentemiz için yani. Ayırca sadece kendim için değil, -sevdiğim- tüm iş arkadaşlarım için, geri kalanlar beter olsun meheh :)

Benim dileklerim bunlar. Evrene söyle Sebastian ibnelik yapmasın, gerçekleştiriversin şunları :)

01 Ağustos 2014

Yıkılmadım, Ayaktayım.

30'una geriye sayım yapan Selo kişisinden pek bi selamlar blogcum!

Bugün, Blogger ekranını açıp bu postu yazmaya niyetlendiğimde hissettiğim şey aylarca KPSS'ye çalışıp sınavda bildiği her şeyi unutan yurdum insanının hissettiğiydi. Sahi siz n'aptınız ben yokken? Özlediniz mi beni? :)

En son ne zaman adam gibi post yazdım bilmiyorum. Defalarca laptopumu kucağıma alıp niyetine girdiysem de her seferinde bir aksilik çıktı ve bir harf bile yazamadan kapattım o ekranı. Benim yazmam gerek, benim mutlaka yazmam gerek diye ağladığım anlar bile oldu. Ama o iki satırı yazacak fırsatım bir türlü olmadı. Blogu açtığım ilk zamanlarda vaktim çoktu, yazacak bir şey bulamıyordum, şimdiyse tam tersi, hay aksi!! Ama bilin ki buraları boşladıysam da haklı sebeplerim var; hastalık gibi. Babamın rahatsızlığı tüm hayatımın yörüngesini değiştirdi ve iş-ev-baba evi üçgeninde yaşar oldum. Kendimi bok gibi hissettiğimi söylememe gerek var mı? Ölüm denen şey günlerce burnumuzun dibinde dalga geçti bizimle ve neyse ki babam yoğun bakımdan çıkabildi, içeri girip çıkamayan onca hastanın aksine.

12 Haziran 2014

Berat Gecesi ve Dualarım Üzerine #2

Öğrencilik hayatı boyunca kopya çeken değil, kopya veren taraf olan Selo kişisinden herkese selamlar sevgili blogcum!

Bugün mübarek Berat Kandili. 2 yıl önce bu kandil için faziletinin ve hikmetinin ne olduğunu bildiğim kadarıyla ve kendimce sizlere aktardığım bir yazı yazmıştım. O zamandan bu zamana bazı dualarım kabul olmuş, bazıları olur gibi olmuş ama hayırlısı değilmiş ki olmamış, bazıları hâlâ beklemede falan. Bugün kandil için tekrar yazı yazmaktansa hiç adetim olmayan bir şey yapıp iki yıl önce yazdığım yazıyı editleyerek tekrar yayına almaya karar verdim. Başta direk o yazıya link mi versem diye düşündüm ama bu kez kabul olan ve beklemede olan duaları size aktaramayacaktım. Bildiğiniz kendi kendimden kopya çektim işte. Bunun günahı olur mu ki? Olmaz inşallah, amin.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top