03 Aralık 2012

Ex koca, ex sevgili.


Bu sabah eve giderken, mahkemeden beri görmediğim eski kocamı gördüm. Ayrıldıktan sonra gece gündüz ettiğim dualar kabul olmuş olacak ki aynı mahallede yaşadığımız halde beş buçuk yıl hiç görmedim, taa ki bugüne kadar. Biz tanıştığımızda bizim mahalledeki taksi durağında taksileri vardı. Sonra taksiyi sattılar başka işlere girdiler falan. Şimdi de sanırım durağa şoför olarak girmiş. Neyse ne. Bugün güne hayatımın içine sıçan herifin meymenetsiz suratını görerek başladım. Anlıcağın çok içaçıcı bir başlangıç olmadı. Caddenin köşesini dönüp o dolmuşa bindiğim ana kadar -ki bu on beş saniyeye falan tekabül eder- evliliğim, boşanmam her şey  film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Bugün, değmeyecek birinin hayatımı nasıl mahvettiğini bir kez daha hatırladım, derin bir nefes aldım, güçlendim ve tekrar evlenmek düşüncesinden hızla uzaklaştım dolmuşun kapısını kapatırken.  

Sonra günün akışına kaptırdım kendimi ve bir gün daha bitti kendi telaşesinde. Eve geldim. Arada sırada şeytan dürtünce yaptığım bir şeyi yaptım, Facebook'ta eski sevgililerimi aramaya başladım. Daha ilk isimde mideme koca bir yumruk oturdu hönk diye. Geçen sene enteresan bir şekilde tanışıp çıkmaya başladığım ve yine enteresan bir şekilde soğuyup ayrıldığım Gökhan evlenmiş. Facebookta boy boy düğün fotoğrafları. Kız da güzelmiş lan. Off ne güzel damat olmuş yavrum ya! Kıskanmadım dersem kendimi kandırmış ve kuyruklu bir yalan söylemiş olurum. Töbe töbe ama Allah mesud etsin diyesim gelmedi hiç. Yok artık bi de gelseydi! Banane lan! İçim acıdı benim burda!

Pouff! nasıl dertlendim bak durup dururken. Bok vardı dimi kızım Selo? gecenin bu saatinde zıbarıp yatacağına kendine canını sıkacak bir şey buldun. Aptallığına doyma sen. Madem herifi aylar sonra bile takip edecektin ne diye ayrıldın? Yok madem soğudum istemiyorum dedin, ayrıldın ne bokuma hâlâ gözetliyorsun? Farkında mısın birbir evleniyor hepsi ve sen yapayalnızsın. A benim salak kızım! Ne mutlu sana, gününü gün et, tadını çıkar hayatın, dolu dolu yaşa, dinlen, eğlen, iç, sıç, sarhoş ol, canın istiyorsa yemek yap, istemiyorsa yumurta kır ye, ütülerini erteleyebildiğin kadar ertele, temizlik de yapma tozlar, pamucuklar havada uçuşsun, her yer dağınık olsun, aradığını bulama. Düşünsene akşam olup eve gittiğinde dırdır edip kafanı sikecek bir adam yok. Kimsenin osurmasını, uyurken horlamasını çekmek, lavaboya döktüğü kılları, ayakta işerken klozetin kapağına sıçrattığı sidik damlalarını temizlemek, kokan çoraplarını, kül tablasını kısacası arkasını toplamak zorunda değilsin. Lan manyak tadını çıkar bunun. Evlenicen de nolucak? ha nolucak? Boyun bir karış daha mı uzayacak? Sakın! Aman diyeyim! Hem zaten yeterince uzunsun. Boyun 1.76! Haydi şimdi rahatça uyuyabilirsin. Nasıl kıkırdayarak gülümsediğini gördüm. Aferin! İşte bu sensin! Hadi tatlı rüyalar!

02 Aralık 2012

Bi hafta sonunu daha piç ettim.

Cuma akşamı iş çıkışı uzun zamandır almak istediğim fotoğraf makinası için Gold Bilgisayar'a uğradım. İstediğim modelin metalik grisi yoktu. İstanbul merkezden istettik. Pazartesi gelecek. Sonra eve geldim duş yaptım tam kardeşime gidecektim ki fizik tedavi muayenesine gittiğim gün yıllar sonra karşılaştığım ve o gün bugündür adeta kene gibi yapışan sen de on ben diyeyim yirmi önceki erkek arkadaşım aradı. Arkadaş o kadar tersledim, o kadar sövdüm, o kadar istemiyorum dedim ama anlayan kim. Bi kulaktan girmiyor bile ötekinden çıksın. İlla bir görüşelim, kahve içelim dedi. Neymiş iki arkadaş gibi buluşacakmış. Bok yicez buluşupta! Gittik Kahve Dünyası'na kahve içtik. Herif hâlâ aşık. O bakışlar, o iç çekişler, o belli etmese de kurduğu kıskançlık cümleleri bariz belli ediyor her şeyi. Aslında iyi biri. Yakışıklı falan da. Ama ilişki adamı değil. Ciddi ilişki adamı hiç değil. Vakti zamanında dakka başı arayıp, zırt pırt mesaj atıp, sık boğaz ettiği için ayrılmıştık. Bana gelmez öyle liseli aşıklar gibi sms paketini piç edercesine yazışmak. Çıktığımız dönemde çok sevmiştim bu çocuğu. Ama yaşadığım evlilik beni ilişkiler konusunda biraz daha yukarı çekti sanırım, yok dayanamadım ve üç-dört ay falan çıktık sonra mortingen. Aradan geçen üç yılda acaba olgunlaşmış mıdır, değişmiş midir deyip gittim ama cık yine yanılmadım, yine yanılmadım. Beni kardeşime bıraktı gitti. Daha on dakika önce yeter deyip çığlık atan ben değilmişim gibi gece yatarken mesaj at demez mi, çıldırdım. Facebooktan engellemiştim Twitterdan takibe almış, ordan da engelledim. Yok, bu çocuk olmamış geri götürün bunu!

Yaşadığım bir saatlik stresi apartman kapısının dışında bırakmaya çalışıp derin nefes alıp girdim içeri. O gece kardeşimde kaldım. Gece annem kalıyor bebekle ilgilenmek için, ben de bonus oldum. Pek tabii bir boka yaramadım gece nöbetinde, arada bi gözümün tekini açıp, annee yine mi sıçtı? deyip vurup kafamı kaldığım yerden uykuya devam etmelerim hariç. Cumartesi günü kahvaltı edip vınn direksiyon dersine gittim Denizciğimle. Bende bir heyecan, bir panik sormayın. Sanki uzay gemisi kullanıcam anasını satim. Neyse o gün tam sağ, tam sol, debriyaj, fren, vites derken bir saatlik dersi iki kere istop ederek tamamladım. Ders sonrası kuzenlerle olan güne büyük ablaya gittim, oradan da bebek şekeri malzemesi almak için annemle çarşıda buluştuk. Sonra tabii ki yine bebeği görmek, sevmek, koklamak, mıncıklamak için istikamet Mollaarap! Kim sorarsa dün gece evime gelip şöyle gerine gerine uyuyacaktım -çünkü orada kalırken yer yatağında yatıyoruz bebekle aynı odada yattığımız için- ben o yorgunlukla bulduğum ilk müsait yerde yumulup kalmışım. Bi ara annemin hadi üzerini değiş de öyle devam et uykuna demesine uyandım, pijamalarımı giyip tekrar kütt.

Bugün tekrar direksiyon dersi vardı. İki gündür yolunu unuttuğum evime gelip duş yapıp gittim. Bugünkü derste trafiğe çıktım, geri geri gittim, bayır aşağı indim ve arabayı hiç istop ettirmedim. Yaşasın! Ne büyük başarı değil mi! Ben bugün daha bi güvendim kendime. Yapacam lan bu işi. Sanki ehliyet alıp araç kullananlar Aynştayn zekasına mı sahip. Hepsi senin benim gibi etten kemikten insanlar. Hem sorunu çözdüm. Debriyaja basarken topuğumu yere değdirdiğim için becerememişim dün. Bugün topuk havadaydı ve pedalla barıştım. Eheh!

Dersten sonra böyle bi dolaşasım birileriyle buluşasım geldi ama kimseyi bulamadım görüşecek. Olmadı mı kimse olmaz ya. Tek başıma Kent Meydanı'na girip biraz alışveriş yaptım. Şu kupayı aldım yılbaşı çekilişi için. Sonra mama yiyip eve çufçufladım. Eve geleli üç saatten fazla oldu. Göya evi temizleyip ütü yapacaktım. Nerdeee! Attım kendimi yatağa, aldım kucağıma bilgisayarımı uzattım ayaklarımı, hafif müzik çalıyor hem dinleniyorum, hem keyif yapıyorum. O havada uçuşan tozlar, ütü masasının üstünde bekleyen ütüler, asılmayı ve toplanıp katlanmayı bekleyen çamaşırlar bana ait değil sanki. Bazen her şeyi boşverip kendini şımartması gerek insanın. Tıpkı bu akşam benim yaptığım gibi.

İki posta çamaşır yıkayıp astım, dağınıklığı topladım ve saatler önce girerek ısıttığım yatağıma şimdi uyumak için giriyorum. İki gündür öğlen ders var diye, gece de bebeğin sık sık ağlaması nedeniyle doğru düzgün uyku uyuyamadım benim gözler başladı kanlanarak sinyal vermeye. Yarın haftanın en çok sevdiğim! günü. Enerjik olmam lazım. Yani bir an önce zıbarmam lazım. Ama bu wuuuu şeklinde korku filmlerini andıran lodos sesiyle nasıl uyunur bilmiyorum. Neyse sayın okuyucu hadi ben gidiyorum, siz kaynatın bol bol.

Muahh!!!


30 Kasım 2012

Al sana cevap







Olacağına bak sen...!


Neymiş efendim sevdiğin kadar sevilirmişsin




Koca memeli, bıyıklı, koca karılar sorunsalı

Mahallenin en götü boklu, en sümüklü kızları bile evlenip çoluk çocuğa karıştı ya ben ne etsem, başım alıp nerelere gitsem, kendimi hangi köprüden atsam bilemiyorum. Artık annemlere gittiğimde selam vereceğim, ayaküstü kikirdeşeceğim bir yaşıtım yok mahallede. Tabii canım herkes evlensin, yuvasını kursun, kimseyi kıskandığımız falan yok. Konumuz bu değil. Konu, hani şu her mahallede camda, kapıda, balkonda her fırsatta dedikodu yapan koca memeli, bıyıklı koca karılar var ya onların saçma sapan sorularına maruz kalıp, hedefi haline gelmek.

Benim evlenmemem, yalnız yaşamam dert olmuş lan kadınlara "evlenmiyon mu kız daha, düğün yap da oynayalım, kurtlarımızı dökelim" deyip hayatımdaki gelişmelerle yakından ilgileniyormuş gibi yapıp kendilerince şirin birer hanım teyze olmaya çalışıyorlar. Lan ben evlensem ne evlenmesem ne, yaşın olmuş yetmiş, -Allah'ın işine karışmak olmaz ama görünen köy de kılavuz istemez- işin bitmiş. Ne işin var senin benim kınamda, düğünümde, bir de kurtları dökmekten bahsediyorsun. Pistte ölücen haberin yok. Geçenlerde anneme gittim ve yine bu siktimin sorusuyla karşı karşıya kaldım. Bu teyzeye "ben henüz evlenmeyi düşünmüyorum, düşünürsem de seni düğünüme çağırmayı düşünmüyorum, tut ki insafa geldim çağırdım bence sen benim düğünümde oynamayı düşüneceğine biraz Allah'a yönel, zira senin vaden dolmuş, bugün yarın gidersin, görünen o ki toprağa yakınsın" demeyi çok isterdim ama hadi dedim anneme laf falan söyler bu densiz, zaten laf söylemekten başka bir bok bilmiyorlar, cevap vermemek için dilimi ısırarak yapmacık bir gülümse atıp girdim içeri.

Düşündüm de blog, o cadı kazanı gibi mahalleden taşınarak çok çok çok iyi bir şey yapmışım lan ben. Aferin lan bana. Yalnız yaşamak 600TL ama sahip olduğum huzur PAHA BİÇİLEMEZ!

Evlenmiyorum lan, evlenmiyorum, var mı bi diyeceğiniz?! :P

Follow Me on

29 Kasım 2012

Çok Sevilecek Erkek Kişisine Notlar Vol1


Dün gece düğün dansımızın şarkısını seçtim. Umarım sen de seversin. Bu şarkıda omuzuna yaslanıp şarkıyı yaşayarak dans etmek istiyorum. Diğer çiftler gibi dans ederken konuşulan havadan sudan şeyleri konuşmayalım, saçma sapan kikirdeşmeyelim bence. Bunları yapmak için yeterince vaktimiz olacak çünkü. Ben istiyorum ki bu dans özel olsun, müziğe bırakalım kendimizi, fotoğrafımızı çekenleri, kameramanı, tepemize yağan yapay karları, pistte koşuşturan çocukları, konfettileri, etraftaki herkesi, her şeyi unutalım. Umursamayalım o an hiç birini. Dans ederken, birbirimizde bulduğumuz huzuru, ait olmanın verdiği mutluluğu yaşayalım doyasıya. Biz dans ederken birbirimize ne kadar çok yakıştığımızı konuşsun herkes. Boşver biz duymayalım, bunu biliyoruz nasılsa.

Hala oldum ki ben!

Dün sabah 06:41'de kardeşimden gelen telefonun ardından 15 dakika gibi -bir bayanın hazırlanması için inanılması güç- bir sürede yirmi sekiz yıl önce sıcak bir Ağustos günü dünyaya geldiğim Zübeyde Hanım Doğumevi'nde buldum kendimi. Sebeb-i ziyaretimiz dokuz ayını doldurduğu halde doğmaya pek niyeti olmayan Hamid Eymen bebeğin artık içerideki keseden sıkılıp dışarı çıkmak için niyetlenmesiydi. Şirkettekilere bebek olmadan haber vermek istemedik çünkü Allah korusun bir terslik falan olursa milleti telaşlandırmak istemedik. Bir de batıl mıdır nedir bilmiyorum ama annem ne kadar çok kişi duyarsa sancısı dağılır mümkün olduğu kadar kimseye söylemeyin diye sıkı sıkı tembihledi.

Saatler süren stresli ve heyecanlı bekleyiş saat 13:55'de Hamid Eymenciğimizin doğmasıyla yerini sevince bırakıverdi hemen.

Bu kez de bebeği ve anneyi görmek için bekleyiş başladı babaannesi, anneannesi ve benim dışımdaki herkes için. Babaannesi ve anneannesi refakatçi kartıyla nöbetleşe çıktılar Eymen bebeğin yanına. Ben de hastanenin ve taze annenin istediği malzemeleri yukarı götürmek bahanesiyle çıkıp bebeği ilk gören şanslı kişilerden biri oldum ehehe. Babası ve aşağıda onları kucaklamak için sabırsızlıkla bekleyen kalabalık için fotoğraf çekip yüz görümlüğü istemeyi de ihmal etmedim tabii kaçar mı? :)

O zaman zarfında biz babasıyla hemen çiçekçiye gidip güzel bir çiçek yaptırdık. Oradan da annenin istediği birkaç bebek eşyası için eve çufçufladık. Çünkü yaramaz bebek cicilerine sıçmak konusunda geç kalmamıştı. Babası bu arada traş oldu, duşunu yaptı, güzel ciciler giydi bebişle ilk buluşmasına güzel güzel hazırlandı. Dedeler, büyük teyzeler, büyük anneanneler, enişteler, kuzenler ve daha bir çok kişi saatin 18:50 olmasıyla yarış edercesine çıktı odaya. Herkes o mis kokuyu, meraklı bir şekilde etrafı dikizleyen yumuk gözleri, meme meme dercesine şapırdatılan dudakları, ve daha birkaç saat önce dünyada tarif edilemez en güzel duygulardan biri olan anneliği tadan Mervişi görmek için sabırsızlanıyordu çünkü. Bir saatlik süre ziyaretçilere yetmedi, oda da hastaneye akın eden ziyaretçilere. Herkes sırayla girdi odaya, sırayla kucakladı tosun paşayı. Ziyaret saatinin bitmesiyle de herkes bugün sağlık kontrolünden sonra eve çıkacak anne ve bebeği daha sonra uzun uzun görebilmek üzere evlerinin yolunu tuttu.

Dün dokuz ay üç haftalık bekleyiş mutlu bir şekilde sonlandı. Sırada anne ve babası için uykusuz geceler, kulakları çınlatan bebek zırıltıları, gaz çıkarma nöbetleri ve bebişin altı açılırken etrafa fıskiye yaparak işemek gibi sürprizleri var kısa vadede. Babalık duygusunu tadan kardeşim dokuz aydır yaşamadığı stresi dün yedi saat süren bekleyişte, yirmi altı yıllık hayatında yaşamadığı mutluluğu dün baba olduğunda yaşadı, annesi de ona keza. Zaman zaman "anne dayanamıyom ben doğumhaneyi basıcam", "yok yok bunlar beceremediler ben gidip gel oğlum artık deyip yardım edeyim en iyisi", "hadi paşam gel artık ya" cümlelerine, "anne çocuğu karıştırmazlar dimi?", "abla kötü bir şey yoktur demi?", "bir kez daha sorsak mı danışmaya?","abla yedi saat sancı çekmek normal mi?" sorularına, , Besmelelere, Dualara, on dakikada bir wc nöbetlerine, sigara krizlerine şahit olduk. Merviş yukarda bir tane doğurdu, babası aşağıda dokuz.

Üç kez teyze olmanın ardından ben, dün hala olma duygusunu da tatmış oldum. Evlenip anne olma konusunda çok da umutlu olmadığım için yeni bir yeğen sevinci bana çok iyi geldi. Allah kimseye evlat hasreti çektirmesin, isteyen herkese nasip etsin.

Bugün şirketteki herkese çay, nescafe, türk kahvesi servisi yaptım bol bol. İş arkadaşlarım durumdan memnun, "ya sen her gün hala ol" diyorlar. Normalde kendine müslüman biri olduğum için bu "içecek bir şey isteyen var mı?" sorusu şaşırttı ve memnun etti tabii herkesi. Kutlamalar Ömer babanın iznini bitirip şirkete gelmesiyle devam edecek. Çünkü o da bu şirkette çalışıyor.

Bebiş 3.230 gram ve 52 cm, normal doğumla merhaba dedi bize. Üç kız torunun ardından ilk pipili torun ve ailenin tek erkek çocuğu olan Ömer'in ilk çocuğu olması nedeniyle daha bir heyecanla, daha bir hevesle beklendi. Babam yine dede oldu ama annem ilk kez babaanne biz de ilk kez hala.

Hamid Eymen Paşa'ya Akdemir ailesine hoşgeldin diyor, kendisine sağlıklı, başarılı, hayırlı uzun bir ömür ve analı, babalı, Supercellma halalı büyüme diliyorum. Annesine babasına ve diğer bilimum akrabalara da tatlı masrafların başlaması nedeniyle bol kazançlar. Zira yıl dediğin geliveriyor, paşamız bugün bir günlük oluverdi bile. Birkaç hafta sonra lohusa mevlüdüyle başlayacak tatlı telaşeli süreç doğum günleri, sünnet cemiyeti, kreş, okul alışverişi, mezuniyet hediyesi, nişanı, düğünü vesair vesair şeklinde hızla devam edecek Allah nasib ederse. Ayrıca babası bebeğe anne, baba, dede, hala demeden önce para demeyi öğretecekmiş. Ehehe deli çocuk. :)

Ben taze hala, dün hala olma telaşesi nedeniyle izinliydim. Bu gün de mesaideyim. Artık daha çok çalışmam gerek, hem daha altın alacağım çok para lazım dimi :)
Hadi ben kaçtım, sıra sizde beni tebrik edin bakalım :)
Ciao!

Post tarihinde hala izleyicimseniz bu postu dikkate almayın.

Çekiliş zamanı hediye kazanmak için takipçi olup sonra takipçi listesinden sessizce kaçanlara yapmak istediğim:



28 Kasım 2012

Hele Şükür Yazabildim


Düşünüyorum da bazen en zoru da giriş cümlesini kurmak lan. Aklına bi milyon şey gelir de olaya nasıl gireceğini bilemezsin hani. Bu, pek tanımadığın bir yere misafirliğe gittiğinde bacak bacak üstüne mi atsan, ayaklarını dizlerden ve bileklerden bitiştirip hafif eğimle hanım hanımcık bir kız edasıyla sağa sola mı yatırsan, "yok lan rahat insanım ben hacı" deyip kaykılarak mı otursan bilemediğin gibi.

Bu sabah gardırobumda belki de aylardır elimi bile sürmediğim vizon rengi kumaş pantolonu klas bi hareketle çektim, giydim. Biraz zayıflamış mıyım ne donumun izi hiç belli olmadı. Heheh ne güzel bi şey buldum kendime sabah sabah mutlu olacak yihuhu diyordum ki mutluluğum topuklu çizmelerle hızlı hızlı merdivenlerden inerken kendimi birden yerde bulmamla sona erdi. "Yavaş ol kızım Selo, daha fizik tedavin yeni bitti" dedim kendi kendime ve üstümü başımı silip servise yetişmek için yol boyu koşmaya devam ettim. Maşallahım var bu yıl da hastalıklardan kurtulamadım ya patron "kızım sen git malülen emekli ol en iyisi, baksana çürüdün artık, hep hastasın hep hastasın bu ne ya" falan dicek diye tırsmadım değil hani, gıkımı dahi çıkarmadan akşam ettim bugün her yerim ağrıdığı halde. 

Haftalardır dolaşmadığım aveme, mağaza, tükkan, didik didik etmediğim alışveriş sitesi kalmadı ama yok anam, bulamadım gönlüme ve gövdeme göre bi kaban, ayağıma göre bi bot! Herkes mi 42-44 beden, herkes mi 40 numara giyiyor arkadaş? Neyi beğensem ya bedeni yok, ya numarası! Botu siktir ettim, zor da olsa kaban aldım bugün. Zor, çünkü genelde benim beğendiğim modellerde kalıp dar e tombul tombul memeler kavuşmuyor düğmeler. Büyük bedenlere bakıyorsun kadınsı, kürklü mürklü bi tuhaf modeller. Dün akşam İGS'de bi tane beğenmiştim. Başta biraz pahalı geldi, daha ekonomik bir şey mi alsam ki diye çekimser kaldım ama baktım başka alternatif yok, e öyle iki gün sonra ağzı yüzü kayacak bir şeyi de ben alıp giymem, dün akşam beğendiğimi gittim aldım paraya kıyıp. "Eşşek gibi çalışıyom hanım gibi giyinicem tabi" diye kendi kendimi teselli etmekten de geri kalmadım. Anneme indirimli aldım dedim, lütfen çaktırmayın.

He bir de günlerdir mesai bitimi fabrika civarında buram buram közlenmiş patates kokuyordu. Ben dangolozluk edip "ay canım nasıl kumpir çekti var yaa!" deyip iç karnı geniş olduğu için hamileliği pek belli olmayan Mükü'yü özendirince bu akşam alışveriş sonrası soluğu kumpircide aldık. "İki tane bol malzemeli kumpir, arkadaşım az malzemeli seviyor onun malzemelerini de benim kumpire koyun" deyip görgüsüzlük yaptım. Ve o nasıl bir acıkma, o nasıl bir iştahsa kafam kadar kumpiri iki dakkada hüplettim. Uyandırayım koca kafalıyım. Son patates kırıntılarına erişmek için orasını burasını deşerken plastik kaşık kırıldı da utandım tepsiyi usulca kenara ittim. Yoksa neredeyse patatesin kabuklarını dahi yicektim, o derece! Kumpirciden çıkarken sabahki merdivenden düşme faciasının tıpkısının aynısını ikinci kez yaşadım. Allah üçüncüsünden korusun deyip Mükü'nün koluna girdim, topuğunu kırık botumla Memnan gibi bi o yana bi bu yana savrula savrula yürüdüm dolmuşa kadar, sonra da hom sivit hom. En kısa zamanda anneye bi kurşun döktürmeli, bi okutmalı kendimi!

Lan o değil de şu küçümencik bilgisayardan kilometrelerce uzağa ışınlanmayı özlemişim. Yokluğumda hem çok şey oldu, hem hiç bir şey. O nasıl oluyo lan diyorsanız valla açıkçası ben de bilmiyorum. Öyle bir şey işte anladığınız kadarıyla idare ediverin. Bir de ne alakaysa hâlâ yazarken şu şapkalı a'ları yapma takıntım olduğunu farkettim şu an. Halbuki hala yazmadım ve halbuki hiç de takıntılı biri değilim :)

Son dönemde üst üste yaşadığım talihsiz manita denemeleri ve hep aynı şekilde sonlanan karşı cins sorunsalından sonra aşk konusunda kış uykusuna yatmaya karar verdim. Kış gelince ısınacak birini arama gafletine de son! Üşüyorsam eve gelip kalorifer peteğine yaslanırım, bilemedin battaniye altına girerim, sıcak su torbasına sarılırım. Yok öyle birine sarılayım da ısınayım falan. Geççen kızım bu işleri. Ha bir de gerizekalılığıma doymayayım arada bi hâlâ Zafer'i özlediğimi hissediyorum. Bu, belki de her deneme yanılmadan sonra kendimi yine en sonuncu sevdiğim adam olduğu için onda buluşumdan. Ama bu en azından yalnızca düşünce olarak, yoksa herifin kapısına falan gitmedim yani! Hem napiyim? Doğru düzgün adam çıktı da ben mi teptim anaam? Yalan Dünya Zerrin'e bağlatmayın lan insanıı! 

Neyse sakin. Bu Cumartesi direksiyon derslerimiz başlıyor. Şaka maka alıcaz galiba lan biz bu ehliyeti. Şirkette makara konusu oldum. Selma ehliyet alıyor diyorlar, verirlerse alıcam diyorum. Kendime güvenimi mi kaybettim, yoksa mütevazilik mi yapmaya çalışıyorum henüz ben de çözemedim o kısmısını. Ayrıca bu Cumartesi kuzenlerle akraba günü, Pazar bir arkadaşımın lohusa mevlütü, bir arkadaşımın kızının da altı ay kınası var. Gördüğünüz gibi millet evlendi, çocuğu doğurdu mevlütünü okutturup kınasını bilem yaktırıyor. Ben? Bense yerimde saymaya devam. O la la! Almam gereken hediyeler, yapmam gereken ziyaretler var. Aman neyse bu kadar düzene soktum ya artık gerisi gelir herhalde.

Yasal Uyarı:

Sevgili Bursa Halkı 1 Aralık Cumartesi günü Doğanevler semtinde 12:30-13:30 arası direksiyon dersim var, canını seven sokağa çıkmasın, benden söylemesi!

Bir Kasım ayı daha aşksız bitmek üzere. Ama 21 Aralık'ta kıyamet kopabilir, dünyanın sonu da olabilir. Aşkı meşki kafaya takmanın ne gereği var di mi? (Kendimi kandırma denemeleri vol bilmemkaç)

Anaa saat 00:55. Yarın iş var. Bi an önce zıbaranki. 
Pireler, buyrun sahne sizin!
ZzZzzZzz....

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top