17 Kasım 2023

Uzun zaman oldu

 

  • Bu aralar günlerin 16 saat sürdüğüne yemin edebilirim ama ispatlayamam. Telefonun uyku kestirmesine geçtiği saatlerde ben hala şirkette ithalat maliyeti hesaplıyor falan oluyorum. Ertesi güne uyanabilmem doğum haritamda yönetici gezegenin güneş, elementin ateş olmasından bence. Ay sonu fazla mesailerden paraya para demeyeceğim ancak muhtemelen mesailerim yorgunluktan çöken göz altlarıma çözüm ararken kozmetik ürünlere ya da estetisyenlere harcanacak. Kozmetik sektörünü koca parası yiyen kadınlar değil bizim gibi emekçi kadınlar ayakta tutuyor, herkes haddini bilsin 👊
  • Netflix'imde izlenmeyi bekleyen 45 tane yarım dizi var ama bilin bakalım kimin tv izlemeye vakti yok 😢 İş arkadaşım Duygu sohbet arasında tam spoiler verecekken benim o sezona henüz geçemediğimi öğrenince tatlı bir geriliyor, tembel bir öğrenci olduğum için bana kızıyor ama ay sonunda puantajı görünce neden izleyemediğimi anlayıp beni yine pamuk kalbine basıyor. Ödediği üyelik bedelini sömüremeyen tek kullanıcı ben olduğum için tek kişilik hesabımın şifresini 5 kişiyle paylaştım, maksat ödediğim para boşa gitmesin, eski yaşantımda kesin bir Kayseriliydim 😁
  • 20-24 Kasım arası Belgrad'da olacağım. Oralarda yaşayan takipçilerim varsa buluşup kahve içmeyi, şehri birlikte gezmeyi çok isterim.
Bende durum başlıkları bunlar. Detay istediğiniz konular için yorum bırakın, büyük boy americano eşliğinde masaya yatıralım. 

Ay özlemişim bee 💘



10 Kasım 2021

Türkiye'de satılan adet kapları

Image: Pexels Stock Photos

Herkese selam,

Öncelikle ben âdet tabirini hiç sevmiyorum ve kullanmıyorum. Ancak ülkemizde regl yerine adet kelimesi daha yaygın olduğu için doğru arama kelimesini kullanmış olmak için başlığa adet kabı yazmayı tercih ettim.

Menstrual kap diğer deyişle regl kabı veya adet kabı ile ilgili geçtiğimiz günlerde instagram hesabımda yorumlarımı paylaşmıştım. Birçok kişi adet kapları hakkında marka önerisi ve link istedi. Benim kullandığım marka Almanya DM mağazalarında satılan t.o.c. marka ve ne yazık ki Türkiye'de yok. Herkesin yurtdışından ürün temin etme imkanı olmadığı için ben yalnızca Türkiye'de satılan ürünler için link bırakıyorum.

Menstrual kap Türkiye'de henüz çok yaygın bir ürün olmadığı için bu konuda çevremle bilgi alışverişi yapma şansım maalesef olmadı. Kendi araştırmalarıma göre Türkiye'de en çok bilinen ve satılan iki marka Organicup ve Beije. Diğer markalarla ilgili bilgi sahibi değilim. Alternatif olması adına paylaşıyorum, siz satın alacak olursanız yorumlarını kendiniz incelersiniz.

ORGANI CUP

BEIJE

LUNETTE

MOTHERSMART

Bu markalar dışında kendi web sitesi olmayan ama Trendyol, N11 gibi sitelerde satılan ürünler de var. Menstrual kap, adet kabı ya da regl kabı yazarak arama sağlayabilirsiniz.

Menstrual kap ile ilgili soru-cevap ve videolu anlatım paylaşımlarımı sadece kadın takipçilerimle paylaştığım için profilime sabitlemedim. Fikir sahibi olmak adına bu storylere ulaşmak isteyenler olursa bana Instagram hesabım üzerinden DM gönderirse arşivden kendileriyle paylaşabilirim.

Okuyucularım arasında regl kabı kullananlar bu postun altına ürün deneyimleriyle ilgili yorum bırakabilirse henüz kullanmamış kişiler için fikir vermiş olurlar. 

Bu arada ben buralarda yokken umarım iyi şeyler olmuştur, her şey yolundadır ve hepiniz iyisinizdir. Ben gayet iyiyim ve yazmayı ne kadar çok özlediğimi fark ettim.

Sevgiler,

Selma







31 Ağustos 2018

Bi selam verip kaçıcam

Helloo!

Blogumla ilgili bir yorum ayarı e-postası alınca ayy benim bir bloğum vardı sahi değil mi? deyip açtım bloggerı. Neyse ki şifrem Gmail'imle aynı da unutmamışım. En son Aralık'da dilek listemi yazmışım. Instagram geldi Blogger'ın pabucu dama atıldı. Aslında hep istiyorum eskisi gibi burada bir şeyler zırvalamayı. Birileri okumasa bile kendi online günlüğümü tutmuş olurum. Ama evimizde hâlâ internet yok ve bilirsiniz işte blog yazmak için internet kafeler pek de uygun ortamlar değil. Yatağa yayılıp çayımı kahvemi alıp yazmam lazım. İlham gelmiyor başka türlü. Uzun zamandır yokum. Sayfamdaki örümcek ağlarını temizleyip çiçekleri suladım. Yokluğumda sayfamı ziyaret eden birileri varmış, onlar kimse hepsine kokulu öpücükler gönderiyorum. Bakalım bu post kimlerin ekranına ya da e-postasına düşecek. Benden yaşam belirtisi alanlar bir yorumla geri dönebilir mi? Küçük bir sürprizim var da :)

Sevgiler,
Selma

25 Aralık 2017

My New Year Wishlist '18

Yüzümü görenin neredeyse cennetlik olduğu uzun bir aradan sonra herkese selam! Bursa için bu soğuk ama güneşli Pazar gününde yapmam gereken işler, ödevler biraz bekleyebilir dedim ve oturdum wishlist yazıyorum. Yazmam yazmam ilham gelince de işi gücü bırakır yazarım. Ben de böyle bir modelim işte! Aslında ben Sevgili Pucca gibi minnoş bir #hayalpanosu yapacaktım ama içlerinden bir şeyler kesip panoma yapıştıracağım eski gazete/dergi bulamadığım için yazı olarak yazmaya karar verdim. Aralık bitiyor, biraz geç kalmadın mı Selo? diyenleri duyar gibiyim.. Evet geç kaldım.. Bugüne kadar neye yetiştim ki zaten? :)

Wishlist'in ne olduğunu hepimiz biliyoruzdur sanırım. Ama ben yine de geçen gün şu Instagram paylaşımımda wish list hazırlıyorum dediğimde o da ne ki? diyen darılmaca gücenmece olmasın ama Google'a tepki olarak doğan cahillikten öte üşengeç arkadaşlar için açıklayayım. Aslında wishlist dediğimiz şey yurtdışındaki bazı alışveriş sitelerinde stokta olmayan ürünün stoğa girer girmez sipariş etmeniz için kullanılan bir yerken özellikle son yıllarda doğum günü, yılbaşı gibi özel günlerde almak/yapmak istediğiniz şeylerin yazıldığı ve evrene gönderiyoruz ayağıyla eşin, dostun, arkadaşlarınızın görmesini sağlayarak "bakın bunlar benim bayıldıklarım, iç geçirdiklerim, almak istediklerim" ve siz bunlardan birini bana alırsanız aşırı mutlu olurum mesajı verilen liste halini aldı. Aydınlatabildim umarım.

İki yıldır çalışmadığım için çok acil ihtiyaçlarım dışında neredeyse alışveriş yapmaz oldum. Çalışırken maaş günleri iş çıkışı soluğu avm'lerde alıp eli kolu torbalarla doldururken cüzdanı birkaç saatte boşaltan o eski halimden eser yok şimdi! Ama yeni yılda işe başlıyorsam demek alışveriş tövbemi bozabilirim. Evet evet yapabilirim bunu! 2018 hayallerime kaldığım yerden devam edeceğim, hedeflerime koşacağım bir yıl olacak buna inanıyorum ama maddi olarak bir süre dötü toplamak durumunda olduğum için olayı abartmayıp mümkün olduğunca makul şeyler istedim. Lafı fazla uzatmadan benim 2018'de almak, yapmak, etmek, gitmek için iç geçirdiklerim nelermiş hep birlikte bi göz atalım;

Hobilerin psikolojiye olumlu etkisini 2017 yılında bizzat tecrübe ettim. Özellikle örgü örmek başlı başına bir terapi gerçekten. İki ters bir düz diyerek başladığım örgü maceramda içimden adeta bir Derya Baykal çıkmasıyla bu yıl ördüğüm örgülerin devamını yeni yılda da fırsat buldukça yapabilmek adına, çeşit çeşit, renk renk ip diliyorum. Hobi önemli, hobi bu listedeki birçok şeyden daha önemli bu yüzden birinci sırada.

55 gündür devam eden ve her şey yolunda giderse 35 gün sonra bitecek Candida Albicans tedavimin finalinde maaşın dörtte birini bağlamayı göze alarak kendime bu kutulardan hediye edeceğim. Şekersiz ve karbonhidratsız geçen üç ayın sonunda böyle bir finali fazlasıyla hakettim ben! Şimdiden söyleyeyim paylaşımcı kişiliğim bu kutu için geçersizdir :P



  • Yeni yılda kendime biri bitmeden diğerini stoklayacağım bol parfümlü günler diliyorum. Tenime çok yakışan favori parfümlerim ise şunlar; Leau - Kenzo, Light Blue - Dolce & Gabbana
  • Tam bir keyif insanı olarak akşamları eve geldiğimde ve hafta sonları üzerimden çıkarmayacağım, böyle yumuş yumuş, sıcacık tutacak, modeline henüz karar veremesem de kapşonlu bir polar sabahlık.
  • Napaak yani uzun boyluysak topuklu ayakkabı da mı giymeyek Allalla! dedirtecek cinsten, hem siyah, hem alçak topuklu hem de rugan bir stiletto diyorum. Edza Shoes'un Instagram hesabındaki yılbaşı çekilişinde gördüğüm bu ayakkabılara bittim! Umarım çekiliş bana çıkar. Ayakkabı aşkına bana bir şeyler oluyor!
  • Venedik'e kadar gidip Burano'ya gidememiş olmak büyük şanssızlık benim için. Neyse Venedik'e yeniden gitmek için bahanem oldu bu da. Yaz aylarında rengarenk evleri ve nehre kıyı sokaklarında binlerce fotoğraf çekip kaybolmak istediğim kısa bir Burano seyahati. 
  • Seyahat demişken, her mevsim güzel olsa da Sonbaharda apayrı bir güzelliğe bürünen ve en çok bu dönemde ziyaret edilen, arkadaş ortamında "bu sene kesin gidelim" dediğimiz ama benim henüz gidemediğim güzel şehir Amsterdam'a 2-3 günlük bir kaçamak. 
  • Yeni yıla yeni bir işle başlayacak olmanın heyecanıyla her fırsatta ibekingPembecida, Minnoş Dükkan ve Papermore gibi ıvır zıvır kırtasiye ürünleri satan sayfalarda gözüm. Yöneticimin gördüğünde muhtemelen delinin teki olduğumu düşüneceği flamingolu, kaktüslü, unicornlu, rengarenk hepsi birbirinden minnoş ajanda, haftalık planlayıcı, not defterleri, renkli kalemler, bloknotlar, washi tape'lar, fincanlar, bardaklar ve daha neler nelerden oluşan bir alışveriş
  • Kendim için bir şeyler istemeyi birkaç dakikalığına bir kenara bırakarak yeni evimizin yaşam odası için Enza Home'da beğendiğim hem şık hem rahat bir köşe koltuğu
  • Vee en sevdiğim şarkıcı listesinin kendimi bildim bileli bir numarası olan Sezen Aksu sahnelere veda etmeden önce konserine gidip canlı dinlemek istiyorum. 
  • Yeni yılda yapmak istediklerim arasında kendimi bildim bileli asla uzatamadığım tırnaklarım için bir jel tırnak denemesi, kaşlarımın şeklini şemalini elletmeden seyrek kısımlar için microblading uygulaması ve yaptırıp gelene kadar annemin haberinin olmayacağı bir de dövme fikrim var. Yaptırdıktan sonra sıkılmak ve pişman olmak istemediğimden o konuda yaptıracağım dövme ve yaptıracağım kişiyle ilgili araştırmalarım gizliden gizliye devam etmekte.
  • Yeni yıldan kendimi kaybetmeyecek kadar giyim, çorap, iç giyim ve aksesuar dileğim de yok değil tabii. Mesela düğün ve davetlerde hayat kurtaran midi boy siyah bir elbise, birkaç jean ve özellikle hafta sonları aşırı rahat ettiğim tayt ve salaş trikolar alınacaklar arasında. Ama bunlar spontane bir şekilde mağazalarda görüp o an almaya karar vereceğim şeyler olacağı için buraya görsel olarak ekleyemiyorum. Aynı şekilde evimiz için birkaç Ikea alışverişi de düzeni tam sağlayabilmek adına mutlaka yapılacaklar arasında.

Listemi oluştururken gördüm ki insanoğlunun istekleri hiç bir zaman bitmez. Ama bence ben gayet makul şeyler istedim :) Gördüğünüz gibi wishlist'im tamamen param olunca gerçek olabilecek şeylerden oluşuyor. Öyle aşktı, tek taştı, teklifti, evlenmekti, doğurmaktı, falandı filandı gibi evreni sonsuz bir katatoniye sokacak ve gerçek olma ihtimali bana göre Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi kadar zayıf isteklerde bulunmuyorum. Ayrıca listeye yazmadığım sağlık, huzur, başarı ve mesleki tatmin buradaki her şeyden önde tabii ki. Bunlar olmayınca yemişim wishlist'i! Peki sizin listenizde neler var bakalım? Bir de bana yeni yılda mutlaka almalısın, yapmalısın, denemelisin dediğiniz önerileriniz var mı? Merakla bekliyorum hepsini. 

Wishlist'lerimizdeki tüm maddelerin gerçekleştiği, mutluluktan delireceğimiz bir yıl olsun!


06 Aralık 2017

Evinizi Yılbaşına Hazırlamaya Ne Dersiniz?


İşte Evinizi Yeni Yıla Hazırlayacak Birbirinden Güzel Fikirler :)
Evinizin mis kokusu
Herkes için koku şüphesiz unutulmaz bir ayrıntı. Yılbaşı konseptini en güçlü şekilde hissettirmek için kokuları tercih edebilir, evinizi birbirinen güzel kokulu mumlarla donatabilirsiniz. Portakal, tarçın, karanfil, zencefil gibi malzemeleri kaynatarak doğal aromalarla da evinizin havasını değiştirebilirsiniz.
Kapı süsleri
Yılbaşını evinizin girişinden itibaren hissettireceğiniz bir kapı süsü hazırlamaya ne dersiniz? Bunun için sadece bükülebilir bir tel, zevkinize uygun yılbaşı süsleri ve yapıştırıcı yeterli. Gerisi yaratıcılığınıza kalmış:) 
Hediye paketleri
Yılbaşının olmazsa olmazları hediyeler. Yılbaşı ağacınızın altını boy boy hazır hediye paketleriyle süsleyebilir ya da aldığınız malzeme ve süslerle kendi hediye paketinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Buradaki püf noktası, yılbaşı ağacınızla uyum içerisinde hazırladığınız hediye paketlerini ağacınızın altında en şık şekilde gösteriyor olmakta gizli.
Mum ışığı sıcaklığı
Mum ışığının içinizi ısıtan sıcaklığını keşfetmeye ne dersiniz? Mumların dekorasyonda yarattığı farka bayılacaksınız! Birbirinden güzel yılbaşı mumlarına biraz göz atın:)
    
Yılbaşına Renk Katın
Şüphesiz kırmızılar, doreler ışıltılarıyla her zaman güzel ve şık. Yılbaşının heyecanını her daim yansıtıyorlar. Ancak eğer klasik renklerin dışına çıkmak, kendi tarzınızda süslemelere gitmek istiyorsanız, mint yeşili ve lacivert gibi canlı tonlar tercih edebilirsiniz. Hatta biraz daha özgün bir dekorasyon olsun isterseniz, kendi favori renginizi veya sevdiğiniz takımın renklerini de kullanabilirsiniz.
Yılbaşının Olmazsa Olmazı Çam Ağacı
Evinizde yılbaşı atmosferini hissetmeniz için en önemli dekorasyon malzemesi yılbaşı ağaçları. İster minicik, ister dev gibi bir çam ağacı… Çeşit çeşit çam ağaçları arasından evinize ve zevkinize en uygununu  seçebilirsiniz.
Evinizi Yaratıcılığınızla Süsleyin
El becerisine güvenenler için yılbaşı dekoru şüphesiz çok eğlenceli. Hünerlerinizi göstermenin çok yolu var. Mesela klasik bir ağaç yerine büyükten küçüğe ahşap dalları halatla birbirine bağlayarak kendi özgün yılbaşı ağacınızı duvara asabilirsiniz. Led ışıklarla da bambaşka bir hava katabilirsiniz.
 
Anılarınız yılbaşı ağacınız olsun
Ailenizle en güzel anılarınızı çerçeveletip, ağaç şeklinde duvara asmaya ne dersiniz? Aralarından geçireceğiniz aydınlatmalarla son dokunuşları yapın. İşte en güzel yılbaşı ağacı şimdi sizin:)

   
 
Paletlerden neden çam ağacı olmasın?
Kalıplardan uzaklaşıp, doğal bir malzemeyle kendini yansıtmak isteyenler için de bir yolumuz var! Mesela paletin üzerinde kendi kompozisyonunuzu yaratıp ışıklandırarak duvara asabilirsiniz.
 
Yılbaşı Sofrası
Yılın en şık ziyafetine özenle hazırlanın. Enfes yemeklerinizin ve tatlılarınızın sunumunu güzelleştirmek için en önemli nokta sofranızın dekorasyonunu tasarlamak. Fazla kalabalığa kaçmadan, doğru renk tonlarında mumlar ve küçük süsler kullanmak, masanızı gösterişli hale getirmeye yetecektir. Ayrıca servis peçetesinde  yapacağınız ufak dokunuşlarla şıklık yaratabilirsiniz.
             
                                                        
Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Ekim 2017

Vaktiniz varsa biraz dertleşelim mi?

Azıcık doldum da.

Eminim ki hepimizin hayatında öğrencilik yıllarında ya da iş ortamlarında o dönem için çok önemli, çok popüler, yediği içtiği ayrı gitmeyen can ciğer arkadaşlar olmuştur. Hani öğlen yemeğe birlikte gidersiniz, çay molalarında dip dibesinizdir, şirket hattından her fırsatta kikirdeşir, skype’den mesajlaşırsınız. Koca gün birlikte çalıştığınız yetmiyormuş gibi iş çıkışları da planlar yaparsınız. Hediyeler, sürprizler, jestler, yemek ısmarlamalar, sinemaya, tiyatroya gitmeler falan filan.

İşte tam da “ya bu hayatta güzel insanlar hâlâ var” derken ve ortada sizin bildiğiniz hiçbir sebep yokken bu arkadaşınız tereyağından kıl çeker gibi gider hayatınızdan. Olacak şey değildir. Bir sürü anınız vardır, sırlarınız, dertleşmeleriniz. Ararsınız açmaz, mesaj yazarsınız cevap vermez. Konuşmak istersiniz, bu anlamsız tavrın, araya koyulan mesafenin sebebini öğrenmek istersiniz ama o size cevap vermeye bile tenezzül etmez. Size cevap vermezken sosyal medyada diğer arkadaşlarıyla boy boy aşırı gülücüklü fotoğraflar paylaşmayı ihmal etmez ama. İncinirsiniz. Dışlanmak, yargısız infaz edilmek koyar. Ortak arkadaşlardan bi haber almak ümidiyle arada bir konu açarsınız ya bilmezler, ya bilmezden gelirler. Velhasıl-ı kelam hiçbir şekilde bu adı konulamayan soğukluk bitmez.

Amma velakin her şey gibi sizin iyi niyetinizin, onu kazanma girişimlerinizin ve sabrınızın da bir sonu vardır. Madem derdi neyse söylemedi, sorunu çözmeye çalışmadı, madem benim arkadaşlığımı istemiyor ben neden üzülüyorum ki bu insan için? deyip artık sırtınızda yük olan bu konuyu üzerinizden atıp rahatlarsınız. En azından elinizden geleni yaptığınız için.
İşte benim de böyle bir arkadaşım vardı, hatta bana bu fincanı o almıştı. Birkaç yıldır bu fincanı ne zaman kullanmak istesem elim bir türlü gitmiyordu ve her seferinde kutusuyla klavyemin üzerine koyulduğu günü anımsayıp üzülüyordum. Bu akşam indirdim raftan ve güzel bir kahve yapıp afiyetle içtim. Sonra da dedim ki; “hayat sana değer vermeyen insanlara değer vermek ve onlara üzülmek için çok kısa. Boş versene! En değerli şey sensin, kendine gel Selo” Valla hafifledim..
 

03 Ağustos 2017

Omg! 33

Dünya ve güneşin hareketlerini gözlemleyerek zamanın hesabını tutmaya çalıştığımız, kendi uydurduğumuz sisteme göre doğduğum günden 33 yıl ilerideyim. O sıcak Ağustos gününden sonra dünya güneşin etrafında tam 33 kez döndü. Gece oldu, gündüz oldu, güzel günler oldu, kötü günler oldu, unuttuğum şeyler oldu, hep hatırladığım şeyler oldu, aldığım doğru ya da yanlış kararlar oldu, pek çok kez geçtiğim yollar, pek çok kez vazgeçmediğim şeyler oldu. Yaptığım her şeyin sonunda daha çok şey öğrendim. Dersler çıkardım, mutluluklar yaşadım. Sevinçlerim oldu, üzüntülerim oldu, bunların hepsi beni büyüttü. Hayatıma ve bu hayata değer katan her şeye sımsıkı bağlıyım. Ne olursa olsun umudu ayakta tutmayı öğrendim. Elimdekilerin değerini bilmeyi, ve hayatımın bir anını bile ziyan etmemeyi öğrendim. Yaşadığım yılların sayısı ne olursa olsun, geri dönüp baktığımda hesabını kendime vereceğim bir hayat var elimde. Bu hayatla yapabileceğimin en iyisini yapıyorum. Her bir yılın sonunda geriye dönüp baktığımda ‘içim çok rahat’ diyorum. Ben bunu diyebildiğim sürece, benim tüm yaptıklarımdan habersiz dünyanın güneş etrafında kaç defa döndüğünün çok da bir önemi yok. Çünkü yaş almak yaşlanmak değil, içimdeki çocuk hiç büyümüyor benim 👧🏽 İyi ki varım, bence ben olmasaydım eksik olurdu bu dünya 💕

10 Nisan 2016

Dikkat misofonik var!

Vakti zamanında yazdığım Hakkımda bilmediğiniz 11 şey ve vücudumla ilgili 33 gerçek yazılarıma ilaveten; hakkımda bilmediğiniz, benim de ne olduğunu tam olarak bu sabah tesadüfen öğrendiğim bir şey daha: "Misofonya"


Fotoğraftan da anlayacağınız üzere bahsedeceğim bu şey seslerle ilgili. Bazı seslerden nefret etme boyutunda aşırı derecede rahatsız olma durumuna "Misofonya" deniyormuş. Bu bir hastalıkmış ve ben de bir misofonikmişim. Valla ne yalan söyliyeyim bu durumun bir hastalık olduğuna sevindim, tabii yalnız olmadığıma da.

Özellikle toplu taşımada bozuk paraları ya da anahtarları şıkırdatan birini gördüğümde -ki gözlemlerim sonucu bunu yapanlar genellikle erkekler- boğazlamak isteği gelir çünkü o ses yüzünden çenelerim uyuşur, beynim zonklar. Birinin salladığı tesbihin sesi içimi gıcıklar saç diplerim çekilir çığlık atmak isterim. Belki inanmayacaksınız ama tesbih salladığı için hoşlandığım insanı hayatımdan çıkarmışlığım var benim, neden ayrıldınız sorusunuysa kimselere açıklayamamışlığım. 

Birinin sakızı caklatarak çiğnemesi, ağzını açmasa dahi o sakızın içindeki küçük baloncukları damağında çıtlatması, yemek yerken ağzını şapırdatması ya da çatalı kaşığı dişlerine değdirmesi bir de bir şey içerken höpürdetmesi diye bir şey var tüylerimizi diken diken eden. Ha bi de şey var elma, salatalık, havuç gibi yerken kütür kütür ses çıkarangillerin ve cips, çekirdek gibi çıtlanan/çatırdayangillerin ben yemiyorken yanımda yenmesi. Ya da şekerin kırılarak yenmesi ya da dişlere değdirilerek takır tukur ses çıkarılması. Ağızla çıkarılan sesler demişken ağzının bir kenarına kürdan koyup konuşan bey abilerimizi amcalarımızı hatırlatmama gerek var mı?

Başımdan geçen bir olayı anlatayım. Geçen hafta İzmir'den dönüyorum. Aksi gibi kulaklığım valizde kalmış ve otobüsteki umumi kulaklıklarıysa tahmin edeceğiniz üzere kesseler kullanamam. Hostun ikram ettiği poğaçadan kalan kırıntıları diliyle temizlemeye çalışan adamın çıkardığı o tarif dahi edemediğim iğrenç sese ancak Manisa'ya kadar direnebildim ve bir arka sırada çaprazımda oturan adama durumumu -kendisini de rencide etmemek adına- küçük bir not kağıdına yazarak açıkladım ve ricada bulundum. Ne mi yaptı? Daha yüksek ses çıkarmaya başladı. E ben tabii bir sustum iki sustum ama halimi bir görseniz kafam avuçlarımın arasında ben çıldırma noktasındayım. Dönüp: "Şu şşşşleme sesini çıkarmaz mısınız? içim fena oluyor, çok rahatsız oluyorum" dememle herifle tutuştuk mu kavgaya? Diğer yolcular da destek olup kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yok, arkadaşım yapma şu sesi falan dedilerse de nafile. Halden anlamayan insan görünümlü öküz o sesi çıkarmaya devam etti. Sonuç yolculuğuma hostes koltuğunda devam ettim,sen sağ ben selamet.

Tüm yukarıda saydıklarım arasında listenin başını kesinlikle horlama çekiyor. Horlayan biriyle mümkün değil aynı odada uyuyamıyorum. Yani ancak ben ondan önce uyuyup derin uykuya dalarsam ve gece boyunca hiç uyanmassam belki. Aksi takdirde imkansız. Uyku kategorisinde bir de saat tıkırtısı sorunsalı var. Ben öyle başucundaki komodine nostaljik görünümlü çalar saat koyabilen biri olamadım hiç. Yatılı misafirliğe gittiğimde yattığım odanın duvarındaki saatin pilini çıkarıp kenara koyuşlarım hep bu yüzden. Bazı insanların, özellikle kilolu ve yaşlı insanların homurdanmaya benzeyen nefes alışverişinden rahatsız oluşlarım da.

Bu illetle yıllardır uğraşıyorum. Bazen artık dayanamayacak duruma geldiğimde çevremdeki insanları uyardığımda aşırı tepki aldığım zamanlar oldu. Bunu sırf benim gıcıklık olsun diye yaptığımı düşünenler de. Yaşadığım şey cinnet sebebi, insanların buna anlayış göstermemesi ve benim şımarıklık yaptığımı düşünmeleriyse cinayet sebebi.

Bu öyle bir şeyki bu sesleri çıkaran kişi yukarıda verdiğim otobüsteki adam örneğindeki gibi hiç tanımadığım biri de olabiliyor, aynı evi paylaştığım annem de, çok sevdiğim bir arkadaşım da, yeğenim ya da kardeşim de. Yani bu seslerden rahatsız olmamın kişilere gıcık olmamla, sevmememle hiç ilgisi yok. Çünkü beni rahatsız eden şey kişiler değil "sesler". 

Neyse ki tüm bunlardan rahatsız oluşum bir takıntı hali değil, hastalıkmış. Yani gıcıklıktan değil, merkezi sinir sisteminden kaynaklanıyormuş. Üstelik bilinen bir tedavisi de yokmuş!

Bu yazıyı yazdım çünkü; sizin de belki farkında olmadan çıkardığınız bu ses/sesler benim gibilerin kabusu olabilir. Yalnızken naparsanız yapın, saatlerce geyirin, sakız çaklatın, kırkbeş paket cipsi bitirin, sonra böyle parmaklarınızı çıkarıp teker teker şapırdatarak yalayın, elmayı hıyarı kütürtede kütürdete yiyin. Ama yalnız değilseniz sizi önce empatiye ardında da anlayışa davet ediyorum. Aksi takdirde bir gün bu sebeplerden dolayı biri sizi olmadık bir anda gırtlaklayabilir, benden söylemesi :)

27 Temmuz 2015

Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey

Mim yazılarını çok seviyorum. Okuması da yazması da çok eğlenceli. Bu mimi sevgili Nesneslis'in blogunu bırgalarken gördüm ve yazmak isteyen herkes yazabilir açıklamasından gaz alarak başladım yazmaya.

1- Blog yazmak için ne gibi özelliklere sahip olmak gerekir?
Bir kere yazmayı seviyor olmak lazım. Çünkü insan sevdiği bir şeyde başarılı olabilir, istikrar sağlayabilir. Bence yazı dili akıcı, yazdıkları keyifle okunan biri olmak gerek. Sonra blogger olmak demek sadece yazmakla da sınırlı değil. Yazıları görsellerle, gerektiğinde videolarla desteklemek demek. Bunun için de iyi bir fotoğraf gözü olmalı, fotoğraf çekmeyi sevmeli. Son ve bana göre en önemli maddeyse sosyal medyayı sevmeli. Çünkü ancak onu aktif ve doğru kullandığımızda daha çok insana ulaşabiliyor, sesimizi duyurabiliyoruz.

2- Herkes blog yazabilir mi?
Herkes her işi yapamıyorsa herkes de blog yazamaz. Gerçekten yazabilenler yazsın.

3- Severek takip ettiğin, yazı dilini sevdiğin bloggerlar kimler?

4- 3 kelimeyle kendini ifade etmen gerekse bunlar ne olurdu?
Pozitif, düzenli, eğlenceli.

5- Almadan yapamam dediğin, bittikçe aldığın kozmetik ürünü?
Eyeliner pen, CC cream, Tender care balm.

6- En sevdiğin yabancı/yerli dizi?
How i met your mother / Kardeş Payı' ydı. Şimdilerde belgeselden başka bir şey izlemiyorum.

7- Totemlerin var mı?
Nasılsa bundan kusur kalmışım.

8-Biraz özel hayat konuşalım mı? :)) Hayatında biri var mı? İlişkiler hakkında düşüncelerin?
Bingooo! Soruya gel! Tabii konuşalım da olmayan şeyin nesini konuşacağız bebeğim? Hayatımda biri yok. Evet evet sanırım Tanrı benim ruh eşimi yaratmayı unutmuş. Son adamakıllı ilişkim biteli 4 yılı geçiyor. O zamandan beri de tanışmaları ve ilişki olmaya yönelik girişimlerimi saymazsak özel hayatım yok diyebilirim. Yukarıdaki açıklamaların bana verdiği yetkiye dayanarak son soruyu pas geçiyorum.

9- Sosyal medyanın hayatında ki yeri? En çok kullandığın sosyal medya?
Sosyal medyayı blog yazmaya başladıktan sonra daha aktif kullanmaya başladım. En aktif olarak kullandığım Instagram, en severek kullandığım da diyebilirim.

10- Canın çok sıkıldı, işin içinden çıkamıyorsun kendini iyi hissetmek için ne yaparsın?

Eer başımı alıp gidebilecek durumdaysam yani iş yerinde falan değilsem kulağıma takarım kulaklıklarımı, giyerim spor ayakkabılarımı dalarım bilmediğim sokaklara. Yürüyüp yeni yollar, yeni yerler keşfedip kafa dağıtırım.

11- Şu sıralar dinlemeyi en sevdiğin şarkı ?
Hilary Duff - My Kind

Ben de özel olarak kimseyi davet etmiyorum. Yazmak isteyen herkes yazabilir ama yazısında benden bahsetmek şartıyla :)

26 Temmuz 2015

Babama mektup

Gidişinden sonra günlerce yağmur yağdı, çok serinledi havalar. Üşümemişsindir umarım. Her gece yatarken babam şimdi orada, karanlıkta ne yapıyordur tek başına? deyip sarılıp ağlıyoruz annemle. Hayattayken çok didişirdiniz, hiç geçinemezdiniz ya, sen gideli annemin gözünün yaşı hiç dinmedi. Meğer ne çok seviyormuş seni.

Sensiz ilk kandilimiz pek bir buruk geçti. Bu kez elini değil, toprağını öptük. Teyzem dedi ki, ölüler kabirlerini ziyaret edenleri ayak ucunda dururlarsa görürmüş. Beni görebilesin diye ayak ucunda durdum hep, görmüşsündür umarım.

Ölüm ne garip şeymiş be baba. Bir türlü yakıştıramıyormuş insan, inanamıyormuş, inanmak istemiyormuş. Doktorlar 10 gün ömrü var dediklerinde inanmak istemedik. Son ana kadar hep bir umudumuz vardı, kurtulursun, iyileşirsin diye. Öyle ani oldu ki her şey, öyle büyük bir şok yaşadım ki hâlâ içimde sızısı. Hastalığının teşhisi, koşturmacası, yoğun bakıma yatırılışın derken tam da doktorların dediği gibi 10. gün bırakıp gittin bizi. Her şeyi unuturum da seni hastaneye yatırdığımız gün sedyeye koyulurken ki o ürkek halini asla unutmam. Merdivenlerden indirilirken seni düşürecekler diye ne korktun. Bir de bir bakışın vardı eve, öyle bir baktın ki bir daha dönemeyeceğini hissetmiş gibi.

Hep başkaları için okunan Selan verilirken irkildim. Sonra ismini söyledi hoca. O an inandım öldüğüne. Aklımdan hiç çıkmıyorsun da, bazı anlar öyle bir bastırıyor ki hüzün dayanamayıp ağlıyorum. Sen benim ağlamamı hiç istemezdin oysa. Bana kızma baba, ağlamadan nasıl hafifletirim ki içimdeki bu acıyı? En çokta Eymen seni andıkça ağlayasım geliyor. Hasip Dedem Cennet'e gitti diyor Cennet'in ne olduğunu biliyormuş gibi. Ah babam, inşallah iyi yerlerdesindir, iyisindir.

Yokluğun bugün tam 47 gün oldu. Ben, sana yazacak gücü ancak bulabildim kendimde. Seni çok özledim. En zoru da özlemim her geçen gün artacak ama seni bir daha hiç göremeyeceğim. Bir kerecik rüyamda görebilsem, sarılabilsem sımsıkı, ufaklık deyişini duyabilsem başka bir şey istemiyorum.

Merak ediyorum sen de bizi özledin mi? İnsan ölünce çocuklarını, karısını unutmaz değil mi? Unutmamalı. Ben senin fıstığınım, ben senin ufaklığınım, beni nasıl unutursun? Beni unutma baba, lütfen, bizi unutma. Bizi sakın unutma....

Fıstığın, ufaklığın, Selma'n.

08 Nisan 2015

I wish

Yanımda huzur bulduğunu söyleyen adamlar oldu. 
Ben de onları sevmiştim galiba.
Sevmek ama; uzaktan, beklentisiz, karşılıksız sevmek...
Bir şey olmayacağını, bir yere varmayacağını, biteceğini bile bile.

Biliyor musun, ben kolay adam sevmedim hiç.
Nerede sorunlu, bunalımlı, aldatılmış, güvensiz, umutsuz, obsesif,
sürekli kendi içinde yolculuk eden, gizemli tipler var, hep bulup onları sevdim. 
Millete gelince aka konan gönül bana gelince hep boka kondu.
Esas kızım ya, zoru seveceğim ya illa, halt ettim işte.
Sonra ne mi oldu?
Huzur kapısı, ağlama duvarı, kanka, Güzin abla ve hatta psikolog oldum da bir baktım ki bir kez bile "sevgili" olamamışım.
Bir gün, artık canıma yetti. Yalnızlığımı bitirecek çarenin bu olmadığını, birini sevmenin bu olmadığını fark ettim, "sen bu değilsin kızım cellma" dedim ve terk ettim hepsini hafızamda birer birer... 

Verilen onca akla rağmen ben illa bildiğimi yaptım.
Ve herkes gibi yaşayarak büyüdüm ben de.
Hayatıma giren herkes bana bir şeyler kattı elbette. 
Kimi güvenmemeyi öğretti,
kimi umursamaz olmayı,
kimi kırıldığım halde yeniden kalkıp devam edebilmeyi yoluma. 
Bazen incindim, bazen yoruldum, bazen her şeye lanet ettim ama hiç "pes" etmedim.

Sonrasında girişimlerim oldu, sen, ben olmaktan çıkan "biz" olmaya yönelik girişimler. 
Evet ama bu kez de ben kendimi bırakamıyordum.
Korkularım mutlu olma isteğimin önüne geçiyordu hep, bir gölge gibi. 
Aldatılmaktan, terk edilmekten, istenmeyen insan olmaktan korkuyordum oysa, sevmek ve sevilmekten değil. 

Günler birbirinin aynısı olmaya ve bildiğince geçmeye devam ederken,
Bakarsın bir gün, beklenmedik bir anda biri girer hayatıma. 
Ve ben olmazlarımı oldurmak, tüm sınırlarımı zorlamak ve duvarlarımı yok etmeye soyunurum adına belki de "aşk" denen bu güzel şey için.
Tek bildiğim; artık olmasını istiyorum, artık gerçekten, tüm kalbimle olmasını istiyorum. 
Umarım olur, umarım bu kez mutluluğu bokunu çıkarana dek yaşarım. 
Yeri gelmişken sevgili evren lütfen bu sefer piçlik yapma, bak sana hep olumlu mesajlar gönderiyorum.

Ben Selma, "Supercellma", 30 yaşındayım.
Artık gelinlik giymek, 
çocuk doğurmak, 
sabahları sevdiğim adamın yanında uyanmak, 
hasta olduğumda biri gelip ilgilenir mi? diye kapıyı gözetlemek yerine şefkate doyarak iyileşmek,
özlemek, özlenmek, kıskanılmak, önemsenmek, sahiplenmek, ait olmak ve beni seven adamla sevişmek istiyorum. 
Ben yolun başındayken de bendim, şimdi de öyleyim ve hep aynı ben olacağım. 
Ama artık sevdiğim adama ait, onu seven ve kaderde kısmette varsa hep onu sevecek. 
Yalnızlık, yaşanmışlıklar, hayal kırıklıkları çok yoruyor insanı,
Ben, artık hayat denilen yolda yürürken elimden tutan biri olsun istiyorum.
Ben artık "mutlu olmak" istiyorum.
Ya ben çok şey mi istiyorum?

03 Nisan 2015

Depresyona girdim, dönücem

Burada olmayı, havadan sudan uzun uzun yazmayı öyle çok özledim ki... Geçen yılın son dönemlerinde aşk hayatımda yaşadığım hüsranın üzerine yıl sonu iş yoğunlukları yüzünden bir de sağlığım boka sardı iyi mi? Yorgunluk ve aşırı stresten boyun fıtığı çıktı, hem de 3 tane nurtopu gibi! Beni Instagram'dan takip edenler çok detaylı olmasa da bilir. İş değiştirdim geçen ay, daha doğrusu bitmek bilmeyen mobing yüzünden onca emek ve yıllarımı verdiğim işimi değiştirmek zorunda kaldım. Olay öyle bir duruma gelmişti ki ya işimi değiştirecektim ya da ruh ve sinir hastalıklarına sevkimi isteyecektim, abartmıyorum. Ben ilkini tercih ettim tabii. Ama şu var; işten ayrılmak her ne kadar kendi isteğim olsa da uzun yıllar bir yerde çalıştıktan sonra başka bir yerde başlamak gerçekten zormuş. Hele ki yaşın otuzsa. Diyeceğim o ki adaptasyon sürecim baya sancılı geçiyor. İş ortamına alış, süreci öğren falan bunların dışında bir de işe gidip gelme sorunsalı var, insanı yaşlandıran cinsten. İşten 18:30'da çıkıyorum, servis süresi ve sonrasındaki aktarmayla birlikte eve gitmem akşam 21:00'i buluyor. Üstelik yaşadığım şehir Bursa ha, İstanbul falan değil yani. Eve gidiyorum hemen alelacele bir şeyler atıştırıp 2 hafta sonraki sınavlarım için derslerimin başına oturuyorum. Gözlerim "artık uyumalısın Selo" uyarısını verene kadar  ve kafam aldığınca çalışıp yatağa fırlatıyorum kendimi. Ben bu koşuşturmacada duş alacak zamanı bile zor bulurken -korkarım ki yakında kokacağım- bloga gelip yazı yazmak falan hak getire yani. Oysaki biliyorum, yazsam iyi gelecek, yazsam rahatlayacağım ama bu durumda ne mümkün! Bu aralar fazlasıyla yorgunum. Az uyuyorum, dinlenemiyorum, kendime zaman ayıramıyorum. Bıraksanız günlerce yataktan çıkmazcasına uyuyasım var, ve sürekli tatlı, şeker, çikolata yiyesim. Saçlarım fix depresyon topuzu, yüzümde sırf insanlar beni hasta zannetmesin -tabiri caizse korkmasın- diye azıcık bi makyaj. Psikolojimin üzerine fil sürüsü oturmuş gibi hissediyorum. Oysaki bahar ayındayız, umut mevsimi falan ya hani. Bana daha bi tanecik cemre bile düşmedi... Anlıyacağın sayın okuyucu; Ben, çok mutsuzum. Depresyona girdim, dönücem. (Umarım.) E sizden naber? Özlediniz mi lan beni? :)

01 Aralık 2014

İncir Reçeli 2


İlk filmi vizyondayken beklenen ilgiyi göremeyip daha sonra popüler olan ve tekrar vizyona girip bu kez gişe rekorları kıran İncir Reçeli'nin 2. filmine gittim geçtiğimiz haftalarda. Ben de birçoğunuz gibi ilk filmi sinemada değil DVD'de izleyenlerdenim. İncir Reçeli 1'de hönkürerek ağlayan ben 2. filmde de aynı performansı gösterdiğimi içtenlikle söyleyebilirim. Devam filmlerinde genellikle ilk filmin tadını alamayan biri olarak İncir Reçeli 2'nin fragmanını gördüğümde nasıl yani? E bu film bitmemiş miydi? Esas kız Duygu öldü, herif de vicdan azabıyla baş başa kaldı, bu filmin 2'si ne alaka? falan dedim kendi kendime. Ama bir arkadaşımın ne olur gidelim demesiyle kendimi sinema salonunda buldum ve izledikten sonra söylediklerimi yuttum bildiğiniz.

30 Kasım 2014

Kendi söküğünü dikmeye niyetlenen terzi

Tarihte bugün, annem evde kaldığımı düşündüğünü alenen itiraf etti. Annemin benim artık evlenip yuva kurmam konusunda umutsuz vaka olduğumu düşünmesi miydi bana koyan, yoksa aslında bunu birkaç zamandır benim de kendime bile çaktırmadan düşünüyor olmam mı? bilemedim. İkisi de sanırsam.

Biliyorsunuz otuz oldum geçtiğimiz Ağustos. İnsan hissettiği yaştadır derdim ya hep, otuz olunca nasılsa hissettiğim eksi beş, altı yaş olduğundan bir değişiklik olmaz sanmıştım psikolojimde. Ama bildiğiniz 30 yaş sendromuna girdim lan ben. Yeni yaşımın ilk günlerinde, biten kremlerimin yerine yenilerini almaya gittiğimde age kremleri araştırmaya başladığımı mı anlatayım? Sizin age grubuna geçmek için daha dört, beş yılınız var, yirmi beşlerde kullanılmıyor o kremler diyen samimi satış danışmanına içimden "siktir ordan pis yalaka!" diye sövmüşlüğümü mü? Arkadaşlık sitelerindeki aradığım kişinin yaş aralığını minimum otuz üçlere, otuz dörtlere çektiğimi mi anlatayım? Çevremde hamile olan arkadaşlarımdan edindiğim bilgilerle her geçen yılda hamilelik ve çocuk sahibi olmak konusunda riskimin arttığını öğrenince bir "eyvah! ya olur da birini bulup evlenirsem de çocuk sahibi olamazsam" korkumu mu? Yüzümde gözümde gözle görülür bir kırışma, bir çilleşme, lekelenme falan olmadı Allah'ıma bin şükür. Küçükken hep sanırdım ki yirmi dokuzumun son gecesi genç ve güzel olarak yatacağım, ertesi gün bir uyanacağım her yerim buruş, kırış, lekeler basmış bebek yüzümü, memelerim sarkmış, vücudum kımıl kımıl sallanıyor. Öyle olmuyormuş tabii ama yüzüne gözüne basmayan o kırışıklıklar otuz olunca psikolojine basabiliyormuş sayın okuyucu.

30 Ekim 2014

İtalya'ya doğru adım adım

Hayat telaşesinden çok uzun zamandır kendim için bir şey yapmadığımı fark ettiğimde karar verdim bu yıllık iznimde İtalya hayalimi gerçekleştirmeye. Yıllık izinlerini "hadi sen de bir sonraki hafta çık" denildiğinde kullanan biri olarak hiçbir zaman önceden planlayamıyordum. Hâl böyle olunca da ne bir arkadaşımla yıllık izinlerimizi denk getirip tatil planı yapabiliyordum, ne gönlüme göre bir otel bulabiliyordum, ne erken rezervasyondan yararlanabiliyordum. Hep para etmeyecek otellerde, gereksiz pahalı fiyatlara, tabiri caizse kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın tatiller yaptım.

26 Eylül 2014

Herkes boyuna göre sevgili bulsun lütfen!

Neden evlenemiyorsun? Sorusuna verdiğim birkaç yüz cevaptan en popüler olanlar arasında: "Boy sorunsalı"

Önemli olan boyu değil işlevi deyip kıkırdayanları duyar gibi oldum ama kastettiğim şeyin tam olarak işlev olduğunu zaten yazının devamında bulacaksınız.

Geçtiğimiz yıllarda bir Cumartesi gecesi Yeni Türkü konserine gittik. Mekan o kadar kalabalıktı ki konseri, sahneyi görmenin mümkün olmadığı, sesin bile zorlukla duyulabildiği merdivenlerin karşısında, kapı ağzında izledik. Bulunduğumuz konum itibariyle konser boyunca bir yandan şarkılara eşlik ederken bir yandan da terasa sigara içmeye çıkan çiftleri görsel uyum olarak değerlendirme şansı buldum. O gece üzülerek tecrübe ettim ki götten bacaklı, koca götlü ya da bit kadar kızlar hep selvi boylu, yakışıklı, daş gibi delikanlıları kapmış. Peki bu durumda boyu ben gibi standardın üzerinde olan ve hayırlı kısmetlerini bekleyen genç kızlar ne yapacaktı? Kendinden kısa, ya da aynı boyda olduğu erkeklere evet diyip hayatlarının geri kalan kısmında stilettolara, platformlara, bilimum topuklu ayakkabılara veda mı edecekti? Ya da halihazırda dolabında bulunan topukluları ben artık bunları giyemeyeceğim deyip eşe dosta mı dağatacaktı? Boyu boyuna, huyu huyuna deyiminde daha ilk kriteri yerine getirememişken huyunu suyunu nasıl deneyecekti falan. Yoo hayır, bu kabul edilebilir şey değildi.

O konser gecesinden sonra bu konu tik oldu bende. Yolda yürürken, gittiğim ortamlarda çiftleri gözlemlemeye devam ettim. Fark ettim ki yüzüne bakılacak tipte, boylu poslu delikanlılar marketlerin manav reyonundaki kan kırmızı domatesler gibi seçilmiş, bize kalmış mı orası burası göçüp, ezilenler ya da dışı kırmızı olup içi sapsarı çıkanlar! Dedim bu iş böyle olmayacak kızım Selo! Madem benim boyuma göre adam kontenjanı yok, madem 7 küsür milyarlık dünyada nikahı basıp üreyecek bir adam bulamıyorum, ben de kapılmış olanları boşa çıkararak kendime ve benim gibi bu konudan çeken arkadaşlarıma kısmet yaratırım, nihahaha yaşasın kötülük! Başladım bu fikrin propagandasını yapmaya. Sağda solda sevgilisiyle sorun yaşayan ya da ayrılan kız arkadaşlarımı; "ya bebeğim zaten hiç yakışmıyordunuz, sen çıtı pıtı kızsın, o herif neydi öyle ayı gibi! dana gibi!! deve gibi!!! Boş versene ya bu güzellikle sen elini sallasan ellisi!" şeklinde sözüm ona teselli etmekten geri kalmadım. Aşk acısı çeken hemcinslerim gazı daha ilk dakikada alarak "ayy di mi ya, bana erkek mi yok!" şeklindeki tepkileri başta bu plan işe yarar mı ki? endişelerimi yeni bulunan sevgilinin ayrıldığı sevgiliden biraz daha kısa boylu olmasıyla boşa çıkarmış oldu ve anladık ki bu haince ve bencilce plan işe yaradı. Ancak biliyorduk ki yuva yıkanın yuvası olmazdı ve kötülük eninde sonunda cezasını bulurdu, e bu dünyanın bir de tersi vardı falan.Vicdanımızın sesini dinledik ve uzun boylu erkeklerle kısa boylu kızları dolaylı yoldan ayırma propagandamızdan istifa ettik.

Tekrar düştük boyu kendimizden minimum 5 cm uzun sevgili aday adaylarını aramak derdine. İletişimde sınır tanımayan insanoğlu her internet sitesini, telefonundaki her uygulamayı birileriyle tanışmak için kullanır olunca ben de bundan kusur kalmayayım dedim. Tango'da konumunu paylaş seçeneğini açınca her gün birileri selam veriyor, ekliyor, göz kırpıyor falan başlıyoruz sohbete. Asıl dikkatimi çeken konuysa tanışma aşamasında sorulan sorular. Dün artık ard arda aynı soruları cevaplamaktan o kadar bunaldım ki bu uygulamada birileriyle tanışırken "Sorulması Gereken Sorular" diye bir liste var da ben mi bilmiyorum lan? falan dedim kendi kendime. Sorular hep aynı; Nerdensin? Yaş kaç? Boy kaç? Hönk! Boy mu? Boy ne alaka lan? Başlarda refleks olarak direk cevap verdiysem de bu olay devam ettikçe bu soruyu soranlara bunun sebebini sorar oldum. Vah ki ne vah! Selvi boylu adamlar bıkmış mı pigme gibi hatunlardan! Dünkü olaysa tam bir komedi. Delikanlı diyor ki "sen kesin benden uzunsundur". Bu cümleye tepki olarak "Allah Allah o da nerden çıktı" diyorsam da içimden "Muhtemelen" diyorum, çünkü ben de bıkmışım Çocuklar Duymasın dizisindeki Hüseyin gibi adamları bir Cenk Akyol gibi gösteren fotoğraflardan ve iş tanışmaya gelince hayal kırıklığının dibine vurmaktan. Niye böyle dedin ki sen, hayırdır? dediğimde, "Uzunum, uzunum" demedin ya kesin uzunsundur diyor ve ekliyor; "Çünkü ne zaman ben uzunum diyen bir kızla tanışsam yani evet kız aslında uzun ama ayağına giydiği minimum 12 cm'lik platformlarla" diyor ve beni alıyor sesli gülmeler.

Düşünsenize herif 1.90 kız 1,60, kızı öpmek için çömelmesi gerek ( Ayaktan dize kadar olan kısım ortalama 30cm olarak alınmıştır) ahahaha :). Ya da düşünsenize sevişiyor olsalar, aynı anda vücutlarının iki noktasını denk getirmeleri Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi kadar imkansız. Laf lafı açıyor, yaşadığım bir tanışma hikayem geldi aklıma. Bir gün bir arkadaşım aracılığıyla bir herifle buluştuk, benden önce gitmiş oturmuş Cafe'ye. Girdim merhaba dedim böyle ne oturuyor, ne kalkıyor gibi eğreti bir halde elini uzatıp tokalaştı benle. İçimden "ayy ne kadar kaba herif, bir de okumuş avukat olmuş, daha bir bayanla tokalaşmak için ayağa kalkamıyor" demiştim ki meğer herif tamamen ayaktaymış hatta o kadar ayaktaymış ki masanın metal ayaklarının üzerine çıkmış benle bir boyda olabilmek için! Evlensek düğün fotoğraflarında da taburenin üzerine çıkacak herhalde. Şaka gibiyim yeminle! Ben herifin gerçek boyunu 1 saat bile sürdüremediğim görüşmemizin finalinde yanımda yürümek suretiyle "seni BMV'mle eve bırakabilirim" küstahlık cümlesini kurarken görmüştüm ve senin bu boyla hem direksiyona, hem pedallara boyun yetiyor mu? Yolu görmeden arabayı sürebilmek büyük yetenek doğrusu! şeklinde lafımı yapıştırmaktan da geri kalmamıştım. Ben, Selo kişisi bu ve buna benzer yüzlerce örneği bizzat kendim tecrübe etmişken senin hâlâ kendinden 40 cm uzun sevgiliyle ne işin var sayın hemcinsim? Yarından tezi yok ayrılıyorsun o uzun boylu çocuktan, gelir yolarım, bacaklarını cart diye ayırırım, salon kadını çizgisinden çıkartmayın lan insanı!

Şakalar komiklikler bir yana da vakti zamanında herkes boyuna göre sevgili yapsın dediğimde günlerce sevgilisinin boyu kendi boyunun iki katından 15 cm az olan kız arkadaşlarımın çemkirmelerine maruz kalmıştım. Oysaki önerdiğim şey birbirine görsel olarak daha çok yakışan çiftler ve boy sorunu yüzünden eşleşemeyip açıkta kalan ben gibi mağdurlarımız için çare niteliğinde bir öneriydi, hepsi bu. Varmış değil mi Selo kişisinin bir bildiği. Rabbena hep bana olmuyor sevgili din kardeşlerim, bencilliği bırakıp azıcık hayallerinin erkeğini bulamayan uzun boylu genç kızları da düşünmek lazım :)

15 Eylül 2014

İyi haftalar


Hemen biten hafta sonu ve hiç bitmeyen Pazartesi yapmışlar.
Hiçte iyi yapmamışlar.
Akşam olsa da eve gitsek lan.
Neyse ben gidip 38. kahvemi alayım, belki ayılırım.

03 Eylül 2014

Bi arkadaşa bakıp çıkıcam

Middle of week'ten herkese merhaba sizi gidi Şemsi Paşa Pasajı'nda şişesi büzüşecesiler!
  • Günlerdir bloga ne zaman girsem izleyicilerim bir 941, bir 942. Neler oluyor lan burda? Yani kim geliyor, kim gidiyor bir çıksın ortaya da derdini deyiversin. Kimin tavuğuna kışt demişiz bilelim di mi! 
  • Blog temamdan feci derecede sıkıldım. Sebebi de "Ziyaretçi Defteri" özelliğini "Talep ve Şikayetler" şeklinde algılayıp hemen hemen her gün ben de blog açmak istiyorum ve senin temandan istiyorum diyen yeni blogger aday/lar/ı. Temam ücretsiz bir tema ve Google da "Girl's Life Blogger Template" diye aratıp bulabilirsiniz. Zahmet olmazsa azıcık araştırın, kurcalayın, deneyin, yapın. Benim temamı kimse değiştirmedi yani, kaldırdım koca kıçımı kendim değiştirdim. Anlatabiliyor muyum?
  • Babamın durumu kalbindeki ve beyinciğindeki rahatsızlık halen riskini korumakla birlikte iyiye gidiyor. Felç gelen bacakları fizik tedaviye cevap verdi ve ufak ufak yürümeye bile başladı. 
  • Bu aralar başım hormonlarımla dertte. Rahmim hamile kalmak istiyormuş. Kendi kendine kararlar vermeye başladı, çocuğa da kendisi bakacak herhalde!
  • İletişim hizmetleriyle bir türlü yıldızı barışmayan ben şimdi de akıllı telefonların CIA, Kim Arıyor gibi sikimsonik rehber paylaşım uygulamalarıyla ve operatörümle uğraşıyorum. 118'li rehberlerde onayım olmadığı halde paylaşılan numaram için operatörüme tazminat davası açmayı düşünüyorum, zira son bir aydır ciddi derecede rahatsız ediliyorum.
  • Dün akşam hayatımda ilk kez kapıda kalıp çilingir çağırdım. 30 saniyede 30 TL nasıl kazanılıyormuş yutkunarak tecrübe etmiş oldum.
  • İtalya için vize işlemlerine an itibariyle başlamış bulunuyorum, an önce internet şubesinden 500 Eur yaptım. Hayatımda ilk defa Eurom oldu len. Bekle beni Floransa, Venedik, Roma, Milano!
  • Bu günlerde Sezen Aksu'nun Hediye şarkısı dilime dolandı, neden acaba :)
  • Facebook kişisel hesabımı yazdığımı, çizdiğimi yemeden içmeden anneme şikayet ederek yetiştiren bir ya da birkaç orospu çocuğu eş-dost!!! sebebiyle 2 hafta önce dondurdum. Kafam o kadar rahat ki ya ben bunu niye daha önce akıl etmemişim? Benle uğraşamadığınız için şu an ne yapıyorsunuz acaba? Sinirden tırnaklarınızı yiyip geberin pislikler!
  • Youtube kanalım için çektiğim 7 videom telefonumun Youtube hesabımla senkronizasyonunda yaşanan sorunlar nedeniyle yüklenmeyi bekliyor. Bu aralar irili ufaklı bir çok alışveriş yaptım. Çok güzel şeyler aldım. Hepsinin vlogu Youtube'daki sorun ortadan kalkınca yayında olacak. İlk fırsatta koca kafam ve cırtlak sesimle karşınızda olacağım.
  • Ha bir de bugün itibariye 1 aydır 30 yaşındayım. Ben boşu boşuna sendroma girmişim, meğer 30 yaş, sen ne güzel şeymişsin be!
Sizin oralarda havalar nasıl? Artık hiç yorum da yapmıyorsunuz, gözümden kaçmıyor, yolarım :)

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top