Ve sen; bugün 33 yaşına
girecektin ben giderken
ölmeseydin eğer...
30 Aralık 2012
27 Aralık 2012
Bensu Kaya'lı ilginç rüyam :)
24 Aralık 2012
Issız Adam Keki
Blogumda böyle bir post gördüğün için şaşırdın di mi sayın okuyucu? Biliyorum çünkü ben de çok şaşırdımm :)
Bizim şirkettekiler pek bi beğeniyor benim muffinlerimi, keklerimi, kurabiyelerimi. Geçen gün bunca yoğunluğun arasına napıp edip benden "Issız Adam" keki sözünü aldılar şerefsizler :) Bir Supercellma verdiği sözü tutar diyerekten taktım tülbenti kafama, önlüğü önüme koyuldum işe ve yaptım meşhur Issız Adam kekimi. Bu sabah herkes bir iştah yedi ve birkaç dakikada bitiverdi koca kalıp. Birkaç saat endişeyle bekledim ama çok şükür kimse zehirlenmedi eeheehehe :)
Bu tarif Oktay ustanın tarifi canlarım ciğerlerim. Ben zaten biliyom, bilmeyen mi var ki! diyenler bi zahmet uzun zaman sonra mutfağa girip bir şeyler pişirmemin ve neticede kimseyi zehirlememiş olmamın mutluluğunu paylaşsın. Bilmeyenler içinse malzemeler aşağıda. Yok illa sen yap biz yiyelim Selo diyorsanız da adresi biliyorsunuz ya kapı ya balkondayım ehhhehehe :)
Böyrünn malzemeler:
3 yımırta
1,5 su bardağı şeker
3 su bardağı un
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
2 tane orta boy rendelenmiş havuç
1 su bardağı kırılmış ceviz
1 yemek kaşığı tarçın
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Nasıl yapılır?
Yumurtalar ve şeker güzelce çırpılır. Sonra sıvı yağ, süt ve vanilya koyulup tekrar çırpılır. Ondan da sonra rendelenmiş havuçlar, kabartma tozu ve un konulur bi posta daha çırpılır. En son tarçın ve ceviz konur. Margarinle hafif yağlanmış kek kalıbına boşaltılır. 175-180 derecede 40-45 dakika pişirilir. Piştiğini anlamak için ben keke bıçak batırıyorum, temiz çıkmışsa pişmiş oluyomuş. Bunu bilmeyen yoktur da olsun ben yine de söylim.
Afiyet olsun ama kilo olmasın :)
Yılbaşı Kartlarım Vol1
Büyük sürprizlerin insanı Fıstıklı Tombi
Daha önce gönderdiği bi koli dolusu hediyeyle mutluluktan havalara uçmak mecazını gerçeğe dönüştürmüştüm
Daha önce gönderdiği bi koli dolusu hediyeyle mutluluktan havalara uçmak mecazını gerçeğe dönüştürmüştüm
Eşgalinin belirlenmesi, an meselesi olan enselenmesi tehlikesi nedeniyle blogunu kapatıp gitse de unutmamış beni oyoy
Yılbaşı kartını benim için dilenebilecek en gözel şeyleri dileyerek doldurmuş.
Bi fiki fiki en önemli şeylerin başında gelir çünkü hayatın :)
Aynısının daha fazlası senin olsun canım benim!
o gözel yanaklarından muahhh diyerekten öperim!!
PS. Bu kartı zaten Günün Fotosu / Mutluluk için yayınlamıştım ama yine de özel bir teşekkür yazısı yazmak istedim.
PS. Bu kartı zaten Günün Fotosu / Mutluluk için yayınlamıştım ama yine de özel bir teşekkür yazısı yazmak istedim.
23 Aralık 2012
Yılbaşı Çekilişimin Sonucu
Selam çekiliş sonucunu sabırsızlıkla bekleyen okuyucu!
Lafı hiç uzatmadan olaya giriyorum hemen.
Yılbaşı çekilişime toplamda 126 kişi katıldı.
(124'ü blog izleyicisi - 2'si google-twitter hesabı olmayan Facebook'tan yorum bırakarak katılan takipçiler.)
Çekiliş listemi excel tablosu yapmıştım ama şirketteki pc'mde unutmuşum :(
Doğru mu diye 4 kez tek tek saydım yorumları :P
Çekilişimin kazananı 78 numaralı yorumuyla:
"Nermin Özata"
oldu. Kuzum tebrikler! supercellma'nın büyük ikramiyesi sana çıktı :D
Mail gelen kutunu bırgalayıp bana geri dönmeni bekliyorum.
Katılan herkese ayrı ayrı kocaman teşekkürler.
Kazanamayanlar üzülmesin,
Ocak'ta iyi bir zam bekliyorum bunu da sizlere minik hediyeler vererek kutlayabilirim ehehe :)
Hem belki bi sonraki çekilişimin kazananı siz olursunuz. Kim bilir?
Hepinize iyi yıllar şimdiden!!
21 Aralık 2012
Yılbaşı Kartlarım Vol2
Bu, gönderenin içine iyi dileklerini,
dualarını,
kahkahalarını,
özlemlerini,
konuşmadan birbirini anlayabilmenin rahatlığını,
uzakta bile olsa yanında hissetmenin verdiği huzuru,
güvenini,
"iyi ki varsın" larını
"delisin kızım sen!"lerini
gülücüklerini,
kalplerini,
çiçeğini, börtü böceğini
en önemlisi de sevgisini koyup gönderdiği bir kart.
Bu, kıskananları çatır çatır çatlatacak bir kart.
Bu, Melis'in Süpperselma'sına gönderdiği dopdolu bir kart.
Bu, kıskananları çatır çatır çatlatacak bir kart.
Bu, Melis'in Süpperselma'sına gönderdiği dopdolu bir kart.
Kızım sen 2012 yılının bana getirdiği en güzel hediyelerden birisin.
Dilerim ki 2013'te bize en az birbirimiz kadar güzel hediyeler getirsin.
Bissürü kokulu öpücük, sımsıkı sarılmaca, gülücük ve kalp.
İyi ki varsın lan cidden bak!
İyi ki varsın lan cidden bak!
♥
Yaralı parmağa işemek
20 Aralık 2012
Eneee lapa lapa kar yağiyo ki!
Lapa lapa karlı bi Bursa sabahından günaydın Bilog
Karın geleceği dünden belliydi. Hava dün akşamüstünden geceye doğru iyice ayaza bağlamıştı zaten. Nitekim bugün bembeyaz bi güne uyandık Yeşil Bursa olarak. Bendeniz Altıparmak - Stadyum meydanında tam yarım saattir servis bekliyorum. Atkı, bere, eldiven ne bulursam taktım ama yine de kardan kadın olmaktan kurtulamadım. Ayrıca da kar yağıyor ama hava hiç yumuşamamış. Parmak uçlarım, burnum ve kıçım don yaptı. Umarım servis bi an önce gelir de sonum kibritçi kıza benzemez, donarak ölmem. Şu an tek hayalim şirkete gidince kalorifer peteğine abanmak. Allah soğukta çalışanlara, dışarıda kalanlara, kediciklere, köpeciklere yardım etsin. Heh servis geldi. Yaşasın Supercellmanız donmaktan kurtuldu! :)
Bu e-posta Samsung Mobil cihaz ile gönderilmiştir.
19 Aralık 2012
Bi İstanbul yapıp geldim!
Kaç gündür çok pis yazasım var lakin vaktim yok. Ve farkında mısınız bilmem ama ben şu "akin" sözcüğünü çok sık kullanır oldum son günlerde, hayırlısı. Ne pis bi şanstır ki benimkisi yazacak çok şeyim olduğu zaman vaktim olmuyor, vaktim olduğundaysa yazacak bir şey bulamıyorum.
Meraklılarına; gizemli çiçeğin sırrı çözüldü ifindim. Bizim şirkette beni beğenen bir çocuk var o göndermiş. Gündüz kızlarla yaptığımız konuşmada "bugüne kadar gönderenim olmadı ki" cümlemden serzeniş yaptığımı düşünmüş. Güldüm, hatta bildiğiniz sesli güldüm. Ne serzenişi lan? Ne serzenişi? Hem serzenişte bulunsam bile sana değildir ki o! Şansımadır, kaderimedir, ex kocam olacak dallamayadır, bilemedin ex sevgilim olacak öküzleredir. Yahu sana niye serzeniş yapayım ki ben? Senin üzerine alınasın, bana çiçek göndermişsin olum benim söylediklerim bahane. Bu yazıyı okursan -ki geçenlere bir mesajında blog güzeli demiştin bana, burdan anlaşılıyor ki blogumu da biliyorsun- şunu bil ki ben genelde sesli düşünürüm. Bu, benim rahat biri olduğuma işarettir, sana gönderme yaptığıma, ya da bir şeyler söylemeye çalıştığıma değil. Hem ben böyle çiçekle, hediyeyle kur yapılacak tiplerden değilim. Adam dediğinin önce ağzı laf yapacak bağlayacak beni bu olmazsa olmazımız. Çiçek böcek sonraki iş, olmasa da olur. Sana bir tavsiye benden vazgeç, boşuna yıllarca bekleme falan. Yok çünkü, ben ilk seferde ısınamamışsam birine, kessen bi daha ısınamam.

Cumartesi günü karga bokunu yemiş fakat henüz hazmetmemişken uyandım. Kuaföre gittim istenmeyen tüylerimden kurtuldum. Keşke tamamen kurtulsak hayat ne kadan güzel olurdu dimi lan. Ordan çıktım simit evinde birkaç lokma bir şey yiyip doğruca eve gittim. Geçmiş sınav sorularından çözdüm ve 10:45'e doğru sınava gireceğim okula attım kendimi. Sınav iyi geçti, zorlanmadım. Ama dürüst olmak gerekirse benim öyle aman aman çok çalıştığımdan değil de sorular kolay olduğundandı sanki. Umarım sonuçta iyi olur yoksa büyük rezillik şirketteki namım için. Sınav sonrası eve gittim. Biraz ortalığı toparlayıp duş yaptım. Pazar günkü direksiyon dersimi kendi kendimin bana verdiği yetkiye dayanarak iptal ettim ve akşam 18:00 feribotuyla İstanbul'a bir arkadaşıma gittim. Cumartesi akşamı Taksim-İstiklal turu atıp ardından Asmalı Mescit'e gittik.
Deli gibi eğlendik, içtik, kokoreç ve midye yedik. Her şeyin bokunu çıkardık anlıcağınız.


Bu fotoğrafta da Ömer'in Gangam Sıtayl dansı yaparken ki halini, -hangi şarkı olduğunu hatırlamıyorum ama büyük bir coşkuyla eşlik ettiği bi gerçek- şarkı söylerken ki hali ve benim kendimi çekecekken son anda kareye gözleri kapalı şekilde girdiği fotomu bulabilirsiniz sayın okuyucu.
Hâl böyle olunca Pazar günü akşama kadar da evden çıkamadık. Ben akşamüstü kalkıp bi duş yaptım, biraz tipi düzeltip insana benzedim ve 20:30 feribotuyla kutsal topraklara döndüm. İstanbul'u seviyorum ama sadece gezmek için, her gittiğimde orada yaşayamayacağımı bir kez daha anlıyorum -büyük konuşmak gibi olmasın ama-. Bu kez hiç fotoğraf çekmedim. Ne kendimi yordum, ne de yanımdakini "ay burda da çek beni, bununla da çek, ay bu olmamış bir de yandan çek falan" diye. Bir sürü arkadaşım check-in'lerimi görünce aradı, mesaj attı küfredip kızdı. "Kıçımın dibine gelmişsin insan haber verir" falan diye. Zaman kısıtlıydı, sadece bir gece kalınacaktı ve benim yorgunluk atma niyetiyle gittiğim İstanbul'da oradan oraya koşturmaya hiç niyetim yoktu. Olduğum yerde takıldım. Kimseye haber vermedim. Bu kez bol bol kendime yaşadım, bencillik ettim. Oh canıma değsin. İhihi.
16 Aralık Pazar benim Küllerimden yeniden doğuşumun, "Supercellma" oluşumun, ex kocama "Vakit tamam seni terkediyorum" deyişimin 6.yıl dönümü idi. Bu özel gün hakkını vererek kutlandı benim tarafımdan.
Yılbaşı, raporları, kapanışları, sayımları, sıkıntıları beraberinde getiriyor. "İşler güçler" mode on yani. Pazartesi ve Salı akşamı mesaideyim. Bu akşam önce Hamid Eymen bebeği koklayıp sevmeye sonra da lohusa mevlütünde dağıtılacak bebek şekerlerini yapmak üzere ablama gideceğim.
Kabızım iki gündür. Nasıl gazım var, nasıl şişkinim annatamam. Bitki çayına verdim kendimi, lakin henüz bi hareket yok. Çaylar etkisini gösterince korkarım ki altıma yapacağım. Bence dünyadaki en güzel şey "sıçmak" lan. Ancak böyle kurtuluyoruz içimizdeki kötü, kaka, pis şeylerden. Daha anlatacak çok şey var da vakit az, iş çok. Her türlü yardım, destek kabul edilir.
Beni sevin, özleyin, yazın, çizin, yapın işte bişiyler.
Ekmek parası derdine düşen Selo topuklar.
Meraklılarına; gizemli çiçeğin sırrı çözüldü ifindim. Bizim şirkette beni beğenen bir çocuk var o göndermiş. Gündüz kızlarla yaptığımız konuşmada "bugüne kadar gönderenim olmadı ki" cümlemden serzeniş yaptığımı düşünmüş. Güldüm, hatta bildiğiniz sesli güldüm. Ne serzenişi lan? Ne serzenişi? Hem serzenişte bulunsam bile sana değildir ki o! Şansımadır, kaderimedir, ex kocam olacak dallamayadır, bilemedin ex sevgilim olacak öküzleredir. Yahu sana niye serzeniş yapayım ki ben? Senin üzerine alınasın, bana çiçek göndermişsin olum benim söylediklerim bahane. Bu yazıyı okursan -ki geçenlere bir mesajında blog güzeli demiştin bana, burdan anlaşılıyor ki blogumu da biliyorsun- şunu bil ki ben genelde sesli düşünürüm. Bu, benim rahat biri olduğuma işarettir, sana gönderme yaptığıma, ya da bir şeyler söylemeye çalıştığıma değil. Hem ben böyle çiçekle, hediyeyle kur yapılacak tiplerden değilim. Adam dediğinin önce ağzı laf yapacak bağlayacak beni bu olmazsa olmazımız. Çiçek böcek sonraki iş, olmasa da olur. Sana bir tavsiye benden vazgeç, boşuna yıllarca bekleme falan. Yok çünkü, ben ilk seferde ısınamamışsam birine, kessen bi daha ısınamam.
Cumartesi günü karga bokunu yemiş fakat henüz hazmetmemişken uyandım. Kuaföre gittim istenmeyen tüylerimden kurtuldum. Keşke tamamen kurtulsak hayat ne kadan güzel olurdu dimi lan. Ordan çıktım simit evinde birkaç lokma bir şey yiyip doğruca eve gittim. Geçmiş sınav sorularından çözdüm ve 10:45'e doğru sınava gireceğim okula attım kendimi. Sınav iyi geçti, zorlanmadım. Ama dürüst olmak gerekirse benim öyle aman aman çok çalıştığımdan değil de sorular kolay olduğundandı sanki. Umarım sonuçta iyi olur yoksa büyük rezillik şirketteki namım için. Sınav sonrası eve gittim. Biraz ortalığı toparlayıp duş yaptım. Pazar günkü direksiyon dersimi kendi kendimin bana verdiği yetkiye dayanarak iptal ettim ve akşam 18:00 feribotuyla İstanbul'a bir arkadaşıma gittim. Cumartesi akşamı Taksim-İstiklal turu atıp ardından Asmalı Mescit'e gittik.
Deli gibi eğlendik, içtik, kokoreç ve midye yedik. Her şeyin bokunu çıkardık anlıcağınız.
Yukarıdaki fotoğrafta biz girdiğimizde boş olan ancak on dakika gibi bir sürede hınca hınç dolan mekandaki kalabalığı tahmin etmeniz için masamızın üzerindeki kaban yığınını fotoğrafladım sizin için. Neyse ki biralarımızı koyacak kadar yer vardı :)
Bu fotoğrafta da Ömer'in Gangam Sıtayl dansı yaparken ki halini, -hangi şarkı olduğunu hatırlamıyorum ama büyük bir coşkuyla eşlik ettiği bi gerçek- şarkı söylerken ki hali ve benim kendimi çekecekken son anda kareye gözleri kapalı şekilde girdiği fotomu bulabilirsiniz sayın okuyucu.
16 Aralık Pazar benim Küllerimden yeniden doğuşumun, "Supercellma" oluşumun, ex kocama "Vakit tamam seni terkediyorum" deyişimin 6.yıl dönümü idi. Bu özel gün hakkını vererek kutlandı benim tarafımdan.
Yılbaşı, raporları, kapanışları, sayımları, sıkıntıları beraberinde getiriyor. "İşler güçler" mode on yani. Pazartesi ve Salı akşamı mesaideyim. Bu akşam önce Hamid Eymen bebeği koklayıp sevmeye sonra da lohusa mevlütünde dağıtılacak bebek şekerlerini yapmak üzere ablama gideceğim.
Kabızım iki gündür. Nasıl gazım var, nasıl şişkinim annatamam. Bitki çayına verdim kendimi, lakin henüz bi hareket yok. Çaylar etkisini gösterince korkarım ki altıma yapacağım. Bence dünyadaki en güzel şey "sıçmak" lan. Ancak böyle kurtuluyoruz içimizdeki kötü, kaka, pis şeylerden. Daha anlatacak çok şey var da vakit az, iş çok. Her türlü yardım, destek kabul edilir.
Beni sevin, özleyin, yazın, çizin, yapın işte bişiyler.
Ekmek parası derdine düşen Selo topuklar.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Hoopp birader baksana bi'!
Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!



