17 Şubat 2014
14 Şubat 2014
Duygularımı kaybetmeden önceki 14 Şubatlarda ben: Aşk Bence;
supercellma: Aşk Bence;: Yanında rahatça osurabilmek, iki dakika önce çıktığı tuvalete öf pöf demeden girebilmektir. Evin her tarafı darmadağınık ve tozlar havada ...
12 Şubat 2014
14 Şubat planım
Ben her fırsatta sevgilim yok diye yırtınıyorum, millet bana kalkmış 14 Şubat planımı soruyor.
Alın size 14 Şubat planı:
Başka sorusu olan?
Konu kapanmıştır.
Şu aşk böcüğü modunda postlar yazıp beni birkaç gün blogger dashboard'a girmemek zorunda bırakmayın, akıllı olun!
İyi ki bi sevgiliniz var,
hepinizi deli gibi kıskanıyorum.
Hıhhhh!!!!
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'04 Şubat 2014
Hayat Lokmanı Paylaşınca Güzel
‘Askıda kahve’ hikayesini bilmeyen yoktur. Ama bilmeyenler için yine paylaşmak istiyorum.
Askıda kahve uygulamasının bir değişiği Kadıköy’de bir fırında var. İhtiyaç sahibi insanlar için ‘askıda ekmek’ bu dünyada hâlâ iyi insanların olduğunun en güzel kanıtı bence. Kadıköy'de adını bilmediğim bu fırının hayata geçirdiği "sağ elin verdiğini sol elin görmediği iyilik hareketi"ni Bursa'da gittiğim fırınlarda da görmeyi ve hiç görmediğim birilerine askıda ekmek ısmarlamayı çok isterdim. Kime yardım ettiğini bilmeden bir iyiliğe katılmak ne kadar güzel olurdu. Hatta bu uygulama daha bir çok yerde uygulanabilir. Askıda kitap mesela! Kitap okumayı seven, ama alım gücü yetmeyen insanlar için kitaplar. Tabi 1 kitap ile 1 ekmek arasında maddi olarak fark var. Parasını verip alamıyorsak da mesela okuduğumuz ve evimizdeki kitaplıklarda tozlanmaya mahkum ettiğimiz kitapları götürüp ihtiyaç sahiplerine vermesi için kitapçılara bağışlayabiliriz. Kitapların rafınızdan daha fazla güzel duracağı bir yer varsa oda okumak isteyen ihtiyaç sahibi bir insanın elleridir ve aklıdır.
İtalya’da Venedikte kenar mahallelerinden birinde, bir cafe-barda, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene “due caffee, uno sospeso” (iki kahve, biri askıda) dedi. İki kahve parası verdi. Bir kahve içip gitti. Barmende duvarda asılı duran çiviye bir küçük kâğıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlarda “trio caffee, onu sospeso” (üç kahve, biri askıda) dediler. Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içip gittiler. Barmen “askı” ya yine bir küçük kâğıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu. Bir süre sonra kahveye üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene ”onu caffee sospeso” (askıdan bir kahve) dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı gitti. Barmen ise duvara astığı kâğıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöpe attı. Bu gözlemimizin sonunda gözlerimizi yaşartan, fakat kesinlikle örnek almamız gereken bir “İtalya toplum terbiyesi” öğrendik. Yardım etmek için insanların gereksinimlerini belirlerken, yalnızca yaşamsal gereksinimlerle sınırlı kalmak zorunda değiliz. Bir Venedik’li için yaşamsal olmasa da kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır. Kahve içebilecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, kendileri bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişilerde daha mutlu oluyorlar. Kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul eden kişiler ise huzurlu oluyor. Yardım eden ile alan arasında, bu cafe-bardaki garson gibi, köprü görevi yapan kişilerin ise güler yüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin “bana askıda kahve var mı” diye sormasına gerek bırakmamak için “askıda kahve” olduğunu belirten kâğıt parçalarını kolaylıkla görünen gir yere asmak ise bu olgunun çok zarif bir bölümünü oluşturmaktadır.
Askıda kahve uygulamasının bir değişiği Kadıköy’de bir fırında var. İhtiyaç sahibi insanlar için ‘askıda ekmek’ bu dünyada hâlâ iyi insanların olduğunun en güzel kanıtı bence. Kadıköy'de adını bilmediğim bu fırının hayata geçirdiği "sağ elin verdiğini sol elin görmediği iyilik hareketi"ni Bursa'da gittiğim fırınlarda da görmeyi ve hiç görmediğim birilerine askıda ekmek ısmarlamayı çok isterdim. Kime yardım ettiğini bilmeden bir iyiliğe katılmak ne kadar güzel olurdu. Hatta bu uygulama daha bir çok yerde uygulanabilir. Askıda kitap mesela! Kitap okumayı seven, ama alım gücü yetmeyen insanlar için kitaplar. Tabi 1 kitap ile 1 ekmek arasında maddi olarak fark var. Parasını verip alamıyorsak da mesela okuduğumuz ve evimizdeki kitaplıklarda tozlanmaya mahkum ettiğimiz kitapları götürüp ihtiyaç sahiplerine vermesi için kitapçılara bağışlayabiliriz. Kitapların rafınızdan daha fazla güzel duracağı bir yer varsa oda okumak isteyen ihtiyaç sahibi bir insanın elleridir ve aklıdır.
31 Ocak 2014
cik cik cik
Kuş cıvıltıları ve güneş parıltılarıyla dolu bir Cuma sabahı yaşayan Selo kişisinden herkese günaydınlar
"Cik cik cik". Ofis şu an biri yeşil biri mavi iki muhabbet kuşunun şakıyışlarıyla yankılanıyor. Seri kuş üretmek gibi ekzantirik hobileri olan iş arkadaşlarım var benim. Bunları da çiftleştireceklermiş. Yavruların turkuaz olması bekleniyor. Adlara bakın, Kerem ile Aslı. Kuşlar bile çift anasını satıyim.
Kafesi görünce aklıma Pinto geldi, içim burkuldu lan. Beni uzun zamandır takip edenler Pinto'mu ve onunla yaşadığım maceralarımı bilir. Bi ara yorumlarda benden çok onu soruyordular, kıskanmıyor değildim hani! Pinto'ya ne mi oldu? Yollarımız ayrıldı. Şöyle ki ben sabahın köründe çıkıyorum evden, akşam karanlığında geliyorum. Kafesini açık bıraksan topu topu 40 metrekare evimde her yere sıçıyordu yaramaz, kafeste bıraksan da sinirleniyor, kafesin içindeki yem kabuklarını, tüyleri ve itinayla kafesin her köşesine sıçtığı boklarını etrafa dağıtıyordu çırpınma yöntemiyle. Eve gidince açıyordum kafesin kapağını, sonra gece yarıları oluyordu ben Pinto'yu kovalıyordum kafesine sokayım diye. Kuştan anlayan eş-dostun tespitine göre derdi çiftleşmekmiş. He cağnım benim, ben çiftleştim de Pinto kusur kaldı. Terbiyesiz kuş!
Pinto'nun boğa burcu olduğunu düşünüyorum, azgın bir erkek olmasından ve anlaşamamızdan ötürü. Ben inat, o inat. Bizim ilişkide herkes bildiğini okudu. Rest üstüne rest. O yaramazlık yaptı ben salmadım günlerce, cezası bittiği an yine yaramazlık yaptı. Günler böyle geçti sayın folovır. Bir gün bi geldim salonun ortasında petşop petşop dolaşıp kafesine uygun rengini aradığım kafes ayağı, kafes her şey yerde. Suluğundaki su, yemler, kafesin içinde kıl, tüy ne varsa hepsi canlı yayında bayılmak gibi bir şey geçiren Bülent Ersoy edasıyla bir yerlere savrulmuş. Benim salak Pinto'da yediği haltın farkında olacak ki korkmuş perdenin arkasına girmiş. Pinto diyorum ses yok, Pinto diyorum ses yok. Piç kurusu nerdesin dedim "cikk" dedi perdenin arkasından. Hayır çatı katındaki evime kedi girme ihtimali KPSS'ye girenlerin atanma ihtimali kadar düşük olsa da, kedi falan kaptı sandım. Neyse ki yaşıyordu. O gece her tarafı kırılan kafesi onu içine yerleştirecek kadar adam ettim. Saat 23'ü geçiyordu ama etraf bok pislik içindeyken de gidip uyuyacak değildim. Karadeniz apartımanı tarihimde ilk kez o gece geç vakitte pislikleri süpürmek için iki dakikalığına elektrikli süpürgeyi açtım. Kendilerini gürültü ailesi olarak tanımladığım alt katımdaki gerizekalı karı kapıma geldi, nalett bilenmiş bi gör! Zate sinirim tepeme gelmiş üzerine bonus oldu bi de onla dalaştım. Neymiş çocuk uyuyormuş. Evet olması gereken bu, çocuk dediğin o saatte uyur da ben 2 senedir komşunum, senin çocuk da benim süpürgeyi açtığım akşamı mı seçti uyumak için? Neyse ki bu evden taşınmadan senin çocuğun uyuduğunu gördüm. Yalansa evde kalayım! Yok uyumuyordu arkadaş, android midir nedir. Gece 3,4 kazara sağından soluna dönerken falan uyanırsan bir daha mümkün değil uyuman o çocuğun sesinden. Kınamak istemiyorum ama evime yatıya gelenler şu durumu zerre abartmadığıma şahitler inanın. Elimi uzattım, bu bir ilk tebrikler dedim. Kaldı öyle mal mal. Sonra da insaniyetten nasibin alamadığını, açıklama yapsam da anlamayacağını bildiğim için o çocuk süpürgenin sesinden değil ama ben şimdi avaz avaz bağırmaya başlarsam korkarım ki uyanır dedim suratına kapattım kapıyı. Burada konudan konuya yatay geçiş yapmış olacağım ama onların karı-koca kavgası yüzünden evlilikten, içine dinozor kaçtığını düşündüğüm çocuklarının anırmaları yüzünden de çocuk yapma isteğimden soğuduğum doğrudur. Kalkmış 2 yıllık komşuluk hayatımda ilk kez, o da mecburiyetten açtığım süpürgeye laf ediyor sıfatına sıçtığımın karısı.
O gece Pinto o kafesi devirerek jübilesini yaptı. İlerleyen günlerde aynı apartımanın giriş katına taşınınca komşuların sesten rahatsız olacağını da düşünerek, Pinto'yu bana "yalnızlığıma arkadaş" olsun düşüncesiyle hediye eden arkadaşıma geri verdim. Susamlı krakerleri, eko paket muhabbet kuşu yemini, vitaminini, kafesini, tülünü, aynalı salıncağını vesair. Ben buna bakamıyorum, kendi cinsel yaşantımda tık yokken, Pinto'nunkini düşünecek durumda da değilim. Sen al bunu, ona daha iyi bakacak birine ver, yazık oluyor hayvana dedim. Aldı, götürdü. Böyle dediğime bakmayın, Erol Taş değilim ben. Günlerce ağladım. Birkaç zaman sonra temizlik yaparken rafın üzerinde kakasını gördüm, camı silerken mermerin üzerine düşen tüyünü, oturdum ağladım. Pinto'yu çok seviyordum, ama ona gereken ilgiyi gösteremiyordum, yollarımızı ayırdık. Şimdi haberlerini alıyorum, hayatını yoluna sokmuş. 3 tane yavrusu ve mutlu bir ilişkisi varmış. Bkz. Selo hâlâ yalnız.
Herkese en az benimki kadar keyifli bir Cuma dilerim. Çüüüüzzzzzzzz!! ;)
"Cik cik cik". Ofis şu an biri yeşil biri mavi iki muhabbet kuşunun şakıyışlarıyla yankılanıyor. Seri kuş üretmek gibi ekzantirik hobileri olan iş arkadaşlarım var benim. Bunları da çiftleştireceklermiş. Yavruların turkuaz olması bekleniyor. Adlara bakın, Kerem ile Aslı. Kuşlar bile çift anasını satıyim.
Kafesi görünce aklıma Pinto geldi, içim burkuldu lan. Beni uzun zamandır takip edenler Pinto'mu ve onunla yaşadığım maceralarımı bilir. Bi ara yorumlarda benden çok onu soruyordular, kıskanmıyor değildim hani! Pinto'ya ne mi oldu? Yollarımız ayrıldı. Şöyle ki ben sabahın köründe çıkıyorum evden, akşam karanlığında geliyorum. Kafesini açık bıraksan topu topu 40 metrekare evimde her yere sıçıyordu yaramaz, kafeste bıraksan da sinirleniyor, kafesin içindeki yem kabuklarını, tüyleri ve itinayla kafesin her köşesine sıçtığı boklarını etrafa dağıtıyordu çırpınma yöntemiyle. Eve gidince açıyordum kafesin kapağını, sonra gece yarıları oluyordu ben Pinto'yu kovalıyordum kafesine sokayım diye. Kuştan anlayan eş-dostun tespitine göre derdi çiftleşmekmiş. He cağnım benim, ben çiftleştim de Pinto kusur kaldı. Terbiyesiz kuş!
Pinto'nun boğa burcu olduğunu düşünüyorum, azgın bir erkek olmasından ve anlaşamamızdan ötürü. Ben inat, o inat. Bizim ilişkide herkes bildiğini okudu. Rest üstüne rest. O yaramazlık yaptı ben salmadım günlerce, cezası bittiği an yine yaramazlık yaptı. Günler böyle geçti sayın folovır. Bir gün bi geldim salonun ortasında petşop petşop dolaşıp kafesine uygun rengini aradığım kafes ayağı, kafes her şey yerde. Suluğundaki su, yemler, kafesin içinde kıl, tüy ne varsa hepsi canlı yayında bayılmak gibi bir şey geçiren Bülent Ersoy edasıyla bir yerlere savrulmuş. Benim salak Pinto'da yediği haltın farkında olacak ki korkmuş perdenin arkasına girmiş. Pinto diyorum ses yok, Pinto diyorum ses yok. Piç kurusu nerdesin dedim "cikk" dedi perdenin arkasından. Hayır çatı katındaki evime kedi girme ihtimali KPSS'ye girenlerin atanma ihtimali kadar düşük olsa da, kedi falan kaptı sandım. Neyse ki yaşıyordu. O gece her tarafı kırılan kafesi onu içine yerleştirecek kadar adam ettim. Saat 23'ü geçiyordu ama etraf bok pislik içindeyken de gidip uyuyacak değildim. Karadeniz apartımanı tarihimde ilk kez o gece geç vakitte pislikleri süpürmek için iki dakikalığına elektrikli süpürgeyi açtım. Kendilerini gürültü ailesi olarak tanımladığım alt katımdaki gerizekalı karı kapıma geldi, nalett bilenmiş bi gör! Zate sinirim tepeme gelmiş üzerine bonus oldu bi de onla dalaştım. Neymiş çocuk uyuyormuş. Evet olması gereken bu, çocuk dediğin o saatte uyur da ben 2 senedir komşunum, senin çocuk da benim süpürgeyi açtığım akşamı mı seçti uyumak için? Neyse ki bu evden taşınmadan senin çocuğun uyuduğunu gördüm. Yalansa evde kalayım! Yok uyumuyordu arkadaş, android midir nedir. Gece 3,4 kazara sağından soluna dönerken falan uyanırsan bir daha mümkün değil uyuman o çocuğun sesinden. Kınamak istemiyorum ama evime yatıya gelenler şu durumu zerre abartmadığıma şahitler inanın. Elimi uzattım, bu bir ilk tebrikler dedim. Kaldı öyle mal mal. Sonra da insaniyetten nasibin alamadığını, açıklama yapsam da anlamayacağını bildiğim için o çocuk süpürgenin sesinden değil ama ben şimdi avaz avaz bağırmaya başlarsam korkarım ki uyanır dedim suratına kapattım kapıyı. Burada konudan konuya yatay geçiş yapmış olacağım ama onların karı-koca kavgası yüzünden evlilikten, içine dinozor kaçtığını düşündüğüm çocuklarının anırmaları yüzünden de çocuk yapma isteğimden soğuduğum doğrudur. Kalkmış 2 yıllık komşuluk hayatımda ilk kez, o da mecburiyetten açtığım süpürgeye laf ediyor sıfatına sıçtığımın karısı.
O gece Pinto o kafesi devirerek jübilesini yaptı. İlerleyen günlerde aynı apartımanın giriş katına taşınınca komşuların sesten rahatsız olacağını da düşünerek, Pinto'yu bana "yalnızlığıma arkadaş" olsun düşüncesiyle hediye eden arkadaşıma geri verdim. Susamlı krakerleri, eko paket muhabbet kuşu yemini, vitaminini, kafesini, tülünü, aynalı salıncağını vesair. Ben buna bakamıyorum, kendi cinsel yaşantımda tık yokken, Pinto'nunkini düşünecek durumda da değilim. Sen al bunu, ona daha iyi bakacak birine ver, yazık oluyor hayvana dedim. Aldı, götürdü. Böyle dediğime bakmayın, Erol Taş değilim ben. Günlerce ağladım. Birkaç zaman sonra temizlik yaparken rafın üzerinde kakasını gördüm, camı silerken mermerin üzerine düşen tüyünü, oturdum ağladım. Pinto'yu çok seviyordum, ama ona gereken ilgiyi gösteremiyordum, yollarımızı ayırdık. Şimdi haberlerini alıyorum, hayatını yoluna sokmuş. 3 tane yavrusu ve mutlu bir ilişkisi varmış. Bkz. Selo hâlâ yalnız.
Herkese en az benimki kadar keyifli bir Cuma dilerim. Çüüüüzzzzzzzz!! ;)
| Özleniyorsun evlat. |
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'
Kategori
Günlük
30 Ocak 2014
29 Ocak 2014
e ampül bu, patlar.
Hayatı bir türlü stabil olamayan Selo kişisinden herkese iyi geceler blogcum
Gün geçmiyor ki bir ekşınımız, bir tuhaflığımız daha yaşanmasın. Aöf sınavlarını atlatmanın verdiği gazla 2 haftadır tozların hakimiyet altına aldığı evimi saatler süren bir operasyonla temizledim. Temizlik bittiğinde elim ayağım tutmaz durumdaydı ve çok değil ödül olarak sıcak bir duş, yatağımda blog keyfi ve sonrasında da sıkı bir uyku hayal etmiştim. Hayalim salon ampülünün manidar bir zamanlamayla tüm temizlik bittikten sonra patlamasıyla yerle bir oldu. Ampül patladı, daha dakikalar önce özenle temizlediğim her yer cam kırıntısı oldu buna mı yanayım, ana şarteli attırdı, karanlıkta kaldım, kombi çalışmıyor, soğukta kaldım ona mı yanayım. Ben iyisi mi toptan hepsine bi yanayım yanayım ateşlerde yanayım sayın okuyucu! Saat olmuş gecenin 23:54'ü. Şahsen benim bi tarafım o saatte bal kabağına dönüşme riskini göze alıp, elektrik odasına gidip atan şarteli kaldırmayı yemedi. Her şeyi öylece bırakıp canı sıkılmış şekilde girdim yatağa. Ve ampülün içine ettiği hayalimin blog keyfi kısmını bir günlük bir rötarla şimdi yazıyorum. Siz bilmem kaçıncı rüyalarınıza hazırlanırken ben buluşma sponsorlarımızın bir kısmını yayınlayıp yatakta Her şey dahil otellerde alkolü fazla kaçıran Rus turistler gibi sızmış olacağım. Selo ekran başındaki tüm folovırlarına iyi geceler diler. Bu post bitmiştir. Lütfen izleyen sayfaya geçiniz. :P
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'
Kategori
Günlük
24 Ocak 2014
ben aslında yoğum
Alışmadık götte don durmaz derler ya; öyle hakkaten. Bugün gözlük kullanmaya başladığımın 13.günü ve ben 2.ye evde unutuyorum. Gözlüklerle yaşamaya alışmak ne kadar sürüyor? bilen şöyle beri gelsin. Bugün Cuma, malum ihracat günü. Benim en çok kullanacağım şey gözlerim ve parmaklarımken gözlükleri evde unut, olacak iş mi? Kendimim diye demiyorum ama son zamanlarda götünü toplayamayan biri oldum çıktım sayın folovır. Yoruluyorum be. Sabah 06:15'lerde kalk. Daha karga çok afedersin bokunu yememiş. Her yer karanlık. Sokakta kedi görsen tırsıyorsun, kenardan kenardan gidiyorsun durağa kadar. Yolda birilerini görünce yalnız değilsin bak sen gibi birileri daha var deyip kendi kendine daha afyonun patlamamışken teselli veriyorsun falan. Sonra bütün gün sıkaypi, imeyiller, kezbanın keranesi gibi hiç susmayan masa telefonu, cep telefonu, gerizekalı iş arkadaşları, yalakalar, egosu boyundan büyük gümrük ve gümrük muhafaza memurları. Kapeseseyi nasıl kazandığını kendi bile çözememiş ama başımıza devlet memuru olmuş erken menopozlu tipler, karısı vermeyenler, heriften memnun olmayan ama boşayamayanlar, her fırsatta çalışma şartlarından şikayet edip, "aslında daha iyi yerler çağırıyor ama gitmiyorum" deyip karşısındakini kandıramadığını bile farketmeyen safkan saflar, vesair vesair. Bunca hengamede bir çalışma gününü bitir, akşam olsun, servise bin. Şöföre "tepe lambasını açar mığsın İhsan Abiiiiii ders çalışacağam da" deyip herkes kendinden geçmiş uyurken sen sakin kafayla bile anlaşılmayan, zipleştirilirken uzantısı bozulmuş dosya görünümlü AÖF derslerini okuyup anlamaya çalış. Sonra eve gel, başını alıp gitmiş kirli sepetini eritmekle, makinanın içinde "beni as" diye yalvaran çamaşırları asmakla, çamaşır kurutmalığında asılı kalanları toplamakla, katlamakla, yerleştirmekle uğraş. Yetmesin, peteklerin altında uçuşan toz gruplarıyla sövme ve onları yakalama şeklinde mücadele et. He bu arada evi bok götürüyor bu konuya hiç girmiyorum falan. Sonra aç karnını doyur, kafan "günlük kotanızı doldurdunuz, yarın tekrar deneyiniz" uyarısı verse de inat et ders çalışmaya devam et. Bir bakmışsın saat 23'ü geçmiş. E yarın iş var. Bu boktan döngü yine başlayacak, hadi kalk bir gayret duş yap, he bu arada makinadakiler bitmiştir, onları da silkele, koy kenara, yarın işe giderken asarsın. Saçlarını kurut, bilimum kremlerini, toniklerini sür. Ojelerini tazele. Yat, zonklayan kafandan uyuyabilirsen senden iyisi yok. Yarın yine hiç uyumadan işe gidiyormuş gibi hissedeceğin bir güne uyanacaksın, uyuduğun her dakika senin lehine. "Yatarken gözlüklerini çıkarmayı unutma, annen" diye bir mesaj al. Gülme komşuna gelir başına atasözünü tecrübe edişine bak. Bunca koşturmacanın ortasında gülümsemeye, pozitif olmaya, insanları anlamaya ve onlarla anlaşmaya çalış. Senden hiçbir şey beklemese de haftada bir gün onlara yemeğe gitmeni, birkaç saatini ayırmanı bekleyen kardeşlerin, ailen var. Seninle Arjantin bardakta bira içerken elma dilim patates yemeyi, bunların yanında anlamlı anlamsız her şeye gülmeyi ve deşarj olmayı özlemiş arkadaşların var. Seninle aylardır çeyizi için alışveriş yapmayı bekleyen bir en yakın arkadaşın var. Senden düzenli beslenmeni ve hedefinden çok kilo vermeni bekleyen bir diyetisyenin, hiç hasta olmamanı, % 200 performansla çalışmanı ve işe hiç geç kalmamanı bekleyen bir patronun var. Bitmedi, mesajına cevap vermediğin ya da geç cevap verdiğin için tribal enfeksiyona girmiş anlayışsız arkadaşların var. He bir de her Allah'ın günü arayıp "tilifonumun tamiri ne zaman bitecek" diye dürtmek yöntemiyle bilgi alabildiğin bir yetkili servis bozuntusu var.
Okurken yoruldun mu? Ben yazarken yoruldum. Yahu ben kıçımı kaşımaya vakit bulamıyorum. Her günüm başka bir koşturmaca, her günüm başka bir yoğun. Bakarsan yaptığım elle tutulur bir şey yok. Tamam ben supercellmayım ama ben de etten kemikten insanım ya. He zaman zaman ahtapotgiller familyasından olmadığım için isyan etmiyor değilim, ama nafile! En sonunda "kovulmadım, istifa ettim yeter uleyn" deyip istifa edicem supercellma olmaktan, siz sağ ben selamet. Yetişemiyorum arkadaş, ye-ti-şe-mi-yo-rum. Bir yere gidilip bir şey yapılacaksa ders çalışma saatimden yiyorum, bu kez ders çalışmak için uyku ve dinlenme saatlerimden. Sürekli bir eksi bakiye durumu bende. Her şeye, herkese zaman ayırıyorsun deyip ağlak davrananlara, bunca şeyin arasında benden ilgi bekleyenlere diyorum ki: "Kendim için bir şey istiyorsam şerefsizim. Allah rızası için azıcık anlayış, azıcık empati". Yeter laan. He buradan bıcırıklara da bir mesaj, büyümeyin ablam, büyümeyin anneğm. Valla imkanı olan büyümesin. Büyümekle bir bokum olmadığını bilseydim, büyümezdim. Bak şimdi siz minimini birler, çalışkan ikiler karneleri aldılar. Ooh gelsin sömestır tatili. Millet tatile girdi, bense yarın ve Pazar sınavlara gireceğim, ya da tam tersi olacak, sınavlar bana girecek. Bu iki gün kendim için yapacağım tek şey yarın 16:00'daki Bursaspor maçına gitmeye çalışmak olacak, o da daha net değil. Bu iki gün ben aslında yoğum bildiğiniz. Uluslararası İktisat Teorisi dersinin anlamamakta ısrar ettiğim eğrileriyle kendimi baş başa bırakıyorum. Şu anki yüz ifadem iki nokta üstüste ve S ve / ve % ve | ve o. Bana şans dileyenlere şimdiden tişikkirlir. Allah bana ve yarın sınava girecek tüm insancıklara zihin açıklığı versin. Amin. Çüüüzzz!
Okurken yoruldun mu? Ben yazarken yoruldum. Yahu ben kıçımı kaşımaya vakit bulamıyorum. Her günüm başka bir koşturmaca, her günüm başka bir yoğun. Bakarsan yaptığım elle tutulur bir şey yok. Tamam ben supercellmayım ama ben de etten kemikten insanım ya. He zaman zaman ahtapotgiller familyasından olmadığım için isyan etmiyor değilim, ama nafile! En sonunda "kovulmadım, istifa ettim yeter uleyn" deyip istifa edicem supercellma olmaktan, siz sağ ben selamet. Yetişemiyorum arkadaş, ye-ti-şe-mi-yo-rum. Bir yere gidilip bir şey yapılacaksa ders çalışma saatimden yiyorum, bu kez ders çalışmak için uyku ve dinlenme saatlerimden. Sürekli bir eksi bakiye durumu bende. Her şeye, herkese zaman ayırıyorsun deyip ağlak davrananlara, bunca şeyin arasında benden ilgi bekleyenlere diyorum ki: "Kendim için bir şey istiyorsam şerefsizim. Allah rızası için azıcık anlayış, azıcık empati". Yeter laan. He buradan bıcırıklara da bir mesaj, büyümeyin ablam, büyümeyin anneğm. Valla imkanı olan büyümesin. Büyümekle bir bokum olmadığını bilseydim, büyümezdim. Bak şimdi siz minimini birler, çalışkan ikiler karneleri aldılar. Ooh gelsin sömestır tatili. Millet tatile girdi, bense yarın ve Pazar sınavlara gireceğim, ya da tam tersi olacak, sınavlar bana girecek. Bu iki gün kendim için yapacağım tek şey yarın 16:00'daki Bursaspor maçına gitmeye çalışmak olacak, o da daha net değil. Bu iki gün ben aslında yoğum bildiğiniz. Uluslararası İktisat Teorisi dersinin anlamamakta ısrar ettiğim eğrileriyle kendimi baş başa bırakıyorum. Şu anki yüz ifadem iki nokta üstüste ve S ve / ve % ve | ve o. Bana şans dileyenlere şimdiden tişikkirlir. Allah bana ve yarın sınava girecek tüm insancıklara zihin açıklığı versin. Amin. Çüüüzzz!
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'
Kategori
Günlük
Twitter Toplu Direkt Mesaj (DM) Silme Uygulaması
Geriye sayım yapılan bir Cuma öğleden sonrasından herkese pek bi selamlar blogcum
Gün geçmiyor ki hayat kurtaran bir şey öğrenmeyeyim ve de siz folovırlarımla paylaşmayayım. Bugünkü zıngırtımızın konusu Twitter'daki direkt mesajlarımızı toplu halde ve kolayca silebilmek. Eğer siz de benim gibi Twitter kullanan ve geçmiş yazışmalarını temizlemek isteyenlerdenseniz doğru yerdesiniz. Yaklaşın yamacıma hep birlikte nasıl yapılacağını inceleyelim.
Gün geçmiyor ki hayat kurtaran bir şey öğrenmeyeyim ve de siz folovırlarımla paylaşmayayım. Bugünkü zıngırtımızın konusu Twitter'daki direkt mesajlarımızı toplu halde ve kolayca silebilmek. Eğer siz de benim gibi Twitter kullanan ve geçmiş yazışmalarını temizlemek isteyenlerdenseniz doğru yerdesiniz. Yaklaşın yamacıma hep birlikte nasıl yapılacağını inceleyelim.
Bu uygulamayı ya da türevlerini kullanan arkadaşlar mutlaka vardır, ama bilmeyenler için bu postu 10 dakikalık çay molamı piç ederek hazırlamayı bir görev bildim. Bildiğiniz gibi Twitter tweetlerinde ve direkt mesajlarında 140 karakter sınırı var. Hal böyle olunca direkt mesajda 2 kelam laf etmek için en az 5-6 mesaj göndermek gerekiyor, e karşı tarafın da bir o kadar mesaj gönderdiğini ve muhabbetin uzadığını düşünürseniz DM kutunuz gereksiz doluyor. Ben daha önce DM kutumu boşaltmak için defalarca Twitter toplu direkt mesaj uygulaması denedim. Ancak denediklerimden hiçbir sonuç alamamıştım. Üstüne Twitter'ım uygulamayı kullanabilmek için verdiğim izin sebebiyle uygulama tarafından saçma sapan bir sürü hesabı takibe aldı, bir de onları anfolov etmekle uğraştım. Bu kadar lafın üstüne şimdi size bugün tesadüfen bulduğum bu siteyle Twitter hesabımdaki 1 yıllık DM geçmişimi birkaç dakikada temizlediğimi söylesem? Bir süper kahraman yalan söylemez. İnanacaksınız tabisi.
Operasyon öncesi
Sonrası
Şimdi canikolar bu uygulamayı kullanabilmek için Twitter üzerinden izin vermeniz gerekiyor. Twitter uygulamaları Facebook’ta olduğu gibi öncelikle erişim izni ister, al gülüm ver gülüm hesabı. Ayrıca bazı uygulamalar yüklenirken kendi Twitter hesaplarını otomatik olarak takibe aldırır, sizin adınıza paylaşımda bulunabilir, başka hesapları takibe alabilir ya da içlerinden en kötüsü şifrenizi kaydedebilir. Bu yüzden uygulamayla işiniz bittiğinde Ayarlar menüsünden Uygulamalar’a giderek uygulama iznini kaldırmanızı tavsiye ediyorum.
Twitter Toplu Direkt Mesaj (DM) Silme Uygulaması'na buradan ulaşabilirsiniz.
Follow Me on
Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Hoopp birader baksana bi'!
Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!














