29 Ocak 2013

Bir bilgi işlemci klasiği olarak: Kapat-aç bakarız.

Şirkette bilgisayarlarda ne türden bi arıza çıkarsa çıksın bilgi işlemcilerin dediği şey hep aynı:  
"Bi kapatıp aç olmazsa bakarız". 
İyi de ben bunu kapatıp açınca düzelecekse senin burda ne işin var amk?

Nerden başlasam?

Götten bacaklı kısa boylu kızlar filinta gibi uzun boylu erkekleri kaptığı için kendisine hep kendinden kısa erkek adaylar kalan Supercellmadan pek bi selamlar blogcum

Bu giriş cümlesi de neyin nesi Selo? diyorsanız sefgili Uyuşuk Hayalperest'in şu yazısını okuyun bi zahmet.

Sevinçler de hüzünler de bizim için lafını yaşayarak tecrübe ederek bir hafta sonunu daha geride bıraktım. Kendi paramla, "borç yiğidin kamçısıdır" deyip havalara girerek aldığım ilk koltuğuma kavuştum ve üzerinde yayılarak "Selam millet! Size bu iletiyi kendi paramla aldığım ilk koltuğumdan yazıyorum. Mutluluk paylaşınca çoğalırmış ya hani ben çok mutluyum onçin sizinle paylaşmak istedim. Bu arada koltuğum da pek bi rahat canımm :P Oturmaya da beklerim eheheh :) " şeklinde ileti yazmaktan da geri kalmadım. İnsanın kendi parasıyla bir şeyler yapabilmesi harbiden çok güzel bir şey lan. Pek bi borca girdim ama ossun, öyle kenarında milyarlar olan bir insan evladı değilim ki napayım, borçlanmadan olmuyor be blog! Ne diyelim Allah utandırmasın, ödeme kolaylığı versin inşallah, amin cümlemize. Yeni evime yerleştim. Birkaç küçük iş kaldı ama atla deve değil, hepsi halloluyor sabredince. Evet bunlar iyi haberdi. 
Merak edenler için ahan da koltuk bu. Lakin o İstanbul temalı yastıklar değişecek, benim beğendiğim bunlar değildi.
Kötü, çok kötü olan haberse Cumartesi gecesi en yakın arkadaşım Simen'in annesini kaybettik. Yıllardır kanserle savaşan Gülhanım teyzem kansere yenilmedi de bir kıçı kırık bağırsak düğümlenmesine yenildi ya. En kabullenemediğimiz durum da bu işte. Ama ölüm hak ve hepimiz için başka türlü bir sebebe bürünerek çalacak bir gün kapımızı. Simen için biz varız, hep yanında olacağız ama bir annenin yokluğunu kim, ne ile doldurabilir ki? Boş... Cenazede hepimize sarılarak "analarınızın kıymetini bilin kızım, analarınızın kıymetini bilin" deyip durdu. Bi an Allah gecinden versin ben annemi kaybetmiş olsam napardım diye düşündüm de düşünmek bile beni yeterince sarstı. O akşam benim moral yerlerde olduğu için annem bana geldi. Son yıllarda onu üzmemeye, kırmamaya özen göstermenin ve bunu başarabilmenin verdiği gönül rahatlığıyla ona sımsıkı sarılarak uyudum. Rabbim kimseyi annesiz bırakmasın, benim arkadaşımın da yardımcısı olsun, acısına rağmen o kadar güçlü, o kadar metanetliydi ki hiç kıyamam ben ona...

Bizim lisede bir çocuk vardı Cihan. Hatta lise buluşmalarında aramızda bir elektriklenme olmuştu. Hoşlanıyor gibiydik birbirimizden, birkaç kez buluşmuştuk falan. Bir iki kez sürpriz yapıp beni ingilizce kursundan almaya gelmişti, mmhh sonra Issız Adam filmine de birlikte gitmiştik. Lakin ben filmde eski sevgilimi hatırlayıp çocuğun omuzuna kapanıp ağlayınca... Hey gidi salak Selo! Sen ne ağlıyon kızım eski sevgilini hatırlayıp, eldeki çocuğu da kaçırdın! Böyle de salağın önde gideniyimdir işte. Öyle, böyle, o, bu derken onun Açıköğretimi bitirme mücadelesi, askerlik durumu, benim koca tarafından bozulan psikolojiyi düzeltme çabaları falan biz koptuk, unuttuk birbirimizi. Anlıcağın çocuk Issız Adam oldu. Ama yıllar sonra Facebookta ortak bi arkadaşımızın fotoğrafına yaptığım yorum sayesinde tekrar karşılaştık. Hayırlısı diyorum. En azından birimizden biri evli değil falan, ikimizde hâlâ gayet bekarız. Yani kader ağlarını örmemiş bu sefer.

Biznıs Layfımda tuhaf gelişmeler var. 7. ayını dolduran Mükü doğum iznine ayrıldı. İzni bitince geri dönüp dönmeyeceğini zaman gösterecek, umarım döner. Umarım diyorum çünkü doğum izni biten ve işbaşı için şirkete gelen Ayçin ani ve bi o kadar da dengesiz bir kararla işten çıkartıldı. O yüzden Mükü'nün durumu da boka sardı denilebilir. Aylardır beklenen, bu haftasonu yapılacak fabrika genel sayımında görevli olmadığımı öğrenmek beni o kadar mutlu etti ki diyetisyen kontrolünde 10 kg vermiş olsam bu kadar sevinmezdim lan. Bu arada Cumartesi ilk kontrolüme gideceğim, zıçtık!

Bir yandan yerleşme telaşesi, bir yandan diyete rağmen hayatta mücadelesi, bir yandan iş yoğunluğuyla geçiyor hayat bugünlerde benim için. Umarım sizin oralarda her şey yolundadır, çünkü benim pek tadım yok ve kusura bakmayın bir de sizin sorunlarınızla uğraşamam.

Öpmüyom, gribim. bulaşmasın.
Ciao!

24 Ocak 2013

supercellma 1 yaşında


24 Ocak 2012'de bindim bi alamete diyerek çizittirmeye başladığım blogum bugün 1 yaşına girdi. Bu 1 yıllık zamanda beni takip edenlerle beraber güldük, beraber üzüldük. Kilometrelerce uzaktan yanımda olduğunu hissettiren, beni bıkmadan, yorulmadan okuyan, yorumlarını, tıklamalarını eksik etmeyen herkese on yüz bin kere teşekkürler. Blogu açmak benim ama onu bugünlere getirmek sizin başarınızdı. Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı yapmak üzere sözü siz çok sevgili takipçilerime bırakıyorum. Haydin beni tebrik edin! :)

21 Ocak 2013

Geçmişe sünger çekmedim, elektrikli süpürgeyle süpürdüm

Bir çeşit "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" yapma isteğiydi benimki. Önceleri, yani deli çağlarımda bırakıp gitme isteğim meşhurdu ki denemelerim de olmadı değil. Ama sonuca hiç ulaşamadım. Zorunluluklar, alışkanlıklar, duygular, sevmek olgusu vesair vesair hep çelme taktı attığım adımlara. Bir dönemi kapatıp yeni bir döneme başlama noktasındaysan insanlar  hep "Geçmişe sünger çek" derler ya hani, bence bu pasaklı kadınların evi süpürürken pislikleri halının altına itelemesi gibi bir şey. Oysa biriktire biriktire günün birinde o halının altında pislikleri iteleyecek yer kalmaz. Bense titiz biriyim, sünger çekmek bana göre değil.

Bir gün birdenbire bir şey oldu ve ben geçmişimle, beni üzen, acıtan, hatırladığında böyle bi kötü olduğum her şeyle yüzleşip yoluma öyle devam etmek istedim. Çünkü hesaplaşmadığım, kabullenemediğim geçmiş aslında geçememişti, oysa ki geçmiş olmalıydı, yoksa yolun bir yerinde karşıma çıkıp hayatımı etkileyebilirdi, ki etkiledi de.

Mayısta iki yıl olacak yalnız yaşama serüvenim. Bu zaman dilimini bir kenara koyup öncesini düşündüm zaman zaman. Beni üzen insanları affederek başladım işe. Karşıma gelen ilk yüz mahkeme salonundan çıkışta bana yaşattığı onca şeye rağmen utanmadan helallik isteyen kocamdı. Elini uzatıp ağlayarak "hakkını helal et" demişti, bense "hasiktir lan sana ne helal edicem hakkımı" der gibi bakış atarak çekip gitmiştim yanından. Boşanınca insanlar öyle pis bir baskı kurdular ki psikolojime hepsine ayrı ayrı "hayat boşanmakla değil ölümle biter, benim önümde yeni bir yol var, alnıma yazılan daha çok şeyi yaşayacağım nefesim yettiğince" mesajını verdim her zamankinden daha güçlü durarak. Ve ben hayatımı, beni defalarca hastanelik eden, her fırsatta haksız yere hakaret eden, iki lafından biri şüphe, itham olan, sorumluluk duygusundan yoksun alkolik bir adamın yaşattıklarını hatırlayarak ve bunları her konusu açıldığında "ay lütfen kapatalım bu konuyu, hatırlamak istemiyorum" diyerek halının altına iteleyerek devam ettiremezdim. Konuştum, paylaştım yaşadıklarımı insanlarla. Yaşadığım şeyler beni ezik, güçsüz, dayanıksız biri yapmadı ki onları anlatmak yapsın. Aksine her kötü olayda biraz daha güçlendim ve günün birinde "vakit tamam seni terkediyorum" diyecek güce böyle geldim. Anlattım, konuştum, yazdım. Çünkü ancak bu şekilde hafifleyebilirdim, biliyordum, kendimi tanıyordum. Hatalarımla yüzleştim, şimdiki aklım olsa şöyle yapardım/yapmazdım dediğim hatalarımla. Haklıydım dediğim noktalar da oldu, pişmanlık duyduklarım da. Ama hepsini bir bir beni acıtmayan birer detay haline getirdim hafızamda. Ve onu, eski kocamı affettim.

Bu affedilecekler listesi bunun gibi niceleriyle uzadı gitti. Böyle böyle her fırsatta kendi içime temizliğe gittim. Birer birer yok ettim hepsini. Hayatımın en güzel yıllarını hastalığıyla kabusa çeviren babamı, kendimi bildim bileli iyilik duygusundan yoksun yengemi, beni rahat giyindiğim için orospu olmakla suçlayan teyzemi, evlenip boşandığım için beni ikinci sınıf insan olarak görüp, aşık olduğum, hayatımda en çok sevdiğim adam olan oğlundan düşünmeden ayıran nemrut kadını, başarılarımda gözü olanları, kötülüğümü isteyenleri, kıskananları, arkamdan konuşup yüzüme gülenleri, ağlatanları, üzenleri hepsini birer birer affettim. Böylece istemesem de hayatımda olmak zorunda olan bazılarına nefretle bakmaktan kurtuldum, hissizleştim onlara karşı. Annemin "temizlik yapmak önemli değil, önemli olan temiz tutabilmek, yaptığın düzeni koruyabilmek" demeleri geldi aklıma. Bu kez artık böyle bir liste yapmamak için çabalamak gerektiğini farkettim. Affeden biri olmayı öğrendim ama neticesinde ben hâlâ sosyal bir varlıktım, insandım. Kırdım, incindim zaman zaman. Ama onları içimde biriktirmemek, tekrar temizlenecek bir liste yaratmamak adına yaşadıklarıma gülüp geçmeyi öğrendim. Yani halının altına itelemedim hiçbir şeyi, direk elektrik süpürgesiyle süpürdüm.

Biliyor musun blog, ben artık gerçekten kendi için yaşayan, insan faktörü hayatının hem çok içinde, hem de kendisine zarar veremeyecek kadar dışında biriyim. Aferin bana!

18 Ocak 2013

Boğazınızda kalsın emi!

Diyetimin 5.günündeyim. 


  • Bi kere yüzümde gözle görülür bir süzülme var n'aber?? :) 
  • Son zamanlarda akşam 5 çayında simit yemek gelenekselleşti gibi bir şey. Diyete başladığım günden beri akşam 5 çayı benim için adeta çin işkencesi. Herkesler o susamları dökülen, sıcacık, çıtır çıtır simitleri yerken ben bildiğin kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorum. Ühühü.
  • Masama "bu masada diyet var! Lütfen!!! Bir şey ikram etmeyin" diye yazı asıcam bu gidişle. İnsanlar sabrımı sınamak için mi, beni hırslandırmak için mi bilmiyorum ama ayağıma kadar gelip yedikleri şeylerden ikram ediyorlar ve "aa ama sen diyettesin yiyemezsin ki" deyip Scooby Doo'daki gerçek kötülerdeki şu gıcık karakter gibi kıs kıs gülüyorlar. Böyle giderse "boğazınızda kalsın e mi!" diye böğürücem hepsine! :)
  • Annem dün akşam şoktan çıkartıp kızarttığı sigara böreklerinden ısrarla uzattı yemedim. Bi taneden bir şey olmazmış. Böyle diye diye beni bu hale sen getirdin anneee! "Ya valla özenmiyorum" deyip o saatteki son öğünüm olan ekşi yeşil elmayı yedim bende hapur küpür. Ama itiraf etmeliyim ki peynirli börekler çok gözel kokuyordu.

Üşengeç biri olarak

yatarken ayağındaki çorabını böyle çıkaran bir tek ben miyim?
Uykusu gelince dünya dursa ay bi el uzatayım da döndüreyim demeyecek kadar üşengeç biri olan ben ayaklarım üşüdüğü için hep çorapla yatarım. 
Lakin o çoraplar uyku arası ayaklar ısınınca öylesine rahatsız eden bir unsur haline gelir ki çıkarmak farz olur. Olur olmasına da uykusunu piç edip kalkıp kim çıkaracak o çorapları?
Bir yandan gördüğüm rüyaya devam ederken diğer yandan ahanda bu yöntemle çıkarırım çorapları.
Hatta hafta sonları nevresim değiştirirken yatağın içinde çıkarılıp unutulmuş birkaç çift çorap bulduğum da çok olmuştur.
He bu arada elbette o çoraplar akşam işten gelince yıkanan ayaklara giyilen yeni temiz çoraplardır. 
Bütün gün ayakkabının içinde kokuşup eciş bücüş olmuş çoraplarla dünyanın en üşengeç insanı da olsam yatağa girmem uyandırayım. ;)

Çok Sevilecek Erkek Kişisine Notlar Vol4

Bi ara geldin zannettim seni ama neyseki yanıldığımı anlamam ve ilk köşeden dönmem çok da uzun sürmedi.
Neyse siktir et, senden öncekiler demo.

Hani biz evlencez ya böyle bir düğün fotomuz olsun mu bee?
Ben öyle herkesin çekindiği pozlardan bir düğün albümümüz olsun istemiyorum.
Tamam kabul ediyorum biraz iddialı bir poz bu ama 
Biz bu fotodaki gibi şeyler yapmak için evlenmiyor muyuz zaten olm?
Ee o zaman?
Elbette böyle bir fotomuz da olabilir bence, olmalı da, hatta olacak!

Ele minnet edeceğime...!

Ne demişler "ele minnet edeceğime keser şeyimi yerim".

Şu yılan hikayesine dönen gardırop olayını dün akşam çözdüm. Eve geldim, yedim salatamı, bastım gittim caddedeki bi milyoncuya. Kasadaki çocuğa "tornavida istiyorum" deyince soğuktan dükkana girdiği halde kafasındaki şapkayı çıkarmayan bana şöyle bi baktı: "Düz mü, yıldız mı?" dedi, "Hem düz, hem yıldız" dedim. Çocuk şaşkın ifadeyle tuhafça gülümseyerek hırdavat bölümünü gösterdi. Kendi kendime "iş başa düşünce yapılmayacak iş mi yani, ne varmış ben de erkek gibi kızım, kendi işimi kendim hallederim" diye söylene söylene geldim eve. Taşınma telaşı nedeniyle bir süredir bende kalan anneme: "anne, kendim halledicem ben gardırobu, o erkeğim diye ortalıkta dolanıp bi işimi halledemeyenlere de kapak olsun" dedim. Kafasına koyduğu işi mutlaka bitiren biri olduğumu bilen annem "beceremezsin sen onu, erkek işi o" gibi bir tepki vermedi. Zaten tepki vermeye fırsatı bile olmadı ki kadının. O, mutfakta bulaşıkları yıkayıp odaya gelene kadar ben gardırobu çoktan sökmüştüm bile. Sonra parçaları birer ikişer yeni eve taşıdık ve gece 23:50 itibariyle gardırobum yeni evimde kurulu durumdaydı. Ben zaten yalnız yaşamaya başladığımdan beri contası patlayan muslukları, hava yapmış kalorifer peteklerini, zırt pırt bozulan apartman otomatının ampüllerini, iki ayda bir cortlayan duş telefonunu kendim hallediyordum ki heheytt gardırop sökmek de neymiş! Dolap kapaklarını taşırken birden kapanan menteşe mandalının sol kaşıma sert bir şekilde çarpmasıyla ufak bir kaza geçirsem de neticede işi başarıyla tamamladım. Annem bu talihsiz kazayı facebooka yazdığım iletiden dolayı nazar olmama bağlamayı da ihmal etmedi tabi. Ona göre insanların işi gücü yok bana nazar değiyor. Güldüm, geçtim.

Kötü komşunun insanı mal sahibi yaptığı gibi, hayırsız eşin dostun da insanı elinden her iş gelen marifetli bir insan yaptığını yaşayarak görmüş olduk. Bundan sonra giyip tulumu, alıp elime takım çantasını montaj işi de yapabilirim ek iş olarak :)

Bir şey diyim mi blog insanın istedikten sonra harbiden başaramayacağı şey yok!

Şeytan tüyü

Ben küçükken çok salaktım.
Mesela bunları şeytan tüyü sanırdım.
Bizim mahallenin alt caddesinde böyle yabani otların bittiği, uğur böceklerinin dikenli otlara yuva yaptığı bir arsa vardı.
İlkbaharda çiçek toplamaya giderdik oraya hemen hemen her gün.
Millet sarı çiçek, papatya toplardı,
Bense bu şeytan tüylerini...
Tabi eve götürene kadar uçardı tüyleri, bozulurdu.
Bu yüzdendir ki ne eve kadar götürebildiğim bir çiçeğim
ne de alerjisiz geçirebildiğim bir bahar hiç olmadı blog.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top