30 Aralık 2013

Yılbaşı Ağacına Alternatif Süslemeler

Yılbaşına bir kala hâlâ ağaç süslemeyenler varsa işte size yılbaşı ağacına alternatif süslemeler.
Tahta parçalarından, kitap yığınlarından, duvara çakacağımız çivileri ışıklı ledlerle aydınlatarak, dekoratif kağıtlardan, yumurta kolilerinden ve kurumuş bir ağaç dalından kendi yılbaşı ağacınızı yaratabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan fotoğraflardaki malzemeler, biraz da hayal gücü ;)

Şimdiden kolay gelsin, yılbaşı ağacınız evinizi renklendirsin... ;)

Görseller alıntıdır.

29 Kasım 2013

Kulağıma süzülen gözyaşlarım

Çocuktum. İlkokulun ilk yıllarındaydık. Bende sürekli bir kulak ağrısı vardı günden güne çoğalan, geçmek bilmeyen. Annem tuttu elimden hastaneye götürdü. "Orta kulak iltihabı" dedi doktor. Verdi bi poşet ilaç tekrar çağırdı ilaçlar bitince. Annemin mükemmel hatırlatma mekanizması sayesinde düzenli içtim ilaçları gittik bir iki hafta sonra kontrole. Doktor iltihap kurumamış dedi, iğneye geçti. Annem beni yıkarken kulağıma vazelinli pamuk tıkamaya başladı, hala evin bi rafında bir kutu vazelin vardır, çocukluktan gelme alışkanlık. Rüzgardan bile etkilenir diye beresiz sokağa çıkamaz olmuştum. Ama yok, iyileşmiyordu kulak. Kış böyle geçti. Bi keresinde Temmuz muydu, Ağustos muydu neydi doktor sıkı sıkı da tembihledi anneme; "havuza, denize girmesin iyileşene kadar". Annem; doktora "ah doktor bey ne havuzu, ne denizi benim çocuklarım bilmez öyle şeyler onların tek eğlencesi karşı sokaktaki toprak arsa" der gibi bakmıştı. Duyma yeteneğimi kaybetmeye başladım, uzun boyuma rağmen o yıl ön sıralarda oturduğumu da hatırlıyorum. Bu döngü neredeyse tüm yıl tekrarladı. Son kez gittiğimizde babam Bakırköy'e yeni yatırılmıştı. Sabahtan babamı geçirdik, öğlende Sigorta hastanesinde bulduk kendimizi, annem ne metanetli kadın. O gün yaşadıklarına içerleyen ben sedyede ağlamaya başladım, bu kez kulağım değil içim acıyordu. Doktor odadan çıkmamı söyledi. Çıktım. İğne atsan yere düşmez hastanede kulak iltihabından öleceğimi sanarak daha çok ağlamaya başladım, çocuk aklı işte. Annem çıktı birkaç dakika sonra. Bana dolu gözlerle bakıyordu. Ölecek miyim dedim? Güldü. Hastanenin bahçesindeki satıcıdan hep istediğim ve genelde almadığı tabanca şeklindeki açmadan aldı, bir de cam şişede vişne suyu. Banka oturduk. Sana bir şey soracağım dedi: "Geceleri ağlıyor musun?" Öne eğdim başımı onaylar gibi sallayarak. Niye ağlıyorsun peki dedi? Açmamı ısırdım, vişne suyumdan içtim. O an anneme yüzlerce neden sayabilirdim ama ertelemek istemiştim. Annemi hiç o kadar çaresiz görmemiştim, benim söyleyeceklerimi önemseyen hali beni çok duygulandırmıştı, ki genelde sert bir kadındır bir şey söyleyecekken, bir şey için izin falan alacakken ezilip büzülürüz yanında. Babama dedim, babama üzülüyorum anne. Biz niye hiç arkadaşlarımın aileleri gibi olamıyoruz? Ve ben ne zaman iyileşip gece yattığı pijamalarla ve gece serdiği temiz nevresimlerle kuru bir yatakta uyanabilen bir çocuk olabileceğim? Daha çok mu büyümem gerek? Annemin dakikalardır güçlükle kontrol ettiği gözyaşları umarsızca süzüldü göz pınarlarından. Babanı bilmiyorum ama sen iyileşeceksin, evet biraz daha büyümen gerek. Doktor, onca ilaca, iğneye rağmen kurumak bilmeyen, aksine sürekli azan iltihabın sebebini ben sedyede ağlarken bulmuştu: "Bu çocuk geceleri ağlıyor mu? dikkatinizi çekti mi hiç?" demiş anneme. Aylarca kulağımın içini saran iltihabın sebebi gözyaşlarımmış meğer. Dün gece uzun zaman sonra kırdığım ağlamama rekorumu kırarken anımsadım hepsini, Bahar'ın elinden tutarken. Ve bugün, yine o zamanlarki gibi ağrıyor kulaklarım...

12 Kasım 2013

#Tanrıyamesaj

Allah'ım sana Tayyip ve diğerlerini versek bize Mustafa Kemal Atatürk'ü geri verir misin? 
Lütfennnn...


09 Kasım 2013

The Body Shop Etkinliğimiz

Biz Bursa kozmetik ve moda blogerları olarak geçtiğimiz günlerde The Body Shop'taydık. Bu etkinliğe davet edildiğimizi öğrendiğimde sevinçten çığlık atmıştım. O gün tüm hafta mesai yapmaktan uykusuz kaldığım halde etkinliğe gidebilmek için erkenden uyandım. Çünkü etkinlik saat 10:00'da başlayacaktı ama orada olmak için uykusuz kalmaya değerdi sayın folovır!

The Body Shop'a girdiğinizde personelin güler yüzü ile birlikte ürünlerin ışıltısı ve çok hoş bir koku karşılıyor sizi. The Body Shop personeli gerçekten çok güler yüzlü ve samimi. Ürünleri incelerken her ürünün denenemesi için numunesi var ve bu bence çok önemli bir detay. Çünkü alacağınız ürüne dokunmak en azından kokusunu bilmek hakkımız.


Mağazayı dolaşırken içerideki hoş kokunun kaynağını keşfediyoruz. Bu özel yağdanlık tüm The Body Shop'ların ortak özelliğiymiş. Her gün yakılırmış. Bu gelenek The body Shop ilk kurulduğu günden beri varmış. Koku en önemli detay bence ve The Body Shop geleneğini bununla yaratmış.

The Body Shop ürünlerinden önce beni en çok etkileyen 2 noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Hiç bir The Body Shop ürünü hayvanlar üzerinde denenmiyor. Bu aslında çok önemli bir nokta ancak biz bayanlar bazen sadece aldığımız ürünlerin rengine, kokusuna güzelliğine vuruluyoruz ve arka planı unutuyoruz. Kozmetik ürünlerinin çoğu maalesef hayvanlar üzerinde deneniyor ya da hayvanlardan elde edilen pigmentler kullanılarak renklendiriliyor. The Body Shop ürünlerinde kesinlikle hayvanlardan elde edilmiş ürün olmadığını bilmek ve hayvanların kobay olarak kullanılmaması bilmek bile bence bu markayı tercih etmek için yeterli bir sebep.

The Body Shop un hayanlar üzerinde deney yapmadıkları bağımsız olan Humane Cosmetıcs Standard tarafınızdan düzenli olarak denetleniyormuş. Ayrıca hayvan hakları savunucusu olan Peta tarafından da hayvan dostu ilan edilmiş. Doğaya ve hayvanlara dost bir markanın ürünlerini test ediyor olmak, kullanıyor olmak bile çevre duyarlısı bir insan olarak beni mutlu etti.

İkinci nokta ise sosyal sorumluluk projeleri ile farkındalık yaratmaları. Kampanya kapsamında satın alınan dudak koruyucusu Dragon Fruit Lip Butter yanında verilecek jeton ile istenilen yardım kuruluşuna bağış yapmaları sağlanıyor. Bu kadar kolay. Dudak koruyucusunu alıp jetonunuzu istediğiniz yardım kuruluşuna atıp bağışınızı yapıyorsunuz.Şimdi sizi The Body Shop mağazasından görüntüler ile baş başa bırakıyorum..

Cilt bakımı etkinliği olacağı için makyajsız gitmiş olmanın avantajını yaşadım ve bana cilt bakım & makyaj uygulaması yapıldı. 


Honey Mania serisinin muhteşem ürünleri. 

Bu güzel etkinliğin ardından mağaza personeliyle birlikte hatıra fotoğrafı çekinmeyi de ihmal etmedik.

22 Ekim 2013

6. yılı devirirken ruh hallerim

Tam da şu anda "Eti Form sade püskeviti kırmadan yatay bir şekilde ağzıma sokup yeme" konulu rekor denemem Emre'nin "e bu ithalatın ordinosu yine hazır değilmiş, ben bunların yapacağı işin amına koyayım" cümlesiyle daha başlarken bitti. Dakikalardır öksürüyorum genizime kaçmış olmalı samandan bozma meret püskevit.

Bugün beni bayramdan önce yaptığımız ihracatların siktiriboktan evraklarını hazırlarken afakanlar bastı ve bütün işleri öylece bıraktım. Aldım elime cam sil ile mikrofiber toz bezini sildim, sildim, sildim. Her hafta yapılan genel temizlikte bezle buluşmayan ne kadar köşe bucak varsa hepsine dokundum. Ve finalde masamda bir takım atmasyon değişiklikler yaptım. İşe başlayışımdan bu yana masamda olan, ne zaman birine postalayacak olsam geri tepen, tabiri caizse üzerime yapışan scanner lanetinden kurtuldum mesela. Masayı silerken scannerı kablolarıyla birlikte usulacık söküp yarın işbaşı yapacak yeni çırağın masasına ittiriverdim çaktırmadan. Böylece işimin arasında "şunu bi tarar mısın yaee" deyip başıma gelen İK hariç diğer iş arkadaşlarımın evraklarını taramaktan da uzun vadede yırtmış oldum. İK'nınkilere diyecek bir lafımız yok, onlarınki maaş ya da avans talimatları gibi tamamen duygusal işler. Baktım masaya hâlâ sığamıyorum bu kez evrak raflarını tek sıraya düşürdüm. Ben fark etmeden masam Çin'deki apartmanlar gibi sağdan sola, yukarıdan aşağıya evrak raflarıyla dolmuş tıklım tıklım. Masaya sığamayışımın sebebi benim genişliğim değil, masadaki zamazingoların çokluğuymuş meğersem. Heh şimdi oldu. Format gereği L'nin tam ortasına çapraz yerleştirilmesi gereken ancak yer sıkışıklığından hep paralel yerleştirilen monitörüm artık olması gerektiği gibi duruyor. Ne mutlu bize. Buradan, tek parça çok afedersiniz de çük kadar masalara sığabilen insanları takdir ediyor, ellerinden öpüyorum. Zira ben L şeklindeki koca masaya sığamıyorum. Annem görse şu halimi mezara nasıl sığacaksın deyip ibretlik lafını sokar ve ölümün o soğuk yüzüyle gereksiz, kısa bir yüzleşme yaşamama sebep olurdu. Annem işte.

Bu şirkete girdim gireli yaptığımız iş hep geyik konusu oldu. Bir kere ciddiye alan bir insan çıksaydı karşıma "Selo'nun işini ciddiye alan ilk insan" plaketi verecektim. Hazırladım evde duruyor ama o talihliyle henüz müşerref olamadık. Blogger profilimde meslek kısmında "hortumcu" yazdığını görenler, ne iş yapıyorsun diye soranlar aldığı cevap karşısında onlarla kafa bulduğumu sandılar hep. Her ne kadar üretim konumuz bankaları, kasaları, -geniş düşünürsek- memleketi soyup soğana çevirenlerle mecazi anlamda bir benzerlik gösterse de aman yanlış anlaşılma olmasın, biz hortum üreticisi hortumculardanız efenim, hani şu set üstü ocakların, kombilerin, sobaların boru bağlantısını sağlayan flex hortumlar var ya, heh doğru bildiniz onların üreticisiyiz.

Ve ben Selo, namı diğer şirket demirbaşı, kök salan operasyoncu. Özel hayatımda neysem, iş hayatımda da aynı bokun lacivertiyim. İş arkadaşlarım genelde severler beni. Sevmeyenlerinse kişisel sorunları vardır muhtemelen. Zira ben ki kendi bünyemizdeki laboratuarımız açıldığında laboratuara gidip tüm ciddiyetimi takınıp hortumlara basınç testi uygulayan iş arkadaşlarıma "gebelik testi yapıyor musunuz?" diye sorabilen, taş fırın erkeğiyim diye takılan ağır abilerimize özel dönemimde kanatlı, yoğun -sol alt köşesinde damlacık simgesi var onun hepsi dolu olanını alacaksın tembihiyle- kadın pedi aldırabilen, iddiayı kazandığım halde cep telefonu sözünü yerine getirmeyen patronumu tek kişilik grevle masama "bu masada grev var yazısı" asarak protesto edebilen bir insanım. Siz düşünün benimle çalışmak ne kadar zevkli! Sizi gidi şanslı hergeleler sizi! Burada olmak son zamanlarda beni azıcık yorsa da yıpratır gibi olsa da güzel. İstikrar güzel şey. Bi kere her şeyi geçtim iş ortamım çok güzel. Selam kızlar! Evet üzerinize alınabilirsiniz bu övgü sizler için! (kalp kalp)


Bugün burada 6 yılı devirip 7.yılıma girdim. İş hayatında gösterdiğim istikrarı özel hayatımda da gösterebilseydim şimdiye iyi bir evliliğim ve boy boy çocuklarım olurdu ya, kısmet. Gün gelecek o da olacak, boşuna mı söylüyoruz lan "çocuk da yaparım kariyer de!" :P

supercellma'nız #bumerangodulleri13'te desteğinizi bekliyor :)



Selamlar cağnım folovırlarım!

Antidepresan amaçlı başladığım blog yazma maceramda İki yıldır Bumerang Blog Ödülleri’nde "En Tarz Blog kategorisinde" aday gösteriliyorum. Ben kazanamam demedim katıldım ben de, ama başarı yakalayabilmem için sevenlerimin desteğine ihtiyacım var tabisi J

Bir dakikadan bile az bir zaman ayırıp “ücretsiz sms” göndererek bana destek olabilir misiniz?

Belli mi olur? Belki ben seçilirim J
Ne kadar çok sms başarıya o kadar çok yaklaşan supercellma
Eşiniz, dostunuz, karınız, kocanız, çoluğunuz, çocuğunuz cep telefonu olan herkes bana sms gönderip bu yolda manevi destek olabilirler...

Herkese şimdiden kocaman teşekkürler…





04 Ekim 2013

Hello October! Good Bye Bursa!

Sandaletlerden -babetlerin üzerinden atlayarak- hooopp çizmelere geçtik. Bu nasıl bir hava değişimidir arkadaş tepetaklak etti hepimizi. Yine bir ne giyeceğimizi bilememe sendromu. Daha Pazartesi günü kısa kollu tişörtle işe gitmişken; Çarşamba çizmeleri, çıtçıtlı badileri çektim bildiğiniz. Yazlık kışlık operasyonunu sabahları saat alarmını ertelediğim gibi ertelemişken şimdi kutulardan, hurçlardan uzun kollu, uzun paçalı ne bulursam çekiştirir, üzerime geçirir durumdayım. Birden değişen havalar hastalık habercisi aman diyim kendinize dikkat edin, üşütmeyin. Saat 20:00 otobüsüyle İstanbul'a giden Selo'nuz hepinize iyi hafta sonları diler. Ben şimdi ön koltuktaki -toplumsal yaşama henüz ayak uyduramamış öküze- koltuğu sonuna kadar yatırabilmek için kimden izin aldığını sormak üzere sağdan hafif ön tarafa doğru yöneliyorum. Yöneldim. Yarın 3. sayfa haberlerinde görüşmek üzere :D

Samsung Galaxy Mobile tarafından gönderildi

30 Eylül 2013

Haftasonu, keşke hiç bitmesen be!

Mis gibi bir haftasonundan sonra bokum gibi bir Pazartesi sabahından herkese -ne kadar olabiliyorsa o kadar - günaydınlar blogcum.

Hafta sonlarını seviyorum ama keşke bu kadar çabuk bitmese, keşke evimde ayağımı uzatıp dinlenebilecek biraz daha vaktim olsa... Yine iki günlük bir hafta sonu tatili, yine koşuşturmaca, yine yoğun, yine yorgun bir Selo. Cuma akşamı iş çıkışı -nasıl olduysa o güne bir plan yapmayıp- eve gidip biraz da olsa dinlenebildim neyse ki. Puzzle halısı başında sözde puzzle keyfi yapacakken, sıcaktan mayışmış kedi gibi uyuklayarak ve devamında erkenden uyuyarak kendimi az da olsa şımarttığımı düşünüyorum. Hâl böyle olunca Cumartesi sabahı 9'u biraz geçerken uyanıp bir daha uyuyamadım ya la. Ama iyi de oldu sankilim günü kaçırmamış oldum. Ablamın ufaklığın toplantısı vardı, mesaj atıp dedim ki toplantıdan sonra al kızları gel, gidelim Setbaşı'nda kahvaltı yapalım şöyle dere kenarında bir güzel... Gittik, yedik, içtik, değişiklik oldu. Ablam çalışan biri olmadığı için böyle dışarıda yemeler içmeler falan pek yapabildiği şeyler değil. Alt tarafı bir kahvaltıydı onları ağırlayabildiğim ama ne kadar mutlu oldular canlarım benim..

Onlarla ayrıldık kuaföre gittim, istenmeyen tüylerimden kurtuldum, saçlarımı kestirdim bakım vesaire günümün yarısı kuaförde geçti. Sonra uzun zamandır görüşemediğim bir dostumla görüştüm iş için Bursa'ya gelişini fırsat bilerek. Sonra da ayrıldığımızdan bu yana sürekli Bursa'ya geleceğim, tekrar bir görüşelim, konuşalım diyen lakin bir türlü gelemeyen en sonuncu eski sevgilim nihayet Cumartesi akşamı geldi. Sonuç tam da beklediğim gibi; değişmedi. Acaba askerlik psikolojisinden kurtulup sivil hayatta kendini bulmuş mudur, bir şeyler değişmiş midir? düşünceleriyle keşke dememek için görüşeyim dedim, ama bir kere de yanıl be kızım selo! Yok! Uzatmayayım, umutsuz vaka. Ben tatminsiz, memnuniyetsiz, dengesiz ve full sinir bir hatunmuşum, analiz yaptı gitti. Sağolsun.

Onu otogar otobüsüne bindirdikten sonra blog arkadaşlarımla buluşmaya FSM Benzin'e doğru yola çıktım. Bir an acaba gitmesem mi dedim çünkü eski sevgiliyle görüşmenin sonuna doğru iyice gerilmiştim ama iyi ki gitmişim. Moral motivasyon aldı başını gitti, tavan oldu bildiğin. Bissürü de hediyelerimiz oldu sponsorlardan gelen, ben o mutlulukla ağzım kulaklarımda döndüm eve.

Yeni saçlarımı sevdim, biraz wamp bir tarz oldu. Kuaförüm yaşın ilerledikçe daha tarz, daha farklı bir hatun oluyorsun, Benjamin Button gibisin diyor, e haksız da sayılmaz sanırım ;)

17 kg vermiş olmanın mutluluğu var ama haftasonu artık alışveriş yapmam gerektiğini iyiden iyiye farkettim. Öyle ya kışı tatile giderken giymek için aldığım şortlarla ve mini eteklerle geçiremem! Sonra dedim ki aman kızım Selo! tek derdin bu olsun, alırsın.

Akşam 22 yi geçiyordu yatağıma oturdum, manikür, oje, şu bu derken yine gece yarısını geçti vakit ve her şey bal kabağına dönüştü ben uyuyana kadar. O yüzden yazıyı dün akşam yazamadım, rötar yaptı bugüne kaldı.

Anlayacağınız üzere sayın folovırlarım koşturmaca dolu, yoğun ama dopdolu bir hafta sonunu daha geride bırakmış bulunmaktayım. Hafta sonunun benim için en güzel detayı dünkü Bursalı Bloggerlar Buluşmasıydı. Daha önceden pek az tanıdık kişinin olduğu, yaş ortalaması daha genç, daha sıcak, daha içten, daha samimi, sosyal statüye, maddi duruma göre bir ayrım olmayan, gruplaşılmayan harika bir ortamda çok keyifli vakit geçirdik. Karşımda yine Denizciğim vardı, e nasıl başlarsa öyle gidiyor ihihi. Etkinliği düzenleyen arkadaşlar Modaliza ve Bir Mutluluk Atölyesi bizim için o kadar güzel organize olmuşlar ki elimiz kolumuz doldu taştı sponsorlardan gelen hediyelerle. Ben eve taşındım taşınalı 2 kez kullanmadığım asansörü -1. kattaki evime gitmek için kullanmak zorunda kaldım, varın siz hesap edin. Eve gider gitmez her zamanki gibi daire kapısında gelen tuvaletimi bile tutarak heyecanla hediyelerimi açtım, ama baktım hediyeler bakmakla bitecek gibi değil tuvalet işini aradan çıkarıp devam ettim eheheh. Yakında hepsiyle ilgili deneyim yazılarımı keyifle paylaşacağım, hem buralarda olmak için güzel bir bahane olurlar.

Cuma günü paydos saatine 5-10 dakika kala kargonun getirdiği bu güzel hediyeyi aramızın iyi olduğu bir nakliyeci arkadaşım Ayşegül almış bana Alaçatı'dan. Bu cici hediye beraberinde hediyeyi getirdi ve......


gördüğünüz gibi hediyeye doydum canlarım. Selo'nuz büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, yaşıtlarının yanaklarından öper ve çay molasını size yazı yazarak geçirmiş olmaktan ötürü pek bir mutlu paşa paşa işine döner. Saygılar, sevgiler efenim.

19 Eylül 2013

Selo'nun Müstakbel Komşusuyla İmtihanı

Pazartesi akşamı sendrom ve günün yorgunluğuyla %4 pil şeklinde bir halde son gayret market alışverişi yaparak kendimi eve attım. Eve inmeden asansörle 3. kata çıkıp yöneticimize 25 TL aidatımızı takdim ettim. Sonra indim -1. kattaki daireme. Üç kez kilitlediğim çelik kapımı sıkışmış olmanın da verdiği telaşla hızlıca açıp poşetleri bir yana, çantamı bir yana ve omuzumdaki hırkayı bir yana atarak koşarak tuvalete girdim. Bu tuvalette ne menem şeyse duruyor duruyor hep kapının önüne gelince sıkıştırıyor. Kapının önüne bırakılmış yeni IKEA kataloğu bana S4'ümün tamirde olduğu şu günlerde klozette vakit geçirirken incelemek için cazip geldi ve bir yandan işimi görürken bir yandan da kataloğun sayfalarını incelemeye  koyuldum. Buraya kadar her şey normal. Hayatının 28 yıllık kesiminin %90'ını kabız olarak geçirmiş biri olarak günde 3 kez büyük tuvalete çıkmak ne büyük bir nimettir bilemezsiniz. İşte tam da bu düşünceyle rahatlamış halde tuvalet görevimi tamamlamak üzere sağ tarafımda bulunan tahret çeşmesine doğru yöneldim ki daha yarım turda gelen su çeşmeyi birkaç tur çevirdiğim halde gelmedi. Nitekim çeşmeyi sonuna kadar açtım ama gelen giden bir şey yok. Neyseki rezervuar doluydu ve sifonu çekebildim. Allah Allah genel bir su kesintisi mi var ki? Yoksa banka otomatik ödemede olan faturamı mı ödemedi? Ne oldu? O panikle ıslak mendille ve tuvalet kağıdıyla geçici çözüm üretip, çabucak üzerimi giyindim balkona çıkıp yan bloktaki komşum ilkokul arkadaşımın annesi Semra teyzeye seslendim. Semra Teyzelerin evden cevap yok. Eyvah yoklar sanırım! Apartmandan da yönetici hariç kimseyi tanımıyorum ki! Napıcam? Yalnızca eve giriş çıkışlarda karşılaşıp günaydın, iyi akşamlar dediğim bir kaç kişi var onların da kaç numarada oturduklarını bilmiyorum. Tam kafam bunlarla zonklarken Semra Teyzenin Selma diye seslenişiyle kendimi balkonda buldum. "Yok kızım bizde sular kesik değil." Bu cevapla yıkıldım. Sıçtığının resmidir Selo, kesin gözünden kaçtı su faturan, otomatik ödemede bir şey oldu ödenmedi, kaldın mı susuz, götün boklu. Lan ben şimdi napıcam? Yarın akşam da iş çıkışı kızlarla yemeğe çıkıcaz, kesin duş yapmam lazım, ayy ben dişlerimi fırçalamadan nasıl uyucam, işten geldim 12 saat babetin içinde kokan ayaklarımı da yıkayamadım, nasıl ya sabahleyin yüzümü de yıkayamıcam! Ayy ben çıldırıcaaammm!!!

Türklerin ya kaçarken ya sıçarken ki gelen aklı bende sıçma işini yaptıktan yaklaşık bi 15-20 dakika sonra geldi ki laptopu açıp internet şubesine girmeye çalışıyorum. Bu arada telefonlar susmak bilmiyor ki smsle gelen şifreyi girip internet şubesini açabileyim. Bir de telefonun serviste olmasından ve tüm rehberimin telefon hafızasında olmasından dolayı kimsenin numarasının olmaması, mesaj atanları ve arayanları tanımadığım "siz kimsiniz" diye sorduğum için yediğim fırçalar, laflar cabası. Neyse uzun bir uğraştan sonra telefon görüşmelerini bitirip internet şubesine girdim, yoo bir sorun yok, fatura ödenmiş, ödenmemiş fatura yok. Eee ne oldu o zaman bu amınakodumun sularına? Aldım elime mutfakta mantar panoda duran son su faturamı buldum sayaç numarasını ve elime fener alıp çıktım apartmanda su sayaçlarını bulmak için keşfe. Çok uzağa gitmeye gerek kalmadı bizim katta üstünde "SU" yazan bir kapak buldum ve ahanda benim sayacım. Üzerinde ne mühür var ne bir şey, gayet normal görünüyor. Hadi canım bende! Sanki hayatımda kaç kere su saati, kaç kere mühür gördüysem! Kadın halimle bu işe de el atıp sağını, solunu kurcaladım tık yok. Sonra 45 dakika öncesine dönerek karşı dairemi satın alan ve ben eve girerken kapıda karşılaştığım müstakbel komşum ve tamirci ustalarıyla karşılaştığım ana gittim. Lan dedim bu herifler bırgalamış olmasın benim su saatini? (Aklın başına geldiğin an) Ama ne yaptıysam o vanaları çevirme şerefine nail olamadım ve gönülsüz de olsam bindim asansöre ve tekrar tuttum apartman yöneticisinin yolunu. "Şeyyy ıııı rahatsız ettiğim için özür dilerim de ya İsmail Bey benim sularım akmıyor, su kesintisi de yokmuş, bankaya da baktım fatura ödenmiş" gibi es vermeden derdimi anlatıyordum ki adam gülerek "karşı dairenizi alan komşular yanlışlıkla sizin vanayı mı kapatmış olmasın" dedi ki aynen de öyle olmuş, aklımıza gelmeyen başımıza gelmiş. Evet efendim benim dangalak müstakbel komşum kendi su saati bağlanmadığı, orada takılı duran saat ona ait olmadığı halde! ne akla hizmetse! gidip benim vanamı kapatmış. Anlıcağınız müstakbel komşu daha evine taşınmadan vukuatlarına başladı.

Bu olay nelere sebep oldu? Ben apartmanda kimseyi tanımamanın boktan bir şey olduğunu tecrübe ettim, en kısa sürede damla çikolatalı kurabiye ve ıssız adam keki yaparak komşularla connecting-people yapmaya karar verdim. Garanti Bankasına boşu boşuna sövdüm, günaha girdim ve neredeyse 1 saat muhtelif yerlerimde kim bilir kaç milyon bakteri ürediğini düşünerek de derhal duşa girdim. Sonrası bütün gece klozet, akmayan sular, ingiliz anahtarı, el feneri, tamirci ustaları, su saatleri ve boklarla dolu kabuslar gördüm. Ev alma komşu al demiş atalarımız, ama ben mümkünse ev alayım böyle komşu alacağıma! Müstakbel komşumla maceralarıma önümüzdeki günlerde hız kesmeden devam edeceğiz gibi görünüyor.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top