22 Kasım 2012

Lan o değil de

çirkin miyim lan ben?
yok lan değilim. öyle olsaydı şansım güzel olurdu! :)
Yaaa aslında ben çok güzelim de 
kesin erkekler “Bu kız bana bakmaz.” diye yanıma gelmiyorlar. Yoksa ohoo elimi sallasam ellisi yani.
Oyoyoy kıyamam ben size
Gelin gelin deneyin siz bi şansınızı. Belki bakarım lan :)






19 Kasım 2012

Ulan tam aradığım aşkı buldum,

"Nihayet gönlüme göre doğru düzgün birini buldum,
Bu sefer oldu lan, evlenirim ben bununla" deyip mutlu oluyorken
Son anda bi bokluk çıkıp olmayınca;
Kendimi bir şey indirirken %99'a kadar gelip error vermiş dosya gibi hissediyorum.


Yarın erken kalkacağım yetmiyormuş gibi bi de

şu an sevgilisinin koynuna yaslanmış, beraber uyuyanlar var.
 Vay orospu çocukları!

17 Kasım 2012

Bazenler Çoğalıyor Bazen

Bazen, keşke tanımasaydım dediğim insanlar tanıyorum, bazen, iyi ki tanımışım, iyi ki varsın dediğim. Bazen, gezmekten, eğlenmekten, gülmekten, kahkaha atmaktan yoruluyorum. Bazen, çok çalışmaktan. Bazen, insanlar mutlu ediyor beni, bazen, canımı sıkıyor. Bazen, dünyadaki en şanslı kişinin kendim olduğumu düşünüyorum. Bazen, tam tersini. Bazen, kendimi mutluluktan uçma mecazını gerçeğe dönüştürecek gibi hissediyorum. Bazen, mutsuzluğun dibinde. Bazen, "yaşamak ne güzel lan" diyorum. Bazen, yaşamak eziyet gibi geliyor, bir dakika daha yaşamaya tahammülüm kalmıyor. Bazen, sırf yeni bir başlangıç diye Pazartesi'yi bile seviyorum. Bazen, tüm günler Pazartesi'den beter. Bazen, kahkahalarla gülüyor, bazen, hıçkırıklarla ağlıyorum. Bazen, evlenmek istiyorum, deli gibi sevişmek ve bir adamın koynunda uyumak. Bazen, evlenmek dünyadaki en gereksiz şeyden bile daha gereksiz, sevişmekse zaten birkaç dakikadan ibaret. Bazen, çatır çatır çocuk doğurmak, anne olmak istiyorum. Bazen, götüm yemiyor o sorumluluğu almaya. Bazen, sabrıma kendim bile şaşırıyorum. Bazen, zerresini bulamıyorum kendimde. Bazen, açıp sayfalar dolusu yazasım geliyor. Bazen, internet kotamı piç ediyor günlerce bilgisayarı bile açmıyorum, bırakın ki bir şeyler yazmayı. Bazen, Pinto'ya pis bir kuş olduğu için kızıp küfrediyorum. Bazen, evin her tarafına sıçsa da aldırış etmiyorum ve kafesinin yanına oturup ondan özür diliyorum kalbini kırdığım için. Bazen, vereyim lan bu kuşu birine, bana göre değil tüyle bokla uğraşmak yemişim hayvan sevgisini diyorum. Bazen, yalnızlığımı paylaştığım tek şeyin o olduğunun farkına varıyor iyi ki varsın lan Pinto diyorum. Bazen, her şeyimi anlatasım, ağlayasım, zırlayasım, hafifleyesim geliyor. Bazen, tek kelime etmemek, hep sessiz kalmak istiyorum. Bazen, her şeyin üstesinden gelmiş güçlü bir kadınken ben, bazen, hala büyümemiş bir kız çocuğuyum. Bazen, aşık olmak istiyorum, kendimi ummanlara bırakıvermek. Bazen, aşkın ateşle oynamak gibi olduğunu düşünüp vazgeçiyorum. Bazen, yalnız yaşamak dünyanın en huzur verici şeyi gibi geliyor, bazen, huzursuzluğumun tek sebebiymiş gibi. Bazen, birilerinden hoşlanıyorum onlar benden hoşlanmıyor, bazen, birileri benden hoşlanıyor ben onlardan hoşlanmıyorum. Bazen, hayata çok pis küfredesim, her şeyin amına koyasım geliyor çüküm olmadığı halde. Bazen, hayat çok güzel lan deyip her şeye gülüp geçiyorum, ettiğim küfrün mantıksızlığına bile. Bazen, R&B dinliyorum, bazen, arabesk. Bazen, Sülümanı izliyorum, bazen, Dexter'i. Bazen, rakı içiyorum, bazen, limonlu çay. Bazen, çiğköfte yiyiyorum, bazen, Fajita. Bazen hayatımın geri kalan kısmı için hiç umudum yok, bazen, umudum her şeyden çok. Bazen, annemi çok özlüyorum. Bazen, bana yaşattığı her şey için kızıyorum ona. Bazen, her şeyi sorguluyorum niye ben? niye ben? diye. Bazen, her şeyi sorgulamaktan vazgeçip sadece yaşamaya bakıyorum.  Bazen, şükrediyorum, bazen, isyan. Bazen, uyumak istiyorum hiç uyanmamak, bazen, hiç uyumamak dolu dolu yaşamak istiyorum o anları. Bazen Zafer'i özlüyorum, bazen, daha çok. Bazen de onu tanıdığım güne lanet ediyorum.Bazen sözler veriyorum kendime tutamayacağımı bildiğim, bazen, tutuyorum oysaki. Bazen, düz seviyorum saçlarımı. Bazen, dalgalı. Bazen, her şey çok kolay, bazen, her şey çok zor. Bazen, kabız oluyorum, bazen, ishal. Bazen güzelim, bazen, çirkin. Bazen, dünyada en çok sevdiğim kişi kendimken, bazen, en çok kızdığım kişi yine kendimim. Bazen, yalnızlıktan korkuyorum, bazen,, kalabalıklardan. Bazen, yaşamak istiyorum blog, bugüne kadar yaşamadan geçen ömrüme inat, dolu dolu yaşamak gönlümce. Bazen, bazen ölmek istiyorum. Tam da şu an olduğu gibi...

16 Kasım 2012

Duygularım tıpkı telefon kulaklığının kabloları gibi.

Kabak tadı veren bir Zafer meselesi ve aralarda tanımaya çalıştığım adını bile hatırlamadığım birkaç adamdan sonra yeni biriyle tanıştım. Boşandım boşanalı tanıştığım evlenme niyeti olan ilk adam bu, kısmet olursa son olur.

Geçen hafta internette tanıştık. Birkaç yazışmadan sonra telefonlaşmaya başladık. Cuma gecesi hattın her 1 saat 10 dakikada kesilmesine hiç aldırış etmeden 6 posta yaptık o telefon görüşmelerinden. Öyle ki sabah ezanları okunuyordu biz hala telefondaydık. Birçok karı kocanın rahatça konuşamadığı konuları konuştuk, evlilikten beklentilerimizden bahsettik, hayallerimizi, kendimizi anlattık. Hani bazı insanları yeni tanımamıza rağmen yıllardır tanıyormuş gibi hissederiz ya işte bu adamda bunu çok hissettim ben. İçimden geldiği gibi konuştum, güldüm, kikirdedim. Kendim gibi davranmayı seviyorum ya ben, bunu kısıtlamayan, hatta doğal olduğum için benden daha çok hoşlanan adamları daha bir çok seviyorum. Bu adam da öyle. Kendi de rahat, kendi de doğal. 

33 yaşında, İzmirli. Benim gibi boşanmış. Zaman zaman lafı geçtiğinde insanlara hiç evlenmemiş bekar adamla olmaz dediğimde benim geçmişimi sorun ettiğimi düşünüyorlardı, halbuki alakası yok. Bekar heriflerle denedik, olmuyor. Ne kadar itiklersen itikle bir süre sonra ya kendisi sorun ediyor bu boşanmış olma durumunu ya da ailesi. Hadi birilerinin bunu sorun etmesini de geçtim kadınlar erkeklere göre daha çabuk olgunlaşıp sorumluluk sahibi oluyorlar ya e ben de genç yaşta bir evlilik geçirmiş evliliğine ne olduğunu, sorumluluklarını bilen biriyim. O yüzden "adam olamamışını adam etmeye uğraşamam, kısmetimde varsa olmuşunu bulurum" derdim hep. Bu adam fazlasıyla adam olmuş gibi görünüyor, umarım yanılmam. 

Sorduğu sorular, verdiği cevaplar, kurduğu cümleler bile yetti ondan etkilenmeme. Şu günübirlikçi erkek müsvettelerinden sonra evlilik hayali bir adam bulmak cidden mucize gibi.

Alsancak'ın, bana almak istediği köpeğin, çok seviyorum diye yediği midyenin, ne yaptığının ne ettiğinin an an fotoğrafını gönderen bir adam bu. Birkaç saat önce navigasyona girebilsin diye mail atıp açık adresimi verdim. İki gündür kurstan çıkıyorum gece yarılarına kadar evi temizliyorum. Bu akşam sürücü kursunda deneme sınavı vardı, ders erken bitti koştura koştura kuaföre gidip saçımı başımı toparlattırdım, kaşımı, bıyığımı aldırdım. Bende bir heves bir heyecan sormayın gitsin.

Ama dün ve bugün beni hiç aramadı, ben aradığımda da sesinde bir soğukluk, bir tuhaflık var gibi. Haftasonu Bursa'ya gelecek ya yoğunluktan ve yorgunluktandır diye düşünüyorum.

Ben tam bu satırları yazarken ondan gelen mesaj:

"Hafta sonunu iptal edelim, gerek yok. Uyumlu değiliz gibi zaten".....

14 Kasım 2012

Vichy Idealia Krem Deneyimim

Bumerang.net 'den aldığım ilk teklifimi şu postta başarılı bir şekilde yayınlamıştım. Aldığı teklifle ilgili yazımı sosyal medyada #idealiabenimkremim hashtag'iyle en çok paylaşan ve en çok tıklanan üyelerden biri ben oldum ve Vichy Idealia kazandım.

Kremim geçtiğimiz günlerde kargoyla geldi. Bumerang kremle birlikte bir de Bumerang network rozeti göndermiş. Bumerang sayesinde hem para kazandım, hem de bu şahane kremi.
Teşekkürler Bumerang!

Siz de Bumerang ayrıcalıklarından yararlanmak ve kazanmak istiyorsanız;
T1FF0370 Promosyon Kodu ile Bumerang'a buradan üye olabilirsiniz.
Benden söylemesi!

Gelelim Vichy Idealia Krem deneyimime

Zoretanin tedavisi görmüş biriyim ve aşırı hassas bir cilde sahibim. Cildim hem kuru hem de yağlı kremlere karşı alerjim var. Bu yüzden yaklaşık 2 yıldır doktorumun ve dermokozmetik uzmanı arkadaşımın önerdiği krem ve ürünler dışında hiçbir ürünü yüzüme sürmüyorum. Cilt tedavisi gördükten sonra aldığım kozmetik ürünlerinde en çok dikkat ettiğim konu ürünün Paraben içerip içermediği. Bu yüzden aylarca krem araştırdığımı ve Danimarka'dan krem getirttiğimizi bilirim. Idealia bu noktada güvenle kullanılabilir çünkü Paraben içermiyor. Vichy Idealia krem hediye gelince arkadaşıma danıştım, deneyebileceğimi söyledi. Yaklaşık bir haftadır temizlediğim cildime sabahları ve gece yatmadan önce uyguluyorum. Ürün ambalajında bahsedildiği gibi cilt tonu farklılıklarını gerçekten dengeliyor. Özellikle fondöten kullanmayı sevmeyen biri olarak Idealia krem tam bana göre. Çünkü sonrasında fondöten sürmeye gerek kalmıyor. Üstelik ciltte yağlı, yapışkan his bırakmıyor hem de kokusu çok güzel. Nemli, esnek ve ışıl ışıl bir cilt için siz de Vichy Idealia'yı bence bi deneyin.

Burda Biri Var!

Bloggerı, sayın okuyucusunu, yorumları ve uzun uzun yazmayı pek bi özleyen Supercellmadan Selamlar Blog

Bu hafta sonuna kadar yetiştirmem gereken raporlar yüzünden  hâlâ çok yoğunum. Deli gibi mesai yapmam gerekirken sabahları fizik tedaviye gidip sonra işe geldiğim için nerden baksan üç saat kaybım oluyor, bu da işlerin bir türlü bitmemesine sebep. E akşamları da iş çıkışı Denizin Yıldızı'yla başladığımız sürücü kursuna gidiyoruz. Gerçi sürücü kursunda teorik dersler bu hafta bitiyor, sonrası direksiyon dersleri. Kurs ne ara başladı ne ara bitti onu da anlamadım ya neyse. Kursla ilgili yazacak, anlatacak çok şey var aslında, ama ah bi vakit olsa! Anlıcağın sayın okuyucu gün yirmi dört ben yirmi beş yardırmaya devam. Piç gibi ortada kalan dış ticaret departmanı olarak bir buçuk ay geriden gelirken günü yakaladık. Hepimizin pestili çıktı o ayrı konu.

"Yaae ben Supercellmayım, her yere yetişirim evvelallah" diye kendi kendimi züğürt tesellisi ederken, kendimi iş girdabına öyle bi kaptırmışım ki, bi baktım haftasonu evi bildiğin bok götürüyor. Havalar da iyice soğudu, kışlıkların çıkma zamanı gelmiş geçiyor bile. Haftasonu niyeti bozup temizliğe girişmişken bir de yazlık-kışlık değiştirmece operasyonu yaptım. Titiz olmak başa bela anacım, çıkar yıka, ütüle, katla yerleştir. O içime sinecek temiz kokuyu yakalayana kadar debelenip durdum.

Sağlık konusuna gelirsek, boynum daha iyi, en azından robocop gibi dolaşmıyorum, hareketlerim normale döndü. Fekat birkaç zaman kendimi zorlayacak şeyler yapmayacakmışım, oldu yapmam! Fizik tedaviye daha iki hafta gideceğim. O seanslarda sıcak ortamda kedi gibi mayışıp sonrasında buz gibi havada işe gelmek bildiğin eziyet amk. Ama yapcak bir şey yok, biri sağlık, biri ekmek parası işte.

Pinto'nun kopan kuyruğunun yerine yenisi çıktı. Hem de pek güzel bir renk. Bu arada Pinto kendi kendine kafesinden çıkmayı, kafesine girmeyi öğrendi. Anlıcağın sayın okuyucu, kuyruk acısı her şeyi öğretiyor insana da hayvana da, eheh. Kafesin kapağını hafta içi geç geliyorum ben gelene kadar da  her yere sıçıyor diye açmadım uzun zamandır. Pazar akşamı salıverdim. Ben yatak odamda kolilerle, eşyalarla cebelleşirken Pinto da benim sırtımda, omzumda gezindi durdu. Sıçıklı aşkitomla ilk buluşmamızdı, vatana millete hayırlı ola. Bu arada Pinto'nun cinsiyetini biraz rötarlı da olsa tespit ettim: erkek. Adını "Feriha" olarak değiştirmek zorunda kalmadığım için çok teşekkürler Allahım.

Mim yazılarına cevap vermediğim, bloglarına yorum yapmadığım için tatlı-sert sitem eden blogır arkadaşlarım hepinize el insaf yani, kıçımı kaşımaya vaktim yok la ne mimi, ne postu? Günün fotosu etkinliğine de sırf yaşam belirtisi vermek adına katıldım, katılmasa mıydım ki?!

Bu hafta sonu hayatımı karekökünden değiştirecek şeyler olabilir. İpucu falan yok anacım. Bekleyin, görün, siz de amma hazırcı oldunuz hee. Eheheh. Gelişmelerlen 47.hafta içinde tekrar karşınızda olmayı diliyorum.

Bu akşam ilk yardım dersi vardı ama gidemiyorum, neyse ki Deniz not alıyor açığı kapatıyorum bir şekilde.
Enee pizzamız geldi! Hadi önce yiyek sonra mesaiye devam.
Hem ekmek parası hem de boğaz derdine düşen Selo kaçar.
Ahan da kaçtı.
Dıt dıt dıt dııııttttttttttttttt.... ! :)

P.S. Bu post için bi sürü görsel hazırlamıştım da hepsi evdeki pc'mde kalmış. Gece eklerim artıkın. Ühühü :(

07 Kasım 2012

"Zafer, “Zafer benimdir” diyebilenindi. Ben diyemedim.

Senden vazgeçişimin bilmem kaçıncı günü. Ben bu aşktan vazgeçtim senin haberin bile yok. Bil ki döndüğünde bıraktığın yerde seni öylece bekleyen, her şeye rağmen konu sen olunca yelkenlerini suya indiren bir ben bulamayacaksın. Ben çoktan tasımı tarağımı toplamış, göçmüş olacağım bu aşktan. "Hatıralar, yaşanmışlıklar, özlemler, sevgiler" diyorsun ya bunlar senin her şeyi içinde yaşaman ve benim bundan hep şikayet etmemle yitmeye başlamıştı bile. İçimde sana karşı yeşeren bu aşkı kaybetmeyeyim diye öyle uğraştım ki; sırf bu yüzden seni kaybettim.

Birlikte renklendirdiğimiz her şey sararıp solmalarda şimdi. Ve şimdi aşk labirentin her yolunu denemiş, yorulmuş ama peynire ulaşamamış farenin yorgunluğundan, hayal kırıklığından başka bir şey değil benim için.

Yorgunum, hissettirmediğin her duygun, söylemediğin her cümlen ve bana yaşatmadığın diğer yanın yüzünden.

Suçlusun, sevgimi, sevgini ve paylaştıkça büyüyen her güzel şeyi içine hapsettiğin için, becerememek, yapamamak, zaman ayıramamak mazeretinin arkasına sığındığın için. Suçlusun, sana en çok ihtiyaç duyduğum zamanlarda yanımda olmadığın, beni senle baş başa bıraktığın için. 

Suçluyum, seni, kendimi ve her şeyi bir kenara atacak kadar çok sevdiğim, haklı olduğumda bile özür dilemeyi, gurur yapmayıp adım atmayı, alttan almayı bildiğim ve bunları yaparak gözündeki değerimi yitire yitire hayatının neresine koyacağını bilemediğin biri olduğum için.

Bir yandan bir adamı hakkıyla sevmenin verdiği aptal bir mutluluk, aklım ve kalbimin aslında hiç bir zaman tam olarak hayatımda olmadığını bildiğim halde başkalarına kaymamış olmasının verdiği tarifsiz iç huzuru, diğer yandan hiçbir zaman "benim" deyip sımsıkı sarılamadığım, ve her seni seviyorum deyişimde benden yavaş yavaş uzaklaşan sen.

Bu terazide hangisi ağır gelmeli sence? Bende senin sevgin ağır basmıyor birkaç zamandır. Ve bu, her şeye ilaç zamanla düzelir, değişir bir şey mi onu da bilmiyorum.

İkimiz için kurduğum tüm hayalleri seninle birlikte gömeceğim. Hiçbir zaman haberinin olmayacağı bu mektup da senin için. Acıtıp giden diğerlerine yazılanlar gibi.

Bugün kendime armağan ettiğim şarkılar hep aynı şeyi söylüyor: Hoşçakal Zafer, hoşçakal "benim" diyemediğim. HoşçakalHoşçakal.


05 Kasım 2012

Hani bazen bağırırsın da sesini duyan olmaz ya...

Şarkısı

işte ben bugünlerde öyleyim blog.

Çok uzun zaman oldu benim çok pis yazasım geldi deyip klavyenin başına geçmeyeli. Sorunların geldi mi hepsi üstüste gelir diyorlar ya valla billa öyle. İş hayatımdaki sıkıntılı dönem beraberinde strese bağlı rahatsızlıklar da getirdi. Ne uykumdan bir şey anlıyorum, ne çalıştığımdan. Böyle hiç bir şeyden keyif alamayan, eğreti yaşayan biri oldum çıktım. Ayaklarım işe geri geri gider oldu artık-ki ben çalıştığım yeri çok severim. Patronumla, iş arkadaşlarımla aramızda iş ilişkisini aşan gönül bağı olduğuna inanırım hep. Sorunlar bir bir yüzünü göstermeye başlayınca ve artık onları çözecek, insanlarla uğraşacak gücüm kalmadığında "lanet olsun ya çalışan adama iş mi yok?" deyip gemileri yakıp gitmek kolay. Beş yıldır türlü zorluklara katlanıp tabiri caizse kıçımı yırtmış, dirsek çürütmüş ve bugünlere gelmişken yok efendim ben kolayı seçip pes edip gidemem.

Farkında olmadan ben gayret çıtamı öylesine yükseltmişim ki artık bıkkınlığımın, yorgunluğumun bile farkına başkaları vardırıyor. Bana kalsa ne fizik tedaviye gidicem, ne ilaç içicem. Öyle üç gün ağrır dördüncü gün geçer modundayım. Mükü sağolsun insan yerine koyuyor sürekli dürtüklüyor da rahatsızlığımı önemseyip tedavi olmamı sağlıyor. Bazı insanlar çok insan blog. Hani böyle çok içten. Bu kız da öyle. Küfür de etse samimi, sarılsa da, kızsa da, gülse de. Karnındaki bebeğe rağmen iş peşinde, kazandığı paranın hakkını verme derdinde. Çok azaldı böyleleri.

Mükü gibi insan gibi insanlar, insan yerine koyanlar varken "sen benle böyle konuşamazsın", "düzgün konuş benle" naraları atan, böyle bir ne oldum delisi olan, böyle bir ego tatmini derdinde, sözde görev adamıyım deyip verilen her göreve de illaki bir kulp takan, cin olmadan adam çarpmaya soyunanlar, benim gözümde beş para etmezler de yok değil. Şu bizim paranoyakmen mesela. Yani bu adam verilen işe, mevzuata, prosedürlere, gerekliliklere yorum yaptığı kadar iş yapsaydı ekip çalışması diye bir şey olurdu, bizim departmanda hayat bu kadar çekilmez olmazdı. Anlıcağın blog bizim müdür gitti ama sorunlar sıkıntılar bitmedi. Muhtarı belli değil bizim mahallenin, yani aslında belli de böyle birilerinin gözüne gözüne sokmak gerekiyor illaki. Yoksa birden fazla muhtar türüyor ve kıyametler de işte böyle kopuyor. Çünkü sorumluluk veren mantık yetki vermiyor. Düzen böyle sanırım ama sokarım böyle düzene. Hani supercellmalık da bir yere kadar. Taş değilim ben de, bildiğin etten kemikten insanım yani.

Bazen ne yaparsan yap olmuyor blog. Didiniyorsun, mücadele ediyorsun, susup yutuyor, sabrediyorsun, gayret ediyorsun ama birileri fısır fısır sinsi sinsi alttan alttan laf sokup sinirlerini bozuyor, sen ağzını açsan suç, açıklama yapsan kabahat, haşa haddini aşıp sesini yükseltirsen de "sen benle böyle konuşamazsın" oluyor. Hayır kimsin ki sen? Ya nedir bu insanlardaki title merakı blog? Hani hepimiz eşittik? Hani hepimiz aynı amaç için çabalıyorduk? Hani birilerinin görevi çalışan herkesin mutluluğuydu? Nerde kaldı ekip? Nerde kaldı iş bölümü? Nerde kaldı huzur? Kimseye güvenmiyorum artık.

Ben çok yoruldum blog. Dua et diyorlar da dua ederken hayırlı bir iş mi, mutluluk mu, kısmet mi, sağlık mı, huzur mu, para mı ne dileyeceğimi bilemez oldum artık. Zaten uzun zamandır ne dilesem de olmuyor. Yaradan beni sevmiyor artık sanırım. Sevmese de hakkı sadece başım sıkışınca dua eder olmuşum. Hayatımın hayalini gerçekleştirip şu kıç kadar dairede huzur denilen kavramı bokunu çıkara çıkara tadıyorken gerekirse tası tarağı toplayıp baba evine geri dönmeye, önüme koyulan bir lokma ekmeğe, bir tas çorbaya razı gelmeye bile varım. Ama bu iş stresinin beni daha beter etmesine izin vermeyeceğim. Yoksa bugün boyun ağrısı yarın bilmem ne sancısı bu böyle gider kimsenin de umuru olmaz. Yarın gidip genel müdürle konuşacağım. Yarın büyük gün. Altıncı yılıma birkaç hafta önce girdiğim maceram da ya yetkim de olacak sorumluluklarımın yanında, ya da ben olmayacağım. Belirsizlikler, her bi boktan en son haberdar olmalar bana göre değil. Kıyamet kopsa birilerinden duyacağız. Bu ne lan? Şaka maka belki ben yarın işsiz bir Supercellma olabilirim.

Hepinizi çok özledim. Ne gelip iki satır okuyabiliyorum, ne bir şeyler yazabiliyorum.
Arada bir ses verin de burada benimle olduğunuzu anlayayım bari e mi?
İyi ki varsınız lan. Siz olmasanız, içimi dökecek kimsem olmasaydı ne bok yerdim ben.

Vakit Laroxyl içip uyuma, boyut değiştirme, yani siktir olup gitme vaktidir.
Gidiyorum.
Gittim.

Söz sizde.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top