24 Ocak 2014

supercellma 2 yaşında!


Festivaller başlasın, havai fişekler patlatılsın!
Blog dünyasına bodozlama dalan esas kızımızın blogu supercellma 2 yaşında!!!

Selam gençler!
Ben Selo, ıı şey biraz heycanlıyım. Yok ya biraz değil çok!
24 Ocak 2012'de başladığım blog maceramda 2. yıla girdik.
Bu zaman zarfında siz çok sevgili folovırlarımla yine çekinmeden paylaştım her şeyimi.
yeri geldi trend bloglarını tiye aldım bugün ne giydim postu yaptım, 
yeri geldi evrime inanmayanlara tepki olarak postlar yaptım, 
yeri geldi patronuma karşı tek kişilik grev başlattım ama kazanan yine emekçi insan oldu, 
yeri geldi azmin zaferi dedim, 
yeri geldi daha taşınmadan vukuatlara başlayan müstakbel komşuma (artık resmen komşum) sövdüm...
Ben bunları yazarken;
Seviyorum kızım seni deyip yazdığım ne varsa bıkmadan okuyan,
 yorumlarıyla, mesajlarıyla, mailleriyle yanımda olduğunu hissettiren, 
tıklamalarını eksik etmeyen supercellmaseverlere on yüz bin kere teşekkürler. 
Ben blogum aracılığıyla çok güzel arkadaşlıklar edindim, 
Kötü bir haber verdiğimde mail kutum hiç boş kalmadı, 
iyi dilekler, "senin için yapabileceğim bir şey var mı" soruları geldi hep en samimisinden.
Bazen yakından kıçımın dibinden, bazen kilometrelerce uzaktan, dünyanın öbür ucundan okundum. 
Bazen hepsi.
Zaman içinde gördüm ki blogu açmak benim hayatım boyunca yaptığım en doğru şeylerden biri.
İki yıldır depresyona girmiyorum lan ben :)
Blog benim antidepresanım, ağlama duvarım, günlüğüm, köprüm, her şeyim.
Bu sayfayı açmak benim, ama onu bugünlere getirmek hepimizin başarısı.

Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı yapmak üzere sözü; 

siz çok sevgili folovırlarıma bırakıyorum. Haydin beni tebrik edin! :)
Bu vesileyle blogumla ilgili düşüncelerinizi, 
en sevdiğiniz yazımı, 
eleştirilerinizi,
aklınıza ne geliyorsa, 
içinizden ne geçiyorsa benimle paylaşır mısınız? 
Haydi yorumlarınızı bekliyorum, çiçek göndermek isteyenler iş adresime gönderebilir :p 
yihihihuuuu iyi ki buradayım, iyi ki varım mehehe :D
öperim.

Bir de kıskanmaya sebebiyet vermek, yanlış anlaşılmak istemem ama ismen teşekkür ettiğim birkaç kişi var;
Maillerini hiç eksik etmeyen, gerçek bir okuyucu olan Onur YILMAZ'a

Yorumlardan yola çıkarak son 1 yılda en çok yanımda olan;
Kibritçi Kız,
Ters Pabuçlar,
Hasır Şapka Derya,
Selma'nın Dünyası
Pınarın Dünyası
Tibet'in Annesi,
Amaçsız Çocuk Tribi,
Oytunla Hayat,
Şanselize Bulvarı,
Nurcan İşlek,
Gözde Yaşar Altunbaş,
Asortik,
Saklı Bahçem,
Yeliz İnceoğlu,
Belle Amie,
Shewgy,
Shirin Serkan,
Bademle Buduk ve
Denizin Yıldızı'na

ve yorumunu görünce ay ben onu nasıl unuttum diye kendime kızdığım Yasemin Alimci'ya
kokulu öpücükler ve kalp kalp kalp. Sizi daha bi çok seviyorum!!

21 Ocak 2014

Kısmetimi açacak çalışmalara #bugünbaşlıyorum

Selam, ben hayırlı kısmetlerini beklemekle evde kalmak arasındaki kritik süreçte yaşayan Selo kişisi. Nesfitin bugün başlıyorum sayfasına girdim “Bugün kısmetimi açacak çalışmalara başlıyorum” dedim, kendimce hedeflerime ulaşma yolunda ilk adımı attım. Eehehhe ne demişler? başlamak bitirmenin yarısıdır. İşe geçtiğimiz günlerde nişan olan kuzenimin nişan kurdelesini yutmakla başladım. O sıralar görüştüğüm biri var diye yüzüne bakmadığım günlerce peçete içinde orda burda sürüklenen kurdele parçası, görüştüğüm kişinin elimde patlamasıyla bir bardak suyla niyet edilerek yutuldu. Nisan ayında evlenecek en yakın arkadaşımın gelin ayakkabısının altından yerle en çok temas edilen yer erken rezervasyon avantajıyla rezerve edildi, çiçeği yakalamak konulu antremanlar önümüzdeki günlerde düğün salonunda yapılacak. Bunlar işin batıl ama eğlenceli kısmı. Aslında kısmeti kapalı biri değilim hatta iyi de bi potansiyelim var. Karşıma çok insan çıkıyor, çok sık yeni birileriyle tanışıyorum ama olmuyor bir türlü. Çaktırmadan kısmetimin kapalı olduğu söylentilerine kulak asmaya başladım galiba. Ee yaş oldu 30. Bugün başlıyorum kararımla kendime eğlenceli bir madde listesi hazırladım, bunları uygulayarak ben kendi payıma düşeni yapmış olacağım, geri kalan takdir-i ilahi.


1- Güne iyi başlamak

Bu da Nesfit'le mümkün. Nesfitle forma girerken aynı zamanda vücudumuzun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri de almış oluyoruz. 97,40 kilo ile başladığım diyet maceramda 80,00 kg'dayım. Ben son bir yıldır her güne Nesfit Karışık Meyveli kahvaltılık gevrek yiyerek hafif başlıyorum. Sabahları hafif, zinde ve mutlu hissediyorum.  Diyet listelerimde kahvaltılarımın vazgeçilmezi Nesfit'le 70’e kadar tam gaz devam. Güne iyi başlamak en önemli madde çünkü biz kadınlar eğer şişkinlik hissediyorsak ne saçımız şekil alır, ne makyajımız istediğimiz gibi olur, ne giydiğimiz yakışır. Bu durum regl dönemlerimizde tecrübeyle sabittir. İlk izlenimde dış görünüşün önemini vurgulamama gerek yok heralde. Kimse kusura bakmasın ama ben şişko her yeri tıfıl tıfıl oynayan bir adamla çıkmak istemem. Önemli olan iç güzelliği diyen de yalan söylüyordur, net! İğneği kendine, çuvaldızı başkasına batır atasözünden yola çıkarak kendi üzerime düşeni fazlasıyla yapıp kilo verdim, forma girdim, daha da devam ediyorum. Her ne kadar zayıfla kısmetin açılır diyenlerin tezi tutmamış olsa da gün doğmadan neler doğar değil mi sayın okuyucu?

2- Sabahları erken kalkmak

Bu maddenin önemine 2 ve 3 no’lu maddede uzun uzun değinilecek.

3-Tipe özen göstermek

Efenim kısmetin nerede ne zaman karşıma çıkacağı çok bilinmeyenli denklem. Bundandır ki tipe sürekli özen göstermek bu listede başı çekiyor. He buradan normalde paçoz bir kız olduğum anlaşılmasın sakın, öyle bir şey yok. Ama bazen hafta sonuna yaklaştığımız günlerde benim bünye düşük pil uyarısı vermeye başlıyor, bir yorgunluktur çöküyor üzerime. Üzerine ölü toprağı atılmış gibi oluyorum. İşte o günlerde, normal zamanda istisnasız her gün kendini iyi hissetmek için duş alan biriyken buram buram kokacağımı da bilsem inat ediyorum yatmadan önce girip almıyorum o duşu. Sabah yarım saat erken kalkıp yaparım diyorum, buna ilk başta kendim inanmayarak. Sabah uyku öyle tatlı geliyor ki alarmı yarım saat sonraya erteleyip yorganı kafama çekiyorum ve o günüm aferin kızım Selo saçın başın bu halde geldin ya deyip kendi kendime söylenmekle geçiyor. Bütün gün kendimi koklayıp her yarım saatte bir perspirant deodorant sıkıyorum, normalde klavyemin üzerinden ayırmadığım aynamı çekmeceye fırlatıyorum, aynada kendimi görmemek için. Saça makyaja hiç girmiyorum. 2 tane düzleştiricim 2 tane maşam var, birer tanesi şirkette. Makyajı da şirkette yapıyorum anlayacağınız üzere. Sabahın 06:30’unda yüzümü bile zor yıkarken kimse benden makyaj yapmamı beklemesin.

4- Kıyafet sorunsalı

Sonra kıyafet meselesi var. Servis saatine 20 dakika kala uyanıp ancak elimi yüzümü yıkayıp, kişisel ihtiyaçlarımı görebiliyorum ve bu durumda elime ne geçerse onu giyiyorum. Kimi gün o aceleyle giyilen kıyafetler güzel bir kombin oluştursa da çoğu zaman kendime şaşıyorum bunları hangi kafayla uydurup giydim diye. Külotlu çorapları kaçırmadan giymek bile kendince bir özen gerektirdiği için cağnım elbiseler dolap bekliyor. Erken kalkıp şöyle özene bözene hazırlanamıyorum ki. Çekiyorum jeani altına cat botları, sonra bir aday adayı arayıp akşama kahve içelim mi deyince başlıyorum kara kara düşünmeye. Bir bahane uydurup ertesi akşama ayarlıyorum randevuyu. E ertesi gün işe öyle bir hazırlanıp gidiyorum ki görüştüğüm kişinin içi eriyor. Gören de beni işe her gün öyle şık gidiyorum sanır, çaktırmayın!

5- Daha çok sosyal ortam,  daha çok aday

Bir süredir açıköğretim sınavları yüzünden kendini evde siyaset ve tarih çalışmaya veren Selonun acilen sosyalleşmesi lazım. Ders çalışma nedeniyle katılınmayan tüm partilere, etkinliklere katılınacak, önemli önemsiz her davete icabet edilecek. Burada dönüyoruz 2 nolu maddenin ilk cümlesine. Hayatımın aşkını nerede ne zaman bulacağım belli olmaz. Belki biriyle buluşmaya giderim, herifi beğenmem ama onun yanından ayrılırken caddede biriyle çarpışırım, filmlerdeki gibi bir ekşın falan olur, belli mi olur? Umut fakirin ekmeği. Kitap okumasam da kütüphaneye gitmek, beceremesem de bowling oynamaya gitmek, tek başıma sinemaya gitmek işe yarayacağı düşünülen fikirler arasında. Bir de şu annemin “beni sakın bulaştırma” dediğim kına gecelerine, düğünlere, lohusa mevlütlerine hatta altın günlerine bile katılmalı arada bir. Belki bir kayınvalide adayının beğenisini kazanır kaleyi içten fethederim, bu da bir ihtimal, hem de çok sevdiğim bir ihtimal.

6- Hedefe sosyal medya kullanarak ulaşmak

İstatistiklere göre her 10 insandan 8’i sosyal medya kullanıyor. Kim demiş internette biriyle tanışmak kötü bir şey diye! Facebook, Twitter, Tumblr gibi sosyal ortamlarda insanların için baymadan hafif arabeskle yalnızlık vurgulanmalı, bu vesileyle çevrede potansiyel varsa harekete geçmeleri için yeşil ışık yakılmalı. Hımm bir de arkadaşlık sitelerine profil fotoğrafı yüklemeden bir piyasa araştırması yapmak niyetiyle üye olunabilir, oldum bile!

7- Dualar, adaklar, bilimum kısmet açıcı aktiviteler

E malum Bursa evliyalar şehri. Adım başı istemediğin kadar yatır, türbe. En kötü her ay bir türbe ziyaretine gidip dua edilmeli. Artık Tezveren mi olur, Üftade Hazretleri mi olur, Emirsultan mı olur bilemem. He bir de tüm duaların kabul olduğu riayet edilen Ulucami’deki Vav’ın önünde iki rekat namaz kılmayı da maddeler arasına ekleyelim.

Bu listedeki maddeler daha da çoğaltılabilir. Bu liste uzatıldıkça uzatılabilir. Ama genel hatlarıyla uyulması gereken maddeler bunlar. Uyulabilirliği test edildi, deneme sürüşleri yapıldı. Hayata geçirildi. Gelişmelerle tek taşlı, evlenme teklifli gelişmelerle en kısa sürede karşınızda olmak dileğiylen şimdilik hoşçakalınız ve eğer kendinize bir slogan bulamıyorsanız “Bugün Selo’ya dua etmeye başlıyorum” diyebilirsiniz, çok da hoşuma gider doğrusu.

Sevgiler!
Selo'nuz

Follow Me on

20 Ocak 2014

Selam gençler! Yeni sıfatım

Sen göz seyirmesi diye gidersin, Hipermetrop Astigmat çıkar. Bendeki şansa tükürem. İki haftadır geçmek bilmeyen göz seyirmesi şikayetiyle göz doktoruna gittim. Göz seyirmesi ki öyle böyle değil. Sağ gözümde bir tutuyor iki,üç saat falan non-stop. Geceleri uykudan uyandırıyor falan. İş gün geçtikçe sinir bozucu bir hal almaya başladı nette biraz araştırdım ve göz kaslarıyla ilgili bir rahatsızlık olabileceği düşüncesiyle tuttum doktorun yolunu. Ben tabii bugüne kadar hiç göz problemi yaşamadım ya rahatım. Bir şey çıkmaz yae, "stresten" der verir bir-iki damla gönderir diye düşünüyorum. Doktor şikayetin ne dedi? Görmekle ilgili bir sorunum yok ama sağ gözüm iki haftadır durmadan seyiriyor dedim. Oturttu koltuğa. Bi odak testi yaptı. Benim sol göz on santim kala pıt kayıyor. Bir denedi yok, iki denedi yok. Sol gözde kayma var dedi. Nasıl yani benim sağ gözüm seyiriyor dedim, meğer sol gözüm bozuk olduğu için ben farkında olmadan hep sağı kullanıyormuşum ve sağ gözümü yormuşum. Te allam. Benim surat iki nokta üstüste + S. Sonra çeşitli aletlerle baktı gözlerime. Gizli bir göz bozukluğun olabilir, sana yirmi dakika arayla üç kez damla damlatacağız, sonucuna göre tedavi vereceğiz dedi doktorum. O damlaların ağzıma, pardon gözlerime sıçacağını bilseydim yanımda birini götürürdüm. İlk damlada koridorun öbür ucundaki insanları göremezken ikinci damlada bir metre uzağımda kucağında çocuğuyla oturan kadını, son damlada ise nihayet kolumdaki saati, elimdeki telefonun tuşlarını göremez oldum. Oha dedim noluyo? Hayat bildiğin flulaştı git gide. Görmemek böyle bir şeymiş demek! Beni tuttu mu eyvah eve nasıl gidecem korkusu? Göya hastaneden çarşıya, sonra kuaföre gidecektim, oradan da eve gidip temizlik yapacaktım. Hepsi yalan oldu. Asansörde "0" düğmesini bulup basamadım ya la! Benle birlikte binen birine -kadın mıydı erkek miydi ayırt edemedim- 0'a basar mısınız ben göremiyorum da dedim, farkındayım çünkü 0'a bastım az önce dedi. Vay amk ayaküstü ezikledi de beni. Benim iğne ucu kadar gözbebeklerim o damlaların etkisiyle neredeyse gözümün tamamını kaplayacak kadar büyümüş. Ben bi de Allahın gerizekalısı göz makyajıyla gittim mi göz doktoruna, alaca bulaca olmuş mu yüzüm. Aynaya bak diyeceksiniz ama görebilsem! Neyse Allahtan tramvay var, hastane tramvay durağına 2-3 dakika uzaklıkta. Ben muhtemelen 20 dakikada falan vardım. Çünkü yoldayken tramvayın kornası çaldı, 15 dakikada bir geçiyor ben sonrakine güç bela yetiştim. İnsanların yüzlerini seçemiyorum ama hislerim yok olmadı ya anlıyorum ki herkes mal mal bana bakıyor. Haksız da sayılmazlarmış ablama gittiğimde ne bu yüzünün hali dedi, artık ne durumdaydı bilemiyorum. Gittiğim gibi ağlamaya başladım, ağladıkça damlalar yaktı gözlerimi cayır cayır, sonra sızıp kalmışım ablamın klasik şönil salon takımının üçlüsünde. Uyandığımda elim olayın üstünden 4 saat geçmişti ama ben Selo kişisi hala saati göremiyordum, telefonun tuşlarını seçemiyordum. Baktım göremiyorum kendimi yarı karanlık dünyama geri döndürdüm. Tekrar uyandığımda 6,5 saat geçmişti ve ben yüzümü gözümü insana benzetmeye çalışarak tuttum gözlükçünün yolunu. Yollarda gördüğüm gözlüklü insanların çokluğu içimi rahatlattı, onlara sarılıp ben de sizden biriyim artık deyip onlara sarılmak istedim. Evet evet yapmak istedim bunu. Gözlükçüden çıktığımda sonuç buydu. 



Selam dünya, ben Selo, tanımadın mı? dur bi gözlüklerimi çıkarayım tanıyabilecek misin?! Hee evet dört göz Selo. Tamam lan sen de vur, sen de dalga geç. Möhühühü :( Gözlüklü yeni sıfatım hakkında herkeş bir şey dedi. Selo sanki sende hep bir şey eksikmişte o da gözlükmüş dediler. Cool oldun diyen de oldu, değişik bir seksapelite kattı diyen de, şebek diyen de, şirine diyen de. Lakin kimse yadırgamadı. Ne yalan söyleyeyim ben de yadırgamadım, ama gözlüklerimin belli belirsiz bir kenarlarda beni bekleyen 30'lu yaş sendromunu hönk diye ortaya çıkardığını da inkar edemem. Annemin olayla ilgili yorumu; Gözlüksüz birini beğenenip evlenemedin, gözlüklerle hiçten beğenemezsin. Evde kaldığının resmidir!

Ne derler, etme bulma dünyası. Çok değil daha 2 hafta önce gözünde gözlüklerle uyumaya çalışan annemle şu tweetle dalga geçmiştim, ilahi adalet tecelli etti.
Dilim kopaydı da söylemeyeydim, açaydım kollarımı getme deyeydim. Burası böyle değildi ama neyse, siktir edin.




13 Ocak 2014

Şikayet Var | Evo Bilgi Teknolojileri


Daha önce bataryası çok çabuk şarj ve deşarj olduğu için, kamera ve kameralı uygulamalarda hata oluşturan distribütör garantili olan S4 'ümü Evo Bilgi Teknolojileri firmasına servise gönderdim. 4 gün boyunca çeşitli sebeplerden dolayı arıza kaydının açılmasını beklediğim telefonum arıza kaydının açılmasının 2. gününde batarya değişimi ve yeni yazılım yüklemesi yapılarak geri gönderildi. Oysa şikayetlerimin çoğu yazılımsal sorunlar gibi görünüyordu ve firma bu şikayetlerin hiçbirini yazılım yüklemesi yapıldıktan sonra test etmeden gönderdiği için telefon servisten geldiğinde şikayetlerimin batarya sorunu hariç aynen devam ettiğini gördüm. Telefonu servise göndermek iş değil, sorun olan telefonun serviste olduğu dönemde bilgi almak kısmı. Bu yüzden sorunlar telefonu tamamen kullanılmaz duruma getirene kadar bekledim ve ancak 2 ay dayanabildim. Telefonum flaşlı birkaç tane fotoğraf çektiğimde komple kapanıyor, aynı şekilde uygulamalardayken kamera bağlantısını kullanmak isterseniz maalesef telefon yine kapanıyor ve bataryasını çıkarıp takmadan açılmıyor. Ses açma kapama tuşu çalışmıyor. Telefonumu gün geçtikçe sıklaşan şikayetler nedeniyle 25 Aralık'ta tekrar servise gönderdim. Ancak o günden beri servise ne mail ne de telefonla ulaşamıyorum. Ekrandaki bilgi ilk 7 gün "Tamiri yapılıyor" şeklindeydi şimdi "Servisine gönderildi". Anlamıyorum ki servisine gönderildi ne demek? Bu telefon servisine gönderildiyse siz necisiniz? Bir hafta tamiri yapılıyor bilgisi varken mevcut ekrandaki bilgi neyin nesidir? Muhatap bulamıyorum, bilgi alamıyorum, mağdurum. Cep telefonu ve tablet alacak kişiler kesinlikle EVO Bilgi Teknolojileri garantili ürün almayın. Zaten Google'da arama yaptığınızda firma hakkında gereken şikayet ve bilgiye kolayca ulaşabilirsiniz.


Şikayet Var sitesine üye olan arkadaşlar varsa kendilerinden bir dakikalarını ayırıp şikayetime destek vermelerini rica ediyorum. İnsanlık namına.

http://www.sikayetvar.com/sikayet/detay/2195978

09 Ocak 2014

Diyet Günlüğü | Kontrole bir kala

2 aylık serbest dönemde yedim, içtim. 
Listeme çoğunlukla uydum, ama uyamadığım günler de oldu, olmadı değil. 
Özellikle regl döneminde tutan tatlı krizlerini bilirsiniz.

Regl krizlerinde ben;

Baskülüme göre 1,8 kg almışım. 
Yarın büyük gün. 
Kontrole bir gün kala ben;


Diyetisyen Gülcan Karpuz Kontrolü
Tür: Korku-Gerilim
IMDB Puanı: 9.7


Supercellma'nın ruhuna birer Fatiha.

08 Ocak 2014

Şiirimsi bir şey

Ben cellma,
29 yaşındayım, Ağustosta nasipse 30.
Bu yaşıma dek hoşlaştığım çok insan olmuştur ki biraz zor beğenirim.
Bir kaç adam sevdim, bir kez aşık oldum.
Tezcanlı bir yapım var, fazla sabırlı biri olduğum söylenemez.
En azından böyle insanın içini kımıl kımıl eden konularda.
Genellikle neşeli, konuşkan, yüksek enerjili şahsına münhasır biri olduğumu söylerler. Sanırım doğru.
Yaklaşık bir ay önce bir adamla tanıştım.
Sabretmeyi,
Dakikaların ne kadar uzun olduğunu,
Günlerin geçmek bilmezliğini,
Kaburgalarımdan içime doğru batan tatlı hissin düpedüz özlem olduğunu öğrendim.
Bir yanım rutininde yaşarken hayatı
Bir yanım kaplumbağa hızında ilerleyen zamana inat onu bekliyor, çok sevilecek erkek kişisini.
Ben cellma,
Son zamanlarda tek isteğim zaman denen şu lanet kavramın onu bana getirmesi.
Zira artık göğüs kafesime sığamıyorum...


30 Aralık 2013

Yılbaşı Ağacına Alternatif Süslemeler

Yılbaşına bir kala hâlâ ağaç süslemeyenler varsa işte size yılbaşı ağacına alternatif süslemeler.
Tahta parçalarından, kitap yığınlarından, duvara çakacağımız çivileri ışıklı ledlerle aydınlatarak, dekoratif kağıtlardan, yumurta kolilerinden ve kurumuş bir ağaç dalından kendi yılbaşı ağacınızı yaratabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan fotoğraflardaki malzemeler, biraz da hayal gücü ;)

Şimdiden kolay gelsin, yılbaşı ağacınız evinizi renklendirsin... ;)

Görseller alıntıdır.

29 Kasım 2013

Kulağıma süzülen gözyaşlarım

Çocuktum. İlkokulun ilk yıllarındaydık. Bende sürekli bir kulak ağrısı vardı günden güne çoğalan, geçmek bilmeyen. Annem tuttu elimden hastaneye götürdü. "Orta kulak iltihabı" dedi doktor. Verdi bi poşet ilaç tekrar çağırdı ilaçlar bitince. Annemin mükemmel hatırlatma mekanizması sayesinde düzenli içtim ilaçları gittik bir iki hafta sonra kontrole. Doktor iltihap kurumamış dedi, iğneye geçti. Annem beni yıkarken kulağıma vazelinli pamuk tıkamaya başladı, hala evin bi rafında bir kutu vazelin vardır, çocukluktan gelme alışkanlık. Rüzgardan bile etkilenir diye beresiz sokağa çıkamaz olmuştum. Ama yok, iyileşmiyordu kulak. Kış böyle geçti. Bi keresinde Temmuz muydu, Ağustos muydu neydi doktor sıkı sıkı da tembihledi anneme; "havuza, denize girmesin iyileşene kadar". Annem; doktora "ah doktor bey ne havuzu, ne denizi benim çocuklarım bilmez öyle şeyler onların tek eğlencesi karşı sokaktaki toprak arsa" der gibi bakmıştı. Duyma yeteneğimi kaybetmeye başladım, uzun boyuma rağmen o yıl ön sıralarda oturduğumu da hatırlıyorum. Bu döngü neredeyse tüm yıl tekrarladı. Son kez gittiğimizde babam Bakırköy'e yeni yatırılmıştı. Sabahtan babamı geçirdik, öğlende Sigorta hastanesinde bulduk kendimizi, annem ne metanetli kadın. O gün yaşadıklarına içerleyen ben sedyede ağlamaya başladım, bu kez kulağım değil içim acıyordu. Doktor odadan çıkmamı söyledi. Çıktım. İğne atsan yere düşmez hastanede kulak iltihabından öleceğimi sanarak daha çok ağlamaya başladım, çocuk aklı işte. Annem çıktı birkaç dakika sonra. Bana dolu gözlerle bakıyordu. Ölecek miyim dedim? Güldü. Hastanenin bahçesindeki satıcıdan hep istediğim ve genelde almadığı tabanca şeklindeki açmadan aldı, bir de cam şişede vişne suyu. Banka oturduk. Sana bir şey soracağım dedi: "Geceleri ağlıyor musun?" Öne eğdim başımı onaylar gibi sallayarak. Niye ağlıyorsun peki dedi? Açmamı ısırdım, vişne suyumdan içtim. O an anneme yüzlerce neden sayabilirdim ama ertelemek istemiştim. Annemi hiç o kadar çaresiz görmemiştim, benim söyleyeceklerimi önemseyen hali beni çok duygulandırmıştı, ki genelde sert bir kadındır bir şey söyleyecekken, bir şey için izin falan alacakken ezilip büzülürüz yanında. Babama dedim, babama üzülüyorum anne. Biz niye hiç arkadaşlarımın aileleri gibi olamıyoruz? Ve ben ne zaman iyileşip gece yattığı pijamalarla ve gece serdiği temiz nevresimlerle kuru bir yatakta uyanabilen bir çocuk olabileceğim? Daha çok mu büyümem gerek? Annemin dakikalardır güçlükle kontrol ettiği gözyaşları umarsızca süzüldü göz pınarlarından. Babanı bilmiyorum ama sen iyileşeceksin, evet biraz daha büyümen gerek. Doktor, onca ilaca, iğneye rağmen kurumak bilmeyen, aksine sürekli azan iltihabın sebebini ben sedyede ağlarken bulmuştu: "Bu çocuk geceleri ağlıyor mu? dikkatinizi çekti mi hiç?" demiş anneme. Aylarca kulağımın içini saran iltihabın sebebi gözyaşlarımmış meğer. Dün gece uzun zaman sonra kırdığım ağlamama rekorumu kırarken anımsadım hepsini, Bahar'ın elinden tutarken. Ve bugün, yine o zamanlarki gibi ağrıyor kulaklarım...

12 Kasım 2013

#Tanrıyamesaj

Allah'ım sana Tayyip ve diğerlerini versek bize Mustafa Kemal Atatürk'ü geri verir misin? 
Lütfennnn...


09 Kasım 2013

The Body Shop Etkinliğimiz

Biz Bursa kozmetik ve moda blogerları olarak geçtiğimiz günlerde The Body Shop'taydık. Bu etkinliğe davet edildiğimizi öğrendiğimde sevinçten çığlık atmıştım. O gün tüm hafta mesai yapmaktan uykusuz kaldığım halde etkinliğe gidebilmek için erkenden uyandım. Çünkü etkinlik saat 10:00'da başlayacaktı ama orada olmak için uykusuz kalmaya değerdi sayın folovır!

The Body Shop'a girdiğinizde personelin güler yüzü ile birlikte ürünlerin ışıltısı ve çok hoş bir koku karşılıyor sizi. The Body Shop personeli gerçekten çok güler yüzlü ve samimi. Ürünleri incelerken her ürünün denenemesi için numunesi var ve bu bence çok önemli bir detay. Çünkü alacağınız ürüne dokunmak en azından kokusunu bilmek hakkımız.


Mağazayı dolaşırken içerideki hoş kokunun kaynağını keşfediyoruz. Bu özel yağdanlık tüm The Body Shop'ların ortak özelliğiymiş. Her gün yakılırmış. Bu gelenek The body Shop ilk kurulduğu günden beri varmış. Koku en önemli detay bence ve The Body Shop geleneğini bununla yaratmış.

The Body Shop ürünlerinden önce beni en çok etkileyen 2 noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Hiç bir The Body Shop ürünü hayvanlar üzerinde denenmiyor. Bu aslında çok önemli bir nokta ancak biz bayanlar bazen sadece aldığımız ürünlerin rengine, kokusuna güzelliğine vuruluyoruz ve arka planı unutuyoruz. Kozmetik ürünlerinin çoğu maalesef hayvanlar üzerinde deneniyor ya da hayvanlardan elde edilen pigmentler kullanılarak renklendiriliyor. The Body Shop ürünlerinde kesinlikle hayvanlardan elde edilmiş ürün olmadığını bilmek ve hayvanların kobay olarak kullanılmaması bilmek bile bence bu markayı tercih etmek için yeterli bir sebep.

The Body Shop un hayanlar üzerinde deney yapmadıkları bağımsız olan Humane Cosmetıcs Standard tarafınızdan düzenli olarak denetleniyormuş. Ayrıca hayvan hakları savunucusu olan Peta tarafından da hayvan dostu ilan edilmiş. Doğaya ve hayvanlara dost bir markanın ürünlerini test ediyor olmak, kullanıyor olmak bile çevre duyarlısı bir insan olarak beni mutlu etti.

İkinci nokta ise sosyal sorumluluk projeleri ile farkındalık yaratmaları. Kampanya kapsamında satın alınan dudak koruyucusu Dragon Fruit Lip Butter yanında verilecek jeton ile istenilen yardım kuruluşuna bağış yapmaları sağlanıyor. Bu kadar kolay. Dudak koruyucusunu alıp jetonunuzu istediğiniz yardım kuruluşuna atıp bağışınızı yapıyorsunuz.Şimdi sizi The Body Shop mağazasından görüntüler ile baş başa bırakıyorum..

Cilt bakımı etkinliği olacağı için makyajsız gitmiş olmanın avantajını yaşadım ve bana cilt bakım & makyaj uygulaması yapıldı. 


Honey Mania serisinin muhteşem ürünleri. 

Bu güzel etkinliğin ardından mağaza personeliyle birlikte hatıra fotoğrafı çekinmeyi de ihmal etmedik.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top