24 Nisan 2013

Yurdum insanından manzaralarla dünün özeti

Her resmi tatilde, bir umut "acaba tatil olur mu?" diyoruz ama İK departmanından gelen maillerde hep aynı cevabı alıyoruz  "çalışma var"

Dün herkes kıçını yayıp tatil yaparken biz çalıştık. Moralman pek bi çöküntüdeydik tabii. Nakliyeciler çalışmıyor, gümrük çalışmıyor, Serbest Bölge Müdürlüğü çalışmıyor, kimse çalışmıyor lan! Simitçiler bile yoktu siz düşünün. Hava güzel olunca resmi tatilde çalışmak duble koyuyor insana.

Dün iş çıkışı, doğum izninde olan ve 28 gün önce ikinci kızçesini doğuran Mükü'ye ziyarete gittim. Önceki akşam bebeğe hediye almak için girdiğim bebek mağazalarında kabaran çocuk yapmak isteğim, dün akşam boyunca kesilmeyen bebek zırıltısıyla geçici olarak servis dışı oldu.

Mükü'den dönüşte dolmuş minibüsüne bindim. Minibüs, çiftli koltukları tek başına zaptetmiş beyfendilerle doluydu. Ücreti ödedim, şöyle bir bakındım biri müsade eder de otururmuyum diye, yok anacım yok hepsi yayılmış oturuyor, kimi koridorda, kimi cam kenarında, hele en arkadaki, 4'lü koltuğu güzelce ortalamış. Sanırsın herif evinde 106 ekran plazmasının karşısında keyif yapıyor amk. Kimsede bir hareket, bir toparlanma olmayınca "bayan buyur gel otur gibisinden" bu öküzlerin yanına oturmaktansa ayakta giderim dedim kendi kendime ve işi inada bindirdim. Şoför ağbimiz birkaç kez arkaya doğru Tatar Ramazan bakışı attıysa da çabaları boşa gitti ve dayanamayıp konuya parmak bastı: "Beyler bir müsade etseniz de bayan otursa, illa söylemek mi gerek!". O dakikaya kadar yanında 1.76'lık, Türkiye standardının üzerinde ve neredeyse minibüsün tavanına değecek boyumla dikildiğim herif, "aa buyrun hanfendi ben yer var diye müsade etmemiştim" deyip sözümona düşünceli ve kibar yurdum erkeği imajını çizdi. Lan Allahın malı yer olsa otururum dimi, dakikalardır tepende dikilip fantazi mi yapıyorum sanıyorsun! Neyse ses etmedim, oturdum. Tam erkek milletine olan sinirim yatışmak üzereydi ki bu kez arka koltuktaki koskoca adam olmuş ama insan olamamış amcanın iki kez geyirip minibüsün içine sarımsak kokusu salgılamasıyla sarsıldım ve istemdışı tepki vererek öğürdüm. Hem suçlu hem güçlü insan tipi amcam "ayy bu da pek kibar çıktı, geyirdik alt tarafı insani bir şey bu, rahatsız olacaksan taksiye bin" demez mi! O an o kadar müsaittim ki salon kadını çizgimden çıkmaya ama içimden sabır çekmeye devam ettim. Şoför ağbim "oha be, abi oha be" deyip insanlık adına gereken tepkiyi esnaf imajını çizmeden verdi. Birkaç dakika o ekşi sarımsak kokusuyla yolculuk ettik ve sanırım sonra bünyem bağışıklık kazandı, öğürmeyi kestim.

Minibüsten indim, taksi dolmuş beklemek için. Bursa'nın meşhurdur kısa mesafe taksi dolmuşları. Bilmeyenleri şaşırtan bir ulaşım aracı bu. Bildiğiniz taksinin dolmuş olmuş hali. Maksimum 4 yolcu alıyor ve oturmak garanti. Ayakta gitmiyorsun ve taciz edilip tartaklanma riskin yok. Neyse baktım benim mahallenin dolmuşu geliyor el ettim durdu. Şöför mahali doluydu. Geçtim arkaya sola yanaşarak oturdum. Bi 15-20 mt sonra birayı fıçıyı dikip içtiğinden şüphe ettiğim orta yaşlı bir ağbimiz bindi. Buraya kadar her şey normal. Dolmuş bi 40-50 mt daha gitti gitmedi çam yarması bir delikanlı işaret etti bu kez ve yolun sağında bekliyor olmasına rağmen ısrarla soldan binmek çabasında! Ben hiç istifimi bile bozmadan herifin binmek üzere açtığı kapıyı çekip beyfendi sağdan bineceksiniz, ortada oturamam hiç kusura bakmayın diye çemkirdim. O an şoförle dikiz aynasından gözgöze geldik ve adam bana haklısın kızım der gibi tebessüm etti. İçimden Allah'ım sağ salim varayım evime bir vukuat yaşamadan başka bir şey istemiyorum dedim araca sağ taraftan dahil olan herifin bizi sıkıştırmasını unutarak. Dolmuştan iner inmez ev sahibi gezmelerde olduğu için içeri giremeyen anneme doğru koşmaya başladım bir Filiz Akın, bir Hülya Koçyiğit edasında. Bunca olaydan sonra nasıl bir hal almışsa suratım "bir şey mi oldu? bir tuhaf görünüyorsun" dedi, "yo yorgunum ondandır hadi girelim" dedim. Girdik eve ve başladık bu akşam İzmir'den 10 günlüğüne bana kalmaya gelecek misafirimiz Bahar için yemek yapmaya. Saat kaçtı bittiğinde hatırlamıyorum. Yatağa yattığım gibi uyumuş olmalıyım. Gece rüyamda sarımsak kokusu, geyiren koca göbekli adamlar ve fıçı fıçı bira gördüm. Allahım sen aklıma mukayet ol, amin.

23 Nisan 2013

Kolaysa gel sen ver.

Yeni diyet listesine pek alışamayan bünyem sayesinde bugünlerde
Patronum 5 kg daha verirsem bana Galaxy SIII alacak.
Herkes diyor ki "aman ne var 5 kg vermeye".
Kolaysa gel sen ver amk.

Yediğim, içtiğim her şey ot.
Ot derken esrar mesrar değil allam yareppim
Marul, maydonoz, nane, roka falan yanee!
Bitkisel hayattayım resmen.

Özlediğim çok şey var.
Mesela;
Ama bunca cefanın sonunda;
Ay vil be mor
ve sevgilim beni böyle sırtında taşıyabilecek
çünkü zayıf biri olacağım :P
Cumartesi günü kontrol var yine.
Bakalım son 3 haftada ne bok yemişim, bekleyelim görelim.

14 Nisan 2013

Çukur

Gidişinle içimde açılan çukuru gözyaşlarımla doldurdum. Ne zaman dönersen dön "çok geç" olacak yüreğime ulaşabilmen için. Ve eğer gelirsen bir gün; dikkat et, orası çok derin. Çünkü ben seni boyunu geçecek kadar çok sevdim.

11 Nisan 2013

İlk hedefe son 10 kg


Diyetimin 89. günündeyim.
Toplam 10 kg verdim ve adına "yalan makinası" dediğim o makinada 85.3'ü gördüm.
İlk hedefimiz Haziran ortalarında 75 olmak
Ki bu benim için 40 bedene falan tekabül ediyor, yihihuuu!

Şükürler olsun bu listemde bitkisel hayattan çıkmış artık et ve türevleri yiyebilen bir insan evladıyım.
3 yıl önce aldığım ve son 2 yıldır içine giremediğim kıyafetlerimi giyebiliyorum, büyük mutluluk!
Günde 3 kez tuvalete çıkıyorum ki bu doğduğundan beri kabızlık çeken biri için büyük nimet!

Asosyalliğimi koruyor ve mümkün olduğu kadar dışarı çıkmıyorum.
Çünkü her şeye dayanabiliyorum da yanımda keyifle yudumlanan bi Arjantin bira beni yoldan çıkarabiliyor.
Patatesin her türlüsünü, zeytini, köy salçalı ekmeği, tortelliniyi, 
Midyeyi, çiğ köfteyi, kumruyu özledim.

80 kg olduğumda; finans müdürümüzden nerden ne istiyorsam bir kıyafet
75 olduğumda patronumdan güzel bir elbise ve annemden sürpriz bir hediye gelecek.
Böyle jestleri herkesten görmek isteriz tabisi.
Hem sağlığım, hem güzelliğim, hem motivasyonum en çokta o hediyeler için verilir lan o kilolar!

07 Nisan 2013

Yalnız Hayatım, Ben yine geri geldim.

Annem geldi odaya, 
Tam da bu postu yazmak için bilgisayarımı açmıştım yanan gözlerime rağmen...
Ağlıyor musun? dedi.
Nasıl ağlamayayım ki? dedim,
Geldi sarıldı, haklısın dedi, benle birlikte ağlamaya başladı.
Sakinleştirici iğnenin etkisi geçmeye başlamış olacak ki,
çenelerim titremeye, kalbim gümbürdemeye başladı yine.
Olsun, biliyorum geçecek.
Belki evet, birkaç zaman geceleri gözlerimi kanatırcasına ağlayacağım.
Elbet özleyeceğim, çünkü sevdim, çok sevdim. 
Ve biliyorum özledikçe çaresizlik saracak her yanımı..
Duvarlara çarpıp bana geri gelecek hıçkırıklarım ama elbet her acı gibi bu da hafifleyecek, bitecek..


Beni hıçkırarak ağlarken bırakıp gittiği o an, bitti her şey.
En vicdansız insan bile kayıtsız kalamazdı benim o halime...
Yalvardım, lütfen, dedim.
Yüzüme bakmadı.
Ben kararımı verdim dedi,
Nefret doluydu, bir yabancı gibiydi,
Kapıyı çarpıp gitti.
Kapının arkasına yaslandım, Orada dakikalarca ağladım.
Epey bir zaman sonra kesildi zırlamam.
Belki işe yarar diye, kafam dağılır diye bir umut başına geçtim puzzle ın.
Kabul, komik olabiliyorum bazen.
Sonra Mihri'nin arayışıyla nefesimi kesen ağlayışım,
 benim dakikalarla birlikte kötüye gidişim,
Mihri'nin gelişi,
hastaneye gidişimiz,
iğnenin vurulmasıyla hiç bir şey düşünmememi sağlayan şey: uyumak.

Keşke diyorum sevmek yetseydi.
Hani ben çok büyük seviyorum ya, her sorunu çözerdi sevgim.
Ama yetmiyor blog, yetmiyor.

Yalnız hayatım, ben yine geri geldim, beni kabul edecek misin?
Öyleyse, hoş bulduk.

...

Bugün, bir çok şeyin son günüydü.
Bitti.

01 Nisan 2013

Bu bir "1 Nisan şakası" değil yazıyorum...

Alışmış kudurmuştan beterdir dedikleri bu olsa gerek. Alışmışım ya bir kere yazmaya, boşluktaydım günlerdir. Bahar, hem güzel kıpraşmaların müjdecisi, hem de kış mevsiminin ağırlığını, kasvetini alma zamanı üzerimizden. İnişli-çıkışlı, bol didişmeli, heyecanlı, özleşmeli, her şeyiyle canlı kalan bir ilişki, özlediğim, her gün yeniden sevdiğim bir adam... İçimde öyle büyük bir yer açmışım ki ona, bunu ne ara ve nasıl yaptım ben de bilmiyorum. Büyüdükçe zorlaşıyor yalnız geçen günler, birine daha çok ihtiyaç duyuyor insan ve aşk iki kişilik hayalleri de beraberinde getiriyor. Bu iş nerelere varır, sonumuz mutlu olur mu bilmiyorum ama ah işte duygusal bir kadın olarak ben hayal kurmaktan da geri kalmıyorum.. Bugün 1 Nisan ama bu bir şaka değil, işte yazıyorum, buradayım, bırakamadım sizi, sizi gidi çatlak kiremitler :)


10 Mart 2013

Jandarmanın alayları koğuştur koğuştur

Annem "bende fazla var boşuna alma" deyip uzatma kablosunu getirmeyeli 2 ay oldu. Rahatına düşkün biri için laptopun bataryasının zayıflaması, prizin yatağa uzak olması, şarj kablosunun yatış pozisyonunda prize yetişmemesi ve kablonun laptopun arkasından pıt pıt çıkması nasıl bir eziyettir yaa! Kablo çıkıp durmayı keserse yazacağım inşallah!!

Bu ikinci görüşmemizdi. Çarşı izninde topu topu birkaç saat için Yalova'dan Bursa'ya geldi, asker olmasının verdiği riskleri göze alarak. Evet ikinci görüşmemizdi ama kalbimde katettiği yol tarif edilemez. Onu geçirmeye terminale gitmemi istemedi ama sırf beni düşündüğünden. "Yakın bir yer değil, sonra bir daha geri döneceksin ne gerek var" falan dedi ama benim yüzüm düşünce işin rengi değişti. Kazanan ben oldum tabii ki ve yarım saat de olsa daha fazla vakit geçirmek için onunla terminale gittim. Görüşeceğimiz güne geri sayım yaparken geçmek bilmeyen zaman onun yanındayken niye su gibi akıp geçiyor ki. Bu kez daha bir zor geldi ayrılmak, çünkü sanırım daha çok alıştık birbirimize. Otobüsün kalkış saatini beklemeden "hadi git sen" dedi terminalin serin oluşunu bahane ederek, diretmedim. Sarıldım. Bir sonraki görüşmemize kadar idare edebilmek için uzun uzun baktım, sımsıkı tuttum ellerinden. Oysa arkamı döndüğüm an başladım bile özlemeye. Otobüse yetişebilmesi için koşarak, el ele girdiğimiz kapıdan tek başıma çıktım. Her şey kısıtlı diye mi bu kadar anlamlıyız birbirimiz için, bilmiyorum. Yaşlı birinin yüzündeki çizgiler gibi derinleşiyor her geçen gün bendeki yeri. Ona aşığım ve hislerimden adım gibi eminim. 

Cuma gecesi kuzenimin kınası sonrası tavuk alma eğlencesinde ilişki durumumdan haberdar olan kızlar grubu "Jandarmanın alayları koğuştur koğuştur, benim yarim jandarmada çavuştur çavuştur" şarkısıyla bana takılmayı da ihmal etmediler. Bu arada şarkı yerini buldu, çünkü sevgilim çavuşmuş lan.

Bana eli boş gelmemiş, ikili kahve fincanı seti hediye almış. Tatlım benim yaa. Artık bana hediye alan ve aldığı o hediye fincanlarla birlikte kahve içebileceğim bir sevgilim var. Bugünleri gördüm ya, çok şükür Allah'ım.

02 Mart 2013

Elimi tuttuğunda kalbime dokunabilen biri var.

Son günlerde telefonuma ve bilgisayarıma şarj, bana da uyku yetmiyor. Evet nihayet oldu. Güzel şeyler hiç beklenmedik zamanda olur dediniz dediniz gerçekten de hiç beklenmedik zamanda oldu olanlar. Hem de öyle beklenmedik bir zaman ki kolumda serumla hastanede aygın baygın yatarken. Canımın derdine düşmüş, hayatımda en son düşüneceğim şey aşk meşk mevzularıyken. Birilerinin sürekli "oluruna bırak, beklemeyince olacak bak görürsün" lafına hass... lan nereye olacak nereye? bi bok olmucak işte olmucak siz beni kandırıyorsunuz, bana acımayın, tesellinizi istemiyorum şeklinde Türk filmi tribine bağlıyordum durumu, ama içimden tabii. Sonra günlerden bir gün ki bu geçen hafta Salı gününe tekabül eder biri girdi hayatıma kapıyı çalmadan, ansızın. Hiç yadırgamadım, yabancılık çekmedim. Hayatıma girmesiyle benim "yok, artık ben böyle hissedemem bir daha, bunlar insanın hayatında bir kez yaşayabileceği şeylermiş, ben de yaşadım, bitti, görüp göreceğim budur" dediğim ne varsa hissettirmesi bir oldu. Birini ne kadar uzun süre tanıdığının cidden önemi yokmuş. Hissedecek oldun mu aylar, yıllar gerekmiyor. Hem aşk saniyenin binde biri gibi bir zamanda oluyormuş ya, ne yani bilmiyor muydunuz? Eheheh muhtemelen bilmiyordunuz çünkü şu an ben uydurdum. Evet blog. Galiba ben aşık oldum. Bu en son ki eski sevgiliden sonra her şeyiyle içime sinen, ona karşı bir şeyler hissetmek için tabiri caizse kendimi iteklemediğim, budur dediğim ilk insan, son olmasını diliyorum. Siz de dilerseniz iyi olur.

Mutluluk paylaşınca çoğalır lafına da takığım artık. Çok afedersiniz ama atalarımız bok yemiş bunu söylerken. Bence yok öyle bir şey. Ben ne zaman mutluluğumu birileriyle paylaşsam akabinde üzülürüm, illa bir terslik çıkar, olumsuz bir şeyler olur, yeni bir şey almışsam bir yerine bir şey olur falan. Mutluluğumun paylaşıldığında çoğaldığını hiç görmedim nedense. Aksine hep azaldı, bitti, yok oldu. Üzgünüm ama yüzümüze gülüp içten içe fesatlanan birileri var aramızda ve biz henüz kim olduğunu teşhis edemedik. Korkuyorum blog. Artık sahip olduğum mutlulukların göze gelmesinden korkuyorum. O yüzden bu kez sütten ağzı yanıp yoğurdu üfleyen biri olarak ser verip sır vermeyeceğim. Sadece artık kalbi çalınmış, ağzı kulaklarında, ayakları yere basmayan, şapşal şapşal gülen aşık bir kız olduğumu ve elimi tuttuğunda kalbime dokunabilen biri olduğunu bilin yeter. Gerisi yemeyip içmeyip ağ ören kaderime kalmış. Bana acıyıp "artık bu kızın yüzü gülsün ya, uğraşmayalım bunla" derse hep birlikte görürüz yaşanacakları. Aşk diyorum, ne güzel şey dimi blog!

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top