17 Nisan 2012

Günaydın Sevenlerim Ne Güzel Bir Gün Değil mi ^_^

Yuppiiiiiiiiiiiiiiiiiiieee ^_^

Bugün şahane, harika, mis bir gün benim için..

Niye??

Feriha teyzeciğimin 1986 yılında dünyaya getirerek insanlığa kattığı nadide güzellik hakiki orjinal manyak Mihrican'ımın doğum günü. İyi ki doğmuşsun lan deli karı :)
















Hafta içi her sabah işe gelirken serviste dinlediğim Power Morning Team'a canlı yayında bağlandım. İşte benim meşhur cırtlak sesimle bugünkü canlı yayının Podcast'i...

http://www.powerfm.com.tr/PowerPlayer/1/2394/podcast

Onlara eğlenceli bir soru sorarak yurtiçi istediğim bir yere gidiş dönüş uçak bileti kazandım. Ne zaman ve nereye gideceğime ben karar vereceğim biraz para biriktirip ilk fırsatta fiuuuuuu uçmak istiyorum. Ben daha önce hiç uçağa binmedim. Bu, Allah gitmeyi nasip ederse benim ilk uçak seyahatim olacak. O yüzden daha bi sevindim yani.

Programı dinleyenler bilir bilmeyenler için şey ettiriyorum bu programın ilk kısmında dinleyici canlı yayına katılarak Power Morning Team a bir soru soruyor, ekip bu soruyu bilemezse sorunun eğlenceli, komik, ilginç bir soru olmasına bağlı olarak çeşitli hediyeler kazanıyor. Bir de üstadlarla gündem, Yabancı isimlerin Türkçe karşılığı gibi bölümleri var, dinlerken gülmekten kırılırsınız. Ben PMT'ye yaklaşık 1 yıl önce katılmış ve PMT plaket kazanmıştım. Bu ikinci katılışım oldu ve bu kez yurt içi gidiş dönüş uçak bileti kaptım :)

Gelelim en önemli en çok sevindirik olduğum habere... İlkokul arkadaşım sevgili Sanem, benim manyaklık derecesinde hastası olduğum Pinto'yla aynı sitede oturuyormuş. Facebooktan yazıp çizmelerimden görmüş olacak ki bize gel Pinto'nun kapısına gidip tanıştıralım seni yazmış. Ayy harika bir fırsat bu yaa! Pinto'ya gideceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum. Onu birkaç metre mesafe de görebilmek düşüncesi bile beni sevinçten uçurmaya yetti yani görsem ne olur bilemiyorum!! Şaka şaka biliyorum :) Herifin boynuna atlayıp patır patır söyleyeceğim söyleyeceklerimi ingilizce bilmiyorsa o zaman sıçtık işte. Neyse ya beden dili diye birşey var ben bir görüşeyim bir tanışayım da her türlü anlatırım ona derdimi :)

Bu kazandığım hediyeyi en iyi şekilde anlatan süper bir kompozisyon fotoğrafı. Supercellma PowerFM'den kazandığı uçak biletiyle uçacak. Oleyyyy :)


Sanemciğim huu huuu ilk fırsatta ve her fırsatta sendeyim!

Bir çadır alıp sitenin bahçesine çadır kent kurup, Pinto'nun camının önündeki kaldırımlara sprey boyayla I love youuuuu Pintoooo yazıp Mahsun Kırmızıgül'ün tek kaşı aşağıda arabesk moduna bağlayıp, site sakinlerinin verdiği yemeklerle beslenip, Pinto'nun dikkatini çekene, onunla tanışana kadar beklemek gibi bir B planı da yaptım şimdiden, ne olmaz ne olmaz :) Kapısına gidip tanışma planı tutmasın yaparım da vallahi.

Allah'ım sana çok teşekkürler. Bugün, dün yaşadığım stres, gerginlik dolu günden sonra ilaç gibi geldi bu gelişmeler, bu süprizler, bu haberler. Bir de şu Pinto duamı kabul edersen daha çok sevineceğim. Amin. Amin. Amin. Amin...

supercellma


16 Nisan 2012

Dramatik Bir Aşk Hikayesi: Bir Öküz Sevdim.

Bunca harfi, bunca satırı yorarak tükettiğim adamın aradan geçen onca zamanda değişebileceğine ihtimal vermek ne büyük aptallıkmış. Cümle alem bu nasıl aşkmış, bu nasıl tutkuymuş deyip anladı da benim nasıl sevdiğimi, yazılarımın öznesi anlamadı gitti. Anlayacağı da yok. Aman iyi ki de yok. Ben zaten onu değil, birini böylesine delice sevmeyi özledim.

Perşembe akşamı mesaideydik. Sevgiliyken bana sürekli mırıldandığı, hatta sürekli o şekilde hitap ettiği Ferhat Göçer'in "Aşkların En Güzeli" şarkısı radyoda çıkınca "Bu şarkıyı dinlediğimde hep sen geliyorsun aklıma, umarım iyisindir Birol" mesajıma "Güzel şarkı, halı saha maçım var ben de ona yetişmeye çalışıyorum" cevabını veren biri, ayrılığımızın üzerinden geçen 1,5 yılda öküzlüğüne, moronluğuna, odunluğuna dair hiçbir şey kaybetmemiş hatta üzerine katarak istikrarla devam ediyor demektir.

Güzel şarkıymışmış! Allah razı olsun bilmiyordum iyi ki söyledin. Neyse ki halı saha maçına gidiyormuşsun sosyalleşme konusunda bir ilerleme kaydetmişsin. Adına çok sevindim hatta gözlerim yaşardı. Ben ara ara aklıma geldiğinde ne zaman böyle bir mesaj atsam verdiğin o gerizekalı cevaplar sayesinde aman iyi ki ayrılmışız, seninle ömür mü geçerdi lan!! diye düşünmekte yanılmadığımı bir kez daha anlıyorum. Keşke bir kere de ben yanılsaydım. Bir beklenti içermeyen, tamamen bak ne olursa olsun ben hâlâ seni hatırlıyorum, hem arada bir hal hatır soracak hukukumuz var ya buna güvenerek yazıyorum niyetiyle yazılan bir mesaja böyle ahmakça bir cevap vereceğine hiç vermeseydin daha iyiydi. Boşuna dememiş atalarımız can çıkar huy çıkmaz diye.. Sen hâlâ aynı tas, aynı hamamsın. Üzerine yoğurt döksem cacık olmaz senden. Nasıl sevdim ben seni, neyini sevdim bilmiyorum. Bu koca kafama sıçayım ben!!! En cıvığından hem de!!!

15 Nisan 2012

Gerçek olamayacak kadar rüyaydı aşk...

Gerçek olamayacak kadar rüyaydı aşk ve ayrılık rüya olamayacak kadar gerçekti. Bu ikisi arasındaki zamana da yaşanmışlık diyorlardı...

Tarih: 25 Nisan 2010 günlerden Pazar.

Bir başkasıyla görüşmek için gittiğim İstanbul seyahatimin dönüşüydü. Annem 20:30'a aldığım dönüş biletimi eve varışım çok geç olacak diye daha erkene almamı istedi. 19:15 otobüsünde iptal edilen bir bilet buldum ve hemen annemi arayıp haber verdim.

İstanbul'a giderken okumaya başladığım Elif Şafak'ın Aşk kitabı bitmek üzereydi.

Şu Aziz'in rahatsızlanıp ölüme doğru gittiği sayfalardaydım. Kitap almış götürmüş beni. Ben mi onu okuyorum, o mu beni yazıyor anlamadım. Kulağımda kulaklıklar bir yandan da müzik dinliyordum. Ara ara gözyaşlarıma engel olamadan okuyorum son sayfaları yanımdaki yol arkadaşım teyzenin şaşkın bakışlarını görmezden gelerek  Otobüs Ataşehir terminaline geldi. Hemen yan taraftaki koltuklardan koridor tarafındakine sen geldin. Laptopunu üst rafa koyup oturdun. Gözümde güneş gözlüklerimin olmasından faydalanarak iyice bir baktım sana. Upuzun ve ince bir delikanlıydın. Tıpkı Ella'nın Aziz'i gibi. Kitap hep aşkın kendini bir ummana salıvermek olduğundan bahsediyordu insanı bir nehire benzeterek. Ben de öyle yaptım. Belki de hayatımda ilk kez tanımadığım bir erkeğe bakmaktan, onunla göz göze gelmekten çekinmedim, hem de saatlerce. Bursa'ya geldiğimizde ise senin, seninle bakışmalarımızın bir yolculuk macerasından ibaret olacağını düşünüp indim otobüsten. Ta ki valizimi almak için muavini beklediğim yerde sen yanıma gelip "Hangisi sizindi?" diye sorana kadar. "Şu turuncu olan" dedim. Elindeki laptopunu bana verip benim valizime yöneldin. İster istemez bekledim seni biraz kenara çekilerek. Sonra kendi valizini alıp geldin. "Ben Birol" dedin, ben de şaşkınca "Selma ben de" dedim. Ellerimiz dolu olduğu için valizleri, çantaları yere bırakıp tokalaşmıştık, hatırlar mısın? Hemen kısaca kendimizden bahsettik. Sen İstanbul'da yaşıyordun, özel bir bankada denetimciydin ve Bursa'ya iki haftalığına iş için gelmiştin. Beni öğrenci zannetmene ne gülmüştüm içten içe hoşuma giderek. Taksi duraklarının oraya geldiğinde "Ben otobüsle gideceğim, memnun oldum Birol" deyip ayrılacakken sen "Olur mu hiç seni evine kadar bırakalım ben sonra otele dönerim" demiştin. Takside bolca konuşmuştuk. Telefon numaramı istemiştin kaydederken ismimin çok güzel olduğunu belirterek.

Eve vardığımızda ben "Görüşürüz" deyip inmiştim taksiden ve nitekim de öyle olmuştu o iki hafta boyunca her akşam görüşmüştük.

Kapıyı annem açmıştı ve ben "Anne ben aşık oldum" haykırışıyla girdim eve. Ne oldu kız Nutellaya'mı diye sormuştu annem. Öyle ya ben Nutella'yla görüşmek için gitmiştim İstanbul'a. Hayır be annecim ne Nutella'sı onunla görüşmedik bile. Birol diye biriyle tanıştım, hem de dönüşte, otobüste. Yol boyu bakıştık ve terminalde tanıştık. Hatta eve bile o bıraktı beni taksiyle dedim. Annem şaşırdı, ama sevindi de belli ki. Tam o sırada senden mesaj geldi. "Elif Şafak'a bir teşekkür borcum var onun sayesinde bakıştık ve tanıştık senle" diye. Gülümsemiştim. İlk fırsatta okuyacağını söylemiştin kitabı.

Ertesi gün şirketteki herkes bende bir haller olduğunu hissetmişti. Akşama görüşeceğimizi düşünerek İstanbul'dan aldığım ceketimi ve kotumu giymiştim senin boyunun uzun olduğuna güvenerek en yüksek topuklu ayakkabılarımla birlikte. Gün içinde hiç mesajlaşmamamız acaba görüşmeyeceğiz mi sorusunu uyandırmıştı bende. Ama çok geçmeden içimi rahatlatan mesaj gelmişti. "Akşama birlikte yemek yiyebilir miyiz bir planın yoksa?" Hiç naz yapacak kendimi ağırdan satacak durumda değildim. Bildiğin aşık olmuştum hem de hayatımda ilk kez. Peki dedim, saat 19:00'da Kent Meydanı'nda buluşalım. Birlikte güzel bir akşam yemeği yiyip kahve içmek içinse Nalbantoğlu'ndaki Siesta'ya gitmiştik. Bir gün son buluşmamızı ve ayrılık konuşmamızı orada yapacağımızdan habersiz.

Annemin yeter kızım bu akşam görüşme bari çocuk yanlış şeyler düşünecek hakkında deyişlerine aldırmadan her akşam iş çıkışı senin yanında alıyordum soluğu, öylesine heyecanlı, öylesine istekli. Her gün bir başka model yapıyordum saçlarımı, en güzel kıyafetlerimi giyiyordum. Ve üçüncü akşamın sonunda beni dolmuşlara bırakmak için yürürken tutmuştun elimi. Ne heyecanlanmıştım Yarabbim. İlk defa bir erkeğin elini tuttuğu liseli bir kız gibiydim resmen. Kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Cuma günü Bursa'ya gelirken benimle tanışacağını bilmediğinden haftasonuna rezervasyon yapmadığın için İstanbul'a dönmüştün. Pazar günü öğleden sonra tekrar gelmek üzere.

O bir buçuk gün geçmek bilmemişti. Ve her saat başı özledim mesajları atmıştık birbirimize. Pazar günü öğleden sonra geldin. Her zamanki gibi Kent Meydanı'nda buluştuk. O gün kuzenimin lohusa mevlüdü vardı hiç unutmam. Sen "Sana bir hediye aldım İstanbul'dan küçük bir şey ama aynı zamanda da büyük bir şey" demiştin. Tahmin edememiştim ne olabileceğini. Hava mis gibi bahar havasıydı. Elele yürüyük epey. Önce Balibey Han'a gidip tost yedik. Sonra yürüyerek Kültürparka gittik. Lunapark kısmına girip oyuncaklara bile bindik. Dönme dolapta öpmüştün beni ilk kez. Zaten ona binerken aklıma da gelmişti bu. Sonra dondurma yedik birlikte bir de dudaklarımızı pembe pembe boyayan pamuk helva. Yavaş yavaş eve dönme vaktimin geldiğini hatırlatan telefon gelmişti annemden. Dönüşte birlikte otele gittik hediyeyi almak üzere. Ben yukarı çıkmak istememiştim. Lobide bekleyeyim dedim. Sen hayır olmaz deyip elimden tutarak çekiştirmiştin beni. Odaya girdik. Beni yatağa oturttup gözlerini kapa dedin. Meraktan mı ölecektim heyecandan mı bilemiyorum.

Gözlerimi açtığımda kocaman bir poşetin içinden kocaman bir Behlül'ün odasındaki Eyfel tablosundan çıkmıştı. Perşembe akşamı Altıparmak'ta yürürken ne güzel tabloymuş yarın bir gün evlenirsem bundan almak istiyorum evime demiştim. Sen de bunu unutmayıp almıştın bana o tabloyu. Hem söylediğim şeyi önemsediğin için mutlu olmuştum hem de çok istediğim bir şeyi aldığın için. O sevinçle boynuna sarılarak öpmüştüm seni yanağından. Bir on dakika öncesine kadar baş başa kalma korkumun yerini yanından hiç ayrılmamak isteği almıştı. Birlikte çıktık otelden. Sen beni taksiye bindirdin. Ben arka koltuğa zor sığan tabloyu gözetleye gözetleye eve geldim. Daha bir hafta önce aşık olan kızını bu kez elinde kocaman bir hediyeyle gören annem yeni bir şaşkınlıkla karşı karşıyaydı. Bu ne dedi? Birol getirmiş bana İstanbul'dan dedim. Ay Behlül'ün odasındaki tablodan değil mi bu dedi? Evet dedim ondan, ama biraz küçüğü. Elimde tabloyla dolandım saf saf evin içinde. Öyle ki onu en güzel yere asmak istiyordum. Yatağımın başına asmaya karar verdim. Gece yatarken en son, sabah kalktığımda ilk göreceğim şey olması için.

İkinci hafta günler öyle hızlı geçmişti ki Cuma'nın nasıl olduğunu anlayamamıştım bile. Perşembe akşamından vedalaşmıştık Cuma günü iş çıkışı görüşemeyiz diye. Ben sana sürpriz yapıp iş çıkışı seni uğurlamaya terminale gelmiştim,  amma şaşırmıştın beni görünce ve ne çok sevinmiştin, hatırlıyor musun? Dayanamayıp ağlamıştım ben sana el sallarken ve sen birkaç hafta sonra görüşmek üzere gitmiştin gelirken aklının ucundan bile geçmeyen bir şekilde aşık olduğun kıza el sallayarak. Bense seni tekrar göreceğim güne geri sayım yaparak geçireceğim günlere başlamıştım otobüsün hareket etmesiyle.

Böylesine tutkuyla, böylesine heyecanla, böylesine özlemle başlayan ve tesadüf denmeyecek kadar kader olan bu aşkın, bir gün kırk yıl hatırı kalacak ilk kahvemizi içtiğimiz yerde ellerimizin birbirini sımsıkı tutarak bitmesi olacak şey miydi? Ve bunca satır, bunca kelime, bunca harf dökerek anlatabildiğim, o yaşanmışlık denen şeyin ancak ufak bir kısmıyken...

11 Nisan 2012

Alemin Derdi Ben Olmuşum da, Ben Dişi Olduğuma Göre Zamanında Kim İyi Koymuş Bilemiyorum!

Naptığı, nettiği, ne kadar mıçtığı, ne kadar osurduğu yemeden içmeden annesine yetiştirilen esas kızımızdan Hızlı ve Öfkeli Selamlar Blogcum

Önceki gün annem geldi. Böyle bir ıkınıyor sıkılıyor bir şeyler söyleyecek de söyleyemiyor gibi. Kendi haline bıraktım. Birer çay koydum porselen fincanda. Biraz rahatlasın nasılsa dökülecek derdi neyse diye. Aradan bir yarım saat geçti geçmedi başladı bizimki patır patır dökülmeye. Sen bilok mu ne yazıyormuşsun internete, neymiş? nasıl bir şeymiş o meşhur mu olacaksın sen bakayım?? Ayy anne deyip güldüm senden de gizli kalmıyor hiç bir şey Müge Anlı gibisin vallahi. Dalga geçme be hayvaan deyip kızdı tatlı sert. Annem biraz kızınca hayvan diye bağırır ama çok tatlı söyler bunu. Çok kızarsa konuşmaz zaten karartır kendini oturur. Annemi sırf hayvaaenn diye hafif gülerek bağırsın diye kasten kızdırdığımız olur. Böyle de enteresan bir aileyiz. Çayını çabuk içti bu kez. Normalde soğutur da içer. Bir an önce konuya girmek ister gibiydi. Ben de özellikle kalkıp doldurmadım boşalan fincanını. Bekledi bekledi aldı fincanı mutfağa yöneldi. Tezgahın oradan seslendi. Ne gibi şeyler yazıyorsun bakayım sen? Ayıp şeyler yazmıyor sun demi doğru söyle?  Hah anne işte ben de konunun ne zaman buraya geleceğini bekliyordum sabırsızlıkla!

Benim annem interneti, Facebooku, Msni biz eve 2008'de bilgisayar alınca öğrendi. Ne bilsin kadın, ne işi var ki internetle. Okuma yazması bile yakın gözlüklerini takarsa ancak heceleyerek var. Çünkü benim annem Bafra'da köy okulu çok uzak olduğu için okula gönderilmemiş. Bursa'ya göçtüklerindeyse ilkokula başlayan yaşıtlarından 5-6 yaş büyük ve iri bir çocuk olduğu için kendisi utanmış okula gitmeye. Cahillik işte. Zaten 14'ünde evlendirilmiş babamın kara kaşına kara gözüne, dedemin o zamanki mal varlığına aldanılarak. Okuma yazmayı da erkek kardeşime hamileyken açılan okur-yazarlık kurslarında çat pat öğrenebilmiş kendine yetecek kadar biliyor. Çok becerikli kadındır o ayrı. Pratik zekalıdır da. Üniversite mezunuyum diyen tonlarcasını donunda sallar. Ama şakır şakır bir gazete bir kitap okumaya hasretim der hep, içlenir ağlar bazen. Diyeceğim annemi bilgisayarla bir odaya kilitlesen bu bilgisayarı açana kadar odadan çıkamayacaksın desen annem odada boğularak ölür yine de açamaz bilgisayarı. Kapalı bilgisayarın tozunu alırken bile bir yerini bozacağım diye ödü kopar. O derece bilmez yani.

Ama annemi bu sosyal paylaşım sitelerinden daha da önemlisi benim o sitelerde an be an ne yaptığımdan haberdar eden bir baykuş var. Tabi siz baykuş dediğime bakmayın bayan da olabilir. Bir elime geçirirsem var ya o tüylerini itinayla yolucam bağırta bağırta.  Laptopumu da aldım kucağıma. Başladım anlatmaya. Pür dikkat dinledi. Hatta birkaç yazımdan bölümler okudum. Anne blog yazmak kötü bir şey değil. Sana kim nasıl anlattı bilmiyorum ama. Gerçi bilmek istemiyor da değilim hani. Neyse işin o kısmıyla sonradan ilgileneceğim. Ben yalnız yaşamaya başladığımdan beri zaman zaman duygu yoğunlukları yaşayıp bunları yazarak hiç tanımadığım insanlarla paylaşmaya başladım. Tanımadığın insanlara güven olmaz dersin sen şimdi. Tanıdıklarımıza güvendim de ne oldu be anne? Besbelli en yakınımdaki insan demeye utandıklarım fişfirledi hep beni sana, size. Sanki geceleri barlarda, pavyonlarda konsomatrislik yapıyordum, ya da sanki uyuşturucuya bulaşmıştım. Ayrıca bunları bile kınamamak gerek her insanın başına gelebilecek şeyler. Alt tarafı eğlenmeyi seviyordum be anne genç insan değil miyim tek kötü alışkanlığım da senin içme şu zıkkımı dediğin alkoldü. Başka sizi utandıracak hiçbir şey yapmadım hiçbir zaman ben. Tanımadığın insanlar seni eleştirmiyor. Önyargılı yaklaşmıyor. Seni anlamaya tanımaya çalışıyor. Onlara daha rahat döküyorsun içini. Tıpkı psikoloğa gidip anlattığın gibi. Bu yazma işi bana ruhen ilaç gibi geldi yazdım yazdım. Devamı geldi. 3 aydır falan da yazıyorum. Ben hemen herkesin aklından geçipte birçoğunun yazmaya cesaret edemediklerini yazıyorum her zamanki gibi kırpmadan, üzerine katmadan. Evet bazen küfür ve argo da eklediğim oluyor. Ama ben küfretmenin kendi blogunda yazı yazarken kötü veya ayıp bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ayıp dediğin şey de büyüklerimizin uydurması şeyler. Artık zaman değişti. Şimdi ki ayıp kavramı çok farklılaştı. Burası benim kim ne der kaygısı yaşamadığım tek yer anne. Gerçekten antidepresan gibi. Yazıp yazıp rahatlıyorum. Amacım meşhur olmak falan da değil ayrıca. Olsam da aman olmayım demem. İstemem ama yan cebime koy olayı. Ama amacım meşhur olmak olsaydı liseden sonra tiyatroya devam ederdim. Kendin demiyor muydun hep çok yeteneklisin dizilerde filmlerde oynarsın sen diye? Ee rahatladı mı için. Yok hala iki nokta üstüste ve S endişeli surat. Ben bilmem mi kaç yıllık annem. Ne tür şeyler yazıyormuşum, kimler okuyormuş, tanıdıklar okuyor muymuş? Bakla çıkmaya başladı yavaş yavaş. Kurtlar Vadisi'nin Cendere müziği çalıyor beynimde arka planda. Tansiyonumun ibresi yavaştan yukarı doğru çıkmaya başladı. Suratım da kızarmaya. Eeee anne dedim? Biraz kızgın gibi yaparak. Sen çok sordun. Şimdi de ben sorayım. Kim söyledi bakayım senin kızın meşhur olacak internette yazı yazıyor diye? Tık yok. Nuh deyip peygamber demeyen cinsten. Arnavut damarı tuttu da söylemedi ya!! Neyse sohbetin sonuna doğru annem endişesinden, korkusundan arındı aferin kız hatta bunlarla da kalma kitap falan yaz imza gününde yanında göğsümü gere gere duracağım sana söz cümleleriyle kapattı konuyu. Ha ha ha gol 1-0!!!

Geçen yıl Sıla konseri gecesi çektirdiğimiz fotoğraflarda üzerimde şortu elimde bira şişesini gören bazı sözüm ona beni seven, iyiliğimi isteyen amcıkağızlı birileri yememiş içmemiş anneme yetiştirmiş. Gerizekalılar sanki annem benim ne giydiğimi, ne yediğimi, ne içtiğimi, ne bok yediğimi bilmiyor. Kimin evladını kime şikayet ediyorsunuz! Benim anne tabi yumuşak başlı. Şirret değil ki kalkıp sidik yarışına girsin karşısına gelip şikayet edenle. Benim haberim var, ben biliyorum kızımın ne yaptığını bile diyememiş safım. Ben çok uğraştım ama bu kişilik yoksunu tip ya da tipler -kaç kişi ya da kim oldukları hakkında henüz fikir sahibi olamadım- ilk zamanlar kendilerini iyi bir bok yedi , emellerine ulaştı zannettiler. Facebook'umdaki fotoğraf yorumları yetmedi bir de bir mail olayı patladı geçen yıl. Kendilerine teşekkürü bir borç bilirim. Sayelerinde yıllardır kurduğum ama aileme söylemeye kıçımın yemediği evden ayrılma, yalnız yaşama hayalim gerçekleşti. Zaten o mailden sonra evden ayrıldım. Onu yazdıranın kim olduğunu buldum da yardım ve yataklık edip yazanı hala bulamadım. Bulursam çin işkencesinden beter edicem. Etmeyen en adidir. Ama maili yazdıran valla billa talla dedim diyor söylemiyor kime yazdırdığını. Halbuki yemini bozsa 3 gün kefaret orucu tutar. Hem ben rahatlarım hem o başının etini yememden kurtulur da yok anam söylemiyorlar. Derin devlet sırrı gibi mübarek.

Bu benim fotoğraflarımı, gezmelerimi tozmalarımı bilimum aktivitelerimi takip edip aileme yumurtlayan, benim ailemle, arkadaşlarımla aramı bozmaya çalışan ve sonrasında o mail lanetine bulaşmış kişi ya da kişiler aynı çete mi değil mi bilemiyorum. Neymiş efendim benim iyiliğim içinmiş. Kime ne lan benim iyiliğimden. Size mi kaldı benim iyiliğimi düşünmek. Bir de böyleleri günahtan müslümanlıktan falan bahseder fetva verir ya sinir olurum. Siz elalemin arkasından iş çevirin, dedikodusunu yapın, insanları birbirine düşürün sonra kalkıp günahtan, müslümanlıktan bahsedin. Dinime küfreden müslüman olsa! Ama kul hakkı diye bir şey var siz çok iyi bilirsiniz hani çok müslümansınız ya. İşte ben size hakkımı helal etmiyorum cayır cayır yanın cehennem ateşlerinde inşallah. O sizin yüzünüzden insanlıktan çıkana kadar ağladığım günleri unutmadım henüz.

Buradan blogumla, benle, hayatımla ilgili arka plan çalışmalarına devam eden/lere seslenmek istiyorum. Sikimde bile değilsiniz. Pardon bu olmadı bunu söylemek için gereken donanıma sahip değilim. Kıçımda bile değilsiniz. Heh bu oldu. Benimle uğraşmayı bırakın. Bakın girip blog falan yazın siz de. Gerçekten çok faydalı. Hem kişisel olarak geliştirmiş olursunuz kendinizi. Dünya bu kız ne yapıyordan ibaret değil. Hem de içinizdeki fesatlıktan kötülüklerden uzaklaşırsınız falan. Yok illa da biz naletlik yapacağım/z diyorsanız. Hodri Meydan! Sizden korkan sizin gibi olsun. Benim birilerinden korkum, çekincem, gocunukluğum olsaydı Suratıma ben de PuCCa gibi bir film artistinin fotoğrafını koyar hiç bilinmedik bir adresle blog açar ordan atıp tutardım. Bense göğsümü gere gere yazıyorum. Çok şükür gizlim saklım yok. Benden size malzeme çıkmaz. Haydi naaaaşşşşş!!!!!

10 Nisan 2012

Yağmur da Gökyüzünün Gözyaşları Değil midir...?

Şarkısı



Servisten ineceğim yerden daha da önce inip başıboş yürüyeceğim bu akşam, sileceklerini çalıştıran arabaların hızla geçerken insanları ıslattığı kaldırımlarda. İnce ince üzerime yağan yağmura sövmeyeceğim, fönümün bozulmasına, ayakkabılarımın su almasına aldırış etmeyeceğim. Belki hava her an yağabilir deyip çantama koyduğum şemsiyeyi sapından bileğime asarak taşıyacağım, açmayacağım.

Yağmurda ağlamayalı, içimi dökmeyeli çok oldu. Yağmuru severim ben, gözyaşlarını belli etmez. Hem de iyi sırdaştır içini dökmek isteyene, arkadaştır. Hem yağmur da gökyüzünün gözyaşları değil midir aslında? Kendi damlasına katıp yanaklardan süzülen gözyaşlarını, alır götürür hüzünlerini. Yağmuru severim ben, ona karışmayı, onla akıp gitmeyi severim. 

09 Nisan 2012

Bir Gün Her Hikaye Biter.

Şarkısı

Eve az önce geldim. İçeri girer girmez yalnızlıkla karışmış kokun çarptı yüzüme. Daha birkaç saat öncesinde oturduğun çekyat bomboş. Sehpanın üzerinde içtiğin sigaraların izmaritleri duruyor. Onlar bile sen kokuyor sanki. Ben izmaritten nefret ederim bunlarıysa atmaya kıyamadım. Bu kez daha çok alıştım sana. Bu yüzdendir ki gidişinle sağır edici bir sessizlik kapladı evin her yanını. Yanında ağlamamak için zor tuttum kendimi. Sarılıp veda ettikten sonra dönüp el sallamayışım bu yüzden. Gözyaşlarımı gör istemedim. Arkamı dönüp kapıdan çıktığımdan beri ağlıyorum çünkü. Belki de bu yüzden ben vardım diye aradığında kötü gelmiş olabilir mi sesim?

Keşke burada olsan da yine sıkış tepiş uyusak. Bu yatak tek kişiye fazla büyük. Yastığıma birkaç tel saçın düşmüş, bardakta dudak izlerin var. Her şeyimi aldım, hiçbir şey unutmadım diyorsun da bende daha da derinleşen yerini ne yapmalı?

Çekyata oturdum. Dün gece, bu sabah, orada öylece durup sigara içerken gözlerini hiç kaçırmadan bakışların geldi gözümün önüne. En huzur bulduğum anlar onlar. Yokluğunda ardı ardına sıralarken cümleleri hafızamda, seni görünce hepsi nasıl da uçup gidiyor bi çırpıda. Bu yüzden hep seni dinliyorum dediğinde sessiz kalışlarım. Bir körün renkleri anlatması kadar zorken benim sana olan hislerimi anlatmak sense kalkmış bana ne var ki bende yıllardır vazgeçemedin diyorsun. Ah bi anlatabilsem!

Ben yine senden vazgeçmişken geldin bana. Tam artık kapatacakken içimdeki sen defterini. Hadi ilkinde görüşmeden bir şeylere karar veremeyeceğimiz için geldin. Peki bu kez niye geldin? Ve yine bana, sana ve hiç olamadığımız bize dair hiçbir şey konuşamadık. Ben defalarca sana açıldım, yazdım, döktüm içimdekileri, yine bi boka yaramadı, yine hiçbir şey değişmedi. Senden umudu kesip hayatıma birilerini sokmaya çalıştım, kendimi kandırıp sevgili olmaya çalıştım, hatta abartıp sevmeye çalıştım, bazılarında başarılı da oldum, alıştım, sevdim, benim sevgilim oldu, senin sevgilin oldu. Yine de kopmadık, kopamadık birbirimizden. Sen hep bir kenarında, köşesinde oldun hayatımın. Oysa ben istiyorum ki merkezinde ol. Biz niye sevgili olamıyoruz soruma "mesafeler" dedin. Aynı şehirde yaşayıp benim sana karşı hissettiklerimi hissedemediğim insanlar geldi bir bir gözümün önüne.  Bugün çıkıp gelsem İstanbul'a buradaki her şeyi bırakıp ne yapacaksın? ne diyeceksin? İlk gelişinde seni yıllardır tanıdığım halde ilk kez görecek olmanın verdiği merakın, acaba bana karşı ne hissedecek endişesinin yerini aa beni özlemiş bu yüzden aylar sonra tekrar geliyor sevinci aldı. Sabah telefonumda Bursa'ya gelmek istiyorum mesajını gördüğümde "yok lan rüyadır bu" deyip vurup kafayı tekrar devam etmiştim uykuma kaldığım yerden. O derece ciddiye almadığını düşünüyorum beni sen hesap et. Ben senin hep geçiştirdiğin, hırçınlaştığında yatıştırdığın ama kaybetmeyi hiç göze alamadığın biri oldum hep. Sen, beni isteyen onca insan umurumda değilken yıllarca hiç görmediğim halde kaybetme korkusu yaşadığım adamdın. Beni etkilemek için hiçbir şey yapmadığın halde ve ben sana seni sevmek konusunda hiç torpil geçmediğim halde hep en önemli yerinde oldun hayatımın. Sana kendimi, bendeki seni anlatmak bu kadar zor olmasaydı belki beni anlamaya çalışır, bana inanır, hayatımda olurdun zaten.

Ben yapabileceğim en güzel, en iyi, en büyük şeyi yaptım. Seni sevdim. Hep. Hayatım/ndaki insanlara rağmen. Vazgeçmeden. Biliyorum ki kader seni bana, benim sana hayır diyebildiğim zaman verecek. Bir gün her hikaye biter ama sen henüz başlatmadın bile...

Nutella'ya

(yağmur, votka, sen kokan izmaritler, gözyaşlarım.)

06 Nisan 2012

Yeni Ikea alışverişi ve Duvar Kağıdı Diy Projesi

Her ay öncelik sırasına göre tamamladığım ev eksiklerinin bir sonraki maddesi için dün akşam maaşı aldığım gibi çuff çuff evimizin herşeyi Ikea'nın yolunu tuttuk arkadaşımla. Sevgili Ikea evimle ilgili hemen her postumda sizden bolca söz ediyorum ama daha bi küçük çivi hediye ettiğinizi görmedim ayıp olmuyor muu heeee?? :):):)
Yakın arkadaşlarımdan birinin ev hediyesi olarak almak isteyip bir türlü uygun zamanı bulup almak için denk gelemediğimiz tabloyu aldık nihayet. Ahanda aşağıdaki fotoda elimde görüyorsunuz şu an :)
Tabloyu aldık almasına da bizim göz kararı, mağaza personelinin de "yaa abiii rahat rahat sığar yaaaaaaeeee" dediği tablo 140cm'lik enle sığmadı arabaya. Arka kapılardan birini kapatmasak da olur deyip açık gitseydik sığıyordu :) Öyle denedik olmadı böyle denedik olmadı bi de tabloya zarar vermek istemiyoruz sağından solundan çekiştirirken. Neyse ki tam bu arabaya sığmayacak en iyisi kargoyla gelsin derken ve ben yüzümü düşürmüşken aklıma gelen fikirle çözdük olayı. Ön koltukları yatırarak çaprazlama soktuk tabloyu kıç kadar ön kapıdan :) Güvenlik kameralarından halimizi seyredenler bi pislik yapıp Akıllı TV'ye falan vermez umarım o görüntüleri :) Harbiden tam filmdik yaaaa :)

Bu kutuları görünce aklıma puantiye sevdiğini bildiğimiz ve postlarında bolca puantiye gördüğümüz sevgili SMİLENA geldi :)
Mutfağımın perde ve örtülerini kırmızı-beyaz pötikare, puantiye ya da çizgili yapmaya karar verdiğim için fazlalık mutfak eşyalarımı toparlamak amacıyla bu kutuları aldım. Şimdilik deneme olarak birer tane aldım, yer ve ihtiyaç durumuna göre devamını alacağım.

Bir de malum yaz mevsimi kapıda artık içeceklere bol bol buz kullanılıyor diye balık ve deniz yıldızı formundaki esnek buz kalıplarıma pembe çiçekli olanı da ekledim...

Ikea'yı talan ettiğimiz yetmedi ordan çıktık Leroy Merlin'e... Önceden Mango senin Koton benim giyim mağazalarında dolaşan ben şimdilerde yapı marketlerinden çıkamıyorum heyyy yavrum heyyyy :)

Leroy Merlin'den duvar kağıdı, yapıştırıcı ve fırça aldık. Göyaa Anatolium'da yemek yiyecektik orada çalışan bir arkadaşıma uğrayacaktık yalan oldu. Ben bu gece duvarı kaplarım, kaplamazsam gözüme uyku girmez deyip şımarık çocuklar gibi tepinince tuttuk evin yolunu ve haşlama makarnaya talim ettik.

İşte duvarın eski hali. Alt taraflarında banyo bataryasından sızma nedeniyle kabarmalar oluşmuştu, ancak artık kabarmıyor sorun çözüldü. Ben de hem bu kötü görüntüyü yok etmek, hem de salona farklı bi hava katmak adına bu duvarı duvar kağıdıyla kaplayıp fotoğraf duvarı yapmaya karar verdim ve kolları sıvadım :) 
Makarna haşlanırken birinci parçaya yapıştırıcıyı sürmüştüm çoktan :) 
Ve dadadaammmmm tamamen kurumaya bırakılan duvarın yeni halii :)
Duvar kağıdı kaplamak düşündüğüm kadar zor bir şey değilmiş üstüne eğlenceliymiş bi de. Akşam eve gidip kuruyan duvarımı görmek için sabırsızlanıyorum. Sabah servisi kaçırmamak için koştururken inceleyemedim hiç :) He bi de söyliyeyim o alt taraftaki fazlalıklar kesilecek ıslakken kesmek zor olduğu için kurumasını bekledimm :)
Duvarıma asılmak üzere çekyatın üzerinde beklemeye alınan tablom. Duvar kağıdını kıskanmasın diye onu da tekrar fotoğrafladım :)


Ikea'da çerçeve bölümünde yarım saat falan dolandım tek tek inceledim hepsini, hangi çerçevelerden alacağıma karar verdim ama biraz tuzlu beğendiklerim. Mayıs maaşına kaldı çerçeve işi. Bir sonraki yazıda çerçevelerin asıldığı fotoğraf duvarım ve yeni alışveriş maceralarımla karşınızda olacağımm... Beni izlemeye devam edinnn :))

04 Nisan 2012

Yihihuuuuuu Hala oluyorum :)

19 Nisan 1993'te Büşra'nın doğmasıyla 9 yaşında minicik bir kızken teyze olan ben 2001'de Dilanur'un ve 2006'da Zührenaz'ın doğmasıyla teyzelik konusunda master degree yaptım. Büyük ablamın 19 yıl aradan sonra 38 yaşında kazayla hamile kalması sonucu 3 ay önce tekrar teyze olacağım haberi gelmişti. 10 dakika önce aldığım bir haberle de hala olacağımı öğrendim :)

Ben evlenip çocuk yapamıyorum ama kardeşlerim eksikliğini hissettirmiyorlar maşallah seri üretime geçtiler :) Benim küçük sevimli ailem yıllarla birlikte kocamann geniş bir aile oldu olmaya da devam ediyor. Ohh ohh süperr mini mini bebeler sevcez bol bol, birinden biri erkek olsa bari zaten elde 3 kız var. Ay neler alırım ben onlara bi belli olsun da cinsiyetleri.

Ben bebekleri çok seviyorum ama sürekli zırlıyorlar ya ne istediklerini de anlayamıyosun o zaman sevmiyorum işte. Gerçi ağlamasa da sevemediğim bebekler var ben öyle her bebeği her çocuğu sevemiyorum.

Erkek kardeşim ilk kez baba oluyor,  annem ilk kez babaanne. Ve biz 3 cadı görümce ilk kez hala oluyoruzz :) Offf bu aylar geçmek bilmicek şimdi. Allah sağlıklı bir şekilde kucağımıza almayı nasip etsin inşallah. Umarım doğurganlık özelliğimi kaybetmeden beni alacak birini bulup ben de doğururum bi taneee, yoksa böyle yeğen sevmeye devammm :)

03 Nisan 2012

Dikkat Bu Blogta Diyet Var!

Aboooowwww ben ne ara göğüs altıma dublex villa diktim lan? Malzemeden de çalmamışım hani. Hastalık şu bu derken hooop fırlatmışım göbeği öne, simitleri yana. Göğüs ve popo kısmında hiç bir değişiklik yok tam arasındaki 1 karış yer şişmiş, ne bir cm altı ne bir cm üstü. Pompayla hava basmışlar gibi. Hadi göbeği içeri çekerek yırtıyorum olayı da yanları nereme çekeyim anacım?

Zaten kış mevsimi kilo almaya çok müsait benim iştah zaten Allah vergisi açık bunlar yetmezmiş gibi bi de 2012'yle birlikte gelen hastalıklarım da bonus oldu. Al vitamini iç kan şurubunu otur. Yemesem kendine dikkat etmiyorsun oluyor, hasta oluyorum - ilaç içiyorum - kilo alıyorum, yesem kilo alıyorum. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal durumu. Ya Allah'ım sen beni niye yiyip yiyip 49'dan 50'ye çıkmayan çıtıpıtı hatunlardan yaratmadın? Hadi bunu geçtim bari içtiğim su yaramasın çok mu şey istiyorum yaaaaeee :((

Tam Halil Sezai gibii isyaaaaan diye bağıracaktım derin nefes almak için kafamı öne eğdim göbeğimi gördüm, vazgeçtim. Hemen acil durum eylem planı yapmam gerek dedim. Gittim markete sepetimi salata malzemeleriyle, Corn Flakes türevleriyle, Diyet bisküvileriyle, form çaylarıyla doldurdum bir heyecan, bir telaş nefes nefese döndüm eve. Hadi zaten terledim dedim bi de o gazla çıktım banta kısa günün kârı 35 dakika 2,8 km 230 kaloriyi gördüm.

Ben gün aşırı yürümeye başlayalı çok oldu. Neredeyse 3 hafta falan. Şu yazımda bantla aramızdaki ilişkiden uzunca bahsetmiştim ama farkettim ki yalnızca sporla olmayacak bu iş gırtlağı da kısmak gerek. Offff yaa en sevmediğim kısım. Koca kış aman bi güncükten birşey olmaz deyip başlarda haftada birkaç günle başlayan sonrasında Allah'ın her günü yediğim açmalar, poğaçalar, punçlar artık pastane vitrinlerinde karşıdan sadece ağzımın suyunu akıtarak özlemle baktığım şeyler olacak. Çikolata, tatlı, hamur işi, cips, Cola ve sevdiğim bir çok şeyle küstüm. Uzun bi süre de barışmayı düşünmüyorum. Onların yerine salata türleriyle ilgiliyim şu aralar. Kahvaltıda da öğlende de akşam yemeğinde de salata yiyiyorum. Kahvaltıda yalnızca salata, öğle ve akşam yemeğinde ise yemeğe ek olarak. Kahvaltıda tüketmem gereken peyniri, öğle veya akşam yemeğinde tüketmem gereken haşlama ya da ızgara eti de salatanın içine katarak yiyiyorum. Salata zengin görünümlü olduğu için benim karnımdan önce aç gözümü doyuruyor. Bu da kendimce taktik. Diyetisyene gitmeye hiç niyetim yok! zaten elimde önceden gittiğim içi kullanılabilecek bir liste var buradan besin değişimlerine bakıp kendi diyet listemi kendim hazırladım bile!!

Yiyeceklerin kalori değerleri için buraya ve bazı yemeklerin porsiyonlarının yaklaşık kalorilerini bildiren tablo için de buraya tıklayınn please. Hizmette sınır yok :) Burdan da hangi aktivite kaç kalori yaktırır öğrenebilir buna göre diyet ve aktivite listenizi hazırlayabilirsiniz.

Kabızlık bir sen eksiksin di mi bunca derdin arasında! Bol bol form bitki çayı içiyorum rahat tuvalete çıkabilmek için. Bunları içince de düzenim bozuluyor, ya kabızım ya ishalim ortası bozuk benim metabolizmanın.
Ara öğüne çerez diyorum ben. Öğleden sonraki ahanda aşağıda. Öğleden öncekindeyse yarım muz ya da bir elma o da olmazsa 2-3 tane form bisküvisi yiyiyorum.
Geçen bahar Mango'dan aldığım beyaz pantolonumdan külot izlerim belli olmayıncaya ve daha da önemlisi!! pantolonun düğmeleri ilikleninceye, göğüslerimin altında oluşan dublex villa gidene, sütyenin ön ve arkasındaki pörtlemeler yok olana, belimdeki simitler sönene, geçen yıl Markafoniden aldığım US POLO bikinilerimi rahatça giyebilene kadar bana yemek yemek haram!! Bu zaman zarfında niyetimi bozma riski olan tüm gün, davet, kekli-börekli-alkollü etkinliklere katılmama kararı aldım. Sevgili blogunu takip ettiğim marifetli bayan arkadaşlar üzgünüm ama yeme içmeye dair postlarınızı da uzunca bir süre okumayacağım. Sorun sizde değil bende :)))

İş arkadaşlarımdan biri cep telefonuna yüklediği bir uygulama sayesinde beni obez yaptı. Beslenmeye dikkat etmezsem, sporu boşlarsam olacağı bu. Öğkkkk dediğinizi duyar gibiyim. Bence de öğğğkkk :S
Bu da diyet yapıp kilo vermeye çalışan ben ve benim gibi birçok kişinin tam tersine kilo almaya ve hatta 730 kg olmaya çalışan aklından zoru olan bir ablamız. Her iki fotonun da birer tane çıktısını alıp masama yapıştırdım bu fotoğrafları gördükçe iştahım kapanıyor yiceğim varsa da yemiyorum.

Hepimize bol kalori yakmacalı günler diliyorum.

02 Nisan 2012

Bonibonlu Kurabiş

Heeeeyyyyyy siz de benim blogumda böyle bir post gördüğünüz için şaşırdınız değil mi? Biliyorum çünkü ben de çok şaşırdımm :):):)  Çünkü ben blogu daha çok ağlama duvarım olarak kullanıyorum. En azından şimdilik.

Haftasonu ablam ve yeğenlerim geldi bana kalmaya ve onlara özel istek üzerine bonibonlu kurabiş yaptım.

Böyrünn malzemeler:
2 adet yımırta
1 paket margarin
4 su bardağı un (tarifte böyle yazıyordu ama hamur çok cıvık olduğu için 1 su bardağı daha ilave ettim)
1 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
3 kutu bonibon

Nasıl yapılır?

Un geniş bir kapta elenir. Üzerine tüm malzemeler ilave edilerek ele yapışmayacak kıvamda bir hamur elde edene kadar yoğurulur.
Ceviz büyüklüğünde parçalar alarak elde hafifçe düzeltilir
ve sonra da  kurabiye kalıplarıyla şekil verilir.
Üzerlerine hafifçe bastırılarak bonibonlar yerleştirilir.
175-180 derece önceden ısıtılmış fırında 25-30 dakika pişirilir.

Afiyet olsun ama kilo olmasın :)

Follow Me on


Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top