10 Aralık 2012

Çok Sevilecek Erkek Kişisine Notlar Vol2

Hey sen!
Çok sevilecek erkek kişisi!
Hayatıma girmek için kaz ayaklarımın çıkmasını bekliyor falan olmalısın.
Oğlum bak yirmisekizimdeyim ve her ay maaşımın büyük bir bölümünü antieycink kremlerine yatırıp kırışmamak için bildiğin direniyorum yani.
He gelince suratına bi güzel tükürüp "lanet olası herif senelerdir neredesin sen!" deyip trip atıcam o zaten cepte.
Ama er ya da geç -ki en kısa sürede olması tercih sebebidir- hayatıma girdiğinde senden bir ricam var. 
olur mu?
Çünkü sen hiç sevilmemiş biri tarafından çok sevileceksin, bil.

Yuva olma çabaları

Yavaş yavaş geri dönmeye başladım buralara, tehlikenin farkında mısınız? :)

Enee dün bir baktım ki aylar olmuş evde tek başına yazmadığım, hemen açtım ekranı başladım şu an okuduğunuz satırları şey ettirmeye. Taşınmayı kafaya koyup ev arayışına girince internette gördüğüm fotoğraflardan sonra yok lan ben bu evde yaşayamam, köpek bağlasan durmaz burda demiştim. Zor oldu ama başardım, ev bir buçuk yılda baya bir düzene girdi, en azından eve benzedi.

Mutfağım dolap özürlü, mevcut dolaplar Allah'a emanet, ev sahibi de eve kuruş masraf yapmaya yanaşmıyor. Sanki taşınırken söküp dolapları da götürücem hey Allam ya. Ben de başımın çaresine bakıp mevcut halini güzel hale getirmeye çalıştım kendimce. Dolaplar geçen yılki badanada yağlı boyayla beyaza boyanınca daha kullanılabilir hale geldi. Daire kapısından girişte karşımıza çıkan ve ne kadar derli toplu olsa da dağınık görünen mutfak tezgahına örtü diktirme fikriyle başladık olaya. Sonra bardak rafına, masaya, buzdolabına derken kendi çapında bir mutfak takımım oldu.


Evde Tek Başına 2 yazımda tezgah örtüsü, masa örtüsü falan diktirmek istediğimi yazmıştım, blog dünyasının marifetli isimlerinden Elif'in Elizi yetişti imdadıma ve bana bu cicileri dikmeye gönüllü oldu. Kumaşları Savaş Manifatura'dan çok beğenerek aldım. Dikilince daha da bir güzel oldular.

Bardak rafının örtüsü, iki kenarından çivi çakıp lastik geçirdim, perde gibi kullanıyorum. Üzerini örtme yönteminin kullanımı zordu. Elif böyle bir öneride bulundu. Süper de oldu hani. Raf örtüsünü puantiyeli tercih ettik, ucuna ekru dantel dikildi. 
Ortası fiyonklu tezgah örtüm, uçları fiyonklu masa örtüm gazete baskılı kumaştan.
Mutfağımda aspiratör olmadığı için havalandırma olarak balkon kapısını kullanıyorum. Bu da set üstü ocağın devamlı tozlanmasına sebep oluyor. Ona da örtü diktirdim, kullanmadığım zamanlarda temiz dursun diye.
Ve mutfağımın renklenmesine sebep tezgah örtüsünün büyükçe görüntüsü, her şey senle başladı :)
İşte mutfağımın yeni hali... Eskisine göre daha derli toplu, daha sevimli.

BEFORE

AFTER


Mutfak sandalyelerime de alttan lastikli yanları püsküllü minder dikildi. Ancak sandalyenin dayanma yerindeki demirleri hesaba katamamışız. Minderler şimdi tamir edilmek için kenarda bir gönüllü bekliyor. Önümüzdeki günlerde takım eskimeden onlar da yetişip yerlerini alacaklar inşallah. :)

P.S. Akşamdan kalma yazı. Hem de Cuma akşamından.

07 Aralık 2012

Bu bir regl saçmalamasıdır uyarayım

İşten geldim, kabanımı mutfak sandalyesine astım, çantamı yere bıraktım. Hay aksi kombinin basıncı yine azalmış arızaya geçmiş. Biraz su verip çalıştırdım. Eve geldiğimde üzerimde ne var ne yok çıkartır, ev kıyafetlerimi giyerim ben. Onlar da illa bir yeri yırtılıp dikilmiş, koltuk altları deodorantlardan yıpranmış tişörtlerim, dizleri çıkmış, çamaşır suyu lekeli eşofmanlarımdır genellikle. Bu akşam bir değişiklik yaptım, değiştirmedim üzerimi. Olduğum gibi girdim yatağa, yarın nasılsa nevresimleri değiştireceğim düşüncesi de bahanesi oldu boşvermişliğimin. Çoraplarım kokuyor mu diye baktım, kokmuyor. Paraya kıyıp yüzde yüz pamuklu çorap alınca karşılaşmıyorsun öyle kötü sürprizlerle. Boynum bugün tekrar ağrımaya başladı diye sıkıca sardığım şalımı dahi çıkarmadım boynumdan, her an çantayı alıp bir yere gidecekmişim gibi hazırım yorganın altında.

Regl oldum ben dün. Kadın olmanın bence en kötü yanı bu. Zaten tüm zorluklar kadınlarda amk. Erkeklerin nesi var ki? Parayı basıp bedelli yapamıyorlarsa, kafalarını çalıştırıp fakülte mezunu olamıyorlarsa bi gidip uzun dönem onbeş ay askerlik yapıyorlar, bir de uğruna düğün dernekler kurulup babalarının "benim oğlum adam oluyor ulan" diye böbürlenip konvoyla tüm şehri korna manyağı yaptığı, çüklerinin accık ucundan kesildiği sünnet merasimleri var. Başka neleri var lan? Yok bi şeyleri. Her türlü ağrı, sancı, zorluk bizde anasını satayım. Regl her mevsimde zor. Yazın sıcakta pişik oluyorum, kendi kendime kötü kötü kokular geliyor buram buram. Bir de o pedlerin hışırtısı yok mu sinir bozucu. Açık renk kıyafetleri ellemiyorum bir kaç gün ya geçerse korkusuyla. En uzunundan, en gecesinden de kullansam yok arkadaş içim rahat etmiyor benim güvende hissetmiyorum kendimi. Kışınsa regl olunca kanım çekiliyor resmen, sanki üç dakika sonra ölecekmişim gibi morarıyorum, üşüyorum, üşümek ki öyle böyle bir üşümek değil. Çenelerim zangırdıyor, elim yüzüme değse soğukluğundan irkilip uykumdan uyanıyorum. Neyse ki termofor diye bir şey var gece bir kaç kez suyunu değiştirirsen bölük börçük de olsa sabah edebiliyorsun o meşhur ilk regl gününün sancısıyla. Bir de göğüslerin nefes aldırmayacak kadar şişmesi, en çok da bu dönemde fanfilifinfon yapma isteği nedir abi? Yasak olduğu için sanırsam. O değil de termofor kadar olamayan erkekler var.

Hormonların yönetimi ele geçirdiği bu dönemde ota boka duygusallaşıp her şeye zırıldayabiliyorum. Çikolatayı paket paket yiyiyorum, enerji versin, şeker ihtiyacımı karşılasın diye ama onun da tek yaptığı kilo aldırmak, başka bir boka yaradığı yok. Bi de regl olduğumda en çok eski sevgilim olacak öküz geliyor aklıma nedense. Belkide beni gerçekten seven son adam olduğu için ve ben bu dönemde çok fazla sevilme ihtiyacı hissettiğim için, bilmiyorum gerçekten. Ama ayın üç haftası aklımın ucuna gelmeyen, hayatımın, psikolojimin içine sıçan adamın bu üç dört gün boyunca devamlı aklımda olması bir tuhaf değil mi. Yalnız yaşamaya başladığımdan beri annemin yokluğunu da çok hissediyorum bu dönemde. O ayaklarıma patik giydirmeler, sıcak su torbalarını baldırlarımın altına koymalar, battaniyeyle üzerimi örtmeler, içimi ısıtacak çorbalar yapıp beslemeler falan mesela. Ya siktir edin bunların hepsini onun varlığı bile analjezik gibi, antidepresan gibi ki.

Bence bu dönemde yasal izinli olmalıyız biz, Çalışma şeysine dilekçe verip öneride bulunacam. Zira çalışırken sebepsiz yere arkamdaki camı açıp pat diye aşağı atlayabilir, intihar edebilirim. Ya da merdivenlerden inip çıkarken halsiz düşüp bayılabilirim falan. Her şeyi geçtim pms ve regl döneminde yaşadığımız bunca saçma salak şeye inanmayan bir çalışma arkadaşım beyfendiyi gırtlaklayıp suç da işleyebilirim yani, hepsini yapacak potansiyele sahibim. Bu arada yeri gelmişken bizi anlamayan, bu dönemin olumsuz etkilerini, duygusallığımızı anlamazlıktan gelen ve sancılarımızı da çok abarttığımızı düşünen beyler tahrik olup boşalamayın da sancının ne demek olduğunu görün bakalım. "Regl sancısına inanmayan erkeklerin spermleri içinde patlasın inşallah!" bence en büyük beddua bu sizin için. Siz siz olun karın ağrısından iki büklüm olmuş, tatlı krizine girmiş, regl olduğunu farkettiğiniz bir kadın görürseniz koşarak ordan uzaklaşın, varlığınız varlığına batıyor olabilir.

Yarın direksiyon dersim olmasa haftasonu dünyayla iletişimimi koparıp birkaç insan dışında kapımı dahi açmam kimseye. Ama ne mümkün. Nerden aklıma geldiyse çok insan tanımak aslında iyi bir şey değil lan, özellikle çok erkek arkadaş. İsimlerini hatırlamadığım ama öpüştüğümüzü hatırladıklarım var. Ben de lisedeki sevgilimle evlenmiş çoluk çocuğa karışmış olmayı isterdim. Böylece bu kadar çok bakış, bu kadar çok dokunuş olmazdı hafızamda silemediğim, ama olmadı. Ben değilim suçlusu. Kader diye lanet bir şey var, takılıyor kafasına göre. Ben kontrol edemiyorum ki hayatımı. Bir bakıyorum bir şeyler olmuş, üzülmek gerekiyorsa üzülüyor, sevinmek gerekiyorsa seviniyorum.

Ben regl olduğumda bildiğin kendimden nefret ediyorum blog. Ne yemek yiyiyorum, ne her akşam saatini sektirmeden içtiğim çayımı içiyorum. Televizyon izlemekten de sıkılıyorum, internetten de. Dışarı çıkıp bir şeyler yapmayı bırakın elimden gelse eve kapanıp, bu lanet dönem bitip de gusüllenene kadar dışarı çıkmam. Ne aynaya baktığımda kendimi beğeniyorum, ne bi giydiğimi yakıştırıyorum, ne oje süresim geliyor, ne makyaj yapasım. Bet, çekilmez, depresifin biri oluyorum anlıcağın. Blogumu kapatmak, Facebookumu dondurmak, kızdığım insanlara durup dururken küfretmek isteği de hep bu dönemde geliyor. Bir de akne tedavisinden sonra bebek gibi bir cilde sahip olmuşken regl olunca tam alnımın ortasında pörtleyen o sivilce için kafamı duvarlara vurup içeri geri sokasım geliyor. Hiç bir şey yapmak istemiyorum. Tek yapmak istediğim yorgan altına girip ağlamak, ağlamak, ağlamak. Sebepli, sebepsiz. Gözlerim dayanamayıp kapanana, ben zıbarana kadar. İşte bu gece de öyle bir gece. Zırıldamama eşlik etmek isteyen varsa buyurup gelebilir bana eşlik edebilir, kapıyı açacağım şanslı kişiler arasındaysa tabii.

Hani ben şimdi kendimden nefret ediyorum ya aslında kendinden nefret etmek kötü bir şey değil lan, objektif oluyorsun bir yerde. Hay çenem kapansın e mi! Hadi ben gideyim de bir change yapayım en iyisi. Ciao!

06 Aralık 2012

Mudo Banyo Takımı & Makyaj Çantası

Dün akşam Mükü'yle As merkez'e hambörgır yedikten sonra outlet çarşıyı da şöyle bir dolaştık. Ev dekorasyona iyice sarmış biri olarak doğru Mudo Outlet'e girdim. Benden söylemesi süper ürünler ve süper indirimler var. Uzun zamandır banyoma  bir takım almak istiyordum, indirim sayesinde 10TL gibi bir rakama bu neon yeşil şeffaf banyo takımı benim oldu. Bir de 28 yaşındayım bu yaşıma kadar hiç makyaj çantası almadım ben. Ya bir kozmetik alışverişinde ürünle hediye gelir, ya da eczaneden dermokozmetik ürünlerimi alırken promosyon mini çanta verirler ben tutar makyaj çantası yaparım falan.

Kıydım paraya aldım bu puantiyeli makyaj çantasını da. Yine ufak tefek de olsa bir şeyler almanın o parayı illa harcamanın verdiği mutlulukla sırıtık sırıtık tuttum evin yolunu. Yılbaşı yaklaşırken her yer ışıl ışıl, her yerde indirimler var ve mağazalarda yılbaşı temalı ürünler yerini almış. Kış mevsimini sevmediğim halde Aralık ayını bu yüzden çok seviyorum.

Web sitesinden incelemek ya da almak isterseniz buyrun




Dekoratif mini daktiloları çok beğendim. Ama evim tıklım tıklım dekoratif eşya olduğu için almadım. Bu adam biblolarına da bittim. Alıp "evimin erkeği" diye baş köşeye koyasım gelmedi değil hani ehehehe.
Bu alışveriş faslı bu kadarla kalmaz tabii biri beni durdursunn plizzz :)

Seninle bir dakika


Dün akşam saat 21:33. Ben evde harıl harıl temizlik yapıyorum. Şu yazlık-kışlık operasyonundan beri bir türlü toplayamadım götü. Bir öbek eşya sepette, bir öbek ütü masasının üstünde, daraldım, yeter artık deyip giriştim işe. Telefonum çaldı, arayan kuzenim Seha.

-"Naber Selma? dedi,
-İyi ya napiyim, temizlik yapıyorum dedim. Kolay gelsin, kolaysa başına gelsin falan gibi gereksiz hoş beş yapmadan direk can alıcı konuya girdi.
-Selma yanımda kim var biliyor musun? dedi. O an aklımdan milyon tane isim geçti, Pablo Picasso'nun hortlayıp Sehanın yanında olabileceği bile aklıma geldi ne alakaysa fakat Sebastian Pinto hiç aklıma gelmedi ya.
-Kim lan? dedim.
-Pinto dedi, Pinto şu an yanımda.
-Direk hasiktir lan! deyip güldüm. Sanki imkansız ötesi bir şey. Mallığa bak bendeki. Lan herif Bursaspor'da oynuyor, Bursa'da yaşıyor, Bursa'da görmeyeceksek nerede göreceğiz, neyin kafasındasın kızım Selo?
-Valla bak dedi, Korupark Kipa'dayım, üzerimde de GS forması var aslında, bu akşam maç var ya bir şeyler alıp arkadaşlarla maç izleyeceğiz, alışverişe geldik dedi. Reyona girmiş bir bakmış yanında Pinto, hemen beni aramış. Sonrası daha güzel, telefonun bir ucunda ben varken gidip "benim kuzenim senin çok büyük hayranın bir merhaba der misin telefonda" demiş, Pinto "tamam ama ingilizcem çok kötü pek anlamıyorum" demiş. O arada bir takırtı, bir hışırdı oldu ve
-"Ciaoo Salma" diye bir ses, Allam o ne güzel bir ses, o ne güzel bir Salma deyiş, o ne güzel bir telaffuz. Eridim eridim, biraz sonra kurabiyeye koyulacak margarin gibi eridim gardırobun üzerini silmek için çıktığım sandalye tepesinde. Vileda sopasını, toz bezini fırlattım o an. Sandalye tepesinde kendinden geçmiş şekilde konuştum aylardır deli olup tanışmak için dövündüğüm herifle. Pinto'nun o ateşli İspanyol adamı görüntüsünü o mikemmel İspanyol aksanı tamamladı. Ben apır ingilizcemle onu sıkı takip ettiğimi, çok büyük hayranı olduğumu, onunla tanışmayı çok istediğimi falan söyledim ama anladığından çok emin değilim. Lütfen Allam anlamış olsun, melekler söylediklerimi İspanyolcaya çevirip kulağına fısıldasın. Lan o değil de bu İngilizce bi boka yaramadı oğlum, boşuna dirsek çürütmüşüm yıllarca Wall Street'lerde. Bi on beş yirmi saniye falan konuştuk telefonda. O zaman zarfında benim gözümün önünden geçti mi o meşhur film şeridi. Ben süslenip püslenip antremana gidiyorum, giyiyorum 11 sırt numaralı Pinto formamı. Sonra molada Pinto'nun yanına gidiyorum. Hani hatırlıyor musun bi kez seninle telefonda konuşmuştuk, işte o benim Selma diyorum. O da hee evet hatırladım, sesin kadar kendin de güzelmişsin falan diyor, sonra bırakıp antremanı kaçıyoruz geziyoruz falan. Ben bu hayallerde oradan oraya zıplarkene birden telefonu geri alan Seha'nın sesiyle irkildim. On yüz bin tane teşekkür edip kapadım telefonu. Sonra düşündüm de, bugüne kadar, aa o iş kolay, ayarlarız bi antremana gideriz tanıştırırız seni, yaparız ederiz diyenlerin hepsi sonradan kulağının üstüne yattı, kış uykusundalar şimdi. Sağolsun Sekom görür görmez arayıp telefonla bağladı beni Pinto'ya. Göremedik ama sesini duyduk, bu da bir şey. Gece o "Ciao Salma" deyişi çınladı durdu kulaklarımda "ay yirim ben senin o dilini" diyesim geldi diyemedim ya la! O konuşmanın etkisiyle dün gece nasıl bir uyku uyuduysam bu sabah uyuyakaldım, dolayısıyla da işe geç kaldım. Herifi görsem nolur bilmem, rapor alır bir hafta yatarım heralde!

Takdim edeyim yeni enişteniz

Dün akşam Mc Donald's As Merkez'de hayatımın aşkıyla tanıştım.
Hani derler ya durdun durdun turnayı gözünden vurdun diye, aynen o hesap.
Boyu boyuma, huyu huyuma, güler yüzlü, ağzı var dili yok bir sevgili buldum.
Ayy daha ne isterim ki :)
Hmm sanki kafası biraz fazla kırmızı ama olsun, önemli olan iç güzelliği demi :)
Fotoğraf çekinirken de elini omuzuma attı, ayy kesin o da beni seviyor. Yaşasın :)

04 Aralık 2012

Hapşurduğumda "çok yaşa" diyen kişiler


Bu dileğinizin yanında bir de boy friend dileyebilir misiniz rica etsem, uzun bir ömür tek başına pek çekilecek gibi değil çünkü. Laf aramızda son erkek arkadaşımı hapşururken sıçtığımı gördü diye öldürüp bahçeye gömdüm de :P

03 Aralık 2012

Bugün günlerden "bitse de gitsek"


Pazartesi sendromuna Pazar gecesinden giren bir tek ben değilimdir herhalde. İlkbaharda ya da yaz mevsiminde insanın enerjisi daha yüksek oluyor, kuşların cıvıltısı, güneşin yüzümüzü okşamasıyla biraz daha rahat karşılıyoruz Pazartesileri fekat bu nalet gün kış mevsiminde hiç çekilmiyor anam. Peluş battaniyeyi, polar pijamaları, sımsıcak yatağı bırak, git çalış. Bildiğin çin işkencesi yani. Ne dicem birileri aşk acısı çeken insanlara bu soğukta sıcacık yatağı bırakıp Pazartesi Pazartesi işe gitmekten bahsetsin.

İşe yarar mı yüzünü güldürür mü bilmem ama hepinize yüksek enerjili, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir Pazartesi ve iyi bir hafta diliyorum. Sübhaneke dinimiz amin.
Ben gideyim wc'de biraz kestireyim.

Ex koca, ex sevgili.


Bu sabah eve giderken, mahkemeden beri görmediğim eski kocamı gördüm. Ayrıldıktan sonra gece gündüz ettiğim dualar kabul olmuş olacak ki aynı mahallede yaşadığımız halde beş buçuk yıl hiç görmedim, taa ki bugüne kadar. Biz tanıştığımızda bizim mahalledeki taksi durağında taksileri vardı. Sonra taksiyi sattılar başka işlere girdiler falan. Şimdi de sanırım durağa şoför olarak girmiş. Neyse ne. Bugün güne hayatımın içine sıçan herifin meymenetsiz suratını görerek başladım. Anlıcağın çok içaçıcı bir başlangıç olmadı. Caddenin köşesini dönüp o dolmuşa bindiğim ana kadar -ki bu on beş saniyeye falan tekabül eder- evliliğim, boşanmam her şey  film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Bugün, değmeyecek birinin hayatımı nasıl mahvettiğini bir kez daha hatırladım, derin bir nefes aldım, güçlendim ve tekrar evlenmek düşüncesinden hızla uzaklaştım dolmuşun kapısını kapatırken.  

Sonra günün akışına kaptırdım kendimi ve bir gün daha bitti kendi telaşesinde. Eve geldim. Arada sırada şeytan dürtünce yaptığım bir şeyi yaptım, Facebook'ta eski sevgililerimi aramaya başladım. Daha ilk isimde mideme koca bir yumruk oturdu hönk diye. Geçen sene enteresan bir şekilde tanışıp çıkmaya başladığım ve yine enteresan bir şekilde soğuyup ayrıldığım Gökhan evlenmiş. Facebookta boy boy düğün fotoğrafları. Kız da güzelmiş lan. Off ne güzel damat olmuş yavrum ya! Kıskanmadım dersem kendimi kandırmış ve kuyruklu bir yalan söylemiş olurum. Töbe töbe ama Allah mesud etsin diyesim gelmedi hiç. Yok artık bi de gelseydi! Banane lan! İçim acıdı benim burda!

Pouff! nasıl dertlendim bak durup dururken. Bok vardı dimi kızım Selo? gecenin bu saatinde zıbarıp yatacağına kendine canını sıkacak bir şey buldun. Aptallığına doyma sen. Madem herifi aylar sonra bile takip edecektin ne diye ayrıldın? Yok madem soğudum istemiyorum dedin, ayrıldın ne bokuma hâlâ gözetliyorsun? Farkında mısın birbir evleniyor hepsi ve sen yapayalnızsın. A benim salak kızım! Ne mutlu sana, gününü gün et, tadını çıkar hayatın, dolu dolu yaşa, dinlen, eğlen, iç, sıç, sarhoş ol, canın istiyorsa yemek yap, istemiyorsa yumurta kır ye, ütülerini erteleyebildiğin kadar ertele, temizlik de yapma tozlar, pamucuklar havada uçuşsun, her yer dağınık olsun, aradığını bulama. Düşünsene akşam olup eve gittiğinde dırdır edip kafanı sikecek bir adam yok. Kimsenin osurmasını, uyurken horlamasını çekmek, lavaboya döktüğü kılları, ayakta işerken klozetin kapağına sıçrattığı sidik damlalarını temizlemek, kokan çoraplarını, kül tablasını kısacası arkasını toplamak zorunda değilsin. Lan manyak tadını çıkar bunun. Evlenicen de nolucak? ha nolucak? Boyun bir karış daha mı uzayacak? Sakın! Aman diyeyim! Hem zaten yeterince uzunsun. Boyun 1.76! Haydi şimdi rahatça uyuyabilirsin. Nasıl kıkırdayarak gülümsediğini gördüm. Aferin! İşte bu sensin! Hadi tatlı rüyalar!

02 Aralık 2012

Bi hafta sonunu daha piç ettim.

Cuma akşamı iş çıkışı uzun zamandır almak istediğim fotoğraf makinası için Gold Bilgisayar'a uğradım. İstediğim modelin metalik grisi yoktu. İstanbul merkezden istettik. Pazartesi gelecek. Sonra eve geldim duş yaptım tam kardeşime gidecektim ki fizik tedavi muayenesine gittiğim gün yıllar sonra karşılaştığım ve o gün bugündür adeta kene gibi yapışan sen de on ben diyeyim yirmi önceki erkek arkadaşım aradı. Arkadaş o kadar tersledim, o kadar sövdüm, o kadar istemiyorum dedim ama anlayan kim. Bi kulaktan girmiyor bile ötekinden çıksın. İlla bir görüşelim, kahve içelim dedi. Neymiş iki arkadaş gibi buluşacakmış. Bok yicez buluşupta! Gittik Kahve Dünyası'na kahve içtik. Herif hâlâ aşık. O bakışlar, o iç çekişler, o belli etmese de kurduğu kıskançlık cümleleri bariz belli ediyor her şeyi. Aslında iyi biri. Yakışıklı falan da. Ama ilişki adamı değil. Ciddi ilişki adamı hiç değil. Vakti zamanında dakka başı arayıp, zırt pırt mesaj atıp, sık boğaz ettiği için ayrılmıştık. Bana gelmez öyle liseli aşıklar gibi sms paketini piç edercesine yazışmak. Çıktığımız dönemde çok sevmiştim bu çocuğu. Ama yaşadığım evlilik beni ilişkiler konusunda biraz daha yukarı çekti sanırım, yok dayanamadım ve üç-dört ay falan çıktık sonra mortingen. Aradan geçen üç yılda acaba olgunlaşmış mıdır, değişmiş midir deyip gittim ama cık yine yanılmadım, yine yanılmadım. Beni kardeşime bıraktı gitti. Daha on dakika önce yeter deyip çığlık atan ben değilmişim gibi gece yatarken mesaj at demez mi, çıldırdım. Facebooktan engellemiştim Twitterdan takibe almış, ordan da engelledim. Yok, bu çocuk olmamış geri götürün bunu!

Yaşadığım bir saatlik stresi apartman kapısının dışında bırakmaya çalışıp derin nefes alıp girdim içeri. O gece kardeşimde kaldım. Gece annem kalıyor bebekle ilgilenmek için, ben de bonus oldum. Pek tabii bir boka yaramadım gece nöbetinde, arada bi gözümün tekini açıp, annee yine mi sıçtı? deyip vurup kafamı kaldığım yerden uykuya devam etmelerim hariç. Cumartesi günü kahvaltı edip vınn direksiyon dersine gittim Denizciğimle. Bende bir heyecan, bir panik sormayın. Sanki uzay gemisi kullanıcam anasını satim. Neyse o gün tam sağ, tam sol, debriyaj, fren, vites derken bir saatlik dersi iki kere istop ederek tamamladım. Ders sonrası kuzenlerle olan güne büyük ablaya gittim, oradan da bebek şekeri malzemesi almak için annemle çarşıda buluştuk. Sonra tabii ki yine bebeği görmek, sevmek, koklamak, mıncıklamak için istikamet Mollaarap! Kim sorarsa dün gece evime gelip şöyle gerine gerine uyuyacaktım -çünkü orada kalırken yer yatağında yatıyoruz bebekle aynı odada yattığımız için- ben o yorgunlukla bulduğum ilk müsait yerde yumulup kalmışım. Bi ara annemin hadi üzerini değiş de öyle devam et uykuna demesine uyandım, pijamalarımı giyip tekrar kütt.

Bugün tekrar direksiyon dersi vardı. İki gündür yolunu unuttuğum evime gelip duş yapıp gittim. Bugünkü derste trafiğe çıktım, geri geri gittim, bayır aşağı indim ve arabayı hiç istop ettirmedim. Yaşasın! Ne büyük başarı değil mi! Ben bugün daha bi güvendim kendime. Yapacam lan bu işi. Sanki ehliyet alıp araç kullananlar Aynştayn zekasına mı sahip. Hepsi senin benim gibi etten kemikten insanlar. Hem sorunu çözdüm. Debriyaja basarken topuğumu yere değdirdiğim için becerememişim dün. Bugün topuk havadaydı ve pedalla barıştım. Eheh!

Dersten sonra böyle bi dolaşasım birileriyle buluşasım geldi ama kimseyi bulamadım görüşecek. Olmadı mı kimse olmaz ya. Tek başıma Kent Meydanı'na girip biraz alışveriş yaptım. Şu kupayı aldım yılbaşı çekilişi için. Sonra mama yiyip eve çufçufladım. Eve geleli üç saatten fazla oldu. Göya evi temizleyip ütü yapacaktım. Nerdeee! Attım kendimi yatağa, aldım kucağıma bilgisayarımı uzattım ayaklarımı, hafif müzik çalıyor hem dinleniyorum, hem keyif yapıyorum. O havada uçuşan tozlar, ütü masasının üstünde bekleyen ütüler, asılmayı ve toplanıp katlanmayı bekleyen çamaşırlar bana ait değil sanki. Bazen her şeyi boşverip kendini şımartması gerek insanın. Tıpkı bu akşam benim yaptığım gibi.

İki posta çamaşır yıkayıp astım, dağınıklığı topladım ve saatler önce girerek ısıttığım yatağıma şimdi uyumak için giriyorum. İki gündür öğlen ders var diye, gece de bebeğin sık sık ağlaması nedeniyle doğru düzgün uyku uyuyamadım benim gözler başladı kanlanarak sinyal vermeye. Yarın haftanın en çok sevdiğim! günü. Enerjik olmam lazım. Yani bir an önce zıbarmam lazım. Ama bu wuuuu şeklinde korku filmlerini andıran lodos sesiyle nasıl uyunur bilmiyorum. Neyse sayın okuyucu hadi ben gidiyorum, siz kaynatın bol bol.

Muahh!!!


Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top