24 Aralık 2012

Yılbaşı Kartlarım Vol1

Büyük sürprizlerin insanı Fıstıklı Tombi
Daha önce gönderdiği bi koli dolusu hediyeyle mutluluktan havalara uçmak mecazını gerçeğe dönüştürmüştüm
Eşgalinin belirlenmesi, an meselesi olan enselenmesi tehlikesi nedeniyle blogunu kapatıp gitse de unutmamış beni oyoy
Yılbaşı kartını benim için dilenebilecek en gözel şeyleri dileyerek doldurmuş.
Bi fiki fiki en önemli şeylerin başında gelir çünkü hayatın :)
Aynısının daha fazlası senin olsun canım benim!
o gözel yanaklarından muahhh diyerekten öperim!!

PS. Bu kartı zaten Günün Fotosu / Mutluluk için yayınlamıştım ama yine de özel bir teşekkür yazısı yazmak istedim.

23 Aralık 2012

Yılbaşı Çekilişimin Sonucu

Selam çekiliş sonucunu sabırsızlıkla bekleyen okuyucu!

Lafı hiç uzatmadan olaya giriyorum hemen. 
Yılbaşı çekilişime toplamda 126 kişi katıldı. 
(124'ü blog izleyicisi - 2'si google-twitter hesabı olmayan Facebook'tan yorum bırakarak katılan takipçiler.)

Çekiliş listemi excel tablosu yapmıştım ama şirketteki pc'mde unutmuşum :(
Doğru mu diye 4 kez tek tek saydım yorumları :P

Çekilişimin kazananı 78 numaralı yorumuyla:


"Nermin Özata" 

oldu. Kuzum tebrikler! supercellma'nın büyük ikramiyesi sana çıktı :D
Mail gelen kutunu bırgalayıp bana geri dönmeni bekliyorum.





Katılan herkese ayrı ayrı kocaman teşekkürler. 
Kazanamayanlar üzülmesin,
Ocak'ta iyi bir zam bekliyorum bunu da sizlere minik hediyeler vererek kutlayabilirim ehehe :)
Hem belki bi sonraki çekilişimin kazananı siz olursunuz. Kim bilir?
Hepinize iyi yıllar şimdiden!!

21 Aralık 2012

Yılbaşı Kartlarım Vol2

Bu sadece bir yılbaşı kartı değil.
Bu, gönderenin içine iyi dileklerini, 
dualarını, 
kahkahalarını, 
özlemlerini, 
konuşmadan birbirini anlayabilmenin rahatlığını,  
uzakta bile olsa yanında hissetmenin verdiği huzuru, 
güvenini,
"iyi ki varsın" larını
"delisin kızım sen!"lerini
gülücüklerini, 
kalplerini, 
çiçeğini, börtü böceğini
en önemlisi de sevgisini koyup gönderdiği bir kart.
Bu, kıskananları çatır çatır çatlatacak bir kart.
Bu, Melis'in Süpperselma'sına gönderdiği dopdolu bir kart.

Kızım sen 2012 yılının bana getirdiği en güzel hediyelerden birisin.
Dilerim ki 2013'te bize en az birbirimiz kadar güzel hediyeler getirsin.
Bissürü kokulu öpücük, sımsıkı sarılmaca, gülücük ve kalp.
İyi ki varsın lan cidden bak!

Yaralı parmağa işemek


Sanki seçimde oy kullanmışım da tırnağıma mürekkep damlatmışlar gibi duruyor de mi! Hee tabi tabi emin olun öyle. Gelin de o ilk geceki zonklamayı, sızlamayı bana sorun siz! İlk gün tırnağın sadece orta tarafı kararmıştı, kök kısmında bir şey yoktu. Doktor ödem atıcı, morarma giderici Ematonil diye bi merhem ve ağrı kesici olarak Dicloflam hap verdi. Ben her gün bi ümit sürdüm merhemi, içtim hapı ama bi işe yarayaydı iyiydi. Doktor düşmez bu, tırnak, uzadıkça atar kendini yavaş yavaş demişti ki ertesi gün bir uyandım tırnağımın kökü de kapkara. Ooo yeeeaa! Oldu mu şimdi oldu mu yar! Bir sonraki gün ehliyet sınavının olduğunu düşünerek Allahtan sol elimi sıkıştırdım, sağ elim olsaydı ne bok yerdim diye şükretmiştim halime. Taa ki wc ye gidip bi güzel sıçana kadar. Enee n'olcak şimdi? Donu çekip boklu boklu çıkamıcağıma göre "Allam sen beni affet" deyip sağ eli devreye soktum. Sonrası lavaboda onbeş dakika kadar sağ elimi yine sağ elimin parmaklarıyla kendi kendine yıkama çabası. Allahtan şirkette kombi çalışıyor, zira çalışmıyor olsaydı sular o kadar soğuk ki sağ eli de donma sebebiyle kaybedebilirdim. Eğer tuvalet adabınız varsa, öyle şartı şurtu önemseyen biriyseniz sol elinizin yaralanması harbiden çin işkencesi. Çin demişken Çinli bilim insanları idrardan beyin hücresi geliştirecek kök hücre elde etmişler. N'olursa olsun ben yine de yaralı parmağa işemem arkadaş!

20 Aralık 2012

Eneee lapa lapa kar yağiyo ki!


Lapa lapa karlı bi Bursa sabahından günaydın Bilog

Karın geleceği dünden belliydi. Hava dün akşamüstünden geceye doğru iyice ayaza bağlamıştı zaten. Nitekim bugün bembeyaz bi güne uyandık Yeşil Bursa olarak. Bendeniz Altıparmak - Stadyum meydanında tam yarım saattir servis bekliyorum. Atkı, bere, eldiven ne bulursam taktım ama yine de kardan kadın olmaktan kurtulamadım. Ayrıca da kar yağıyor ama hava hiç yumuşamamış. Parmak uçlarım, burnum ve kıçım don yaptı. Umarım servis bi an önce gelir de sonum kibritçi kıza benzemez, donarak ölmem. Şu an tek hayalim şirkete gidince kalorifer peteğine abanmak. Allah soğukta çalışanlara, dışarıda kalanlara, kediciklere, köpeciklere yardım etsin. Heh servis geldi. Yaşasın Supercellmanız donmaktan kurtuldu! :)

Bu e-posta Samsung Mobil cihaz ile gönderilmiştir.

19 Aralık 2012

Bi İstanbul yapıp geldim!

Kaç gündür çok pis yazasım var lakin vaktim yok. Ve farkında mısınız bilmem ama ben şu "akin" sözcüğünü çok sık kullanır oldum son günlerde, hayırlısı. Ne pis bi şanstır ki benimkisi yazacak çok şeyim olduğu zaman vaktim olmuyor, vaktim olduğundaysa yazacak bir şey bulamıyorum.

Meraklılarına; gizemli çiçeğin sırrı çözüldü ifindim. Bizim şirkette beni beğenen bir çocuk var o göndermiş. Gündüz kızlarla yaptığımız konuşmada "bugüne kadar gönderenim olmadı ki" cümlemden serzeniş yaptığımı düşünmüş. Güldüm, hatta bildiğiniz sesli güldüm. Ne serzenişi lan? Ne serzenişi? Hem serzenişte bulunsam bile sana değildir ki o! Şansımadır, kaderimedir, ex kocam olacak dallamayadır, bilemedin ex sevgilim olacak öküzleredir. Yahu sana niye serzeniş yapayım ki ben? Senin üzerine alınasın, bana çiçek göndermişsin olum benim söylediklerim bahane. Bu yazıyı okursan -ki geçenlere bir mesajında blog güzeli demiştin bana, burdan anlaşılıyor ki blogumu da biliyorsun- şunu bil ki ben genelde sesli düşünürüm. Bu, benim rahat biri olduğuma işarettir, sana gönderme yaptığıma, ya da bir şeyler söylemeye çalıştığıma değil. Hem ben böyle çiçekle, hediyeyle kur yapılacak tiplerden değilim. Adam dediğinin önce ağzı laf yapacak bağlayacak beni bu olmazsa olmazımız. Çiçek böcek sonraki iş, olmasa da olur. Sana bir tavsiye benden vazgeç, boşuna yıllarca bekleme falan. Yok çünkü, ben ilk seferde ısınamamışsam birine, kessen bi daha ısınamam.




Cumartesi günü karga bokunu yemiş fakat henüz hazmetmemişken uyandım. Kuaföre gittim istenmeyen tüylerimden kurtuldum. Keşke tamamen kurtulsak hayat ne kadan güzel olurdu dimi lan. Ordan çıktım simit evinde birkaç lokma bir şey yiyip doğruca eve gittim. Geçmiş sınav sorularından çözdüm ve 10:45'e doğru sınava gireceğim okula attım kendimi. Sınav iyi geçti, zorlanmadım. Ama dürüst olmak gerekirse benim öyle aman aman çok çalıştığımdan değil de sorular kolay olduğundandı sanki. Umarım sonuçta iyi olur yoksa büyük rezillik şirketteki namım için. Sınav sonrası eve gittim. Biraz ortalığı toparlayıp duş yaptım. Pazar günkü direksiyon dersimi kendi kendimin bana verdiği yetkiye dayanarak iptal ettim ve akşam 18:00 feribotuyla İstanbul'a bir arkadaşıma gittim. Cumartesi akşamı Taksim-İstiklal turu atıp ardından Asmalı Mescit'e gittik.
Deli gibi eğlendik, içtik, kokoreç ve midye yedik. Her şeyin bokunu çıkardık anlıcağınız.


Yukarıdaki fotoğrafta biz girdiğimizde boş olan ancak on dakika gibi bir sürede hınca hınç dolan mekandaki kalabalığı tahmin etmeniz için masamızın üzerindeki kaban yığınını fotoğrafladım sizin için. Neyse ki biralarımızı koyacak kadar yer vardı :)

Bu fotoğrafta da Ömer'in Gangam Sıtayl dansı yaparken ki halini,  -hangi şarkı olduğunu hatırlamıyorum ama büyük bir coşkuyla eşlik ettiği bi gerçek- şarkı söylerken ki hali ve benim kendimi çekecekken son anda kareye gözleri kapalı şekilde girdiği fotomu bulabilirsiniz sayın okuyucu.

Hâl böyle olunca Pazar günü akşama kadar da evden çıkamadık. Ben akşamüstü kalkıp bi duş yaptım, biraz tipi düzeltip insana benzedim ve 20:30 feribotuyla kutsal topraklara döndüm. İstanbul'u seviyorum ama sadece gezmek için, her gittiğimde orada yaşayamayacağımı bir kez daha anlıyorum -büyük konuşmak gibi olmasın ama-. Bu kez hiç fotoğraf çekmedim. Ne kendimi yordum, ne de yanımdakini "ay burda da çek beni, bununla da çek, ay bu olmamış bir de yandan çek falan" diye. Bir sürü arkadaşım check-in'lerimi görünce aradı, mesaj attı küfredip kızdı. "Kıçımın dibine gelmişsin insan haber verir" falan diye. Zaman kısıtlıydı, sadece bir gece kalınacaktı ve benim yorgunluk atma niyetiyle gittiğim İstanbul'da oradan oraya koşturmaya hiç niyetim yoktu. Olduğum yerde takıldım. Kimseye haber vermedim. Bu kez bol bol kendime yaşadım, bencillik ettim. Oh canıma değsin. İhihi.

16 Aralık Pazar benim Küllerimden yeniden doğuşumun, "Supercellma" oluşumun, ex kocama "Vakit tamam seni terkediyorum" deyişimin 6.yıl dönümü idi. Bu özel gün hakkını vererek kutlandı benim tarafımdan.

Yılbaşı, raporları, kapanışları, sayımları, sıkıntıları beraberinde getiriyor. "İşler güçler" mode on yani. Pazartesi ve Salı akşamı mesaideyim. Bu akşam önce Hamid Eymen bebeği koklayıp sevmeye sonra da lohusa mevlütünde dağıtılacak bebek şekerlerini yapmak üzere ablama gideceğim.

Kabızım iki gündür. Nasıl gazım var, nasıl şişkinim annatamam. Bitki çayına verdim kendimi, lakin henüz bi hareket yok. Çaylar etkisini gösterince korkarım ki altıma yapacağım. Bence dünyadaki en güzel şey "sıçmak" lan. Ancak böyle kurtuluyoruz içimizdeki kötü, kaka, pis şeylerden. Daha anlatacak çok şey var da vakit az, iş çok. Her türlü yardım, destek kabul edilir.

Beni sevin, özleyin, yazın, çizin, yapın işte bişiyler.
Ekmek parası derdine düşen Selo topuklar.

17 Aralık 2012

Çok Sevilecek Erkek Kişisine Notlar Vol3

Seni beklerken yaptığım en zor şey ne biliyor musun? 
Beklemiyormuş gibi davranmak.
Bir rivayete göre hiç beklemediğim anda gelecekmişsin çünkü, öyle diyolar.
Ama sen mümkünse gelmeden bi işaret ver saçı, başı düzelteyim.

Bak ne dicem. Ben sana sormadan bi'şey daha yaptım. Davetiyemizi seçtim ihihi.
Çok diğişik, çok gözel demee? 
Ama içine ne yazdırcağımıza karar veremedim henüz.
Şu iyi gibi mesela:

Annesiyle babasının yaptığı en güzel şey Supercellma ve çok sevilecek erkek kişisi bilmem kim;
Birbirimize yüksek sesle sonsuza kadar eveeet deyişimizi duymak isteyenler,
nikahtan sonra kimin ayağına kimin basacağını merak edenler
ve damadın duvağı kaldırıp gelini muccuk diye öpüşünü görmek isteyenler
c'mon!!
Tekrarı yok. Kaçırmayın üzülürsünüz :)

Gerçi sen hâlâ ortada yoksun ama ossun! 
Elbet bi gün geleceksin, yani umarım, inşallah.

14 Aralık 2012

Bu parmak şişer, bu tırnak düşer, bu gizemi de çözse çözse Müge Anlı çözer

Bugün bayan personel müdüremiz Tubişin doğum günüsüydü. Çok seviyorum ben bu kızı. Sürpriz yapıp çiçek söyledim Gemlik'ten. Çiçekler geldiğinde yerinde yoktu, ben teslim alıp masasına bıraktım. Masasına gelip çiçeğin üzerindeki notu görünce koşarak gelip sarıldı bana, gözleri dolu dolu teşekkür etti. Sevdiğim insanları mutlu etmeyi seviyorum, gözlerinde gördüğüm o parıltı, yüzündeki o mutluluk her şeye bedeldi. Sonra kızlarla gülüştük, işte sana da gönderenler olsun falan dediler. Bugüne kadar gönderen olmadı, bundan sonra da olacağını sanmıyorum dedim, kikirdeştik. Öyle geçip gitti.

Ayrıca bugün, hayatımın içine sıçan evliliğimin ilk adımını attığımız nişan yıldönümümüzdü, atmaz olaydık :) Neyse bitti, gitti. Bu kısmını siktir edelim, silelim tarihlerden. Asıl büyük gün üç gün sonra. Küllerimden yeniden doğuşumun Supercellma oluşumun, Ex kocama "vakit tamam seni terk ediyorum" dediğim günün yıldönümü.

Akşam iş çıkışı arabadan inerken sol elimin işaret parmağını arabanın kapısına sıkıştırdım. O an pek bir şey hissetmedim gibi ama zaman geçtikçe parmağım şişmeye ve zonklamaya başladı. Ve o zamandan beri kalbim işaret parmağımda atıyo sanki. Parmak sıkıştırmak, tırnak düşürmek kategorisinde bir yarışma olsa açık ara birinci olurdum herhalde. Her yıl illaki bi tırnak vukuatı olur mu lan insanın, ahanda oluyo işte.
Servisten indim, markete uğrayıp bir şeyler aldım. Oradan meşhur spesiyalimiz körili tavuk yemeğe Mihri ve Ramazan'ın davetiyle Gren'e gittim. Ama parmağın acısına daha fazla dayanamadım tabağı silip süpürüp koşarak eve geldim, Allahtan Gren dediğin caddenin karşı tarafı. Hemen buz tuttum parmağıma. Onca zaman aklım nerdeydi onu da bilmiyorum ya. Benim kat otomatı devamlı arıza yapıyor. Bu akşam yine çıt çıt çıt ötüyordu. Yöneticiyi aradım geldi baktı ama ampullerde değil, sistemde sorun varmış. Ampulleri söktü, bu akşam böyle karanlık idare ediver yarın elektrikçi çağırırım dedi, gitti. Aradan 10 dakika geçmedi zil çaldı. Bir arkadaşım kahve içmeye gelecekti o sandım. Daire kapısını açık bıraktım girdim içeride bir şeyler yapıyorum. "Selma Hanım" diye bir ses, ana bi baktım kurye, elinde bir vazo çiçek. "Selma Hanım?" dedi, buyrun dedim. Şuraya bi imza dedi aynı filmlerdeki gibi, kimden ki dedim? Kart var bakarsınız dedi. Hoop verdi çiçeği gitti.

Aldım vazoyu elime ne hissedeceğimi şaşırmış vaziyette geldim salona. Baktım karta "saklı güzellik" yazıyor. Kim lan bu? diye başladım düşünmeye. O mudur? Iıh yok lan o değildir. Yok o da değildir, o çiçek gönderecek kadar romantik değil öküzün teki. Bu mudur, şu mudur? derken bu sefer zil çaldı arkadaşım geldi, zonklayan parmağım ve sohbete dalınca çiçeğin gizemli göndereni kaldı öyle. Aklımda bir isim var ama emin değilim. Mesaj attım, cevap vermedi. Eğer oysa teşekkür edip zahmet etmişsin demekten başka bir şey yapamıycam, ama şayet o değilse nispet yapıyorum ya da ağzını aramak için soruyorum falan zannedebilir, bildiğin rezillik.

Çiçekler çok güzel, kırmızı gül çok severim. Ne olursa olsun çiçek almak mutluluk verici. Ve gönderen her kimse romantik biri olduğu gerçek. Ben gidip uyuyayım en iyisi uyuyayım parmağım daha beter olmadan. Bu satırları yazarken oldu bile :S

Özetle: Bu parmak şişer, bu tırnak düşer, bu gizemi de çözse çözse Müge Anlı çözer.

İyi geceler kırmızı güllerim, iyi geceler kararan tırnağım, iyi geceler zonklayan parmağım, iyi geceler arızalı apartman otomatım ve geri kalan her şey...

13 Aralık 2012

Dünya çok küçük, hakkaten!

Geçen hafta Pazartesi gününe damgasını vuran olay muhasebedeki arkadaşımın "Selma gel bak sana ne göstercem" deyip aşağıdaki fotoyu elime tutuşturması oldu. Yıllar önce aynı karede birbirinden habersiz biz, yıllar sonra iş arkadaşıyız :) Hayat sürprizlerle dolu, dünya çok küçük hakkaten ya :) Ne mutlu Türk'üm diyene, iyi akşamlar sayın okuyucu :)

10 Aralık 2012

Sorumsuz Bloggerlara Çemkiri

Bir de çekiliş düzenleyip bildirdiği tarihte çekilişini yapmayan, mail atıp sorduğumuzda cevap vermeyen arkadaşlar var.
Hayır yani çekiliş yapıyorsan vaktinde açıkla arkadaş, açıklamayacaksan da yapma!
Kafanıza ahan da böyle patlatasım var! :)

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top