11 Temmuz 2012

Gerçek Ol Olur mu?

Nerede olduğumuzun,
Ne yediğimizin,
Ne yaptığımızın önemi yok.
Sadece yanımda ol yeter. 
Nefesini,
Sıcaklığını,
Gittikten sonra saatlerce üzerimde kalan kokunu hissedeyim yeter.

Seni düşünürken hep böyleyim ben.
O ağzımın kulaklarıma kadar varışı da,
Aptal,
Bildiği her şeyi unutmuş, 
Özürlü gibi davranışlarım da hep aşırı doz mutluluktan.
Ötesi berisi yok ki, mutluluk sensin benim için.

Doğum günlerimde pastamı üflerken,
Kahve fallarında fincanımı açarken,
Dilek ağacına çaput bağlarken dilediğim de sensin...

Gerçek ol olur mu?


Srebrenica... Unutmadık... Unutmayacağız...

Tarih: 11 Temmuz 1995

Şu dillerden düşmeyen sözüm ona medeniyeti temsil eden çağdaş Avrupa bu kez hep bilinenin aksine bir katliama ev sahipliği yaptı sesini bile çıkarmadan. Sadece müslüman oldukları için Avrupa'da yaşamaları istenmeyen 8372 müslüman insan haince öldürüldü.

Ve minicik bir kız çocuğunun annesine sorduğu boğazı düğüm düğüm eden soru: 
"Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?"

 Tarih: 11 Temmuz 2012

Katliamın 17.yılı. Hala tüylerimiz diken diken, hala gözlerimiz yaşlı.  Bizim sadece uzaktan izlemekle içimizi parçalayan soykırım binlerce ailenin ocağına ateş düşürdü. Bosna hâlâ ağlıyor her yıl bu tarihte gökten boşanırcasına yağan yağmurlarla...

Müslüman olmanın bedelinin ölerek ödendiği kentin adıdır Srebrenica...

Mavi Kelebekler sadece toplu mezarların üzerinde açan çiçeklerin izini sürüyor... Ve Bosnalılar da Mavi Kelebeklerin izini...

Biz senin çocuğunuz Bosna...


09 Temmuz 2012

Evde Kalmış Kız Modu ON Again!

Bütün arkadaşları evlendiği ve kendisi evlenirken geride gelin ayakkabısının altına ismini yazacağı, kınasını yakacağı, mumunu tutacağı ve çiçeğini atacağı kimsesi kalmayan supercellmadan tekrar selamlar millet. 


Buralar pek bi sıkıcı. Daraldım bunaldım. Zate tek başımayım, iş çok, psikolocim çökmüş üstüne bir de "şekerim önümüzdeki hafta şu gün kınam bu gün düğünüm var diyen bir arkadaş telefonu". İsyaaeeeeeeeennnnn diye bağırasım gelmedi değil valla ne yalan söyliyeyim. 

Feysbuka her girdiğimde yüzüme tokat gibi çarpan, "Evleniyoruz Mutluyuz", "Evliliğe ilk adımı atıyoruz Bilmem kimle bilmem kimin nişan töreni", "Bu mutlu günümüzde sizleri de aramızda görmekten kıvanç duyarız" türevi süslü cıngıllı laflarla gönderilen Düğün ve Nişan davetleri yüzünden Feysbukumu dondurasım var. Zate hepsini geri çeviriyorum. Yok artık bi de çıkıp gidicem. Bozarım la düğünü, kavga çıkarırım. Meheheh :)

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de yemeden içmeden yüklenen Nişan, Kına-Düğün-Balayı-Dış Mekan zincir albümleri. Kıskançlık hormonum tavan yapmış durumda.  Evde Kalmış Kız Modu On Again! Haydi çık çıkabilirsen. Yaz mevsiminden soğudum lan sizin yüzünüzden. İyi güzel evlenin de bu ne yahu günaşırı davet, gün aşırı düğün. Evlenen var evlenemeyen var. Ayıp ayıp! :) Evet evet ben iyisi mi hesabımı dondurayım. Eylül, Ekim bilemedin Kasım gibi açarım. O zaman biter ya da bitmeye yüz tutar bu atraksiyonlar.


Ha bir de sağlı sollu gelinlik butiklerinin olduğu bir mahallede oturmak diye bir gerçek var. Ne büyük imtihan yarabbi. Yani ben gibi "evlenmeye niyetim yok yaeee" diyen biri bile sıçar bu durum karşısında. Yukarı baksan gelinlik, aşağı baksan gelinlik. Her biri bir öncekinden vazgeçirtçek "yok yaee bu daha gözel bu olsun" dedirtecek ve insanı ayran gönüllü yaptıracak cinsten. Hele caddede elinde gelinlik kutusuyla bi gelin adayıyla karşılaşmayayım omuz atıp yere yapıştırasım geliyor. Şaka lan şaka. O kadar da değil. Kendimizle dalga geçiyoruz şurda ağız tadıyla. Omuz falan atmıyorum ama yanlarına yanaşıp usulca: "Pardon, merhaba ben Selma. İiiiii şeyyyyyyyy ben evde kaldım da benim adımı da rica etsem ayakkabınızın şöyyyleeee en silinmeye müsait yerine yazar mısınız diyip" kaçıyorum. Sanırım bugüne kadar kimse yazmamış olacak ki halen bi tırt yok kısmet sorunsalında. 

Bir de zamanın birinde nişanda kurdeleden bir parça yutmak kısmet açıyor dediler e umut fakirin ekmeğe ben parça olayını hani küçük yutarsam görülmez, gözden kaçar falan diye abartıp biraz büyükçene tuttum parmaktan sarkınan uzun kısmı yuttum. Bu saçma adeti ortaya atan kişiyi Allah bildiği gibi yapsın. Olayı hızlandırmak için kurdeleyi biraz büyükçene yanii onbeşer cm kadar yutan beni de tabii. Kısmetim açılacak diye yuttuğum kurdeleler midemde yumağa dönüştü hala bir kıpırdanma yok. Hee pardon kıpırdanma var ama midemde. Kısmet bulacam, evlenecem diye az daha midemi deliyordum. Toktor kızım naptın sen? Deli misin demişti ultrasonda midemdeki kitleyi görünce. Halden anlayan biri değilmiş vesselam.

Birkaç arkadaşımın nikah sonrası ters dönüp fırlattığı buketini tuttum. Ama bu da illa bana at illa bana at diye başının etişini yiyişimden anlayacağınız üzre planlıydı. E bi de boyun accık uzun olduğu ve ben en az 10cm platform ayakkabı giydiğim için diğer kısçelere fake atıp buketi kaptım. Kaptın da n'oldu diceksiniz. Haklısınız bir mok olmadı.

Okunacak üflenecekleri denedik. Yenilecekleri yedik. Yutulacakları yuttuk. Duyduğumuz her bi'şeyi yaptık neredeyse. Başka yapılacak, yenilecek yutulacak bir şey var mı ki? Kısmet açan. Bilipte söylemeyen nolsun :D

Haftasonu istikamet: Telli Baba. Marşş Marşşş!!! :)

Supercellma'lar da yorulur annem

Her zamanki gibi bol koşturmacalı bir haftasonu yaşamış, yorulmuş, ama üzerinde aptal bir mutluluk olan durup dururken kendi kendine kikirdeyen, işleri başından aşmış, masasını evrak yığınından göremeyen ve zımba tellerini sökmeye çalışırken parmaklarını delik deşik etmiş esas kızımızdan Selamlar Blogcum

Ohhh be söyledim rahatladım :)

Bir gün Sinan Akçıl'ın şarkısı diline dolanacak ve o şarkıyı seveceksin deselerdi hayatta inanmazdım, oldu. Kaç gündür "seni gören kalp tak tak atıyorr kafada şimşek çak çak çakıyorrr" şarkısını mırıldanıyorum sabahtan akşama kadar. Yetmedi şarkıyı açıp açıp netten dinliyorum. Hatta daha da abartıp albümünü falan mı alsam diyorum. Bence de ohaa! Yok artık!

Cuma gecesi iş arkadaşlarımla depreştik. Cumartesi gecesi kankalarla kız kıza Arap Şükrü yaptık, (kavunu fazla kaçırmışım sanırım cırcır oldum :S) yetmedi Pazar düğün+deniz Allah ne verdiyse etkinleştik durduk.Allahtan supercellmayım yoksa bünye dayanır mı bu kadarına. Gezmekten yoruldum arkadaş.

Malum yaz. Şirkette herkes birer ikişer yıllık izinlerini kullanıyor. Tatilden dönenlerin ağzına yüzüne platform ayakkabılarımla vurasım geliyor. Bronzlaşmış tenlerini, güzelleşen suratlarını, güneşte hafif açılmış saç renklerini hatta soyulan derilerini bile kıskanıyorum. Ben hala teneke peyniri gibiyim. Pouufff :S. Neyse benim de tatil rotam herhangi bir aksilik olmazsa 25 Ağustos Çeşme olaraktan belirlendi. Bu kez 4 arkadaş gideceğiz. Off biter mi bu hasret biter mi bu dertler biter mi biter mi söyleeeeeaaaaaeeee... Hayaller kurmaya başladım bile. Hangi gün hangi bikini, ne renk oje, hangi şapka falan. Kızsal şeyler işte. Evet Supercellmalar da tatil yapar efenim. Super güçlerim olsa da ben de etten kemikten insanım. Hatta eti kemiği bolcana bi insanım. Ben tatildeyken yerime vekalet edecek biri de var artık  "Denizin Yıldızı" onun sayesinde rahat gidicem tatile gözüm arkada kalmayacak. Superdeniz koydum adını mehehhe :) Gerçekten iyi bir öğrenci o :)

Bir de son zamanlarda adını duymaya başladığınız henüz figüranlık aşamasında fakat umut vaadeden Paranoyakmenimiz an itibariyle Bodrum semalarında tatilde. Bu hafta iki kişilik çalışmamdan ötürü çok fazla blog ortamlarında olamayabilirük. Beni özleyin, mail atın, dürtün, arayın, sorun falan yani.

Oralarda bi'yerlerde beni seven birilerinin olduğunu bilmek PAHA BİÇİLEBİLEMEZZZZ...
Siz benim bebeklerimsiniz :)

06 Temmuz 2012

Buyur Burdan Yak

Güne bir blog takipçisinin attığı bir maille başlayan ve gün geçtikçe izleyicilerinden daha fazla mail almaya başlayan Supercellmadan Selamlar Blogcum,

Bu yazı "yani bakınız insanlar böyle şeyler de düşünebiliyor, bunları dürüstlük, netlik adı altında sizinle paylaşabiliyor, sabah sabah geçici ve kısa bir süreliğine de olsa sinirlerinizi bozabiliyor demektir" yazısıdır.

Bugünkü mail, yazılarıma değil daha çok bana yönelik. Bay okuyucum, yazılarımla ilgili fikirlerini sunan, zaman zaman da blog düzenlemeleriyle ilgili yazıştığım biri olarak bana kendince haddi olmadığını belirterek karakterimle ilgili düşüncelerini göndermiş.

Gelen maili paylaşıp paylaşmamakta epey tereddüt ettim ama o maildeki cümleleri size aktarırken kendi yorumumu katıp konunun özünden uzaklaşabileceğimi düşündüm, o yüzden özgün haliyle paylaşıyorum. Zaten kendisinin de çekinip, rencide olacağı bir durum olsaydı bana göndermeye cesaret edemezdi değil mi?

-------------------------------------------------------------------------------------
"
Bak ne diyecem sen hani sevgilim yok diye dert yanıyorsun ya bunun nedeni senin fazlaca açık olman olabilir mi?

Mantığına göre her şey meydanda olsun diyorsun, yalan olmasın. Fakat erkekler bu tür şeyden korkarlar. Yani yaşadığın ilişkileri, hoşlandığın erkekleri yazıyorsun ya bence bu ürkütüyor insanları. Güvensizlik mesajı veriyor. Bir de sen enerjiksin mutlusun hani sanatçılar gibisin. Ulaşılmaz vurdumduymaz gibi. Bir erkeğin seni sahiplenebilmesi için sana güvenmesi lazım ama şu şartlarda sen ele avuca sığmayan biri imajı veriyorsun.
Normalde bunları yazmak haddime değil ama sen blogunden kendini o kadar açtığın için ve az da olsa bir muhabbetimiz olduğu için ve senin aradığın erkek cinsinden olduğum için bir de bu pencereden bak istedim.. Bir düşün istersen süper bayan ;)"

-------------------------------------------------------------------------------------

Benim her şey açık olsun, her şey meydanda olsun görüşünde bir insan olduğumdan bahsedilmiş. Benim hangi yazımda, hangi cümlemde her şey meydanda olsun düşüncesinde biri olduğum anlaşılmış bunu anlamadım hiç? Karşıdan öyle mi gözüküyorum ya? Allahını seven düşüncesini paylaşsın. Kendi kendime defalarca okudum bu maili. Acaba açık sözlü ve net biri olmamdan dolayı böyle düşünülmüş olabilir mi? dedim. Dobra biri olmakla "her şey meydanda olsun" düşüncesini karıştırmak çok yanlış bir şey olmamış mı?

Yaşadığım ilişkileri, hoşlandığım erkekleri yazıyormuşum ya bu ürkütüyormuş insanları. Pardon da nerden biliyorsun? Çevrende benden hoşlanan, benimle tanışmak isteyen ama yazdıklarımdan ürkmüş birini tanıyorsun da onunla mı yaptın bu kritiği?  Ben blog yazarak ne bahsettiğim adamları elde etmek ne de yeni birileriyle tanışmak derdinde değilim. Yalnız yaşayan biri olarak insanların saçmalıklarıyla, dedikodularıyla, kıskançlıklarıyla ve üzerimde olumsuz etki yaratacak bilumum davranışlarıyla uğraşmaktansa kendimle ilgili ne varsa paylaşmayı, yazdıkça hafifleyip rahatlamayı seçtim. Kimseyle değil yani derdim, kendimle.Bir erkeğin beni sahiplenebilmesi için bana güvenmesi gerekirmiş ama ben bu şartlarda ele avuca sığmaz insan imajı yaratıyormuşum. Pehhh! Napıyorum ki ben? Her gün başka heriflerle ilgili fantezilerimi mi anlatıyorum? Bkz. buna verebileceğim en iyi cevap geçen günkü bir yazımdan bu konuyla ilgili anlatmak istediklerimin özeti: Size bir sürü adamdan bahsediyorum, biliyorum ama napayım yani iyi el geldi de ben mi teke düşmedim? okey geldi de ben mi bitmedim? Deniyoruz olmuyor. Ne yapalım yani? Hayatımda biri olsun istiyorum evet. Bu net. Ama denemeden anlaşılabiliyor mu? Mümkün değil. Napıyoruz, tanışıyoruz, yazışıyoruz, çıkıyoruz, konuşup görüşüyoruz bakıyorum bende bi iç kıpırdanması yok, olmuyor. Ya ben istemiyorum, ya karşı taraf. Ya da beklentilerimiz birbiriyle örtüşmediği için olmuyor hoşlanma, elektrik olsa bile. Her gün başka adamlarla görüşüp türlü haltları yiyen ama bunu sessiz sedasız karda yürüyüp izini belli etmeden yapan biri, hayatına dair birçok şeyini burada sizlerle paylaşmaktan çekinmeyen benden daha mı güvenilir? Güvensizlik mesajı nedir ya? Bir insanın bir şeyleri açıkça ifade ediyor olması, cesurca paylaşıyor olması onun güvenilmez olması mı demek? Bu ne tuhaf bir denklemdir yaa, ya da ben güvenin ne demek olduğunu öğrenememişim henüz.

Ele avuca sığmayan insan imajı yaratıyormuşum. Çok enerjik, çok sosyal, çok dışadönük ve yüksek bir özgüvene sahip olmam mı bu imajı yaratan? Yoksa hayatına biri girdiğinde onunla yetinmeyip başka maceralar peşinde koşacak biri gibi mi gözüküyorum? Bunu düşünen biri beni tam anlamıyla anlamamış, tanımaya çalışmamış demektir. Şu saatten sonra tanımasın da zaten. Kimseye kendimi anlatmak gibi bir derdim hakikaten yok. 

Bir de yeri gelmişken belirteyim. Geçenlerde de adsız yorumları kapatmama sebep olan bir yorum almıştım. "Çok iyi kızsın ama karşıdan kaşar gibi görünüyorsun diye" Yorumu yapan kişi tanıdık biriydi belli ki. Ama burada önemli olan benim kaşara benzetilmem değildi zaten, bu yorumu yapacak insanın kimliğini gizleme gereği duyan götü yemeyen biri olmasıydı benim için. Bi de ne derler "Kişi kendinden bilir işi" kendisi gibi zannetmiş beni. Böyle insanlar için ne diyebileceğim bir şey, ne de onlara laf yetiştirecek zamanım yok. Benden uzak, cehenneme direk. Çünkü o yorumu yapan şahsiyetsizin her gün buraya girip beni okuduğunu istatistiklerden, ip denen olaydan görebiliyorum. Oradan bakınca salak mı gözüküyorum dostum. Üzgünüm, yanıldın. Sieeeeeeeeee!

Diyeceğim şu ki: 
Benim gocunacağım bir durumum olsaydı kendimi deşifre etmeden bir blog açar her türlü konuyu döndürürdüm kimsenin ruhu bile duymazdı. 

Ben blog yazmadan öncede aynı selmaydım. Ben hep benim. Hep buyum. Blogdan önce de sevgilim yoktu, şimdi de yok. Sevgili konusundaki talihsizliğimin -megolamanlık gibi olmasın ama- çıtası yüksek biri olduğumdan kaynaklandığını düşünüyorum, blogda yazdıklarımdan dolayı değil. Blog sebep olsaydı, öncesinde doğru düzgün bir ilişkim olurdu. Erkeklerin çoğu özgüven sahibi, kendi ayakları üzerinde duran, kendi hayatını kurmuş, kimseye muhtaç olmayan zeki kadınlara yanaşmıyor çünkü. İstisnaları bilemem, bana denk gelmedi. Biraz güzel ve aptal olmak gerek, e o da bende yok sorry. 

Ben açığım, sosyalim, enerjiğim. Bunlardan hiç birinin de kötü karakteristik özellikler olduğunu düşünmüyorum. Sevgilim olsun diye de başka biriymiş gibi davranamam, kendim olmaktan uzaklaşamam. Bu kendime yaptığım en büyük haksızlık olur. He burada yazdıklarımdan ötürü güvensizlik imajı yaratıyorsam, sahiplenilmez insan fikri yaratıyorsam da umurumda değil. Burayı ünlü olmak, yazdıklarıma hayran olan bana aşık olacak birini bulmak, sevgili yapmak için gelmedim. Çok şükür ki elim yüzüm düzgün, bi şekilde giderim var. Salt sevgili bulmak olsaydı derdim, rahat olunuz sevgili okuyucum her şekilde bulurdum.

Son söz. Bu yazıyı insanların düşünceleri konusunda ne kadar uçlara gidebileceğini, saçmalamakta sınır tanımadıklarını görünüz diye yazdım. Yoksa bilen biliyor, anlayan anladı "ben çoktan bıraktım insanların hakkımda ne düşündüğünü umursamayı"..

Rasgele....

05 Temmuz 2012

Şeytan Erkektir Bence

Kıçımızda yımırta pişirme mecazını ve "Perşembe Perişanlık" deyimini gerçeğe dönüştürdüğümüz bol rutubetli, bol nemli bir Perşembe gününde Supercellmadan Selamlar Blogcum

Şirkete yeni bir kalite mühendisi başladı. Güzelce bir kız. Saçları bakır kızıl. Gözleri de saçlarıyla bir örnek. Maşallahı var nazar değmesin. Sıcak şeker de bi'şey böyle yanaklarını sıkıp sevilesi. Müküyle kendi aramızda şirketteki en gözel kız seçtik onu ve bu kararımızı yüksek sesle açıkladık.

Şeker kızımız da gülümseyerek "artık sırtım yere gelmez" dedi güldü.

Bizim departmanın diğer iki üyesi olan ana muhalefet olarak yaratılmış beyler de "sırtın yere gelmez değil, sırtın yerden kalkmaz" yorumunu attılar ortaya pis pis gülerek, başlarına birkaç dakika sonra ne geleceğinden habersiz.

Bu sefer de kızcağız " yok ya ben bayanlardan korkmam" dedi.

Buna cevap olarak da her konu hakkında bir fikri mutlaka olan paranoyakmen sen hiç erkek içine giren exorcist duydun mu? Küçük büyük farketmiyor şeytan bile hep kadınların içine giriyor, gireceği yeri biliyor, askerleri belli ağbiii dedi.

Sonra konu şeytanın cinsiyetine geldi nerden geldiyse ben o arada ihracat dosyasının içine gömülmüş olduğumdan mütevellit o kısmı uğultu şeklinde duydum. paranoyakmen "şeytan kesin kadındır" diyordu ben konuya geri döndüğümde. Bende "kadınlar şeytana bile pabucunu ters giydiriyorsa şeytan kesin erkektir. Şeytanın Lezbiyen olduğunu sanmıyorum. " dedim ve tüm ofis yerlerdeydik... Kahkahalar yükseldi. Bizimkiler de çaktırmadan morardı :)

Bu arada bi konteynerın içine girip kendimi de uzaklara kati ihracat yapasım var bugünlerde. Gidişi olur dönüşü olmayan cinsten. Şöyle bi İrlanda olur, bi Rotterdam olur o da olmadı ne biliyim Şili olur lan Pintomun memleketi. Bir de fatura koçanının pembe ve sarı nüshalarının arasında tuhaf bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Yazıcıya diğer iki nüshadan farklı olarak sürekli birlikte giriyorlar, sonra yelpaze olup çıkıyor şerefsizler. Uğraş dur sonra bunca işin arasında. Bi de bi de sular kesik, wc sorunsalımız var. Hele ki öğle yemeğinde kurufasulye çıkan bir gün bugün. Gerisini anlatamiyciğim yüreğem dayanmıyor. Bu post kötü kokmaya başladı... :P

Ekmek parası derdine düşen supercellma kaçar.... Pırrrrrrrr!!

04 Temmuz 2012

Berat Gecesi ve Dualarım Üzerine

Bu gece mübarek üç ayların ikincisi olan Şaban ayının 14'ünü 15'ine bağlayan gece Berat Kandili. Şu birbirine bağlayan gece tanımlamaları hep kafamı karıştırmıştır. Dinimizde bu tanımlamalardan çok var. Mesela Kadir Gecesi'nin de tam tarihi belli değil. Cuma vakti edilen dualar kabul olunur deniliyor ama Sela ile Ezan arası diye de ucu açık belirtiliyor. Kesin tarih ve kesin saat verilmemesi bizlerin daha çok dua ve ibadete yönlendirilmesi için sanırım.

Sabah cep telefonuma gelen kandil mesajlarıyla uyandım. Şirkete geldiğimden beri de smsleri takip eden mailler, telefonlar. Çok sevenim var. Allah razı olsun hepsinden. Hatırlanmak, dualara dahil edilmek çok güzel bir şey. Küçük ablam hafız benim. Dün akşam bu geceyle ilgili bir kaç bilgi verdi bana. Bu gece Allah Teala'nın ezelden dileyip belirlediği şeylerin bir sonraki Berat Gecesine kadar gerçekleşecek olanlarını meleklere yazdırmak üzere verdiği geceymiş. Bu yazma işlemi Kadir gecesi tamamlanıp sorumlu meleklere teslim ediliyormuş. Rızklar, evlenmeler, çocuk sahibi olmalar, doğumlar, ölümler gibi. Rızıklarla alâkalı defter Mikail (as)'e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili defter Cebrail (as)'e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün görevlisi ve yine büyük melek olan İsrafil (as)'e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)'e teslim oluyormuş. Bir hadis-i şerife göre de Allah Teala bu akşam rahmetiyle yer yüzüne inip çok sayıda günahı bağışlıyormuş. Berat etmek kelime anlamıyla kurtulmak demek. Günahlarımıza af dilememiz için en güzel fırsatlardan biri bu gece.

Her kandilde dağıtılan kandil simitlerimiz dağıtıldı şirkette biraz önce. Bugün öğle yemeği de iyi değildi. Açtım paketi hepsini bi güzel yedim. Allah kabul etsin ancak bu kadar iyi gelebilirdi insana bu simitler.

Annemle konuştuk az önce. Bizimkiler evi müteahhite verdiler ama yan komşu evi yıkılmak üzere olmasına rağmen 60 metrekarelik arsasına 2 daire istiyor diye müteahhitle bir türlü anlaşamıyor, onun evi de iki evin arasında kaldığı için kayar, çöker tehlikesi nedeniyle bir türlü inşaatı başlatamıyorlar. Annem "n'olur dua et de Şafiye evi vermeyi kabul etsin" dedi. "Ederim ama benim daha önemli dualarım var anne, bu konuyla trafiği karıştırmasam olmaz mı" dedim. "Ne dileyeceksin dedi?" Güldüm. Beklediği şeyi duydu: "Hayırlı kısmet" dedim. Hoşuna gitti kadıncağızın. Eminim o her namazından sonra diliyor bunu bekar kalan tek çocuğu olaraktan benim için.

Umarım O Listede Yokumdur

Sanırım bu mübarek gece yapılacak en önemli dua önümüzdeki Berat Gecesi'ni görmeye nail olmaktır. Ölürsem başka şeyler dilememin ne anlamı var ki zaten. Yine ne olur ne olmaz eğer öleceksem de hayırlı ölümler diliyorum. Umarım o listede yokumdur. Yaşamak çok güzel çünkü. Allah herkese hayırlı ömürler, hayırlı ölümler versin.


Sağlık

Bu yıl bana hastalıklarla geldi. Allah dermansız dert vermesin, daha kötü hastalıklar vermesin ama gerçekten bıktım hastanelerde sürünmekten, doktorlarla uğraşmaktan, iğne vurulmaktan, bi de o üzerime sinen nefretlik hastane kokusundan. Diğer dualarımın kabul olması için en önemli gereksinimim sağlıklı bir yıl. Sağlığım olmadıktan sonra hiçbir şeyin önemi yok.

Hayırlı kısmet

Uzun zamandır sizlere midede uçuşan kelebeklerle ilgili gündem yazmıyordum. Size bir sürü adamdan bahsediyorum, biliyorum ama napayım yani iyi el geldi de ben mi teke düşmedim?  okey geldi de ben mi bitmedim? Deniyoruz olmuyor. Ne yapalım yani. Ben pasif, benim her dediğime he diyecek, benim ağzımın içine bakacak adam istemiyorum. Yani dağınık değilim ama biraz şöyle çekip çevirecek, toparlayacak, sözünü dinletecek, höyt dedi mi korkutacak adam lazım bana. Yalnız yaşamak, özgür takılmak, gönlümce gezmek falan iyi de özlediğim, sevdiğim, yanında kendimi iyi hissettiğim birinin olmasını istiyorum artık. Ait hissetmek istiyorum kendimi. Allah'ım gönlümün Muradını ver bana ki Muradıma ereyim, Amin.

Hayırlı kazanç

Sonra, zamlı çalışmaya başladığımız şu günlerde maaşıma iyi bir zam istiyorum. Zammı belirleyen insanların kafasına şöyle kocaman aa Selo iyi bir zammı haketti düşüncesini yerleştir Allah'ım. Çünkü Yalnız yaşamaya başladığımdan beri para daha da çok ihtiyaç duyduğum bir şey oldu. Her şey para, her şey masraf. Hem ben yardım etmeyi, hediye almayı, insanları sevindirmeyi çok seven biriyim. Bunların hepsi için daha çok paraya ihtiyacım var. Çok param olsun ki şu eski kocadan kalan borçlarım için çektiğim krediyi bir an önce bitireyim. Para biriktirip içinde külüstür eşyalar olmayan, kendi eşyalarımı düzebileceğim, eşyasız boş bir daire tutup taşınabileyim. Bu ne bir gün buzdolabı cortluyor, bir gün çamaşır makinası. Bir de yıl sonuna doğru ya da önümüzdeki yıl başında İtalya'ya evlenen canım arkadaşım Nigar'ı hem ziyaret etmek hem de gezmek için İtalya'ya gitmek istiyorum. Daha hiç uçağa binmemiş, hiç yurtdışına gitmemiş biri olarak bu bu geceki dualarımın arasında.

Tüm sevdiklerim için

Berat kelime anlamı olarak Beraat etmek demekmiş. Hepimiz dileklerimizi Mevlaya sunalım, geçmiş günahlarımız için af dileyelim.  Duanın en makbulu en çabuk kabul olanı bir müminin diğer mümine dua etmesidir.  Dualarımızda cimri olmayalım. Bir tek kendimiz için dilemeyelim, sevdiğimiz, bizi seven herkes için dileyelim. Beni de dualarınıza katın. İstediklerim belli. Öyle çok şey istemiyorum. Ben de bu gece bol bol dua edicem. Dua etmek beni manevi olarak rahatlatıyor.

Başka bir rivayete göre de Hz. Peygamber: "Şaban'ın ortasındaki geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, 'Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!' der." buyurmuştur. Bir diğer hadiste ise, Berat Kandili’nde yapılacak duaların geri çevrilmeyeceği müjdesi verilmiştir. Kandil geceleri ve bu mübarek üç ayların affedilmek, isteklerimizi Yaradandan dilemek için büyük vesile.

Allah dualarımızı kabul etsin, günahlarımızı bağışlasın.
Hepimize Hayırlı Kandiller.


03 Temmuz 2012

Parmağındaki Yüzüğe Rağmen...

Bir de bilmemkaçönceki eski sevgili sorunu diye bir şey var. Üstelik evlenmiş muhtemelen de üreme planları yapan, eli kulağında üreyecek cinsten. 

Bi Engin vardı. Lise yıllarında benim böyle ölüp bayıldığım. Halbuki silik bi karakter, böyle kendi halinde püsürük bi'şey. İki lafı bir araya getirip konuşamaz. Konuşsa da arkadaşına sorma joker hakkını kullanır sürekli. Ben zaten nerde abuk subuk entere tip var ya da içine kapanık, daha uzatmadan dünyadan elini eteğini çekmiş herif gider onları bulurum. Esas kız olacağım ya sözde. Ayy çok değiştirdi bu kız bu çocuğu helal olsun, ay nikahı da basmış tebrikler falan hayalleriyle. Bi bok yediğim / yiyeceğim yok halbuki. Züğürt tesellisi.

Efendim Engin bizim klasik endüstri meslek lisesi, abazalarla dolu bir okul olan komşu okulumuz Mimar Sinan'da öğrenciydi. Metal bölümümü ne okuyordu. Beğenmediğim bir şeydi bölümü kesin, yoksa hatırlardım. Neyse. Lise birin başında bakışıp gülüşmelerle başlayan bu iş nihayet onca yırtınmamdan sonra sene sonunda çıkma teklifi almaya level atladı. Heh nolduysa boyum uzadı bi karış sanki. O zamanlar cep telefonu sadece kodaman heriflerde bi de zengin zübbesi çocuklarda var. Bizde ne gezer! Biz Enginle annemin evde olmadığı zamanlarda ev telefonundan konuşuyoruz, hatta olayı ilkelleştirip mektuplaşıyoruz falan. Ev telefonu çalınca ben de böyle bir heves bir heyecan, en sempatik ses tonuyla açıyorum telefonu belki odur falan diye. Görüntülü telefonlar da yok çünkü henüz. Okul çıkışları gidip parkta oturuyoruz öğlen sıcağında mal mal, sonra ben otobüse binip eve dönüyorum falan. Cafeye gitmek gerçekleşmeyecek bi hayal o herifle. Evdekiler de beni kütüphanede ders çalışıyor ya da voleybol antremanında falan biliyor. Yatcak yerim yok valla billa.

Neyse bir kaç ay böyle geçti. Benim yeter ben böyle bi ilişki istemiyorum, sen beni daha bi kere cafeye bile götürmedin çemkirmeme gerek kalmadan Engin yaptı hamleyi. Hayatımda "sen çok iyi birisin ama ben seni üzerim" klişesiyle beni ilk tanıştıran adamdır kendisi. Felsefe dersinden daha çok kafa patlattığım ama bi türlü anlam veremediğim bir mesajla siktir olup gitti hayatımdan. Bu yüzden unutulmazlar listesinde en başlardadır adı. He okullarımız kıç kıça olduğu ve zat-ı alileri o mahallede oturduğu için mahalleden siktir olamadı, ben de karşılaşmalarımızın önüne geçemedim ama olsun. Mezuniyete kadar olan iki yıllık dilimde ben de elimden geleni ardıma komadım burnundan getirdim.

Nedir efendim bu ben seni üzerim olayı? Üzme efendim o zaman adam ol, insan ol da üzme. Bu erkeklerin bütün gerizekalı olanları beni mi buluyor arkadaş? Ya da gerçeği söylemeye götü yemeyenleri? Madem ben güzelim, hoşum, bıcır bıcırım, e ağzım laf yapıyor, becerikliyim, sosyalim, sadığım, dudaklarım güzel, e popom dik, memelerim de maşallah standartların üzerinde. Yani bi erkeğin isteyebileceği neredeyse bütün kriterlere sahibim. E sorun ne o zaman? Bela mı arıyorsun? Boşversene be blog. Kim sallar sorunu. Uygun bir bahane bulup topuklayalım mantığında hemen hepsi. Ben senden hoşlanmadım, ya da ne bileyim senle takılırken başka birine aşık oldum vesair vesair demeye doğruyu söylemeye cesareti yok hiçbirinin. Yemişim öyle erkekliği.


Yıllar geçti. Çok değil bir iki yıl. Küçük Bey naptı nasıl ettiyse benim cep telefonu numaramı bulmuş mesaj attı bana. Ben Engin, askerdeyim diye. Lise yıllarındaki mektuplardan çekti sanırım canı. Ben de noliiiyy lan hangi Engin demedim tabi. Hemen hatırladım. Pişmanlık sözleri, şu içinde bülbül, güvercin, kelebek ve ay ışığı olan abuk smslerden göndermeler, nöbeterde aramalar falan bi ton şey. Tabi ben yemedim de herif askerdeymiş çok da gider yapmayalım dedim, ılımlı oldum. Huylu huyundan vazgeçer mi ki bu bikaç ay göründükten sonra yine sırra kadem bastı. Ben de amaaeeennnn canın cehenneme deyip siktiri çektim.

Bu sefer aradan bayaaa yıllar geçti. Sen de beş ben diyim on. Ben ne badireler atlattım, neler yaşadım falan. Artık Engin mazideki salakça bir gençlik anısı oldu benim için. Ama onun için henüz rafa kalkmamış olacak ki bendeniz mevzusu geçen yıl bi nakliyecimizin iftar yemeğinde karşılaştığımızda öyle uzaktan uzaktan bakarak akıttı ağzının suyunu, sol elindeki alyansa aldırış etmeden. Evlenmiş boyu devrilesice. Kendi gibi bi sümsük bulmuştur kesin. Benim şef sigara içmeye balkona çıkarken ben de takılmıştım peşine bi hava alayım diye. Anamm ne göreyim Engin! Yüzsüz geldi bi de tokalaşıp öptü beni. Tabi iş ortamı, e camiada da kendimizce bi namımız var, çemkiremedim ama bi kenarda konuşurken hafifçe tükürmeyi de ihmal etmedim yüzüne. Tek farkettiğim şey hakkaten tatlı çocukmuş. Ya da evlendi diye öyle geldi bana. Hani kör ölür badem gözlü olur ya, evlenince kıymete binmiş olabilir. Neyse zevzekliğe lüzum yok. Evlenmiş barklanmış herife yazılacak değilim. Ama bi ara niye ben değil niye ben değil de o deyip Türk filmi acitasyonu yapacaktım zor tuttum kendimi. Sonrasında Engin beyimizden gelen bitmek bilmeyen mailler, hal hatır sormalar falan. Haftabaşı iyi haftalar dilemese olmaz, Cumaları iyi tatiller. İşin bu kısmında bence kötü bir şey yok ama benim kocasını kıskanan arsız bir kadınla muhatap olmaya da hiç niyetim yok. Haddini aşmaya yeltenirse yapacağımı bilirim ben.

Bazen kendimi kürkçü dükkanı gibi hissediyorum, ağzıma sıçan, değerimi bilmeyen bütün herifler günün birinde tıpış tıpış geri geldiği için. Bazen yumuşak yüzlü olduğum ve kolay affettiğim için mi dönüyo bunlar birer birer deyip kendimi de sorguluyorum ama anlıyorum ki olayın benle bi ilgisi yok. Kendi yüzsüzlüklerinden. 


Kürkçü Dükkanına Geri Dönüş Seferleri Sonsuza Dek Kaldırıldı.

"Hepinizin ağzına sıçayım e mi! Defolun laynnn ben sizi üzerimm!!"

Çekmece Düzenleyiciler

İşyerinde ve evlerimizde şifonyerlerimizin çarşamba pazarına dönmemesi, aradığımız şeyleri kolayca bulabilmemiz için bir çözüm önerisi: Ikea dolap-çekmece düzenleyiciler. Üstelik 3,95 mi ne, yani sakız parasına :)

Oldu mu şimdi?

Piyanist "oynamayanların çamaşır makinası bozulsun" diyor diye kına gecelerinde en çok oynayan kişi olan Supercellma'dan pek bi selamlar Blogcum.

Peki ben kurallara uyduğum halde, Angara, Roman, Çiftetelli, Kasap Havası, Damat Halayı, Çaçası, kolbastısı, boku püsürüğü gibi bütün havalarda pistte bizzat bulunduğum halde ş
imdi bu çamaşır makinamın kazanının patlaması da neyin nesi? :( 
Üstelik her yıkamada Calgon da kullanıyorum. Her şey yalanmış anasını satim.

Dün akşam "Geleneksel Bilmem Kaçıncı Yapı Marketler Ziyareti" akşamıydı benim için. İlk kapımız Leroy Merlin'di.  Geçenlerde kışın hafif rutubet yapan banyo tavanımı silmek için üzerine çıktığımda kırdığım klozet kapağının yenisini aldık. Bok var sanki tavandaki rutubeti siliyorum. Ayak bileğimi kırıyordum az daha. Klozetin bi üstündeydim bi içinde. Allahtan banyo daraşmalık da sağa sola yayılarak düşmedim.

Sonra Ikea'ya gittik. Kağıt kapladığım ve fotoğraf duvarı yapmayı planladığım duvar için farklı formlarda ve boyutlarda bissürü fotoğraf çerçevesi aldım. Nası sevindim anlatamam. Otobüsle eve dönerken kafamda yerleştirdim hepsini. Bunu oraya, bunu buraya. Ayyy harika olacak! İki sevindim ya illa içine sıçacak bi durum olacak. Kara bahtım kem talihim. Eve geldik şu benim tamirat-tadilat tüm işlerimi halleden arkadaşla. Başladık duvarı mezurayla ölçüp biçip çerçeveleri asmaya. Bu arada makinaya çamaşır programlayımda biz duvarla uğraşırken yıkansın, yatarken asarım dedim. Makina başladı yıkamaya. İlk sıkmaya kadar her şey normaldi. Ne zaman ki makina sıkmaya geçti böyle gırçç gurççç tanggg tunggg şeklinde sesler geldi ve ardından da şarıl şarıl su sesi. Su sesi rahatlatır diyen halt etmiş. Beni bildiğiniz gerdi dün akşam. Bir anda bütün mutfağı su bastı. Aldım elime havlu, bez ne varsa başladım yerdeki suları silmeye. İki vileda kovası su çıktı. Ellerim çatur çutur patladı deterjanlı sudan. "Ay eldiven taksaydın madem şekerim" diye akıl verenleri görüyor gibiyim. Kusura bakmayın şekerim ama o anda hiçbi şey akıl edecek durumda olmuyor insan. Bir ya da iki dakka ya dayandım ya dayanamadım başladım hüngür hüngür ağlamaya. Allah gecinden versin gören de anam babam öldü sanır. Nasıl ağlamak ama bi görseniz. Ben faciayla uğraşırken salon kapısından bana tuhaf tuhaf bakan ve salak bir ifadeyle gülen arkadaşımı fırçalamayı da ihmal etmedim tabii. Bu yazıyı okuyacağını biliyorum o yüzden özellikle yazdım. Karşındaki insan öyle sinir bir durumdayken ona bakıp gülünmez, accık empati yap, accık insanın üstüne gitmemeyi öğren. Evet evet mutlaka öğren bunu. Sonra azar işitir yüzünü de asarsın yoksa hep.

Yerleri iyice kurulayıp balkon kapısını açık bırakarak yattım. Mineflolar kabarmasın diye bi hatim indirmişimdir herhalde. Dua ederken sızıp kalmışım yatakta. Sabah uyandığımda gözlerim balon gibiydi. Hala da öyle. Bayadır ağlamıyordum ya arayı açmıştık. Dün gece kavuştuk gözyaşlarımla. Ama bu seferki sebebimiz beyler değil çamaşır makinasıydı. Tam dip boyamı yaptıracak şöyle bir yaz bakımına girecektim. Al işte hiç hesapta olmayan bir masraf daha. İsyan!!!

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top